MİLLÎ GÖRÜŞÇÜLERİN
AYIBI: HALA
NUMAN KURTULMUŞ’U
TANIYAMAMAK!
Hinlik mi;
eblehlik mi? Ayırmak zor… Bazıları bunca olup bitenden sonra hala umarsızca “Erbakan Millî Görüş Lideridir. Numan
Kurtulmuş Saadet Partisi Genel başkanıdır. Saadet Partisi Millî Görüş’çü bir
partidir, diğerlerinden farklıdır.” diyebilme garabetini
sergileyebiliyorlar.
Millî
Görüş’ün kurucu Lideri Erbakan açık seçik “Numan
Kurtulmuş Sadet Partisi’ni Millî Görüş’ten koparmaya ve Türkiye’deki 61
partiden biri haline getirip ‘diğerlerine’ benzetmeye çalışıyor. Meşruiyetini
kaybetmiştir. Dışarıdan etkiliyorlar. İhanet içindedir. Sütü bozukluk ediyor…”
diyor onlar hala Âlâ dağ kadar serin; papağan gibi ezberini bozmadan
belletilenleri tekrar etmeye devam ediyorlar.
Beyler! Kendinize
gelin. Artık ayaklarınız yere değsin…
Eğer manevi
gözle, basiretle bakabiliyorsanız, vicdanınızın sesini dinliyorsanız, zerre
kadar olsun samimi iseniz, görürsünüz ve anlarsınız ki Numan Kurtulmuş Saadet
Partisi Genel Başkanı seçileli beri başka hiçbir parti ve liderle değil; sadece
Millî Görüş ve Erbakan ile mücadele etti, tek hedefi haline getirdi.
Yok eğer
materyalist gözle bakıyorsanız, pragmatik anlayış ile yaklaşıyorsanız, rasyonel
değerlendiriyorsanız; ne kadar geri zekâlı olsanız yine bilir ve anlarsınız ki:
Numan Kurtulmuş hiçbir siyasi mücadele içine girmeden, anahtar
teslimi kendisine tevdi edilen Saadet Partisi’ni tamamen kendi inisiyatifi ile
olağanüstü büyük kongreye götürerek bugünkü duruma kendi elleriyle bizzat
düşürdü.
Açık, seçik ve hiçbir şekilde yadsınmaz, tevil edilemez,
değiştirilemez yalın gerçek odur ki: Numan Kurtulmuş arabayı şarampole devirmiştir.
Erbakan ise devrilmesinde zerre kadar dahli olmadığı bu arabayı yeniden tamir
edip yola çıkarmak üzere kollarını sıvamıştır. Ve artık bu yeteneksizliği sabit
olan sakar şoförü de değiştirmek istemektedir.
Bunu
anlamamak için ya çok bön ya da hin olmak lazımdır.

Türkiye’nin
yakın siyasi tarihinde hiç kimse bu kadar büyük bir yalan ve çiğ söz söylemedi,
böyle bir utanmazlık ve yüzsüzlük örneği de göstermedi. Bu, arşı titretecek
Cenabı Hakkı gazaba getirecek çok korkunç bir yalan, hadsiz bir nankörlüktür.
Bilmem ki
bizden başka neden kimse hiç hatırlayıp dile getirmez… 28 Şubat 1997 günkü
rekoru hala kırılamamış olan 9 saat süren Millî Güvenlik Kurlu toplantısının ertesi
günü, o zaman Refah Partisi milletvekili olan Aydın Menderes televizyonlara
çıkıp şöyle seslendi:
“Ey Erbakan, askere direnip de ülkeyi bir maceraya sakın
sürüklemeyesin, arkanda kimse yok; sen bir yalnız adamsın!”
O gün -Mehmet
Bekâroğlu dâhil- Refah Partisi’nin 158 milletvekili, birçoğu büyükşehir olmak
üzere yüzlerce il ve ilçe belediye başkanı, koca bir teşkilatı vardı. 4,5
milyon kayıtlı üyeye ve 6 milyon seçmene sahipti.
Ayrıca Millî
Görüş sayesinde bir yerlere gelen, adam yerine konan birçok yazar, çizer, sivil
toplum örgütü ve kanaat önderi kişiler vardı. Ve de konuşmalarıyla 28 Şubat’a
yol açan sürü sepet lafazan, konuşkan, şarlatan ünlü hatipleri vardı…
Bütün
bunların içinden Allah’ın bir kulu çıkıp da “Ey Aydın Menderes; sen kim
oluyorsun ki haddini aşıp böyle herkesin adına konuşuyorsun? Ne demek;
Erbakan’ın arkasında kimse yok? Bak işte biz buradayız, ya da ben buradayım!”
diyemedi.
…Ve Mehmet
Bekâroğlu çıkmış şimdi “bütün enerjimizi
Erbakan’ı savunmak için harcadık” diyebiliyor!
Bu utanmazca
hayâsızlığa cevap için söz bulmak mümkün değil “Ey Mehmet Bekâroğlu bu adice sözlerinden ötürü utanmalısın, çok ayıp,
yazıklar olsun sana” demekten öte.
Sonra Refah Partisi kapatıldı 158 milletvekili ortada sahipsiz
kaldı. Oktay Ekşi Hürriyet’teki Başyazı’sında “Erbakansız, Refah Partililer kafası kopartılmış tavuk gibi zıplayıp
duruyorlar” diye keyifle anlattı o günkü acıklı durumu.
Sonra Erbakan kolları sıvayıp Fazilet Partisi’ni kurdu ve fakat
koca 158 milletvekili bir genel merkez kirası dahi aralarında toplayamadılar günlerce
uğraşıp.
Erbakan, yine Hürriyet’in tabiri ile çıkını açtı ve o zavallı milletvekillerine Fazilet Partisi’nin
şanına layık bir genel merkez binası tuttu.
Ancak sonra Fazilet Partisi işbirlikçi yönetimi Erbakan’ın
ismini unutturmak için Menderes dedi, Demirel dedi, Demokrat Parti dedi! Bu
minvalde girilen 1999 Genel seçiminde Refah Partisi’nin aldığı % 22 oya karşın,
Fazilet Partisi ancak% 15 oy alabildi.
“Korkaklara değil erkeklere oy verin” diyen MHP o seçimi kazanan parti oldu. Sonra Antalya
milletvekilleri Nesrin Ünal’ın başörtüsünü çıkartıp Meclis’e soktuklarında
onların da nasıl “erkek” oldukları
görülmüş oldu.
…Ve bütün bu yaltaklanmalara, yaranmalara karşın Fazilet Partisi
de kapatıldı.
Daha dün gibi yaşanan bütün bu şerefsizlikler ne çabuk unutuldu;
üzerinden çok zaman geçmedi ki.
Nihayet Erbakan 5 yıllık siyasi yasağını doldurup kurduğu 5.
Partisi Saadet’in başına geçti. Bu kez uyduruk bir kayıp trilyon davası çıkardılar karşısına.
Erbakan haksız, hukuksuz ve uyduruk bu dava karşısında bütün
savunmalarını ve hukuk mücadelesini bizzat yürüttü, her türlü masraflarını
kendisi karşıladı.
Bir güne bir gün ne Saadet Partisi yönetimi bir basın toplantısı
yapıp savunabildi. Ne de Erbakan’ın bizzat kurduğu Millî Gazete ve şahsi parası
ile satın alıp emirlerine verdiği Tv-5, Masonik medyanın uyduruk kayıp trilyon davası nedeniyle
Erbakan’a yönelik saldırılarına bir cevap verebildiler!
Hatta o kadar ki Refah Partisi’nin uyduruk kayıp trilyonu için yeri göğü inleten Masonik medya CHP’nin
gerçekten kayıp olan trilyonu
karşısında üç maymunları oynarken Saadet Partisi yönetimi, Millî Gazete, Tv-5
de aynen onlar gibi sus-pus kaldı!
Eğer utanma duyguları
varsa Prof. Mehmet Bekâroğlu gibilerinin; asıl yüzlerini kızartacak olan,
kendileri bu haksızlıklar karşısında sus pus olurken, daima Erbakan ve Millî
Görüş ile mesafeli olan Zaman Gazetesinin olayı haber yaparak manşetten vermesi
ve Refah Partisi ile CHP hakkında uygulanan bu çifte standardı kınaması oldu.
STV Televizyonu da olayı haber yaparak yargının ve bir kısım medyanın bu
ikircikli tutumunu eleştirdi.
Şimdi Mehmet Bekâroğlu kalkmış diyor ki “Erbakan’ı savunmak için tüm enerjimizi harcadık, Saadet Partisi için
çalışmaya mecal bulamadık.”
Kimse kusura kalmasın, bu adiliğe karşı verilecek cevap, hiçbir
söz değil ancak okkalı bir tükürük olabilir.
>>>>>>>>>>>>>>>O<<<<<<<<<<<<<<
O.G.

































