Numan Kurtulmuş Nereden Geliyor, Nereye
Gidiyor?
Son zamanlarda basında müthiş bir Numan
Kurtulmuş furyası var. Nereden geliyor bu Numan aşkı? Bilen yok.
12 Eylülde ‘HAYIR’ diyeceğini açıklayanlar
bile Numan’a ‘EVET’ diyor.
Milli Görüş’ün muvafıkı da muarızı da ağız
birliği etmişçesine Numan diyor.
Taraf Gazetesi köşe yazarından, Hürriyet
başyazarına; Vakit Gazetesinin etkili yazarlarından Yeni Şafak’a, Zaman’a…
Oradan da İnternet Gazeteciliğine… Dilim varmıyor ama gene de söylemeliyim;
hatta Milli Gazeteye…
Herkes Numan Kurtulmuş diyor. Bu yayın organı
da 40 yıllık hocasını bırakıp diğerlerinin peşine takılmış görüntüsü veriyor.
İnşallah biz yanılırız.
Nedir Oktay Ekşi’yle, Mustafa
Karahasanoğlu’nu, Ekrem Kızıltaş’ı, Necdet Kutsal’ı aynı çizgide buluşturan
sebep? ‘Duyda inanma’ kabilinden bir şey bu.
Esas sorulması gereken soru şu?
Siz Numan Kurtulmuş’u ne kadar tanıyorsunuz?
Hatta sıkı durun soruyu bir de şöyle soralım:
Numan Kurtulmuş’a görevi tevdi eden irade, Numan genel başkan olsun diye 10
yıldır yırtınan koca, koca ağabeyler… Numan Kurtulmuş’u ne kadar tanıyorlardı?
Sahi, soruyu birde kendimize soralım:
Biz Numan Kurtulmuş’u tanıyor muyuz?
El cevap: Kocaman bir HAYIR (!)
Bu satırları okurken içinizden bazılarının
‘Hadi Oradan’ (!) dediğini duyar gibiyim.
Ama ben görüşümde ısrarcıyım: Siz de Numan
Kurtulmuş’u tanımıyorsunuz.
İtiraf edeyim ki; Sayın Numan Kurtulmuş’u ben
de yeterince tanımıyorum.
‘Sen şimdi Saadet Partisi Genel Başkanını
tanımıyor musun? ’diye bir sual tevdi edebilirsiniz bana.
O zaman ben de derim ki; çık Saadet Genel
Başkanlı’ğını, çık Fazilet İl Başkanlığı’nı. Bu sıfatlar giydirilmemişken kim
tanıyordu Numan Kurtulmuş’u? Hiç kimse.
Siz… Sayın Kurtulmuşun parti içi mücadelenin
dışında her hangi bir konuda ve de her hangi bir yerde isminden söz edildiğini
duydunuz mu?
Gene her hangi bir konuda bu topluma her
hangi bir katkıda bulunmuş mudur?
Sayın Kurtulmuş hangi başarıların altına imza
atmıştır?
Okul çalışmaları…
Teşkilatlar…
Kültürel faaliyetler…
Sanat…
Bilimsel çalışma…
Bu alanların hiç birinde yok.
Sayın genel başkan alt basamaklara uğramadan
en üstün bir altında buluverdi kendini. Birileri ona torpil geçti
anlayacağınız.
39 yaşında FP il başkanı oldu. Sene 1998…
49 yaşında genel başkan oldu. Sene 2008…
Yani kırkından sonra bu işlere bulaştı.
İşte… Bir başarı aranacaksa bu bir başarıdır.
Türk toplumunda bu kabil başarının ilki;
Sayın Süleyman Demirel’e ikincisi de sayın Numan Kurtulmuş’a nasip olmuştur.
Sayın Demirel de 39 yaşında birden bire
siyasete girmiş ve Adalet Partisine genel başkan oluvermişti.
Şimdi beri gelin(!)
Milli Gazete haberlerinde sayın genel başkana
‘Saadet Lideri’ ifadesine sıkça rastlarız. Bizim bildiğimiz lider sonradan olma
bir şey değildir. Hatta – Lider olunmaz, Lider doğulur – diye bir söz vardır.
Lider çocukluk yaşlarından itibaren bulunduğu her ortamda; bir davanın,
mücadelesini verir, kavganın içinden gelir. Lider bedel öder. Siz Sayın
Kurtulmuşun her hangi bir konuda bedel ödediğine şahit misiniz?
Var mı şahitlik eden?
Yok.
12 yıldır sayın Kurtulmuş genel başkanlık
mücadelesi veriyor. İsminin duyulmasıda bu yüzden. Parti içi kavgaları
çıkarsanız geriye bir şey kalmaz. Yoksa millet adına, Medeniyet adına verdiği
bir kavga yoktur.
Ne Öğrenciyken ne Öğretim üyesiyken adından
söz ettiren bir mücadelesi duyulmamıştır.
1978 de Korkut Özal’ın parti içi çekişmelerini
hariç tutarsanız 2008 yılına kadar yani ‘30 yıldır’ hatta Milli Nizamdan bu
yana ’40 yıldır’ Milli Görüş partilerinde kardeşlik, birlik-beraberlik ve huzur
hâkimdi. Şimdi ise teşkilatlar büyük bir tasfiye süreciyle karşı karşıya.
Adamcılık oynanıyor, iller ve ilçeler olağanüstü kongreye zorlanıyor, delege
hesapları yapılıyor. Parti hiçbir faaliyet yapamaz halde. Teşkilatlar durma
noktasına geldi.
‘Bir kısım medya’yı anladık. Onların niyeti
belli. Onlar ‘Erbakan gitsin’ diyor. Burada şaşılacak bir şey yok. Esas problem
bizim mahalledekilerde.
‘Sizi gidi Milli Görüşten geçinenler sizi’…
Siz yok mu? Siiiz…
İşte Numan hayranı yazarlardan alıntılar:
TARAF - HİLAL KAPLAN - Istanbul - 23.08.2010
Zira, Hayırcı ittifakın parçası olmak bir
yana “Evet” sonucu için yoğun çaba harcayan, seçimde AKP ile ittifak yapıp
meclise girmesi muhtemel bir SP, en başta derin güçlerin hoşuna gitmiyor. Bu
yüzden bence şu anda AKP karşıtı derin güçlerin Erdoğan’dan sonraki bir
numaralı hedefi Kurtulmuş’tur.
Uzun vadede derin güçlere karşı kazananın,
linçci grubu teşkilatından tecrit etmiş ve Kurtulmuş’un zarif muhalefetiyle
hemhal olmuş bir SP olacağına inanan biri olarak bu süreçte hem SP’lilerin hem
de devletin yetkili organlarının çok temkinli ve dikkatli davranması gerekir
diye düşünüyorum.
OKTAY EKŞİ-HÜRRİYET 29.08.2010
Erbakan affetmez (29)
TAM bir hayal projesi olan Milli Görüş,
nihayet kendi kendini dinamitleme noktasına geldi: Bildiğiniz gibi 11 Temmuz günü
toplanan olağanüstü Saadet Partisi Kongresi’nde Genel Başkan Prof. Dr. Numan
Kurtulmuş, yıllardır partili herkes gibi taşımaya mecbur olduğu “Milli Görüş”
safsatasından kurtulmaya kalkınca kıyamet koptu.
Kurtulmuş’un Necmettin Erbakan’ın Oğuzhan
Asiltürk, Şevket Kazan, Temel Karamollaoğlu, Fehim Adak gibi 70’lik
şakirdlerini (çıraklarını) Parti Genel İdare Kuruluna almayıp listeyi partinin
genç isimlerinden oluşturması kavgayı açığa çıkardı.
“Milli Görüş” dediği şeyin tutarlılığı var mı
yok mu, önemli değil... Uygulanabilirliği söz konusu mu o da sorun değil...
Numan Kurtulmuş bir bilim adamı kimliğiyle
tartınca çok muhtemeldir ki bu “Milli Görüş”ün bir tarihte Erbakan tarafından
kurulan “Pancar Motor” fabrikası gibi tam bir fiyasko ile sonuçlanacağını
görmüş olmalı.
Hele Erbakan’ın başbakanlığı sırasında “500
bin tank yapacak fabrika temeli atması” gibi hayali projelerini de dikkate
alınca, o uyduruk “Adil Düzen”i parti arşivlerine yerleştirme zamanının
geldiğine hükmettiğini tahmin ediyoruz.
Ama kongredeki kavga patlak verince
söylediğimiz gibi, Erbakan’la mücadele etmenin, başka metotlar gerektirdiğini
biliyor olmalıydı. Örneğin Erbakan’ın demokratlığının “kendisine tam bir itaat”
kaydıyla söz konusu olacağını hesap etmesi gerekirdi.
Kurtulmuş gerçi parti içindeki isyanı son
derece olgun bir tavırla örneğin siyaset etiği ile bağdaşmayan beyanları
görmezden gelerek karşıladı. Hatta Necmettin Erbakan’dan randevu alıp kendisini
ziyaret etti. Muhtemelen Saadet Partisi’nin kendisini yeni koşullara uydurması
gerektiğini söyledi. Böylece Saadet Partisi’ni birlik ve bütünlük içinde
tutabileceğini umuyor olmalıydı. Ama Erbakan’ın egosunun her türlü mülahazanın
önüne geçtiğini, bu deneyimle bir kere daha gördü.
Şimdi yeni bir Olağanüstü Kongre toplanacak.
Ama bu kongre Kurtulmuş’un mu yoksa Milli Görüş’ün mü sonunu getirecek birlikte
göreceğiz.
Vakit yazarı Sibel Eraslan:
İftar sofrasını Kerbela`ya çevirdiniz!
"BUNU DA GÖRECEKMİŞİZ... İFTAR
BASKINI..."
Son anda aldığım güvenlik istihbaratıyla
katılamadım Saadet Partisi İftarına... Ajanslardan vahim görüntüler dökülmeye
başlar başlamaz Sevgi Kurtulmuş`u aradım derhal...
Baskının ortasından, sloganların içinden
teessür dolu ama vakarlı bir sesle yanıtladı; “merak etmeyin iyiyiz, dua edin,
dua edin...” dedi... Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş hayatının en
ağır imtihanlarına maruz kaldı şu mübarek günlerde... Hamdım, piştim, yandım
Elhamdülillah diyen erenlerin sabrıyla duruyor karşımızda...
Bu imtihanlı günler, onu iradesi çelikten
daha sağlam bir uzak yol kaptanı olarak çıkaracak... Her şey gözlerimiz önünde
cereyan ediyor. Muarızları her gün biraz daha batarken, sabrı ve dirayetiyle
pırıl pırıl parlıyor...
YENİ ŞAFAK-Hakan Albayrak
halbayrak@yahoo.com
24 Ağustos 2010 Salı
Erbakan Hoca'nın tavrı
İslam Birliği sevdasına beni Necmeddin
Erbakan düşürdü. Anti Siyonist, anti emperyalist hassasiyetimi de Erbakan
Hoca'ya borçluyum. Milletle barışık bir devlet istemeyi de Erbakan Hoca'dan
öğrendim.
Daha çocuk yaşlarda MSP'yi tutuyordum,
kendime "Akıncı" diyordum. Siyasi duruşumun temelinde
"Erbakancılık" var. Erbakan Hoca AK Parti hükümetini istediği kadar
emperyalist uşağı olarak görsün, ben, AK Parti hükümetinin bazı dış politika
hamleleri ile "Demokratik Açılım" gibi ıslahat projelerini
alkışlarken ve bunların emperyalist tahakkümden kurtulmamıza ve milletle
barışık bir devlete kavuşmamıza hizmet edeceğini ileri sürerken bile, bir
şekilde Erbakan Hoca'dan besleniyorum.
Bugün Erbakan Hoca'nın durduğu yerde
durmuyorsam, ona saygısızlığımdan değil, davamızı o yerde durarak
yükseltebileceğimize inanmadığım için durmuyorum. Erbakan Hoca'dan öğrendiğim
davayı Erbakan Hoca'nın da üstünde gördüğümden.
***
Saadet Partisi iç karartıcı, asap bozucu bir
söylem tutturmuştu. Asabi, ters, konuşulmaz bir ihtiyar gibiydi. Üstelik
"ulusalcı" bir profil çiziyordu. Erbakan Hoca'nın 1969'da yaktığı
–daha doğrusu tarihimizden tevarüs ettiği- cihanşümul dava meşalesi bu sevimsiz
manzara içinde zayi oluyordu.
'Davayı herkes kendi döneminin şartları
içerisinde kendi üslubu ile savunur' diyen Numan Kurtulmuş partinin başına
geçince, işler değişmeye başladı. Her şeyden evvel, partinin çehresi
aydınlanmaya başladı. Müjdeleyen, nefret ettirmeyen bir siyaset dili geldi.
Yeni bir üslup, yeni bir söylem, yeni bir siyaset tarzı, yeni bir muhalefet
anlayışı ortaya çıktı. Saadet Partisi bu süreçte itibarını yükseltti,
etrafındaki muhabbet halkasını genişletti ve yükseliş trendine girdi. Bu sürece
ayak uyduramayan ve hatta ayak sürüyen kesimin son parti kongresinde yönetime
girememesi herhalde sürecin daha sağlıklı işlemesine ve süratlenmesine hizmet
edecektir.
Saadet Partisi'ndeki gelişmeleri ben özetle
böyle değerlendiriyorum. Erbakan Hoca'nın da böyle değerlendirmesini ve davayı
'çağın idrakine söyleten' Numan Kurtulmuş gibi bir halef bulduğu için mutlu
olmasını beklerdim. Böyle değerlendirmese de, Numan Kurtulmuş'a tepkisinde
ölçülü olmasını... Hiç değilse 'Kaleyi düşmana teslim etmek', 'Davaya
sadakatsizlik', 'Sütü bozukluk' gibi fevkalade ağır ithamlarda bulunmaktan
imtina etmesini... Numan Kurtulmuş'u hedef göstermekten, bazı kimselerin kin ve
nefret duygularını harekete geçirmekten, kardeşleri birbirine düşürmekten
Allah'a sığınmasını...
Kongre'deki liste ihtilafından kaynaklanan
öfkesi, Erbakan Hoca'nın sağduyusuna ve nezaketine ağır basıyor. Halbuki
"hayat sadece politikadan ibaret değildir; dostluklar, arkadaşlıklar,
kardeşlikler var." (Numan Kurtulmuş)
Erbakan Hoca'yı böyle görmeye dayanamıyorum.
O, Türkiye ve bütün İslam dünyasına büyük hizmetleri geçen, tarihe mal olmuş
abidevi bir şahsiyet. Bu saatten sonra parti kongresi tartışmalarına filan
sığmayacak kadar büyük bir efsane. Öyle olduğu için, veya onu öyle görmek
istediğim için, veya ona öyle olmayı yakıştırdığım için, Saadet Partisi Genel
İdare Kurulu'nda şu veya bu ismin yer almamasını adeta itikadi bir mesele
haline getirip Numan Bey'e topyekûn savaş açmasını fena halde yadırgıyorum.
Kızabilir, eleştirebilir, bunda haklı da
olabilir; ama topyekûn savaş?
Akıl alır şey değil.
Erbakan Hoca'yı seviyorum. Bana kazandırdığı
dava şuuru için ona medyun-u şükranım. Geçmişteki hizmetlerini (ki maddi ve
manevi faydalarından hâlâ nasipleniyoruz) daima saygıyla anacağım. Fakat,
Erbakan Hoca'nın bugünkü siyasetini basiret ve feraset gibi kavramlarla izah
etmekte müşkülatım var.
MİLLİ GAZETE-Farklılıklar ve medeniyetimiz /
Ekrem Kızıltaş
23-08-2010 11:58
İftar akşamını tatsız-tuzsuz bir akşama
çeviren gençlerin ne yaptıkları hususunda yeteri kadar bilgi sahibi olmadıklarını
varsayabiliriz... Ancak onları o salona taşıyan, daha sonra oturdukları yerden
onlara -başkalarının duyabileceği şekilde hem de- vazife taksimatı yapan ve
sonra da huşu içerisinde namazlarını kılmaya gidenler, o akşam yaşananların
vebalinin altından nasıl kalkacaklardır acaba?..
Kim oldukları, nerelerden ve niçin
geldikleri; kim ya da kimler tarafından yönlendirildikleri hususunda değişik
rivayetler bulunan gençler, huzursuzluk katsayısını gittikçe artıran bir
şekilde salonu rahatsız etmeye başladılar.
Attıkları sloganlar ve bu arada dile
getirdikleri taleplere bakılırsa, en hakiki Milli Görüşçüler oldukları
zannedilecek gençlerin, neden Kur`an okunurken olsun sessiz kalmadıkları ve
zorlu bir oruç ibadetinin ardından, kendisi de bir ibadet makamında olan iftar
esnasında, oruçlarını açanları neden rahatsız ettikleri ayrı bir mesele...
Kırılan masalar, sandalyeler; sağa sola fırlatılan tuzluklar, çatal-bıçaklar
da...
Ancak farklılıkları bir arada ve barış
içerisinde yaşatabilme hususunda, dünyada benzeri olmayan tecrübelere sahip bir
ecdadın torunlarının, medeniyetlerini yeniden inşa ve bu inşa sürecini dünyaya
hal ve kal ile göstermesi ameliyesi sayılacak bir toplantıda; değişik
kesimlerden davetlilerin katıldığı bir iftarda; bırakın başka fikir ve
düşüncelerle barış içerisinde olmayı, kendi içimizdeki ufacık bir probleme,
azıcık farklı bir bakış açısına bile tahammül kar olmadıklarını deklare etmiş
olmaları, işte bu çok vahim...
Ortaya çıkan tablo, ortalığı karıştıran
gençleri oraya toplayan ve onları yönlendirenlerin arzu ettikleri gibi mi;
yoksa ondan biraz daha fazla ya da az mı oldu, bilmiyoruz...
İftarda yaşananlara sebep olarak gösterilen
haller, geçici hallerdir ve zaman içerisinde bunların çözüm yolu mutlaka
bulunacaktır.
********
Evet, yazılanlar böyle. Konuyla ilgili
yazılıp çizilenler sadece bunlardan ibaret değil tabi. Dedik ya; Oktay Ekşi ve
benzerleri vazifesini yapıyor, problem bizim mahalledekiler diye. Şimdide
diyorum ki; problem bizim evde.
Ne demek yani?
İzah edeyim.
Ekrem Kızıltaş bunları yazmakla yetinmiyor.
Hakan Albayrak’ın konuyla ilgili yazısını alıntı yapıp Kendisinin yönettiği
bilinen basından alıntılar’ın yer aldığı ‘Medya’ sayfasına yerleştiriyor.
Şimdi Sayın Necdet Kutsal ve Sayın Ekrem
Kızıltaş’ın Numancılık konusunda kat ettikleri mesafeyi düşünebiliyor musunuz?
Öyle ‘saf’a yatmakla sıyrılamazsınız işin
içinden.
Hakan Albayrak açık, açık yazıyor. Ve diyor
ki;
‘Bu gün Erbakan Hocanın durduğu yerde
durmuyorum’. ‘Erbakan Hoca Ak Parti’yi istediği kadar emperyalist uşağı görsün
ben Ak Parti’nin bazı politikalarını alkışlıyorum’.
Sen, adamcağız Numan’ı övdü diye yazıyı alıp
olduğu gibi kendi gazetenin sayfasına yerleştireceksin.
Alıntı yaptığın yazıyı ‘Ey okurlar ben bu
yazıyı onaylıyorum ha…’ demiş olmuyor musun?
İşin bu tarafı fazlaca can sıkıcı. Ama Numan
Kurtulmuş’un sebep olduğu, bilerek ve isteyerek yaptığı ‘ifsad’ın boyutu
sanılandan daha fazla derin olduğuna bariz bir örnek teşkil ediyor.
En Büyük Şehadet Hasmın Şahadetidir.
Sultan Abdülhamid Han stratejik konularda
kendi görüşünün sağlamlığını test etmek için Osmanlıya düşman olan devletlerin
büyük elçilerini çağırır, onlarla müzakere ederdi. Onların hiçbir zaman
Osmanlının hayrına bir düşünce taşımayacaklarını bilirdi. Büyük elçilerin tavsiyelerinin
tam tersini uygulardı. En problemli dönemde Osmanlıyı dimdik ayakta tutmasının
sırrı burada yatıyordu.
Milli Görüşçüler ‘ikinci Tayyip’ vakıasıyla
karşı karşıya bulunuyor. Bu imtihan daha ağır geçeceğe benziyor.
Tercih yapmakta zorlanan saf ve temiz Milli
Görüşçülere bir önerimiz olacak:
Üstteki başlık her şeyi özetliyor aslında.
Oktay Ekşi’nin isteğinin tersi doğrunun ta kendisidir.
Tabi kardeşlik vazifesi olarak bir tavsiyemiz
de İslamcı Entelektüellere ve medya patronlarına olacak:
Sultan Abdülhamit’le mücadele eden, onun
devrilmesine katkıda bulunan dönemin önde gelenlerinin pişmanlık dolu
şiirlerini, yazılarını bu gözle bir daha okusunlar. Ucuz ve basit kurgularla
insanımızı yanlış yönlendirmenin vebali çok ağır olur.
Efendim neymiş?
Numan Kurtulmuşa görevi Erbakan vermiş.
Hocanın yeşil listesinde de Numan Kurtulmuş
Genel Başkanmış.
Hoca Neden Numan’ a Görev Verdi?
Erbakan Hoca söz vermenin çok kıymetli bir
şey olduğuna inanır. Hocanın literatüründe yalan kavramına yer yoktur. Onun 40
yıllık siyasi hayatında bariz yalan söylediği görülmemiştir. Belki bazı
konuları abartır, büyütür, küçümser, hicveder ama asla yalan söylemez. Hocanın
geldiği kültür nedeniyle yetişme tarzı budur. Sayın Kurtulmuş profesör olmuş.
Dedesi, babası iyi insanlar. Topluma hep faydalı olmuşlar. O gelenekten
gelenler ekibine aşırı güven duyarlar. Eğer güven duymak suçsa Hoca Sayın
Kurtulmuşa aşırı güven duymuştur hepsi bu kadar.
Erbakan Hoca genel başkanlığa uygun bir isim
bulamadığı için bekleme süresini uzun tuttu. Taban bu durumu algılayamayarak
Numan Bey’i önerdi ve ısrarcı oldu.
Hoca neden görev verdi? Ailesinin önemi,
kumaşının sağlam oluşu intibahını doğurdu.
Hepimiz biliyoruz ki; Ecevit’in dedesi
Mustafa Şükrü Efendi Sultan Abdülhamid tarafından Çin’e Hamidiye
Üniversitesi’ni kurmakla görevlendirilmiş çok kıymetli biriydi.
Numan Kurtulmuş siyaset öncesi kimlerle
oturup kalkıyordu?
Milli Görüş partilerinde veya Milli Görüşçü
kuruluşların her hangi birinde İstanbul İl Başkanlığı ve Genel Başkanlık
dışında bir görev üstlenmiş midir?
Korkut Özal’la irtibatı ne düzeyde?
Mehmet Ağar’a uzun zaman danışmanlık yapmış
Osman Bostan’ın Numan beyin çok yakınında bulunduğunu kaç kişi biliyor?
Mezkür ismin Sayın Bekaroğlu’na da
danışmanlık yaptığı İstanbul Büyükşehir belediye başkan adaylığı döneminde bu
kişiden fikri destek aldığı Musa Akbal ile bu üçlünün zaman, zaman bir araya
geldiği bir anlam ifade eder mi, bilemeyiz…
Muhtemeldir ki; hoca şöyle düşündü:
Biz her ne kadar buna görev veriyorsak ta bir
takım tedbirler alalım, onu yalnız bırakmayalım.
Bu doğrultuda;
- Başkanlık divanı üzerinden bir kalkan
oluşturulmuştur
- GİK üzerinden bir kalkan oluşturulmuştur
- İl başkanları üzerinden bir kalkan
oluşturulmuştur.
Sayın kurtulmuş bu tedbirlerin hepsini boşa
çıkardı. Son olarak ta olağan üstü kongreye giderek partiyi Hoca’nın elinden
tamamen almayı denedi.
Ama beceremedi.
Şimdi…
- Parti kademelerinde görevi bulunanlara,
- Milli Görüşçü kuruluşlara,
- Milli Gazeteye,
- Milli Görüş ikliminde yetişmiş kalem
sahiplerine,
- Vatan perver herkese.
Tarih önemli bir görev yüklüyor. Gelin
yılan’ın deliğinden ikinci kez ısırılmayalım. Milli Görüş bir okuldur. Bu okulu
kapatmaya kimsenin gücü yetmez. Herkes bunu çok iyi bilir. Ama müfredatı
değiştirmeye çalışanlara müdahale etmez, olanlara göz yumar, öyle veya böyle
destek olunursa Oktay Ekşi’yi ve onun temsil ettiği zihniyeti memnun etmenin
ötesinde bir şekilde hizmet etmiş olunacağı unutulmamalıdır.
O.G.

































