Karakter Boyutu A A A
ANLADIĞI DİLDEN
25 Ağustos 2010 Çarşamba 00:16

Hak hukuk tanımayan, büyüğe saygı nedir bilmeyen, gasp ettiği koltuğu korumak için her yolu mubah sayan bu edep ve hayâ yoksunu yüzsüz adama bütün yollar tüketildiği için tek çare anladığı dilden konuşmaktı.

İstanbul Millî Görüş gençliğinden Numan Kurtulmuş’a  

ANLADIĞI DİLDEN

Yapılan tüm ikazlara rağmen cahil cesaretiyle inisiyatif alarak bizzat topladığı Saadet Partisi olağanüstü büyük kongresinde 1250 delegeden sadece 310’unun oyunu alarak tek aday olduğu için son turda tüzük gereği genel başkan seçilmiş sayılan Prof. Dr. Numan Kurtulmuş uğradığı yenilgi üzerine demokrasi gereği derhal istifa etmesi gerekirken hiçbir şey olmamış gibi pişkinlikle koltuğuna yapıştı durdu.

Bir siyasi partinin en yetkili organı olan büyük kongresinde bizzat kendisinin güvenoyu isteğine büyük çoğunlukla ret cevabı almasına karşın bir çeyreğin iradesi ve desteği ile demokratik ve ahlaki olmayan bir şekilde yoluna devam etmeye çalışan Numan Kurtulmuş, Millî Görüş Partisi Saadet’in kurucu iradesinin sahibi Erbakan’ın derhal istifa çağrısını reddetti.

Bu alışılmadık durum karşısında Erbakan’ın isteği üzerine 800 Büyük Kongre delegesinin noter kanalıyla gönderdiği yeni bir olağanüstü büyük kongre talebi Saadet Partisi Genel Merkezine iletildi. Olağanüstü kongre kararını derhal alması gerekirken çeşitli hile ve baskılarla 33 delegenin dilekçesini geri çekmesini sağlayan çeyrek Genel Başkan Numan Kurtulmuş yeni bir kongreye gerek kalmadığını açıkladı.

Oysa yaptığı, delegenin iradesini hiçe sayan bir antidemokratik uygulama olmaktan öte tam bir hukuksuzluktu. Çünkü bir kere Siyasi Partiler Yasasına göre olağanüstü kongre için delegelerin 5’te birinin talebi yeterli idi. Yasaya aykırı olarak delegenin salt çoğunluğu ile olağanüstü büyük kongre toplanabileceğini yazan parti tüzüğü geçersizdir. Zira tüzük yasaya aykırı olamaz.

Kaldı ki Anayasa Mahkemesi’nin daha önce CHP için aldığı içtihat niteliğindeki bir kararla topluca yapılmış bulunan bir olağanüstü kongre talebinden sonra delegelerden bazılarının imzalarını çekmiş olmaları geçerli sayılmamıştır.

Delegelerin 4’te birinin desteği ile demokratik anlayıştan uzak ve hukuka aykırı bir şekilde, kurucu iradeyi temsil eden doğal liderin rızasını da hiçe sayarak görülmemiş bir pişkinlikle işgal ettiği koltuğa kurulup teşkilatları tasfiyeye yönelen hiçbir meşruiyeti kalmamış bir genel başkan olarak Numan Kurtulmuş’a artık anladığı dilden konuşmak kaçınılmaz hale gelmişti.

Geçtiğimiz Pazar, Numan Kurtulmuş’un, kongresini henüz yeni yapmışken görevinden aldığı İstanbul il yönetimi yerine atayıp sonra yaptırdığı kongrede seçtirdiği İl Başkanının verdiği iftarı vesile ederek gövde gösterisi yapmaya hazırlandığı öğrenilince birçok internet sitesinde gençlik teşkilatının protesto eyleminde bulunacağı haberleri yayımlandı. Bununla ilgili hazırlıklar duyurular, alenen başlatıldı. Olay asla sürpriz değildi.

Buna rağmen büyük bir gaflet ve fütursuzlukla iftarı vesile ederek işgalci bulunduğu görevini gövde gösterisi ile takviye ve tahkim etmeye kalkıştı. Elbette ki hak hukuk tanımayan, büyüğe saygı nedir bilmeyen, haddini tanımayan, gasp ettiği koltuğu korumak için her yolu mubah sayan bu edep ve hayâ yoksunu yüzsüz adama bütün yollar tüketildiği için tek çare anladığı dilden konuşmaktı.

Numan Kurtulmuş’un Saadet Partisi Genel Başkanı olarak bizzat kendinin topladığı bir olağanüstü büyük kongrede tek aday olarak delegenin 4’te birinin oyu ile tüzük gereği seçilmesini bir başarı gibi gösterip görevi bırakmamakta direnmesinin hiçbir şekilde tasvibi mümkün değildir. Bu herkes tarafından kınanması, yerilmesi, şiddetli tepki gösterilmesi gereken utandırıcı, ayıplı bir durumdur.

Ama gel gör ki müzmin Millî Görüş karşıtı medya çevreleri ve onların içerideki işbirlikçi uzantıları bu durumu çoktan içselleştirip savunmaya geçerken, aksine gösterilen en tabii demokratik tepkilere agresif bir şekilde karşı çıkmaktadırlar.

 Bugüne kadar hile rejimi ve köle düzeni tarafından 4 partisi kapatılan Millî Görüş’ün Lideri Erbakan defalarca siyasi yasaklı hale getirildi. Son kurduğu 5. Partisi Saadet’in başından da en olmadık bir şekilde hukuk alet edilerek uzaklaştırıldı. Erbakan’a yönelik tüm hukuksuzluklar ve anti demokratik uygulamalar bu müzmin Millî Görüş karşıtı çevreler tarafından hararetle savunuldu, desteklendi.

Buna karşın bütün yolları zorlayarak Millî Görüş hareketini yürütüp mücadelesini bir büyük azim ve kararlılıkla sürdürmeye çalışan Erbakan siyasi yasaklı bulunduğu dönemlerde partilerini emanetçi genel başkanlar eliyle yönetti. Bu yüzden Saadet Partisi’ni Recai Kutan’ın emanetçi genel başkanlığında kurdu ve yönetti.

Ancak Erbakan’ın bu mücadelesi karşısında her türlü yol ve yönteme başvurarak her seferinde Millî Görüş partilerini bölüp parçalayan ve iktidara gelmelerini engelleyen hile rejimi ve köle düzeni unsurları bu kez Saadet Partisi’ni içeriden ele geçirmek üzere planlar hazırlayıp çalışmalar yaptılar.

Esasen Millî Görüş hareketini içeriden ele geçirmek için kadim bir plan vardı. Bu plan ve çaba gereği daha ilk günden beri Millî Görüş partileri içerisine yerleştirilmiş bulunan bir işbirlikçi şebeke Numan Kurtulmuş’u uzun yıllar Saadet Partisi üst yönetiminde tutarak ve fakat yıpranmasın diye elini soğuğa sıcağa değdirmeden kenarda bekletti.

Ayrıca Erbakan’ın onu harcayabileceği riski dikkate alınarak alternatifi de bu süre içerisinde Saadet Partisi üst yönetiminde hazır bulunduruldu. Bu alternatif Numan Kurtulmuş ile birlikte sürekli Saadet Partisi genel başkanlığı söz konusu yapılan Prof. Dr. Mete Gündoğan’dan başkası değildi.

Saadet Partisi’nin Genel Başkanlığına getirilmek üzere planlı şekilde üst düzey yönetiminde hazır tutulan bu iki isim de siyasi konumunu korurken akademik kariyerlerini de dikkat çekici bir hızla tamamladı. Bu hususta hile rejimi ve köle düzeni üniversitelerinden gördükleri fevkalade destek ve himaye oldukça manidardır. Numan Kurtulmuş bu akademik destek ve himayeyi aynı şekilde ABD’de de gördü!

Erbakan bu planın yürütülmesi amacıyla nihayet uyduruk kayıp trilyon davasından ömür boyu siyasi yasaklı duruma getirilmişti. Bir boşluk bırakmamak için ite kaka Saadet Partisi Genel Başkanlık koltuğuna oturttuğu Recai Kutan da ikide bir medyaya açıklama yaparak “tövbe bir daha o koltuğa oturmayacağım, artık torunlarımla vakit geçireceğim” diye konuşup duruyordu.

Son olaylı kongrede hayretle gördük ki Recai Kutan o hep sözünü ettiği torunlarının yanına gitmektense Numan Kurtulmuş’un MKYK listesinin başında yer almayı yeğledi. Recai Kutan aslında ham demir misali kim mıknatıslarsa onun etkisine girebilen yumuşak huylu bir yapıya sahip.

 Hatırlanacağı üzere daha sonra Millî Görüş’ten yollarını ayırıp AKP’yi kuran yenilikçi ekip, Erbakan’ın Fazilet Partisi’ni kurarken başına getirdiği İsmail Alptekin’e itiraz ederek illa da Recai Ağabeyi isteriz diye dayatmışlar ve istekleri yerine getirilmişti. Recai Kutan Fazilet Partisi kongresi sırasında da var gücü ile rakibi Abdullah Gül için çalışırken aksine kendisi kazanmıştı. Recai Kutan işte böyle ilginç bir kişilik…

Sonuçta Erbakan daha fazla Numan Kurtulmuş’un Saadet Partisi Genel Başkanlığına getirilmesi planını engelleyemeyeceğini görüyordu. Numan Kurtulmuş ve Mete Gündoğan’ı alternatif genel başkan adayı olarak kenarda hazır tutan malum şebeke başka potansiyel adaylara ise asla izin vermeyerek ya hiç yaklaştırmıyor ya da göz açtırmıyordu.

Bu şebekenin eş başkanları gibi hareket eden Şevket Kazan ve Oğuzhan Asiltürk ikilisi, kapatılan Millî Nizam Partisi yerine Millî Selamet Partisi’nin kurulmasına müsaade edilmesi karşılığında ta baştan demirbaş olarak Erbakan’ın yanına kilit noktalara yerleştirilmişlerdi.

Millî Görüş partilerindeki 3 büyük tefrika ve kopuşun fitne ateşini bu ikili yakıp sonuna kadar körüklemişlerdi. Bu ikili her türlü melaneti işleyerek bütün herkesin Millî Görüş’ten kopmasını sağladıktan sonra suçlarını üzerine yıktıkları Erbakan’ın yanında her defasında hep 4 ayak üzerine düşüyorlardı.

Öyle ki daha 1969’daki bağımsızlar hareketinde Erbakan ile birlikte hareket eden ve Millî Selamet Partisi’nde ilk emanetçi genel başkanı olarak görev yapan Süleyman Arif Emre bile onların bu hile ve fitnelerine maruz kalarak dışlandı. Ve daha niceleri…

Sanırız Süleyman Arif Emre’nin en büyük suçu Siyasette 35 Yıl adıyla yazdığı kitapta ABD Yahudi Cemaati Temsilcisi Musa Saffet Bayramaşık adlı kişinin Erbakan’dan ilginç taleplerine anlattığı bir anekdotla yer vermesiydi!

Şevket Kazan-Oğuzhan Asiltürk ikilisi ilk günden bu yana Erbakan’ın yanına istemediklerini yaklaştırmıyor ve Millî Görüş partilerinde potansiyel genel başkan adaylarını harcayıp kendilerine rakip kimse bırakmıyorlardı. Uzun süre bekleyip kendileri için kolladıkları liderlik fırsatını bir türlü yakalayamayınca bu kez kendilerine halef olacak bir ikiliyi hazırladılar: Numan Kurtulmuş ve Mete Gündoğan.

Erbakan, Şevket Kazan ve Oğuzhan Asiltürk ikilisini harcamak için hiçbir zaman bir çaba içine girmedi. Aksine ne zaman partisi kapatılıp yenisini kursa onları vazgeçilmez demirbaş olarak en kilit noktalara hep koydu. Bu yüzden camia bu ikilinin Erbakan’ın en sadık adamları olduğunu sanıyordu. Masonik medyanın bu düşünceyi empoze edip pekiştirmeye yönelik yayınları da bunda çok etkili oluyordu.

Oysa Millî Görüş partilerinde görev alan, hizmet yapan, çalışma imkânı bulan hemen herkes Şevket Kazan ve Oğuzhan Asiltürk’ün Erbakan’a karşı ne kadar agresif, saygısız, pervasız, küstah tavırlar içerisinde olduklarını, zaman zaman emrivakiler yaptıklarını, ihanetten hiç çekinmediklerini sayısız olaylarla şahit olup görmüştür. Erbakan da bunlara karşı sınırsız bir hoşgörü ve müsamaha hep sergilemiştir. Onlar da hiçbir şekilde konumlarını kaybetme endişesi hiç taşımamışlardır!

…Ve nihayet bu ikili en son, Mete Gündoğan’ı yedeğe alarak Numan Kurtulmuş’u genel başkanlık için Erbakan’a dayattılar. Oğuzhan Asiltürk’ün iyi polis kötü polis rolü gereği biraz mesafeli, hatta soğuk davranıp Şevket Kazan’ın bütün gücü ile asılması kimseyi yanıltmasın. Bu ikili kuyrukları birbirine bağlı iki tilki gibi ne kadar itişip kakışsalar, boğuşsalar da asla ayrılamazlar.

Erbakan eğer karşı çıksaydı bile bu ikilinin o güne kadar rakipsiz bıraktığı Numan Kurtulmuş yine 26 Ekim 2008 Olağan Büyük Kongresinde genel başkan seçilirdi. Erbakan Numan Kurtulmuş’un kendisine ve Millî Görüş’e bayrak açmasına yol açmamak ve siyasi mücadele sonucu kazanılmış bir liderlik konumuna getirmemek için kerhen de olsa adaylığına karşı çıkmayarak onay verdi.

Ayrıca ihdas ettiği Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu aracılığıyla şartlarını da deklare ederek öyle aday gösterdi. Çünkü Numan Kurtulmuş’un el etek öpüp köprüyü geçtikten sonra ne yapmaya hazırlandığını biliyordu. Bu yüzden gerekli ihtiyati tedbirleri eksiksizce alıyordu.

Erbakan’a meydan okuyup Millî Görüş’e bayrak açarak 26 Ekim Olağan Büyük Kongresinde aday olmayı riskli bulduğu için göze alamayan Numan Kurtulmuş, Erbakan’ın baba dostu, veliahdı diye lanse edilerek iş garantiye alınmak istendi.

Saadet Partisi’ni, Millî Gazete’yi, Tv-5’i kontrolleri altında tutan Şevket Kazan ve Oğuzhan Asiltürk, Numan Kurtulmuş Genel Başkan seçildikten sonra Erbakan’ın sesini çıkarmasının artık mümkün olamayacağını, çıkarsa bile destek bulamayacağını düşünüyordu. Erbakan da onları bu düşüncelerinde haklı çıkarmak için gerekeni fazlasıyla yaptı.

Genel Başkan seçildikten sonra başka hiçbir parti ya da liderine yönelik herhangi bir siyasi mücadele başlatmayan Numan Kurtulmuş sadece Erbakan ve Millî Görüş’ü hedef alan bazen açık, bazen üstü kapalı bir söylem, yaklaşım ve tavır sergiledi.

Erbakan ise onun söylem ve eylemlerine hiç aldırış etmeden, hiçbir şekilde cevap vermeden özellikle gençlik üzerine yoğunlaşarak Millî Görüş’ün 40. Yılı münasebetiyle ve diğer birtakım planlı programlı etkinlikler gerçekleştirerek güç toplamaya ve Millî Görüş’ün geleceğine yön vermeye çalıştı.

Ancak Millî Görüş’ün 40 yıllık amansız düşmanı Masonik çevreler ve medya Erbakan’a karşı saldırıya geçerek Numan Kurtulmuş’a diğer bütün parti liderlerini kıskandıran fevkalade büyük destek sağlamaya başladılar. Ne var ki bu desteğin handikapları da vardı.  Çünkü ezeli Millî Görüş karşıtlarının Numan Kurtulmuş’u yere göğe sığdıramayan bu tutumları Saadet Partisi’nin samimi mensuplarını işkillendirip bilinçlerini derinleştiriyordu.

Numan Kurtulmuş da Erbakan’ın sesini çıkarmamasından cesaret alarak giderek tavırlarını netleştiriyor, tutumlarını sertleştiriyordu. Sıkça da çok fazla ileri gittiğini fark ettiğinde geri adımlar atıp zikzaklar çiziyordu.

Bu minval üzere girdiği 29 Mart 2009 Yerel Seçiminde büyük bir hayal kırıklığına uğradı. Hiç umulmadık bir hezimete uğramıştı. İstisnasız tüm medyanın fevkalade büyük desteğine rağmen bir önceki yerel seçime göre Saadet Partisi’nin oyları sadece %04 (binde dört) oranında bir artış göstermişti. Bütün Türkiye’de tek bir tane bile il belediye başkanı kazanamamıştı. Koca İstanbul’da bir tane bile ilçe belediyesi alamamıştı.

Seçim sonuçları belli olmaya başladığında bir televizyonda değerlendirme yapmakta olan Mehmet Barlas umduğunu bulamamanın verdiği hayal kırıklığı ve burukluk ile dudağını büküp “Ya, Saadet Partisi’nde hiçbir kıpırdama yok!” diye hayretini gizleyemiyordu kameralar karşısında.

 Ama kısa sürede bu şaşkınlıktan sıyrılan Masonik çevreler her zaman yaptıkları gibi rakam oyunları yaparak ve yerel seçimi önceki yerel seçimle kıyaslamak yerine önceki genel seçimle kıyas yapma üçkâğıtçılığına yatarak Numan Kurtulmuş ile Saadet Partisi’nin oy patlaması yaptığını ısrarla pompalamaya başladılar. Ve bu şaklabanlığı büyük bir ciddiyetle hala sürdürüyorlar!

Numan Kurtulmuş ise bu illüzyonlara boyut katarak “Son yerel seçimde Saadet Partisi’ne verilen oyların %70’i daha önce hiçbir Millî Görüş partisine oy vermemiş olan kesimlerden geldi” diyerek bu kuyruklu yalanına sözde bir araştırma şirketinin yaptığı kamuoyu yoklamasını dayanak gösteriyordu.

Bu kuyruklu yalanla verilmek istenen mesaj şuydu: Numan Kurtulmuş, bitip tükenmiş olan Millî Görüş oylarına % 70 oranında yeni bir oy katarak hem liderliğini kanıtladı, hem de değişimin kaçınılmaz olduğunu ortaya koydu!

Ancak asıl amaçlanan bir olağanüstü büyük kongreye giderek Erbakan’a yakınlığı bilinen kişilerin MKYK ve teşkilatlardan tasfiye edilip Millî Görüş’ten soyutlanmış Siyonist amaçlara hizmete amade bir parti yapısı oluşturmaktı.

Olağanüstü büyük kongre düşüncesini genel başkan seçildiği kongrenin hemen ertesinde çevresinde dile getirirken bu medyaya da aktarılıyordu. Nitekim Nazlı Ilıcak Sabah’taki köşesinde Numan Kurtulmuş’un Erbakan ve yakın çevresinin vesayetinden kurtulup rüştünü ispat etmek için olağanüstü kongreye gitmek istediğini, bunda haklı olduğunu ancak yaklaşan yerel seçim nedeniyle bunun doğru olmadığının düşünüldüğünü yazdı.

Ancak yerel seçimde umulan başarı sağlanamayıp hayal kırıklığı yaşanınca bu olağanüstü kongre işi ertelenmek zorunda kalındı. Fakat bu kez de bir genel seçim hızla yaklaşıyordu. Mutlaka bir olağanüstü büyük kongre yapılıp Erbakan’ın vesayetinden kurtulunmalıydı. Daha fazla kaybedecek zamanları olmadığı için birkaç kez açıklanan tarihler revize edilerek nihayet 11 Temmuz 2010 Pazar Günü olağanüstü büyük kongre yapılması kararlaştırıldı.

Erbakan’ın olağanüstü kongre istemediğini açıklayıp gereksizliğini anlatmasına karşın Numan Kurtulmuş büyük bir hırs ve iştahla çalışmalara koyuldu. Şevket Kazan ve Oğuzhan Asiltürk ikilisi bütün bu aşamalarda sonuna kadar Numan Kurtulmuş’u desteklediler. Erbakan da mademki illa da olağanüstü kongre diyorsunuz o halde istişare ile bir tek liste hazırlayalım dedi ve mutabakatla “yeşil” denilen liste oluşturuldu.

Kongre Günü Erbakan salona geldi, bir konuşma yaptı, tek olumsuz kelime bile etmeden baştan sona olumlu ifadelerle yalnızca Millî Görüş’ü anlattı ve sadece AKP iktidarını üstü kapalı eleştirdi. Sonra başarı dileklerini bildirerek salondan ayrıldı.

Gördüğü manzara karşısında artık önünde hiçbir engel kalmadığını gören ve her şeyin tamamen kendi inisiyatifine terk edildiğini düşünen Numan Kurtulmuş o halde MKYK listesindeki birkaç pürüzlü ismi de sileyim diyerek mutabakat ile hazırlanmış bulunan “yeşil liste” için hiç bilgisi olmadığını, haberdar edilmediği yalanını söyleyerek yalnızca “beyaz liste”nin oylanmasını istedi.

Bu kez Sahneye Oğuzhan Asiltürk çıktı her iki listenin birlikte oylanmasının daha doğru olacağını savundu. Numan Kurtulmuş kendinden emin olarak bunu da kabul etmeyip beyaz listede diretti. İşte bu sırada beklenmeyen gelişmeler oldu ve kontrolden çıktı.

Aslında olayı başlatan ilk kıvılcım Numan Kurtulmuş taraftarlarının Oğuzhan Asiltürk’e müdahalesi ile başladı. Buna “Erbakan yanlılarının karşılık vererek kürsüye yürümesi” üzerine olaylar kontrolden çıktı.

Olaylı kongrede Numan Kurtulmuş’un listesi 400, kendisi ancak son turda 300 oy alabildi. Herkes paniklemiş, kongre dağılmıştı. Pürüzsüz yürütülen bir kongreyi çaylaklığı, sığlığı, sakarlığı ve öngörüsüzlüğü yüzünden berbat etmiş, rezil olmuştu. Böylece Numan Kurtulmuş ağır bir darbe ve hiçbir şekilde onarılamayacak bir yara aldı, tüm karizması yerle bir oldu.

Numan Kurtulmuş ve etrafındaki bir avuç işbirlikçi yandaş Şevket Kazan’ın adamıdır, hala da birlikte hareket ediyorlar. Olağanüstü büyük kongre taleplerine işbirliği ve işbölümü yaparak ve farklı roller üstlenerek birlikte engel olmaya çalışıyorlar. Numan Kurtulmuş’un özellikle Şevket Kazan’ı hedef alması tamamen şikeden ibarettir. Zaten Numan Kurtulmuş şike olmasa hiç kimseyi açıktan karşısına alamaz.

Şevket Kazan ve Oğuzhan Asiltürk birlikte hareket ederek yine Erbakan’ın yanına 4 ayak üzerine düşmeye çalışırken; Numan Kurtulmuş’un düşürülmesini önleyemedikleri takdirde yerine belirlenecek isim konusunda etkili olmayı hedefliyorlar. Olağanüstü kongre talebine ilişkin 33 kişinin imzalarını geri çekmesinde de Şevket Kazan’ın etkili olduğuna dair teşkilatlardan bize bilgiler intikal ettirilmiştir.

Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş ve avenesi, toplanması talep edilen ve esasen kaçınılmaz olan olağanüstü büyük kongreden köşe bucak kaçarken Ramazan ayını fırsat bilip iftar programlarının arkasına saklanarak güç toplamaya çalışmaktadırlar.

Bu yüzden Millî Görüşçülerle yüzleşmekten kaçarak iftar programında dalkavuk takımının ve yandaş medyanın desteği ile olup biteni unutturup kendini kabul ettirmeye çalışan Numan Kurtulmuş’un İstanbul il yönetiminin iftar programına katılıp gövde gösterisi yapacağı duyurulunca protesto edileceğine ilişkin haberler internet sitelerinde yer almaya başladı. Olay ilanla geliyorum dediği halde hiçbir önlem alınmaması bir iftar programında yapılacak protestoyu Erbakan aleyhine kullanmayı düşündüklerini gösteriyor.

Kaldı ki Kur’an okunurken İstanbul Gençlik Kolları Başkanını tartaklayarak protestonun salon içerisine sıçramasına yol açan Numan Kurtulmuş’un provokatör gorilleri olmuştur.

Ama olsun, olanda hayır vardır. Kim yol açarsa açsın sonuçta hayırlı bir iş yapılmıştır. Millî Görüş camiasının hiçe sayılarak kuruluşlarının bir bir ele geçirilmesi çabalarının artık riskli olduğu görülmüştür ki bu bile başlı başına yeterince olayın hayırlı olmasına vesiledir. Artık Millî Görüşçüler liderlerine, davalarına, kurum ve kuruluşlarına sahip çıkarak rüştlerini ispatlamışlardır.

Protesto olayının bir iftar programında olması, kim nasıl abartırsa abartsın, nasıl istismar ederse etsin çok önemli değildir. Peygamberimiz (SAS) münafıkların yaptığı Mescidi Dırar denilen camiyi bile yıktırmıştır. İftar programı arkasına sığınan münafıkları protesto etmekte ne sakınca olabilir? Nifakla ve her türlü fitne ile mücadele kaçınılmaz bir görevdir. Ümmetin göreceği bir zararın önlenmesi, bir ibadetin yerine getirilmesinden önce gelir. Bir mazarratı def etmek, bir menfaati celb etmekten mukaddemdir.

 Milletimizin tek kurtuluş ümidi Millî Görüş’ün Partisi Saadet’i gasp eden Numan Kurtulmuş’un gövde gösterisi amacıyla gerçekleştirdiği bir iftar davetini protesto gösterisi yapmakta bir sakınca olamaz. Eğer kaçınılmaz hale gelmişse böyle bir protesto emri bilma’ruf ve nehy-i an’il münker farizasının bir gereği sayılır. Önemli olan gizlenmeye çalışılan acı gerçekliğin camiaya gösterilmesidir. Zaten nasıl yapılırsa yapılsın alabildiğine eleştirilecektir.

Yazı yazdığı gazeteyi Millî Görüşçülere pazarlayıp AKP’ye hizmet eden bir hatunun Numan Kurtulmuş’a sahip çıkarak gençler iftarı Kerbela’ya çevirdi demesinin münafıkça yaltaklanmadan öte bir anlamı yoktur. Bunlar hain tavuk gibidir, sahibinin yemliğinden yemlenir, başkasının folluğuna yumurtlarlar. Bu hain tavukları yemleyip besleyenlerde kabahat…

Sonuçta İstanbul Millî Görüş Gençliği bir destan yazmıştır. Kongre salonundan kaçan Numan Kurtulmuş kovalanıp iftar salonunda kıstırılmış ve can havliyle kendini otel odasına atmıştır. Bu rezillik Numan Kurtulmuş’tan daha çok kime yakışırdı?

Yanlışlık iftar salonunda protesto eylemi yapan gençlerin yaptığında değil; kongreden kaçan Numan Kurtulmuş’un iftar platformunu gövde gösterisi için kullanmaya çalışmasındadır. Ramazanı, orucu, iftarı kendisi istismar aracı yapmıştır. İftar programına sığındığı için oraya kadar kovalanmıştır.

Ve bu bir ilktir. Bu yüzden bu yolda gösterilecek çabalara bir örnek prototip olması nedeniyle -günah olması şöyle dursun- bir sadaka-i cariyedir. Çünkü bir hayırlı yol açan, çığır açan, bir eyleme öncülük eden bu yol, çığır ve eylem kullanılıp tekrarlandığı sürece ilk yapanların amel defterine de sevap yazılır.

Elbette Millî Görüşçülerin kibar, nazik, ahlaklı ve beyefendi olmaları gerekir. Ancak bunlar asla inananların büyük kayıpları pahasına bile vazgeçilmez değildir. Müslümanların kibarlık adına, nezaket adına davalarını feda etmeleri düşünülemez. Hele sonu küfür ve nifakın galibiyetine yol açıp müminlerin özgürlüklerini, kurum ve kuruluşlarını başkalarına kaptırmalarına yol açılacaksa bunları dikkate almak budalalık olur.

Demokratik tepkilere karşı duyarsız, yasa, hak, hukuk tanımaz, büyüklere karşı saygısız, haddini, hududunu bilmez Numan Kurtulmuş ve avenesine Osmanlı şamarı gibi bir tokat vurulmuştur ki bunu hakkaniyet adına alkışlamamak mümkün değildir.

Asıl suçlu ve bütün bu nahoş olaylara asıl neden olan Numan Kurtulmuş ve avenesinin her bakımdan kaçınılmaz hale gelen yeni olağanüstü kongre taleplerine kulaklarını tıkayıp gözlerini kapamalarıdır. Asıl kınanacak olanlar bu utanç verici tutumları nedeniyle onlardır.

Ne gariptir ki gençlerin tamamen iyi niyet ve temiz duygularla çok haklı, doğru ve şuurlu şekilde yaptıkları protestoyu iftar programının arkasına saklanarak yerden yere vuran kalantorlar koca adamların utanmazca kabahatlerine tek laf etmemektedirler.

Millî Görüşçü gençler hiç boşuna üzülmesinler. Bu protestoyu ne kadar kibarca ve her türlü nezaket kuralları içinde kalarak ne kadar uygun bir yerde ve ortamda yapsalardı yine aynı hınçla ve saldırganlıkla eleştirilip suçlanacaklardı. Millî Görüş’ün 40 yıllık tarihi bunun şahididir.

Numan Kurtulmuş’a “Niçin kongreye gitmiyorsun? 1250 delegeden yalnız 310’unun oyu ile genel başkanlık koltuğunda oturmaktan utanıp sıkılmıyor musun? Bu fitnelere niye yol açıyorsun?”  diyeceklerine, iftarın Kerbela’ya döndürülmesinden söz ediyorlar utanmaz, hayâsızlar!

Kırk haramilerin iftarı mı olurmuş?
 
Sayı: 620

1896 defa okundu...
Ahmet       Anladığı dilden   27 Ağustos 2010 Cuma 21:53
Münafıklar Mümin Topluluğu içinden çıkarlar YÜCE ALLAH KURANI Kerimde müminlere haber vermiştir münafıklar konuşurken yalan söyler bugün vefa sözü verdigi bir konuda bakarsınız ertesi gün hemen sözünden döner sizin itimat ve güveninize hıyanetle karşılık verir ve hemen her zaman en haince düşmanlık duygularını dostane tavırlar içinde icra eder bu itibarlada o din iman ve kuran düşmanı bir mümkirden daha tehlikelidir zira sizin gibi düşünüyor görünüp düşmanca duygulara karşı tedbirli olma ve teyakkuzda bulunma hislerinizde gevşeklik hasıl ederek yanınıza kadar sokulur yüzünüze güler fırsat buluncada yılan gibi ısırır ve akrep gibi de sinsice sokar numan kurtulmuş şevket kazan oğuzhan asiltürk mete gündoğan münafık özelliklerini gösteriyor
SALİH       HELAL SİZE GENÇLER   26 Ağustos 2010 Perşembe 15:48
elleriniz dert görmesin. meydanı boş zannedenler ders alsınlar. hocama selam milli görüşe devam
yusuf ayyıldız       PAPUÇ PAHALI NUMAN EFENDİ...   25 Ağustos 2010 Çarşamba 15:58
Olmayan vesayet olgusundan korktun.Üstelik bir de meşruiyetini kaybettin.Tarihte hiçbir partinin kongresinde görülmemiş şekilde,1250 delegenin sadece 310’nun oyunu alarak çeyrek Genel Bşk sıfatına gark oldun…Kongreden önce televizyon-televizyon dolaşıpziyaret etmediğin haber kanalı,konuk olmadığın yerel Tv ,ropörtaj yapmadığın yazar-çizer takımı kalmadı.Hepsindede o çok korktuğun,olmadığını itiraf bile ettiğin vesayet olgusuna göndermeler yaptın…Şimdide hiçbir şey olmamış gibi,pişkin-pişkin hak etmediğin o koltuğu işgal ediyorsun…Ayrıca taraftarın olduğunu iddia edenlere provakatörlük yaptırıyorsun.Senin ipliğini pazara döken,kirli çamaşırlarını ortaya seren El-Aziz’dir.Haktır.Hakikattır,ve bir realitedir.Sen bunu hiç ama hiç ciddiye almadınEminim şimdi dizini dövüyorsundur…Daha ne kadar polisiye tedbirlerle kendini protestolardan koruyabilirsinki!...Kendine muhalif İl ve İlçe Bşk’larını değiştirmeye başladın.Bu ne korku…Bu ne tedirginlik…Zorba,despot,dikta,bir yönetilmemi tabanı dinamik olan koskoca bir partiyi yöneteceksin?...Allah aşkına sen!...Hangi akla hizmet ediyorsun?Çekil git….Milli Görüş’ün son halkası,Hoca’nın 40 yıllık emeği,göz nuru,Sp’ni senin ve senin gibi çapulcularamı teslim edecektik?Sen ve senin gibileri bu dava çok gördü.Hepsi geldi ve geçti.Ama Hoca Elif gibi dimdik ayakta.İsimleri unutulmuş,nesilleri kesilmiş olanlar ise,hep ona muhalif olanlardır.Seni haklı olarak protesto eden şuurlu geçleri Ebu Leheb’e benzeten soytarılar şimdi nerede?...Mikrofonu eline alıp,aslında hiçbirşey söylemeyip,sadece köpek gibi böğüren şovmanistler nerede?...Papuç pahalı Numan Efendi…
» Tüm yazarları göster KÖŞE YAZARLARI  
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
El-Aziz'in yıllardır dikkat çektiği ve dikkatli olmaya çağırdığı Milli Görüşçüleri bir kez de Adnan Hoca uyarıyor
DENİZLİSPOR: 0 ELAZIĞSPOR: 1
Bordo Beyazlılar zorlu Denizli deplasmanında M. Ozan'ın kafa golüyle 3 puanın sahibi olurken 19. Hafta sonunda en yakın rakibi ile aradaki puan farkını 4'e çıkardı...
ADNAN HOCA’NIN SÖZÜNÜ ETTİĞİ ERGENEKONCU
Adnan Oktar A9'daki programında kendisini yıllar önce ziyaret eden ve ziyaret esnasında polis baskınının gerçekleştiği bir MSP'linin Ergenekoncu olduğundan söz etmişti. Fatih Altaylı 06.01.2000 tarihinde Hürriyette yazdığı dönemde bu kişinin kim olduğunu açıkça yazmış. İşte o Ergenekoncu...
TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
Türkiye Cumhuriyetinin önemli resmi kutlamalarından olan19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramındaki törenler artık stadyumlarda yapılmayacak...
ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
Geçtiğimiz hafta Habertürk'te yayınlanan programda Ergenekon ve Balyozdan tutuklanan subaylar için 'Onlar kahraman' diyen Saadet Partisi'nin önde gelen ismi Oğuzhan Asiltürk'e tepkiler sürüyor. Milat gazetesi yazarı Nevzat Çiçek de bugünkü yazısında Asiltürk'ün açıklamasına tepki göstererek, bazı sorular yöneltti.
ASİLTÜRK'E ERGENEKON TEPKİSİ BÜYÜYOR
Müntesiplerinin bile çok fazla savunamadığı Ergenekon terör örgütünü SP'nin ağabeyi diye lanse edilen Oğuzhan Asiltürk'ün savunması tüm kesimlerde büyük tepki yarattı.
İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
1 Şubat 2012 tarihinde Kanal A Televizyonu'nun konuyla ilgili görüşlerine başvurduğu Şevket Kazan konuya bihaber rolleri yaparak, Asiltürkle aynı görüşleri savundu ve Ergenekona destek çıktı
» SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
» DENİZLİSPOR: 0 ELAZIĞSPOR: 1
» ADNAN HOCA’NIN SÖZÜNÜ ETTİĞİ ERGENEKONCU
» TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
» ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
» ASİLTÜRK'E ERGENEKON TEPKİSİ BÜYÜYOR
» İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
OĞUZHAN ASİLTÜRK’E GÖRE YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
OĞUZHAN ASİLTÜRK'E GÖRE KUDÜSTE AĞLAMA DUVARI ÖNÜNDE DUA EDEN, KÖKTEN DİNCİ YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
1 Şubat 2012 tarihinde Kanal A Televizyonu'nun konuyla ilgili görüşlerine başvurduğu Şevket Kazan konuya bihaber rolleri yaparak, Asiltürkle aynı görüşleri savundu ve Ergenekona destek çıktı
Elazığ’ın nüfusu 558.556
Elazığ'ın nüfusu, 2011 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre 558.556...
ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
Geçtiğimiz hafta Habertürk'te yayınlanan programda Ergenekon ve Balyozdan tutuklanan subaylar için 'Onlar kahraman' diyen Saadet Partisi'nin önde gelen ismi Oğuzhan Asiltürk'e tepkiler sürüyor. Milat gazetesi yazarı Nevzat Çiçek de bugünkü yazısında Asiltürk'ün açıklamasına tepki göstererek, bazı sorular yöneltti.
SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
El-Aziz'in yıllardır dikkat çektiği ve dikkatli olmaya çağırdığı Milli Görüşçüleri bir kez de Adnan Hoca uyarıyor
TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
Türkiye Cumhuriyetinin önemli resmi kutlamalarından olan19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramındaki törenler artık stadyumlarda yapılmayacak...
EL-AZİZ’İ DOĞRULAYAN İTİRAFLAR
El-Aziz Gazetesi'nin 12 Eylül'le ilgili olarak yıllardır ortaya koyduğu gerçekler yavaş yavaş aydınlanmaya başlıyor...
» OĞUZHAN ASİLTÜRK’E GÖRE YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
» İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
» Elazığ’ın nüfusu 558.556
» ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
» SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
» TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
» EL-AZİZ’İ DOĞRULAYAN İTİRAFLAR
» Tüm yazarları göster ALINTI YAZILAR  

bayrak



                                      
El-aziz Gazetesi-Ve Zafer Yakındır...
Telefon: 0424.238 01 31
Eposta: osmangurses23@hotmail.com