İstanbul Millî Görüş gençliğinden
Numan Kurtulmuş’a
ANLADIĞI
DİLDEN
Yapılan tüm ikazlara
rağmen cahil cesaretiyle inisiyatif alarak bizzat topladığı Saadet Partisi
olağanüstü büyük kongresinde 1250 delegeden sadece 310’unun oyunu alarak tek
aday olduğu için son turda tüzük gereği genel başkan seçilmiş sayılan Prof. Dr.
Numan Kurtulmuş uğradığı yenilgi üzerine demokrasi gereği derhal istifa etmesi
gerekirken hiçbir şey olmamış gibi pişkinlikle koltuğuna yapıştı durdu.
Bir siyasi partinin
en yetkili organı olan büyük kongresinde bizzat kendisinin güvenoyu isteğine
büyük çoğunlukla ret cevabı almasına karşın bir çeyreğin iradesi ve desteği ile
demokratik ve ahlaki olmayan bir şekilde yoluna devam etmeye çalışan Numan
Kurtulmuş, Millî Görüş Partisi Saadet’in kurucu iradesinin sahibi Erbakan’ın
derhal istifa çağrısını reddetti.
Bu alışılmadık
durum karşısında Erbakan’ın isteği üzerine 800 Büyük Kongre delegesinin noter
kanalıyla gönderdiği yeni bir olağanüstü büyük kongre talebi Saadet Partisi Genel
Merkezine iletildi. Olağanüstü kongre kararını derhal alması gerekirken çeşitli
hile ve baskılarla 33 delegenin dilekçesini geri çekmesini sağlayan çeyrek
Genel Başkan Numan Kurtulmuş yeni bir kongreye gerek kalmadığını açıkladı.
Oysa yaptığı,
delegenin iradesini hiçe sayan bir antidemokratik uygulama olmaktan öte tam bir
hukuksuzluktu. Çünkü bir kere Siyasi Partiler Yasasına göre olağanüstü kongre
için delegelerin 5’te birinin talebi yeterli idi. Yasaya aykırı olarak delegenin salt çoğunluğu ile olağanüstü
büyük kongre toplanabileceğini yazan parti tüzüğü geçersizdir. Zira tüzük
yasaya aykırı olamaz.
Kaldı ki Anayasa
Mahkemesi’nin daha önce CHP için aldığı içtihat niteliğindeki bir kararla topluca yapılmış bulunan bir olağanüstü
kongre talebinden sonra delegelerden bazılarının imzalarını çekmiş olmaları
geçerli sayılmamıştır.
Delegelerin 4’te
birinin desteği ile demokratik anlayıştan uzak ve hukuka aykırı bir şekilde,
kurucu iradeyi temsil eden doğal liderin rızasını da hiçe sayarak görülmemiş
bir pişkinlikle işgal ettiği koltuğa kurulup teşkilatları tasfiyeye yönelen
hiçbir meşruiyeti kalmamış bir genel başkan olarak Numan Kurtulmuş’a artık
anladığı dilden konuşmak kaçınılmaz hale gelmişti.
Geçtiğimiz Pazar,
Numan Kurtulmuş’un, kongresini henüz yeni yapmışken görevinden aldığı İstanbul
il yönetimi yerine atayıp sonra yaptırdığı kongrede seçtirdiği İl Başkanının
verdiği iftarı vesile ederek gövde gösterisi yapmaya hazırlandığı öğrenilince
birçok internet sitesinde gençlik teşkilatının protesto eyleminde bulunacağı
haberleri yayımlandı. Bununla ilgili hazırlıklar duyurular, alenen başlatıldı.
Olay asla sürpriz değildi.
Buna rağmen büyük
bir gaflet ve fütursuzlukla iftarı vesile ederek işgalci bulunduğu görevini
gövde gösterisi ile takviye ve tahkim etmeye kalkıştı. Elbette ki hak hukuk
tanımayan, büyüğe saygı nedir bilmeyen, haddini tanımayan, gasp ettiği koltuğu
korumak için her yolu mubah sayan bu edep ve hayâ yoksunu yüzsüz adama bütün
yollar tüketildiği için tek çare anladığı dilden konuşmaktı.
Numan Kurtulmuş’un
Saadet Partisi Genel Başkanı olarak bizzat kendinin topladığı bir olağanüstü
büyük kongrede tek aday olarak delegenin 4’te birinin oyu ile tüzük gereği
seçilmesini bir başarı gibi gösterip görevi bırakmamakta direnmesinin hiçbir
şekilde tasvibi mümkün değildir. Bu herkes tarafından kınanması, yerilmesi,
şiddetli tepki gösterilmesi gereken utandırıcı, ayıplı bir durumdur.
Ama gel gör ki müzmin
Millî Görüş karşıtı medya çevreleri ve onların içerideki işbirlikçi uzantıları
bu durumu çoktan içselleştirip savunmaya geçerken, aksine gösterilen en tabii
demokratik tepkilere agresif bir şekilde karşı çıkmaktadırlar.
Bugüne kadar hile rejimi ve köle düzeni tarafından 4 partisi kapatılan Millî
Görüş’ün Lideri Erbakan defalarca siyasi yasaklı hale getirildi. Son kurduğu 5.
Partisi Saadet’in başından da en olmadık bir şekilde hukuk alet edilerek
uzaklaştırıldı. Erbakan’a yönelik tüm hukuksuzluklar ve anti demokratik
uygulamalar bu müzmin Millî Görüş karşıtı çevreler tarafından hararetle
savunuldu, desteklendi.
Buna karşın bütün
yolları zorlayarak Millî Görüş hareketini yürütüp mücadelesini bir büyük azim
ve kararlılıkla sürdürmeye çalışan Erbakan siyasi yasaklı bulunduğu dönemlerde
partilerini emanetçi genel başkanlar eliyle yönetti. Bu yüzden Saadet
Partisi’ni Recai Kutan’ın emanetçi genel başkanlığında kurdu ve yönetti.
Ancak Erbakan’ın bu
mücadelesi karşısında her türlü yol ve yönteme başvurarak her seferinde Millî
Görüş partilerini bölüp parçalayan ve iktidara gelmelerini engelleyen hile rejimi ve köle düzeni unsurları bu
kez Saadet Partisi’ni içeriden ele geçirmek üzere planlar hazırlayıp çalışmalar
yaptılar.
Esasen Millî Görüş
hareketini içeriden ele geçirmek için kadim bir plan vardı. Bu plan ve çaba
gereği daha ilk günden beri Millî Görüş partileri içerisine yerleştirilmiş
bulunan bir işbirlikçi şebeke Numan Kurtulmuş’u uzun yıllar Saadet Partisi üst
yönetiminde tutarak ve fakat yıpranmasın diye elini soğuğa sıcağa değdirmeden
kenarda bekletti.
Ayrıca Erbakan’ın
onu harcayabileceği riski dikkate alınarak alternatifi de bu süre içerisinde
Saadet Partisi üst yönetiminde hazır bulunduruldu. Bu alternatif Numan
Kurtulmuş ile birlikte sürekli Saadet Partisi genel başkanlığı söz konusu
yapılan Prof. Dr. Mete Gündoğan’dan başkası değildi.
Saadet Partisi’nin
Genel Başkanlığına getirilmek üzere planlı şekilde üst düzey yönetiminde hazır
tutulan bu iki isim de siyasi konumunu korurken akademik kariyerlerini de dikkat
çekici bir hızla tamamladı. Bu hususta hile
rejimi ve köle düzeni üniversitelerinden gördükleri fevkalade destek ve
himaye oldukça manidardır. Numan Kurtulmuş bu akademik destek ve himayeyi aynı
şekilde ABD’de de gördü!
Erbakan bu planın
yürütülmesi amacıyla nihayet uyduruk kayıp
trilyon davasından ömür boyu siyasi yasaklı duruma getirilmişti. Bir boşluk
bırakmamak için ite kaka Saadet Partisi Genel Başkanlık koltuğuna oturttuğu
Recai Kutan da ikide bir medyaya açıklama yaparak “tövbe bir daha o koltuğa oturmayacağım, artık torunlarımla vakit
geçireceğim” diye konuşup duruyordu.
Son olaylı kongrede
hayretle gördük ki Recai Kutan o hep sözünü ettiği torunlarının yanına
gitmektense Numan Kurtulmuş’un MKYK listesinin başında yer almayı yeğledi.
Recai Kutan aslında ham demir misali
kim mıknatıslarsa onun etkisine girebilen yumuşak huylu bir yapıya sahip.
Hatırlanacağı üzere daha sonra Millî Görüş’ten
yollarını ayırıp AKP’yi kuran yenilikçi
ekip, Erbakan’ın Fazilet Partisi’ni kurarken başına getirdiği İsmail
Alptekin’e itiraz ederek illa da Recai
Ağabeyi isteriz diye dayatmışlar ve istekleri yerine getirilmişti. Recai Kutan
Fazilet Partisi kongresi sırasında da var gücü ile rakibi Abdullah Gül için
çalışırken aksine kendisi kazanmıştı. Recai Kutan işte böyle ilginç bir
kişilik…
Sonuçta Erbakan
daha fazla Numan Kurtulmuş’un Saadet Partisi Genel Başkanlığına getirilmesi planını
engelleyemeyeceğini görüyordu. Numan Kurtulmuş ve Mete Gündoğan’ı alternatif
genel başkan adayı olarak kenarda hazır tutan malum şebeke başka potansiyel
adaylara ise asla izin vermeyerek ya hiç yaklaştırmıyor ya da göz açtırmıyordu.
Bu şebekenin eş
başkanları gibi hareket eden Şevket Kazan ve Oğuzhan Asiltürk ikilisi, kapatılan
Millî Nizam Partisi yerine Millî Selamet Partisi’nin kurulmasına müsaade
edilmesi karşılığında ta baştan demirbaş olarak Erbakan’ın yanına kilit
noktalara yerleştirilmişlerdi.
Millî Görüş
partilerindeki 3 büyük tefrika ve kopuşun fitne ateşini bu ikili yakıp sonuna
kadar körüklemişlerdi. Bu ikili her türlü melaneti işleyerek bütün herkesin
Millî Görüş’ten kopmasını sağladıktan sonra suçlarını üzerine yıktıkları
Erbakan’ın yanında her defasında hep 4 ayak üzerine düşüyorlardı.
Öyle ki daha
1969’daki bağımsızlar hareketinde Erbakan ile birlikte hareket eden ve Millî
Selamet Partisi’nde ilk emanetçi genel başkanı olarak görev yapan Süleyman Arif
Emre bile onların bu hile ve fitnelerine maruz kalarak dışlandı. Ve daha
niceleri…
Sanırız Süleyman
Arif Emre’nin en büyük suçu Siyasette 35
Yıl adıyla yazdığı kitapta ABD Yahudi Cemaati Temsilcisi Musa Saffet
Bayramaşık adlı kişinin Erbakan’dan ilginç taleplerine anlattığı bir anekdotla
yer vermesiydi!
Şevket
Kazan-Oğuzhan Asiltürk ikilisi ilk günden bu yana Erbakan’ın yanına
istemediklerini yaklaştırmıyor ve Millî Görüş partilerinde potansiyel genel
başkan adaylarını harcayıp kendilerine rakip kimse bırakmıyorlardı. Uzun süre
bekleyip kendileri için kolladıkları liderlik fırsatını bir türlü yakalayamayınca
bu kez kendilerine halef olacak bir ikiliyi hazırladılar: Numan Kurtulmuş ve
Mete Gündoğan.
Erbakan, Şevket
Kazan ve Oğuzhan Asiltürk ikilisini harcamak için hiçbir zaman bir çaba içine
girmedi. Aksine ne zaman partisi kapatılıp yenisini kursa onları vazgeçilmez
demirbaş olarak en kilit noktalara hep koydu. Bu yüzden camia bu ikilinin
Erbakan’ın en sadık adamları olduğunu sanıyordu. Masonik medyanın bu düşünceyi
empoze edip pekiştirmeye yönelik yayınları da bunda çok etkili oluyordu.
Oysa Millî Görüş
partilerinde görev alan, hizmet yapan, çalışma imkânı bulan hemen herkes Şevket
Kazan ve Oğuzhan Asiltürk’ün Erbakan’a karşı ne kadar agresif, saygısız,
pervasız, küstah tavırlar içerisinde olduklarını, zaman zaman emrivakiler
yaptıklarını, ihanetten hiç çekinmediklerini sayısız olaylarla şahit olup
görmüştür. Erbakan da bunlara karşı sınırsız bir hoşgörü ve müsamaha hep
sergilemiştir. Onlar da hiçbir şekilde konumlarını kaybetme endişesi hiç
taşımamışlardır!
…Ve
nihayet bu ikili en son, Mete Gündoğan’ı yedeğe alarak Numan Kurtulmuş’u genel
başkanlık için Erbakan’a dayattılar. Oğuzhan Asiltürk’ün iyi polis kötü polis
rolü gereği biraz mesafeli, hatta soğuk davranıp Şevket Kazan’ın bütün gücü ile
asılması kimseyi yanıltmasın. Bu ikili kuyrukları birbirine bağlı iki tilki
gibi ne kadar itişip kakışsalar, boğuşsalar da asla ayrılamazlar.
Erbakan
eğer karşı çıksaydı bile bu ikilinin o güne kadar rakipsiz bıraktığı Numan
Kurtulmuş yine 26 Ekim 2008 Olağan Büyük Kongresinde genel başkan seçilirdi.
Erbakan Numan Kurtulmuş’un kendisine ve Millî Görüş’e bayrak açmasına yol
açmamak ve siyasi mücadele sonucu kazanılmış bir liderlik konumuna getirmemek
için kerhen de olsa adaylığına karşı çıkmayarak onay verdi.
Ayrıca
ihdas ettiği Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu aracılığıyla şartlarını da
deklare ederek öyle aday gösterdi. Çünkü Numan Kurtulmuş’un el etek öpüp
köprüyü geçtikten sonra ne yapmaya hazırlandığını biliyordu. Bu yüzden gerekli
ihtiyati tedbirleri eksiksizce alıyordu.
Erbakan’a
meydan okuyup Millî Görüş’e bayrak açarak 26 Ekim Olağan Büyük Kongresinde aday
olmayı riskli bulduğu için göze alamayan Numan Kurtulmuş, Erbakan’ın baba dostu, veliahdı diye lanse edilerek iş garantiye
alınmak istendi.
Saadet
Partisi’ni, Millî Gazete’yi, Tv-5’i kontrolleri altında tutan Şevket Kazan ve
Oğuzhan Asiltürk, Numan Kurtulmuş Genel Başkan seçildikten sonra Erbakan’ın
sesini çıkarmasının artık mümkün olamayacağını, çıkarsa bile destek
bulamayacağını düşünüyordu. Erbakan da onları bu düşüncelerinde haklı çıkarmak
için gerekeni fazlasıyla yaptı.
Genel
Başkan seçildikten sonra başka hiçbir parti ya da liderine yönelik herhangi bir
siyasi mücadele başlatmayan Numan Kurtulmuş sadece Erbakan ve Millî Görüş’ü
hedef alan bazen açık, bazen üstü kapalı bir söylem, yaklaşım ve tavır
sergiledi.
Erbakan
ise onun söylem ve eylemlerine hiç aldırış etmeden, hiçbir şekilde cevap
vermeden özellikle gençlik üzerine yoğunlaşarak Millî Görüş’ün 40. Yılı
münasebetiyle ve diğer birtakım planlı programlı etkinlikler gerçekleştirerek
güç toplamaya ve Millî Görüş’ün geleceğine yön vermeye çalıştı.
Ancak
Millî Görüş’ün 40 yıllık amansız düşmanı Masonik çevreler ve medya Erbakan’a
karşı saldırıya geçerek Numan Kurtulmuş’a diğer bütün parti liderlerini
kıskandıran fevkalade büyük destek sağlamaya başladılar. Ne var ki bu desteğin
handikapları da vardı. Çünkü ezeli Millî
Görüş karşıtlarının Numan Kurtulmuş’u yere göğe sığdıramayan bu tutumları
Saadet Partisi’nin samimi mensuplarını işkillendirip bilinçlerini
derinleştiriyordu.
Numan
Kurtulmuş da Erbakan’ın sesini çıkarmamasından cesaret alarak giderek
tavırlarını netleştiriyor, tutumlarını sertleştiriyordu. Sıkça da çok fazla
ileri gittiğini fark ettiğinde geri adımlar atıp zikzaklar çiziyordu.
Bu
minval üzere girdiği 29 Mart 2009 Yerel Seçiminde büyük bir hayal kırıklığına
uğradı. Hiç umulmadık bir hezimete uğramıştı. İstisnasız tüm medyanın fevkalade
büyük desteğine rağmen bir önceki yerel seçime göre Saadet Partisi’nin oyları
sadece %04 (binde dört) oranında bir artış göstermişti. Bütün Türkiye’de tek
bir tane bile il belediye başkanı kazanamamıştı. Koca İstanbul’da bir tane bile
ilçe belediyesi alamamıştı.
Seçim
sonuçları belli olmaya başladığında bir televizyonda değerlendirme yapmakta
olan Mehmet Barlas umduğunu bulamamanın verdiği hayal kırıklığı ve burukluk ile
dudağını büküp “Ya, Saadet Partisi’nde
hiçbir kıpırdama yok!” diye hayretini gizleyemiyordu kameralar karşısında.
Ama kısa sürede bu şaşkınlıktan sıyrılan
Masonik çevreler her zaman yaptıkları gibi rakam oyunları yaparak ve yerel
seçimi önceki yerel seçimle kıyaslamak yerine önceki genel seçimle kıyas yapma
üçkâğıtçılığına yatarak Numan Kurtulmuş ile Saadet Partisi’nin oy patlaması
yaptığını ısrarla pompalamaya başladılar. Ve bu şaklabanlığı büyük bir
ciddiyetle hala sürdürüyorlar!
Numan
Kurtulmuş ise bu illüzyonlara boyut katarak “Son yerel seçimde Saadet Partisi’ne verilen oyların %70’i daha önce
hiçbir Millî Görüş partisine oy vermemiş olan kesimlerden geldi” diyerek bu
kuyruklu yalanına sözde bir araştırma şirketinin yaptığı kamuoyu yoklamasını
dayanak gösteriyordu.
Bu
kuyruklu yalanla verilmek istenen mesaj şuydu: Numan Kurtulmuş, bitip tükenmiş olan Millî Görüş oylarına % 70 oranında
yeni bir oy katarak hem liderliğini kanıtladı, hem de değişimin kaçınılmaz
olduğunu ortaya koydu!
Ancak
asıl amaçlanan bir olağanüstü büyük kongreye giderek Erbakan’a yakınlığı
bilinen kişilerin MKYK ve teşkilatlardan tasfiye edilip Millî Görüş’ten
soyutlanmış Siyonist amaçlara hizmete amade bir parti yapısı oluşturmaktı.
Olağanüstü
büyük kongre düşüncesini genel başkan seçildiği kongrenin hemen ertesinde
çevresinde dile getirirken bu medyaya da aktarılıyordu. Nitekim Nazlı Ilıcak
Sabah’taki köşesinde Numan Kurtulmuş’un Erbakan ve yakın çevresinin
vesayetinden kurtulup rüştünü ispat etmek için olağanüstü kongreye gitmek
istediğini, bunda haklı olduğunu ancak yaklaşan yerel seçim nedeniyle bunun doğru
olmadığının düşünüldüğünü yazdı.
Ancak
yerel seçimde umulan başarı sağlanamayıp hayal kırıklığı yaşanınca bu
olağanüstü kongre işi ertelenmek zorunda kalındı. Fakat bu kez de bir genel
seçim hızla yaklaşıyordu. Mutlaka bir olağanüstü büyük kongre yapılıp
Erbakan’ın vesayetinden kurtulunmalıydı. Daha fazla kaybedecek zamanları
olmadığı için birkaç kez açıklanan tarihler revize edilerek nihayet 11 Temmuz
2010 Pazar Günü olağanüstü büyük kongre yapılması kararlaştırıldı.
Erbakan’ın
olağanüstü kongre istemediğini açıklayıp gereksizliğini anlatmasına karşın Numan
Kurtulmuş büyük bir hırs ve iştahla çalışmalara koyuldu. Şevket Kazan ve
Oğuzhan Asiltürk ikilisi bütün bu aşamalarda sonuna kadar Numan Kurtulmuş’u desteklediler.
Erbakan da mademki illa da olağanüstü
kongre diyorsunuz o halde istişare ile bir tek liste hazırlayalım dedi ve
mutabakatla “yeşil” denilen liste oluşturuldu.
Kongre
Günü Erbakan salona geldi, bir konuşma yaptı, tek olumsuz kelime bile etmeden
baştan sona olumlu ifadelerle yalnızca Millî Görüş’ü anlattı ve sadece AKP
iktidarını üstü kapalı eleştirdi. Sonra başarı dileklerini bildirerek salondan
ayrıldı.
Gördüğü
manzara karşısında artık önünde hiçbir engel kalmadığını gören ve her şeyin
tamamen kendi inisiyatifine terk edildiğini düşünen Numan Kurtulmuş o halde MKYK listesindeki birkaç pürüzlü
ismi de sileyim diyerek mutabakat ile hazırlanmış bulunan “yeşil liste” için hiç bilgisi olmadığını, haberdar edilmediği yalanını söyleyerek
yalnızca “beyaz liste”nin oylanmasını
istedi.
Bu
kez Sahneye Oğuzhan Asiltürk çıktı her iki listenin birlikte oylanmasının daha
doğru olacağını savundu. Numan Kurtulmuş kendinden emin olarak bunu da kabul
etmeyip beyaz listede diretti. İşte bu sırada beklenmeyen gelişmeler oldu ve
kontrolden çıktı.
Aslında
olayı başlatan ilk kıvılcım Numan Kurtulmuş taraftarlarının Oğuzhan Asiltürk’e
müdahalesi ile başladı. Buna “Erbakan
yanlılarının karşılık vererek kürsüye yürümesi” üzerine olaylar kontrolden
çıktı.
Olaylı
kongrede Numan Kurtulmuş’un listesi 400, kendisi ancak son turda 300 oy
alabildi. Herkes paniklemiş, kongre dağılmıştı. Pürüzsüz yürütülen bir kongreyi
çaylaklığı, sığlığı, sakarlığı ve öngörüsüzlüğü yüzünden berbat etmiş, rezil
olmuştu. Böylece Numan Kurtulmuş ağır bir darbe ve hiçbir şekilde
onarılamayacak bir yara aldı, tüm karizması yerle bir oldu.
Numan
Kurtulmuş ve etrafındaki bir avuç işbirlikçi yandaş Şevket Kazan’ın adamıdır,
hala da birlikte hareket ediyorlar. Olağanüstü büyük kongre taleplerine
işbirliği ve işbölümü yaparak ve farklı roller üstlenerek birlikte engel olmaya
çalışıyorlar. Numan Kurtulmuş’un özellikle Şevket Kazan’ı hedef alması tamamen
şikeden ibarettir. Zaten Numan Kurtulmuş şike olmasa hiç kimseyi açıktan
karşısına alamaz.
Şevket
Kazan ve Oğuzhan Asiltürk birlikte hareket ederek yine Erbakan’ın yanına 4 ayak
üzerine düşmeye çalışırken; Numan Kurtulmuş’un düşürülmesini önleyemedikleri
takdirde yerine belirlenecek isim konusunda etkili olmayı hedefliyorlar.
Olağanüstü kongre talebine ilişkin 33 kişinin imzalarını geri çekmesinde de Şevket
Kazan’ın etkili olduğuna dair teşkilatlardan bize bilgiler intikal
ettirilmiştir.
Saadet
Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş ve avenesi, toplanması talep edilen ve
esasen kaçınılmaz olan olağanüstü büyük kongreden köşe bucak kaçarken Ramazan
ayını fırsat bilip iftar programlarının arkasına saklanarak güç toplamaya
çalışmaktadırlar.
Bu
yüzden Millî Görüşçülerle yüzleşmekten kaçarak iftar programında dalkavuk
takımının ve yandaş medyanın desteği ile olup biteni unutturup kendini kabul
ettirmeye çalışan Numan Kurtulmuş’un İstanbul il yönetiminin iftar programına
katılıp gövde gösterisi yapacağı duyurulunca protesto edileceğine ilişkin
haberler internet sitelerinde yer almaya başladı. Olay ilanla geliyorum dediği
halde hiçbir önlem alınmaması bir iftar programında yapılacak protestoyu
Erbakan aleyhine kullanmayı düşündüklerini gösteriyor.
Kaldı
ki Kur’an okunurken İstanbul Gençlik Kolları Başkanını tartaklayarak
protestonun salon içerisine sıçramasına yol açan Numan Kurtulmuş’un provokatör
gorilleri olmuştur.
Ama
olsun, olanda hayır vardır. Kim yol açarsa açsın sonuçta hayırlı bir iş
yapılmıştır. Millî Görüş camiasının hiçe sayılarak kuruluşlarının bir bir ele
geçirilmesi çabalarının artık riskli olduğu görülmüştür ki bu bile başlı başına
yeterince olayın hayırlı olmasına vesiledir. Artık Millî Görüşçüler
liderlerine, davalarına, kurum ve kuruluşlarına sahip çıkarak rüştlerini
ispatlamışlardır.
Protesto
olayının bir iftar programında olması, kim nasıl abartırsa abartsın, nasıl istismar
ederse etsin çok önemli değildir. Peygamberimiz (SAS) münafıkların yaptığı Mescidi Dırar denilen camiyi bile
yıktırmıştır. İftar programı arkasına sığınan münafıkları protesto etmekte ne
sakınca olabilir? Nifakla ve her türlü fitne ile mücadele kaçınılmaz bir
görevdir. Ümmetin göreceği bir zararın önlenmesi, bir ibadetin yerine
getirilmesinden önce gelir. Bir
mazarratı def etmek, bir menfaati celb etmekten mukaddemdir.
Milletimizin tek kurtuluş ümidi Millî Görüş’ün
Partisi Saadet’i gasp eden Numan Kurtulmuş’un gövde gösterisi amacıyla
gerçekleştirdiği bir iftar davetini protesto gösterisi yapmakta bir sakınca
olamaz. Eğer kaçınılmaz hale gelmişse böyle bir protesto emri bilma’ruf ve nehy-i an’il münker farizasının bir gereği
sayılır. Önemli olan gizlenmeye çalışılan acı gerçekliğin camiaya
gösterilmesidir. Zaten nasıl yapılırsa yapılsın alabildiğine eleştirilecektir.
Yazı
yazdığı gazeteyi Millî Görüşçülere pazarlayıp AKP’ye hizmet eden bir hatunun
Numan Kurtulmuş’a sahip çıkarak gençler
iftarı Kerbela’ya çevirdi demesinin münafıkça yaltaklanmadan öte bir anlamı
yoktur. Bunlar hain tavuk gibidir, sahibinin yemliğinden yemlenir, başkasının
folluğuna yumurtlarlar. Bu hain tavukları yemleyip besleyenlerde kabahat…
Sonuçta
İstanbul Millî Görüş Gençliği bir destan yazmıştır. Kongre salonundan kaçan
Numan Kurtulmuş kovalanıp iftar salonunda kıstırılmış ve can havliyle kendini otel
odasına atmıştır. Bu rezillik Numan Kurtulmuş’tan daha çok kime yakışırdı?
Yanlışlık
iftar salonunda protesto eylemi yapan gençlerin yaptığında değil; kongreden
kaçan Numan Kurtulmuş’un iftar platformunu gövde gösterisi için kullanmaya
çalışmasındadır. Ramazanı, orucu, iftarı kendisi istismar aracı yapmıştır. İftar
programına sığındığı için oraya kadar kovalanmıştır.
Ve
bu bir ilktir. Bu yüzden bu yolda gösterilecek çabalara bir örnek prototip
olması nedeniyle -günah olması şöyle dursun- bir sadaka-i cariyedir. Çünkü bir
hayırlı yol açan, çığır açan, bir eyleme öncülük eden bu yol, çığır ve eylem
kullanılıp tekrarlandığı sürece ilk yapanların amel defterine de sevap yazılır.
Elbette
Millî Görüşçülerin kibar, nazik, ahlaklı ve beyefendi olmaları gerekir. Ancak
bunlar asla inananların büyük kayıpları pahasına bile vazgeçilmez değildir.
Müslümanların kibarlık adına, nezaket adına davalarını feda etmeleri
düşünülemez. Hele sonu küfür ve nifakın galibiyetine yol açıp müminlerin
özgürlüklerini, kurum ve kuruluşlarını başkalarına kaptırmalarına yol
açılacaksa bunları dikkate almak budalalık olur.
Demokratik
tepkilere karşı duyarsız, yasa, hak, hukuk tanımaz, büyüklere karşı saygısız,
haddini, hududunu bilmez Numan Kurtulmuş ve avenesine Osmanlı şamarı gibi bir tokat
vurulmuştur ki bunu hakkaniyet adına alkışlamamak mümkün değildir.
Asıl
suçlu ve bütün bu nahoş olaylara asıl neden olan Numan Kurtulmuş ve avenesinin
her bakımdan kaçınılmaz hale gelen yeni olağanüstü kongre taleplerine
kulaklarını tıkayıp gözlerini kapamalarıdır. Asıl kınanacak olanlar bu utanç
verici tutumları nedeniyle onlardır.
Ne
gariptir ki gençlerin tamamen iyi niyet ve temiz duygularla çok haklı, doğru ve
şuurlu şekilde yaptıkları protestoyu iftar programının arkasına saklanarak
yerden yere vuran kalantorlar koca adamların utanmazca kabahatlerine tek laf
etmemektedirler.
Millî
Görüşçü gençler hiç boşuna üzülmesinler. Bu protestoyu ne kadar kibarca ve her
türlü nezaket kuralları içinde kalarak ne kadar uygun bir yerde ve ortamda
yapsalardı yine aynı hınçla ve saldırganlıkla eleştirilip suçlanacaklardı.
Millî Görüş’ün 40 yıllık tarihi bunun şahididir.
Numan
Kurtulmuş’a “Niçin kongreye gitmiyorsun?
1250 delegeden yalnız 310’unun oyu ile genel başkanlık koltuğunda oturmaktan
utanıp sıkılmıyor musun? Bu fitnelere niye yol açıyorsun?” diyeceklerine, iftarın Kerbela’ya
döndürülmesinden söz ediyorlar utanmaz, hayâsızlar!

































