Şizofreni Derneği Başkanı Psikiyatrist Dr. Ömer Deniz gazetemize
derneklerini tanıttı, ihtiyaçlarını sıraladı. Çözülmesi için ise referandum
oylamasının evet çıkmasının şart olduğunu belirtti…
REFERANDUMDA HAYIR DEMEK MANTIKSIZLIK
Kısaca sizi tanıyarak başlayalım…
1965 Elazığ Sivrice doğumluyum. İlk
ve orta öğrenimimi Elazığ’da tamamladıktan sonra 1983’de Akdeniz Üniversitesi Tıp
Fakültesine girdim. 1989’da mezun olup mecburi hizmetimi tamamlamak üzere
Diyarbakır Ergani’de göreve başladım. 1991’de Elazığ Ruh Sağlığı Hastanesinde pratisyen
hekim olarak göreve başladım. 1995’de psikiyatri ihtisasını kazandım ve 19
Mayıs Üniversitesi’nde 4,5 yıl okuduktan sonra Elazığ Ruh Sağlığı Hastanesinde
Uzman doktor olarak göreve başladım. 2 yıl sonra başhekim yardımcılığına
atandım. 2008’in ocak ayında oradaki görevimden istifa ettim.
Pedatem Psikiyatri Merkezimizi daha
önce kurmuştuk sonra dağ merkezine dönüştürdük. Kendi kurduğumuz dağ merkezinde
bir psikiyatri uzmanı ve bir psikolog arkadaşımızla beraber ilimize ve
bölgemize hizmet veriyoruz. Yaklaşık 25 ilden hastalarımız geliyor. Elazığ
sağlık açısından önemli bir merkez... Biz de psikiyatri alanında Elazığ’ın bu
özelliğini tamamlamış oluyoruz. Elazığ’a zenginlik katmış oluyoruz bu açıdan
oldukça keyifliyiz.
Derneğinizi biraz tanıyalım…
Psikiyatrinin en önemli özelliği
sosyal yaşam ile olan yakınlığı. Psikiyatri hayatın her alanının içinde...
Toplumda birçok sorun var. İnsanların ruhsal sorunları, ailevi sorunlar, sağlık
sorunları vb… Engelliler de bu toplumun önemli parçalarından ama ne yazık ki
istedikleri yaşam kalitesini yakalayamamışlar, sorunlarını kendi başlarına
çözememişler. Ayrıca engellilik beraberinde yoksullaşmayı da getiriyor, bu da
bir handikap… Bu sebeple sivil toplum kuruluşlarını desteklemek ve bir takım
çabalar içinde olmak yıllardır gönülden yaptığım bir şey. Zor durumda olan
insanlara destek olmak fayda sağlamak zaten bizim inancımızda kültürümüzde
mayamızda olan bir şeydir
Yaklaşık 3 yıl önce şizofreni
dayanışma derneğini kurduk. Şizofreni, psikiyatrinin uç hastalıklarından biri… Ağır
bir hastalık. Günümüzde tıbbın gelişimiyle beraber psikiyatride de önemli
gelişmeler oldu. Çok iyi ilaçlar üretildi. Bugün şizofreniyi daha kolay tedavi
ediyoruz. Sanılanın aksine tedavisi olmayan bir hastalık değil sadece tedaviye
devam ettiğiniz sürece iyisiniz bıraktığınızda hastalık belirtileri
alevleniyor. Şöyle diyebilirim şeker hastalığı gibi bir hastalık , tedavisi bir
iki ayla sınırlı değil ömür boyu dikkat edilmesi ve ilaç alınması gerekiyor.
Şizofreni belirtileri nelerdir?
Şizofreni, normal dışı hastalıkların
ve duyguların hâkim olduğu bir hastalık. Yalnız her anormal davranışa şizofreni
belirtisi diyemeyiz. Bazen halisünasyon görenler geliyor biz onlara direk
şizofreni demiyoruz. Maalesef toplumda böyle bir yanılgı var normal olmayan bir
şey anlatılınca hemen deli gözüyle bakılıyor.
Şizofreni, direk beynin biyolojik
yapısıyla alakalı gelişen, genetik ve çevresel faktörlerin çok etkili olduğu
ağır bir ruhsal hastalıktır. Tabi hafif, orta, ağır olmak üzere dereceleri var.
Buradaki temel kıstas davranış bozukluğu ile duyu ve algılamadaki bozukluk…
Yani gerçeklikten kopmak…
Şizofreni mutlaka tedavi edilmesi
gereken bir hastalıktır. Tabi tedavide bir takım zorluklar olmuyor değil.
Normalinde kişi kendinde hastalık belirtisi görünce doktora gitmek ister. Ama
şizofreni de böyle değil çünkü hasta hastalığını kabullenmiyor ve gördüğü halisünasyonların
varlığına tereddütsüz inanıyor. Dolayısıyla başkasının desteği olmadan tedaviyi
de reddediyorlar. Hatta bazen zorlamalı müracaatlar ile doktora getiriyoruz
çünkü aile bireyleri de getiremiyorlar. Bu tür zorlukları var.
Psikolog ile psikiyatr arasındaki fark nedir?
Psikiyatri uzmanlarını halkımız psikolog
diye nitelendirir. Hâlbuki aralarında büyük farklar var. Psikiyatri uzmanı 6
yıllık tıp eğitiminden sonra 5 yıl psikiyatri ihtisası yapmış ardından uzmanlık
sınavına girerek bir kliniği idare edebilecek kapasitede yeterliliğe sahip
olduğuna dair uzmanlık belgesi alır ve görevine başlar. Oysa psikolog dediğimiz
kişinin şizofreni tedavisi ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Çünkü doktor
değil, üniversitenin Fen Edebiyat Fakültesinin Psikoloji bölümünden mezun olan
tıpla hastalıkla tedaviyle ilgileri olmayan sağlık çalışanlarıdır. Tabi ruh
sağlığı hizmetinde onların da önemli bir misyonları var bu küçümsenemez.
Dernek olarak hedefleriniz neler?
Dernek olarak bu yıl esas amacımız
ilimizin SODES kapsamına alınmasından sonra bir proje hazırladık ve bu projemiz
de valilik onayından geçti şu anda devlet planlama Teşkilatında... İnşaallah
oradan da geçecek ve Türkiye’de ilk olacak bir projeyi hayata geçireceğiz.
Projemizin adı Şizofriend Kafeterya… Şizofrenin şizo’sunu aldık friend de
İngilizce’de arkadaş demek… Amacımız şizofreni sorunu yaşayan hastaları toplumla
kaynaştırmak. 100 bin TL bütçeli bir proje ve onaylanacağı hususunda büyük bir
inanç taşıyorum.
Projemiz onaylanırsa hayata
geçtiğinde hastalarımızın toplumla bir araya gelebileceği bir ortam
oluşturacağız.
Ruhsal sorunlar beyindeki sorunlardan meydana geliyor. Beyni
güçlendirici neler yapılabilir?
Biz artık ruhsal sorunların
biyolojik etkilerden meydana geldiğini biliyoruz. Bunun için de organik
ürünleri tavsiye ediyoruz. Depresyon, anksiyete, panik atak gibi birçok ruhsal
sorunun temelinde biyolojik sorunlar var. Beyindeki bazı maddelerin
düzeylerinde bozulmalar meydana geldiğinde bu tür rahatsızlıklar meydana
gelmektedir. İşte biz tedavilerimizde bu bozulan oranları yeniden normale
çekmeye çalışıyoruz. Şeker hastalığı gibi… Nasıl ki onda da değerlerin normale
dönmesi için ilaç tedavileri, diyetler, insülin öneriliyorsa ruhsal sorunlarda
da bozulan değerleri normale döndürmeyi amaçlıyoruz.
Engellilerin her zaman ihtiyaçlarının çözüme kavuşturulması için
beyanatta bulunduklarını görüyoruz. Nedir bu ihtiyaçlar?
Biz 6 engelli derneği bir araya
gelerek bir platform kurduk. Altı Nokta Körler Derneği, İşitme Engelliler
Derneği, Elazığ Sakatlar Derneği, Omurilik Felçliler Derneği ve Zihinsel
Engelli Çocuklar Derneği… Bu arkadaşlarla bir araya geldiğimizde tek başımıza
mücadele vereceğimize bir araya gelerek birlikte olmanın gücünü kullanalım
dedik. Bunun üzerine Hazar Gölünde üyelerimizle bir araya geldik.
Orada üyelerle söyleşi yaptım. Neler
istiyorsunuz diye… Öncelikle bu etkinliğin her sene yapılmasını istediklerini
söylediler. 20 gün sonra ikincisini karayolları kampında yaptık. 20 gün sonra
da Polis Kampında yaptık. Geçen bir engelli arkadaşımızda hiç Çırçır şelalesini
görmediklerini söyledi. Belki oraların sahipleri de bizleri davet ederler belki
de bu sizin aracılığınızla olur.
Sonuçta Türkiye nüfusunun yaklaşık
%13’ü engelli... Demek ki Türkiye’de 10 milyonun üzerinde engelli var. Zihinsel
engelli, bedensel engelli karışık yani... Bunlar toplumun parçaları birimizin
amcası, ötekinin annesi, birinin kardeşi hepsi içimizden birileri. Ne yazık ki
şunu görüyorum engelliler çocuklarını topluma çıkarmaktan utanç duyuyorlar.
Ailesinde engelli biri olduğunu paylaşmaktan utanıyorlar. Bu çok olumsuz bir
düşünce çünkü anayasaya göre tüm vatandaşlar eşit haklara sahip. Ama ne yazık
ki uygulamada bu kardeşlerimiz eşit haklara sahip değiller. Seyahat
edemiyorlar, evlerinden çıkamıyorlar, sosyal yaşama katılamıyorlar, haklarını
arayamıyorlar ve ailelerine büyük bir yük getiriyor bunlar. Bu tür sıkıntılar
yaşanmadan anlaşılmıyor. Ancak aynı şartları yaşayan aileler birbirlerinin sıkıntısından
anlayabiliyorlar.
En son aileleri MÜSİAD’ın iftar
yemeğinde bir araya getirdik. Değerli başkan Metin Bulut bizi davet etti,
arkadaşlar da büyük keyif aldılar. Bu manevi ayda toplanmanın hazzı bambaşka.
Engelliler bu tür etkinliklerden çok memnun kalıyorlar. Toplumla kaynaşmak
onları çok memnun ediyor. Özgüvenlerini besliyor onlara güç veriyor. Ama yine
de önümüze çok engel çıkıyor. Biz etkinliklere giderken kamyon kasalarında
tekerli sandalyeleri taşıyoruz. Bir ulaşım problemi var. Bu gün bizim isteğimiz
şu; bir tekerlekli sandalyeli, bir görme engelli, bir işitme engelli evinden çıksın
belediyenin ya da toplumun sağladığı aracına binsin kimseden destek almadan,
kimseye bağımlı olmadan kendisine ait olan bir sosyal mekana gidebilsin, orada
vakit geçirebilsin, ibadetini yapabilsin sohbetini yapabilsin, yine ailesine
yük olmadan geri dönüp evine gelebilsin. Bunun o kadar çok faydası var ki. Sürekli
evde kalmaktan bunalmayacak ve bu engelli arkadaşımız ailesini de bunaltmayacak
bu onlar için de çok iyi olacak. Hepimizin işi gücü var para kazanıyoruz peki
bu parayla başkasına destek olmayı düşünmüyorsak, ramazanda zekât vermiyorsak,
insanlara yardım etmiyorsak, sadece kendi karnımızı doldurmayı düşünüp başka
açları aklımızdan bile geçirmiyorsak tüm dünyada sizin olsa hiçbir önemi yok.
Sizin arcılığınızla Elazığ’daki
hayırseverlere, iş adamlarına, yetkililere şu mesajı vermek istiyorum. Bu
hepimizin sorunu… Yarın bir gün çocuğumuzun hatta kendimizin özürlü
olmayacağını hiç kimse garanti edemez. Bunları düşünerek engellilere canı
gönülden destek olmalıyız. Maddi imkanı olmayanlar manevi olarak, maddi imkanı olanların da
ellerinden geldiğince destek olmalarını bekliyoruz.
MÜSİAD’ın iftarından bahsettiniz. Orada yaptığınız konuşmada engellilerin
sorunlarının aşılmasında referandumun büyük rol oynayacağını ifade ettiniz…
Bu konuyu zaman zaman engelli
arkadaşlarla da görüşüyorum, benim de vicdani kanaatimce bu konudaki düşüncemi
şöyle açıklamak istiyorum. Aklımızla düşündüğümüz zaman referandumda yapılması
gereken değişikliklere EVET dememek mantık dışı bir şey olur. Hayır diyenlere
de saygımız var bu bir tercihtir. Bir kere engelliler açısından çok önemli bir
farklılık olacak nedir bu?
Engellilerin, çocukların, yaşlıların
yani toplumda zor durumda olanların lehine, kişilerin yararına düzenlenecek,
farklı ve avantajlı yasalar artık anayasaya aykırı olmayacak. Tabi eğer evet
olursa... Engellilerin sosyal haklarını geliştirmek açısından referandum çok
önemli bir imkân sağladı. Onlara çok önemli bir avantaj katacağını düşünüyorum.
Engellilerle çok içli dışlı olan biri olduğum için onlara fikirlerini soruyorum
onlar da benim fikrimi alıyorlar ve tamama yakının görüşü aynı yönde EVET
demeyi düşünüyorlar. İnşallah 12 Eylül’deki referandum evet olur ve engelliler
de bunun avantajlarından faydalanırlar. Ülkemiz de daha demokratik ve Avrupa
normlarına daha yakın bir ülke haline gelir diye temenni ediyorum.
Doğal besinlerden cevizin beyne faydası olduğu söylenir. Sizin
görüşünüz nedir?
Beslenme konusu birinci olarak benim
uzmanlık alanıma girmiyor. Bu konuda uzman olanların görüş bildirmesini daha
uygun buluyorum. Ben şuna inanıyorum. Allah çok güzel meyveler sebzeler
yaratmış bizim için. Ceviz de gerçekten çok yararlı bir meyve ben de yiyorum ve
tavsiye ediyorum. Tabi ki bunları tedavide ilaç olarak kullanmıyoruz ama
faydalı olduğundan şüphemiz yok. Şekli de zaten beyin gibi… Beynimiz gerçekten
bir cevizin şeklini andırıyor hatta minyatür bir beyin gibi. İnanların bu
meyveyi tüketmelerinin son derece faydalı olduğuna inanıyorum.
Psikolojik sorunlarda inancın etkisini nasıl görüyorsunuz?
Şunu çok açık şekilde ifade etmek
isterim; depresyonu örnek verecek olursak, Japonya’da, Amerika’da, Afrika’da,
Avrupa’da, Türkiye’de yapılan istatistikler depresyonun erkeklerde %10 - %13, kadınlarda %20- %25 oranında görülen
bir hastalık olduğunu gösteriyor.
Bu açıdan bakınca inanç faktörünün
çok büyük önemi yok gibi ama şu açıdan bakınca önemli… Depresyonun en önemli
neticelerinden biri intihar. Bana gelen hastalara soruyorum intihar düşünceniz
oldu mu, ağlayıp cevap veriyorlar evet oldu, ama inancıma ters düştüğü için
yapamadım vazgeçtim. Burada inanç çok önemli işte…
Ve koruyucu bir rol oynuyor. Bazen
hastalanmak inançsızlıktır gibi bir takım önyargılar oluyor. Bize gelen
hastaların içinde dini görev yapan hocalarımız da, üniversiteden hocalarımız da,
bürokrat kesimi de var. Sonuçta hepimiz insanız nasıl ki gözümüz bozulabiliyor,
belimiz ağrıyabiliyorsa, bedenen zor durumda kalabiliyorsak ruhsal olarak da
hepimizin sıkıntı, stres, gerginlik gibi sıkıntılar yaşama olasılığı var.
İnançların hastalıkların olumsuz neticeleri hakkında koruyucu özellikleri var.
Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ediyoruz. Eklemek istediğiniz
bir şey var mı?
Bu konudaki fikirlerimi Elazığ
halkına ve El-aziz Gaetesi okurlarına iletme şansı verdiğiniz için size çok
teşekkür ediyorum. Elazığ halkının ve El-aziz Gazetesi okuyucularının
Ramazanlarını kutluyorum. Kendilerine hem bedensel, hem ruhsal, hem sosyal
sağlık diliyorum. Sağlığımız yerinde olursa diğer konuları aşmak daha kolay
olur bu yüzden Allah’tan en büyük dileğimiz sağlık, tekrar teşekkürler…
Fotoğraf: Muhammed
Gürses
Röportaj: Osman Gürses

































