Benim gözlemlerime göre 100 radyo istasyonun 97’si, 40 TV istasyonun
37’si, 10 gazetenin 8’i “evet” için çalışıyor. Propaganda döneminin
Ramazan’a rastlaması, İslamistlerin evet kampanyası için iyi bir fırsat
olmuştur. Bu şartlar altında referandumda “evet” diyenlerin oranı yüzde
70’den az çıkarsa, bunu hayıra yormak lazım. Zaten anayasa referandumu
gibi bir oylamada, asgari kabul eşiği bu olmalıdır. Bu referandumda
nasıl olsa evet çıkacaktır. İyisi mi biz ondan sonra ne olacak diye kafa
yoralım.
* * *
Bu referandumun, Cumhuriyet sevmezlerin Cumhuriyetle hesaplaşması
olduğunu biliyoruz. TC’nin, “milli birlik” kavgası verilen bir dönemde
patlayan Kürt isyanlarını kanlı bir şekilde bastırdığı bir gerçektir.
Bugün de benzer isyancılara karşı, havadan bombalama dâhil aynısı
yapılmaktadır. Tenakuz, Başbakan’ın bir yandan “savunmada kalmayıp,
teröristi saklandığı yerde etkisizleştirecek, (yani yargısız infaz
yapacak E.C.) özel hudut birlikleri” kurmayı tasarlarken, diğer yandan
Dersim’de icra edilen askeri harekâtı takbih etmesidir. Bu çelişki,
referandumdan sonra ortadan kalkacaktır. Kürt meselesinin (yani
Kürtlerin kendi kendilerini yönetme talepleri) çözümü (yani onlara bu
hakkın verilmesi) yoldadır. Zaten halk da “analarımız ağlamasın da ne
olursa olsun” manifestosuyla zihinsel yükünü deklare etmiştir. Önce
Ergenekon denilen, sonra Balyoz adını alan davaları tetikleyenlerin
amacı, bu çözümün önündeki askeri engelleri ortadan kaldırmaktır. Bavul
dolusu belgeler, bunun için yıllarca bekletilip zamanı gelince servise
konmuştur. Anayasa değişikliği de bunu pekiştirmektir. DTP hem AKP’ye
manevra alanı açmak hem de kendi pazarlık gücünü kaybetmemek için
referandumu sözde boykot edeceğini söylemiştir. Bu, aslında “istemem,
yan cebime koy” tavrıydı. Öcalan’ın Ramazan’ı vesile edilerek ilan
ettiği eylemsizlik, “evet”e ilaç gibi gelmiştir. Diyalog kanalları
açıktır. Referandumdan sonra “durmak yok; açılıma devam” denecektir.
* * *
Referandumun açacağı kapıdan türban da geçecektir. Türban takmak,
muhafazakâr bir giyim tarzı olduğundan değil, İslami dünya görüşünün
siyasal simgesi yerine geçtiğinden belli kısıtlamalara tabi tutulmuştur.
Aynı gerekçeyle de serbest olacaktır. Türbanla açılan yoldan, takkeler
de tekkeler de geçecektir. Türkiye İran değildir, sadece benzer.
* * *
Gelelim üçüncü konuya. Yani AB’nin ve ABD’nin, AKP ile sekiz yıldır
süren aşkının, referandumdan sonra hangi renge dönüşeceğine. Burada
sular bulanıktır.
Muhtemelen İran, İsrail ve Kürt meselesinde
öyle tavırlar sergilenecektir ki; AKP ya radikalleşecek ya da
uysallaşacaktır. AKP radikalleşirse, danışman Cüneyt Zapsu’nun
Amerikalılara yaptığı “kullanın bu adamı, onu lavabonun deliğinden aşağı
drene etmeyin” tavsiyesine ABD uymayacaktır. Bu bir değişim olacaktır.
Ama her değişim, iyileşme değildir.

































