Son Baskı
Gazetesi Sahibi Nurettin Kaya ile gazetecilik ve referandum üzerine konuştuk;

Bir rüya
olarak adlandırdığı gazeteciliğe haftalık bir gazete çıkararak başladığını
söyleyen Nurettin Kaya bir gazete için iyi bir tirajın olmazsa olmaz olduğuna
vurgu yaptı… Sadece tirajla etkilil olunamayacağına da dikkat çeken Kaya iyi
bir içerik ile de iyi bir tiraj bir araya gelirse işte medyanın ne kadar güçlü
olduğu o zaman anlaşılır dedi.
12 Eylül
referandumunu bir zaruriyetin ve gerekliliğin neticesi olarak ifade eden Son
Baskı Gazetesi Sahibi Nurettin Kaya yıllardan beri ülkenin küçük kalmasını
isteyenler mevcut anayasa ile çeşitli kurumlarla bu ülkenin hep tıkacı oldular.
Bu tıkaçtan kurtulmak, lider ülke olmak istiyorsak referandumda evet oyu
kullanmalıyız dedi.
-Kısaca
sizi tanıyalım…
1979 yılında Elazığ
Şeyh Hacı (Yukarı Bağ)’da doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Elazığ’da yaptım.
Elazığ’da uzun zamandan beri baba mesleği olan matbaacılık sektöründeyim. Evli
ve 1 çocuk babasıyım ….
-Matbaacılığa
ne zaman başladınız?
Matbaacılığa baba
mesleği olarak başladım. Çocukluğumuzun ilk yıllarında tanıştım matbaa
makineleri ve mürekkebin kokusuyla. Severek ve isteyerek yaptığımız bir meslek olduğu
için bugünlere kadar getirdik. Zamanla hem teknolojimizi hem de kalitemizi
artırdık. Bugün ilimizde yayın yapan birçok yerel gazete ile dergi ve
kitapların basımını gerçekleştiriyoruz. Bununla birlikte ambalaj sektörüne
hizmetlerimiz de devam ediyor. Ayrıca ülkemizin en çok tanınmış davetiye
firması olan Koza Davetiyeleri”nin temsilciliğini yürütüyoruz. Bunda da
amacımız halkımıza kaliteli hizmeti ucuza sunmaktır.
-Gazetecilikle
nasıl tanıştınız? Son Baskı’yı çıkarma fikri nasıl ortaya çıktı?
Gazetecilik bir
ukdeydi bende. Yıllarca günlük gazete basarak okurlara sunduk. Basımını
gerçekleştirdiğimiz gazetelerin matbaadan çıkıp elimize aldığımızda büyük bir
mutluluk huzur duymaktaydım. Ancak bu mutlulukla birlikte kendim de bir gazete
çıkarabilmenin hayallerini kurardım. Bu hülya günün birinde gerçek oldu. Bu
kararımda arkadaşlarımın da katkısı oldu diyebilirim. Ahmet Parlak, İbrahim
Kayaoğlu gibi dostlarım beni bu konuda oldukça yüreklendirdi. Sonunda haftalık
yayın yapan bir gazeteyi Elazığ basın hayatına kazandırmış olduk. Bu anlamda
değerli büyüklerimin özellikle de Elaziz Gazetesi’nin yazarlarının gazetecilik
noktasındaki öneri ve tavsiyeleri rehberim oldu. Buradan Zeki Hocam ve Mahmut
Bey’e de teşekkürlerimi sunuyorum.
-Tiraja
önem verdiğinizi biliyoruz. Bir gazete için tiraj neden önemlidir?
Gazete için tiraj
elbette önemlidir. Gazeteyi kamuoyunda etkin yapan ve kabullenirliğini ortaya
koyan tirajıdır. Baskı sayısı gazetenin ulaştığı kitleyi ve sayısını göstermesi
açısından da önemlidir.
-Peki
sadece tiraj yeterli mi etki için içerik olmasa da olur mu?
Tiraj elbette bir
yere kadar önemlidir ve gazeteyi tartan bir göstergedir. Ancak tirajın da
ötesinde bir güç vardır ki o da etkinlik ve saygınlıktır. Türkiye bu açıdan
zengin örneklerle doludur. Bugün Türkiye’de gerçek gündemi yakalayan ve kamuoyu
oluşturan asıl gazeteler tirajı çok olmayan gazetelerdir. Tiraj kaygısı olmayan
gazeteler meselelerin üzerine daha bir cesaretle gider.
Kimsenin vesayetinde
olmadıkları için cesur yayınlar yapar. Bu durum da o gazeteyi etkili ve etkin
yapar. Bugün kim ne derse desin 50 bin tirajına rağmen ülkenin en etkin
gazetelerinden biri Cumhuriyet Gazetesi’dir. Çünkü bu gazete resmi bir duruş ve
statükoyu savunan kişi ve kurumların sözcülüğü gibi bir misyonu benimsemiştir.
Bugün değilse de 5-10 yıl önce devlete yön veren, bürokratların okuduğu tek
gazeteydi.
Ancak Ergenekon
olaylarıyla ortaya çıkan gerçekler bu gazeteye olan güveni bir hayli azattı.
Bununla birlikte son aylarda yine az bir tiraja sahip olmasına rağmen Taraf
Gazetesi’nin etkisi ve haber yan-sımaları Türkiye’nin bir numaralı gündemleri
olmuştur. Taraf’ın etkinliği ise sivil ve demokratik duruşu ile devletin
işleyişinde ortaya çıkan aksamaları ve aksaklıkları belgeleriyle gün yüzüne
çıkarmasından geliyor. Bugün özellikle sağ, sol ve İslami cenahtan birçok
üniversiteli genç eski gazetelerini terk etmiş ve Taraf’ın bağımlısı olmuş
durumdalar.
Buna karşın tirajı en
çok gazetelerin gündem oluşturma oranları daha azdır. Aslında bu gazetelerin
böyle bir amaçları da yoktur. Herkese zeytin dalı uzatan, hem nalına hem mıhına
kabilinden ortaya bir yayın yapan bu gazeteler değişik promosyonlarla
tirajlarını koruyabilmektedirler.
İlimizin
medyacılık açısından potansiyelini nasıl görüyorsunuz?
Birçok ilden daha
ileri noktada olduğumuz söylense de tüm gazetelerle birlikte günlük tirajımızın
5000’i bile bulmaması 500 bin nüfuslu bir şehir için yeterli bir tablo değil.
Bunda gazete okumayanların suçu yok elbet. Belki bizler de doyurucu bir gazete
sunamıyoruz halkımıza. Umarım bu konuda bizler de biraz daha seçkinci olur ve
güzel sayfalarla güzel gazeteler sunarız hemşerilerimize.
Peki
Elazığ’daki medyanın etkisini nasıl görüyorsunuz?
Elazığ medyasının
maslahatçı bir tutumu var. Kimselere ya da yanlışlıklara dokunmama gibi bir
tavır kabul görmüş. “Ben kötü olmayayım yanlış da yapılsa ben dile
getiremeyeyim” gibi bir yaklaşım var bizlerde. Bunu kendimi da katarak
söylüyorum. Zaman zaman Elazığ merkezli çalışmalar yapılıyor ve medyadaki
arkadaşlarımız buna katkı sağlıyor. Ancak bu çalışmaların somut bir netice
vermesi için takipçilik ve gayret şart.
Etkisiz
kalışın sebebi birlikte bir kamuoyu oluşturamama mı?
Elazığ medyasının
samimi olarak böyle bir gayreti zaman zaman oluyor ama belirli konularda öne
çıkan öneriler yok. Varsa da başta Elazığ’ın faydasına diye lanse edilen
projeler sonunda birilerinin öne çıkmasına ve siyasi yatırım yapmasına yönelim
gösteriyor. Bu durum da ister istemez kamuoyunda bir soğukluk ve bıkkınlık yaratıyor
basın kuruluşlarında. Bir de şu durum söz konusu.
Medya var olan ve
halk tarafından tasvip gören isimleri ancak daha da yüceltebilir. Yoksa çok
bilinmeyen, insanlığa ve çevresine hiçbir katkısı olmayan kişi ve kurumları her
gün manşet de yapsak değişen bir şey olmuyor. Başbakanımızın da dediği gibi medyanın
manşetle getirdiği manşetle gider. Kaldı ki belirli kişi ve kurumlar üzerinde
yapılan baskın bir manipülasyon çalışması çoğu kez ters de tepebiliyor. Bunun
son örneklerini ilimizde yapılan bir oda seçimi ve son yerel seçimlerde çok net
bir şekilde görüldü. Halk baskın medya güdülemesine karşılık ters bir tepki
verdi ve medyanın öne çıkardıkları yerine rakiplerini seçti. Bunun için medyayı
kullanmak çokça zikredilmek ve medyada sıklıkla boy göstermek değildir.
Elazığ
için hep bahsedilen gelişememe sorununda bunun etkisi nedir?
Elbette medya şehrin
çekici gücü ve lokomotifidir. Geçmişi, geçmişin ihtiyaçlarını, süreç içerisinde
sorunların nasıl çözüldüğünü, şehri gelecekte hangi sorunların beklediğini en
iyi bilenlerden biri de gazetecilerdir. Uzun yıllardan beri sorunları yakından
takip etmiş, birçok milletvekili ve belediye başkanıyla birlikte çalışmış,
bakanların açıklamaları ve vaatlerine şahitlik etmiş gazetecilerimizi şehrin
ortak hafızası olarak da görmek mümkün. Bu anlamda şehrin sorunlarının takibi
ve çözümü bizlerin de sorumluluğunda. Taze bir örnek olsun diye vermek
gerekirse usta gazeteci Şah İsmail Gezici’nin yıllardan beri gündeme getirdiği
Şorşor Deresi’nde bugünlerde çalışmaların başlatılması hem bir gazetecilik
başarısı hem de şehrine duyarlı ve sorunlarına hâkim bir gazeteci profili ortay
koymasından dolayı örnek bir olaydır.
Bu
konuda vekillerin payı nedir?
Elazığ’ın öncelikle
şu “gelişememe” psikolojisi ve kompleksinden kurtulması lazım. Bu düşünce bizi
daha bir ürkek ve çekingen yapıyor. Hele kendi şehrimizi bir başka ille
özellikle de Malatya ile bir yarışın içine sokmak bu şehre bir şey
kazandırmayacağı gibi daha da tutuk kılar. Her şehrin avantajları ve fırsatları
farklıdır. Ve yine her şehir halkının da bu avantaj ve fırsatları değerlendirme
yetenek ve kabiliyetleri farklıdır. Ben işin doğrusu faturanın sürekli siyasilere çıkartılması
kolaycılığına kaçılmasını çok da doğru bulmuyorum. Bu anlamda biraz da biz
iğneyi kendimize batırmamız gerektiğine inanıyorum.
Devletin bir şehre
sunacağı hizmetler bellidir. Bunlar için Elazığ’a son yıllarda yapılan
hizmetleri görmezden gelmek haksızlık olur. Havaalanı pistinin tamamlanması ve
günlük ortalama 10 uçağın inip kalkması bile az bir hizmet değildir.
Yatırımcılar için de bölgede önemli bir avantaja sahip durumdayız. Aynı şartlar
tüm iller içinde geçerli. Başka şehirler bunu iyi değerlendiriyor ve
şehirlerinden markalar çıkartabiliyorlarsa bu onların başarısını göstermekle
birlikte bizlerin de başarısızlıklarını göstermektedir. Biraz aykırı görüş gibi
durdu ama önce biz kendimize “neler yaptık da ya da yapamadık da şehir
gelişemedi” diye sormamız lazım.
Ne
yapmalı? Seçimler yaklaşıyor vatandaş seçimler öncesi aday belirleme sürecinde
nasıl bir tutum içine girmeli?
Seçimlerden önce bir
12 Eylül gerçeği var. Her ne kadar iktidar partisi bunu bir referandum gibi
görse de muhalefet bir güvenoyu olarak algılıyor olayı. Bunun için de muhalefet
liderleri meydanlarda anayasa değişiklik maddelerini konuşmak yerine sadece
Türkiye’nin değil dünyanın da sorunu olan iş, aş ve yoksulluk söylemine
sarılmış durumdalar. Küresel krize rağmen ekonomisi ayakta durmayı başaran,
işsizlik oranları sürekli düşen bir Türkiye var şimdilerde. Ülkeyi bulunduğu
noktadan daha da ötelere götürecek ve tek hedefi kalkınma olacak bir iktidarı
oluşturmak ülkesini seven ve çocuklarının geleceğini düşünen her Türk insanı
niçin bir vecibedir. Türkiye’nin geldiği nokta, değişik kurumların vesayetine,
dayatmalara, hukuki engellemelere ve kirli propagandalara rağmen iyi bir
mevkidir.
Halkın
siyasi yönelişini nasıl değerlendiriyorsunuz? İlin menfaatini mi kolluyor yoksa
duyguları ile mi hareket ediyor?
Her bir lider farklı
zamanlarda yakaladıkları siyasi rüzgarla iktidar olmuşlardır.
Ve ilginçtir bu
isimler oy verenlerin hiç biri oy verdikleri partilerin tüzüklerini ya da
amaçlarını okumadan destek vermişlerdir. Türk siyasetinde son yıllarda hoşuma
giden bir değişim de partilere futbol takımı gözüyle bakılmamasıdır. Eskiden
insanlarımız siyasi parti değiştirmeyi tutuğu takımı değiştirmek gibi görür ve
bundan ar duyar, kaçınırlardı. Ancak bu gelenek bozuldu ve o gün bu gündür de
bozulmaya devam ediyor. Kırılgan ve kaygan bir seçmen kitlemiz var artık.
Seçim öncesi nasıl
bir liste istemeli seçmen? İlimizin yararı için aynı liste ile mi devam
edilmeli yoksa etkili ve aktif isimlerden yeni bir liste mi oluşturulmalı?
Az önce de belittim.
Vekillerini çalıştırmayan bir seçmen kitlesi olduğumuz sürece kim gelirse gelin
bir şey değişmeyecektir. Önemli olan isim değil halkın siyasetçiden beklediği.
Bu konuda merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Elazığ seçmeni ile Malatya
seçmeni arasındaki farkı ortaya koymak için verdiği örneği bilmeyenimiz yoktur.
Meselenin aslı bu bence…
Önümüzdeki
seçimde de alternatifsiz yine AKP’nin iktidar olacağı görülüyor. Madem AKP’nin
listesi ilimizi yönetecek ve temsil edecek ilimizin her kesiminin listede söz
hakkı olmalı mı yoksa partinin iç işidir diyip kenardan mı seyredilmeli?
Elbette seçeceğimiz
isimlerde söz sahibi olmamız gerekmekte. Ancak bu konuda gündemin ve
konjonktürün rüzgârıyla öne çıkmaya çalışanlar da olacaktır. İşin doğrusu Ak
Parti, bu son seçimlerde sadakat mefhumuna biraz daha önem verecek gibi geliyor
bana. Temsil gücü ve bölgesel dağılım yanında kendi misyonuna her halükarda
sadık kalabilecek isimlere öncelik verme temayülü gösteriyor. Ak Parti.
Referandumla ilgili
sizin fikriniz nedir? Neden evet ya da neden hayır denmeli?
Anayasa değişikliğine
durup dururken gidilmedi. Bir zaruriyetin ve gerekliliğin neticesidir bu
referandum. Ülkede statükodan beslenen ve yıllardan beri kendi istedikleri gibi
kararlar alıp uygulamaya koyan kesimler ülkenin tıkacı oldular. Değişimden
korkan, demokrasinin ve çoğulculuğun sadece adını anan belirli kesimler ve
kurumlar olduğu sürece bu necip millete hizmet etmenin çok zor olduğu görüşüne
varan hükümet haklı olarak böyle bir karar almıştır.
411 mübarek oyla
meclisten geçen ve üniversite öğrencilerine başörtüsü yasağını kaldıran anayasa
değişikliğini millete rağmen iptal eden, aldığı kararlarla ülkenin sorunlarının
çözülmesi yerine daha da kördüğüm olmasına sebep olan kurumların yapılarının
anti demokratik oluşumu ve duruşu, demokratik ve çoğulcu bir seçime dayalı
değişikliği zaruri kılmıştır. Bu referandumda karanlık bir Türkiye’den
aydınlık, her bir kurumun kendi alanının dışına çıkmadığı, bütün taşları yerli
yerine oturmuş, gündeminde sadece ve sadece kalkınma ve hak ettiği “lider ülke
Türkiye” konumuna gelecek bir ülke için “evet” denmesi gerektiğini düşünüyorum.
“Hayır”ın gerekçesi de bu temenninin tersidir diye düşünüyorum.
Referandumun
sonucunu nasıl görüyorsunuz? Evet oyları büyük çoğunlukla çıktığı takdirde
siyasi arena nasıl etkilenir? Muhalefette bölünmeler olur mu?
Referandum netice
itibarıyla bir tercihtir. Demokrasilerde her tercih ve oy kutsaldır. Evet ya da
hayır çıkması halkın tercihi olacağı için başımızın üstündedir. Ancak kamuoyu
araştırmaları güçlü bir “evet” çıkacağına dair bulgular vermektedirler. “Evet”
çıktıktan sonra zaten yeniden bir seçim havasına girilecektir. Bu anlamda büyük oranda evetin çıkması halinde hayır
cephesinin bundan çok olumsuz etkileneceği açık...

Sadece bu partilerin
değil izan sahibi her insanın bu değişikliğe “evet” demesi gerekir. Değişiklik
maddelerinde hemen her kesime birtakım avantajlar sağlanıyor. Anayasa mahkemesi
ve HSYK seçimlerine de tam bir demok-ratik hava getiriliyor. Buna karşı gelmek
hâkim ve savcılara da büyük haksızlıktır. Şimdi 10-15 kişinin seçtiği kurul
üyelerinin 700-800 hakim ve savcı tarafından seçilmesinden niçin korkulur işin
doğrusu anlamlandırmakta güçlük çekiyorum. “Hayır”cı cephenin tabanlarında
büyük bir huzursuzluk yaşanmasının arkasında da bu var zaten. İnsanlar artık
genel geçer parti refleksleriyle değil akıl ve mantık süzgeciyle tercihlerini
yapıyor. Parti tavanına itaat artık ciddi ciddi sorgulanıyor bu ülkede.
Muhalefetin,
yargının, bir kısım medyanın, terör örgütünün, bazı sendikacı ve sivil toplum
örgütlerinin tutumlarının hükümet karşıtlığında örtüşmesini nasıl
yorumluyorsunuz?
Sorunuzda da ifade
ettiğiniz gibi fotoğraf çok net. Kimler kimlerle beraber, kimler kimlere karşı,
kimler hangi rolde. Hiçbir zaman görünürde bir araya gelmemesi gereken hangi
gurup ve partiler kol kola.
Karşı tarafa bakın
bir de... Ak Parti, Saadet, BBP. Hadi Ak partiyi sevmiyorsunuz diyelim. Ama
Saadet ve BBP’nin ülke menfaatleri ve çıkarları karşısında yanlış yapma
ihtimallerini hiç düşünebilir misiniz? Şahsen ben hiçbir zaman düşünemem. Çünkü
bu iki parti de iktidar olmak odaklı bir siyaset yerine Hakk’a ve ülke
menfaatlerine dayalı bir siyaset güdüyorlar. Bu bile birileri için basit olsa
da önemli bir gösterge. Zira taraf olmak önemlidir. Kimden tarafsanız safınız
orasıdır.
İktidarın
alternatifi henüz yok. Bu kapsamda mevcut partilerin iktidar potansiyelini
nasıl görüyorsunuz?
Türk siyasetinin
demografik yapısı her partinin iktidar olmasına izin vermiyor. Mesela CHP’nin
belirli bir kalıp içinde siyaset yapması iktidar olmasına engel. MHP de yine
aynı... CHP ve MHP’nin kemik oylarına ilave alacakları oylar bile bunu mümkün
kılmaz. İktidar potansiyeli olacak partinin ülkenin her kesimini kucaklayabilen
bir zihniyette olması lazım... Ak
Parti’nin siyasi arenadan çekilmesiyle belki eski koalisyon günlerine
dönülebilir. Ya da Saadet Partisi kendini toparlarsa o zaman iktidar
olabilir. Millet bu iktidarı
benimsedi... Ama karşısında güçlü bir alternatif olursa ayrı...
Saadet Partisi’nin mevcut durumu hakkında
görüşleriniz nedir?
Saadet Partisi, ülke
sorunlarına bakışı ve çözüm önerileriyle her zaman siyasetin odak noktasında
olmuş ve her dönem mesajlarıyla insanların ilgi duyduğu bir misyon partisidir.
“Hayra motor şerre fren” ilkesiyle ülkede gerçekleştirilen her olumlu
faaliyette ya imzası ya da desteği vardır. Olumsuzlukları bertaraf etme
noktasında da başarılı bir muhalefet sergilemiştir. Bugün Saadet’te temsil edilen milli görüş
partileri koalisyon şeklinde bile olsa ülkede önemli hizmetlerin gerçekleştirilmesine
öncülük etmişlerdir. Özelikle Refah-Yol döneminin ekonomik göstergeleri ile
işçi, memur, çiftçi her kesimin altın yıllarını yaşadığı dönemler olmuştur.
Saadet, şimdilerde ise bir nevi aile içi sorunlarla uğraşmaktadır. Bu sürecin
uzun sürmeden biteceğine inanıyoruz.
Delegelerin
çeyreğinin oyuyla seçilmiş bir genel başkan o koltukta oturmalı mı? İstifa
etmeli mi?
Delegelerin
çeyreğiyle mi yoksa daha az bir oyla mı seçildiği çok da önemli değil. Ortada
bir gerçek var ki o da bir genel başkanın varlığıdır. Bu genel başkanın
görevden uzaklaştırmanın yolu da yine kongreden geçer. Kongreden kaçar bir
görüntü veren Numan Kurtulmuş’un bu
şartlar altında görevi çok uzun sürdüreceğine de ihtimal vermiyorum.
Bundan
sonraki süreç nasıl işler? Kurtulmuş’la devam edilebilir mi? Yoksa yeni bir
genel başkanla yeni bir kadro mu gerekli?
Süreç biraz da
sıkıntılı bir hale döndü gibi. Öncelikle tartışmalı kongrede son anda
çıkartılan beyaz liste ve yeşil liste diye adlandırılan listede olan bazı
şahısların isimlerini sildirmeleri çok yanlış bir tutum oldu. Kanımca sıkıntı
da burada başladı. Davanın önderleriyle üzerinde mutabakata varılan bir
listenin son anda değişikliğe uğratılarak emr-i vakiye getirilmesi doğrusu şık
ve bu misyona yakışır bir şey değildi.
Bu hata üzerine de
başka hatalar oturtuldu. Sonuç itibarıyla Milli Görüş misyonu ilk kez bu tür
siyasi hesaplaşmalarla kamuoyunun karşısına çıktı. Belki geçmişte de bu tür iç
çekişmeler vardı ama bunlar pek medyaya yansımaz kol kırılsa da yen içinde
kalırdı. Ancak yaşanan son iftar olayları da gösteriyor ki partide tansiyon
oldukça yüksek. Bunu düşürmek de öncelikle davanın lideri ve onun
yetkilendirdiği insanlara düşüyor. Zaten Erbakan da yeni bir kongre istiyor.
Medyanın
Saadet Partisi’ne olan ilgisini nasıl görüyorsunuz?
Medya, doğal olarak
haber değeri taşıyan olayların peşinde olacaktır. Ve maalesef Saadet içindeki
karışıklık medya için sürekli takip edilmesi gereken önemli bir haberdir. Çünkü
daha önce hemen hemen tüm partilerin kongrelerinde yaşanan kavga ve
gürültülerden eser bulunmazdı Saadette. Şimdiye kadar hep uhulet ve suhuletle
yapılan kongrelerin ardından böylesine keskin hatlarla ayrılmış gurupların
karşılıklı mücadelelerine elbette medya balıklama atlayacaktı ve öyle oldu.
Köşe yazarlarının
gündemlerinde olmasını da normal karşılamak lazım. Zira ortada bir parti,
tartışmalı bir kongre, meşruiyeti tartışmalı bir genel başkan ve ne zaman
nerede patlak vereceği belli olmayan ama her an her yerde çıkabilecek bir gerginlik ortamı var.
Bir gazeteci için bunlar önemli takip vesileleridir. Tabi işin içinde art niyet
olmadığını söyleyemeyiz. Gerekli değerlendirmeleri ben de gazetenizden
öğreniyorum.
Numan
Kurtulmuş’un Milli Görüş’ten
partiyi uzaklaştırma amacı iki yıldır hissediliyordu.. Bunu Erbakan’ın bilmemesi mümkün değildir. Nasıl oldu
da Kurtulmuş partinin başına geçebildi? Dış destek mi yoksa parti içinde de
işbirlikçi unsurlar mı bunu sağladı?
Şimdi bu tür sorulara
verilecek pek bir cevabım olamaz. Çünkü bu partinin iç işleyişi hakkında çok
bilgi sahibi olduğum söylenemez. Ancak şunu söyleyebilirim ki Saadet’te artık
hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Bu partiye gönül
vermiş arkadaşlarımı bugünlerde hem ayrışmış hem de diğer partilere karşı
mahcup bir eda içerisinde görüyorum. Davaya sadakat konusunda sınavı
kaybedenlerin olduğunu görüyorum.
Milli Görüş’ün
geleceğe dair vizyonunda birtakım netliklerin oluşması için belki de yaşanan bu
olayların faydası da olabilir. Zira bu hareketin kuru bir siyaset ve iktidara
gelmeye endeksli bir oluşum olmadığını biliyorum. Toplumsal değişimi ve
gelişimi önde tutan, ahlaki ve milli değerlerleri koruyarak ve kendi öz
kaynaklarımızla kalkınabileceğimizi savunan bu hareket 1969 yılından bu yada
ülke insanı üzerinde derin izler ve sereler bıraktı. Bugün; siyasetten sendikacılığa,
ekonomiden kültür sanata, medyadan sinemaya her alanda bir öze dönüş ve
millilik yaşanıyorsa bunu milli görüşe ve onun liderine borçluyuz.
Sizce
Numan Kurtulmuş ne yapmak istedi? Amacına ulaşabilir mi?
Numan Kurtulmuş,
diğer siyasi partilerin yaptığı gibi iktidar olmayı ulaşılacak tek hedef olarak
gördü. Saadet’in farklı umdeleri olduğunu bir an unuttu ya da görmezden geldi
diyelim. Oysa siyasette iktidar olmak ve buna ulaşmak için her yolu meşru gören
bir makyavelist bir yaklaşım içinde olmak insanı hırsa ve hataya düşürür.
Zannımca yaşananlar da bunun bir yansıması oldu.
Daha
genç bir yaştasınız? Hedefleriniz neler?
Kendi mesleğimizi en
iyi şekilde yaparak vatandaşların memnuniyetini kazanmak en büyük hedefimiz.
Gazetecilik alanında günlük bir gazete çıkarma düşüncemiz de inşallah bir gün
gerçekleşir.
Eklemek
istediğiniz bir şey var mı?
Bizlere fikirlerimizi
anlatma imkânı sunduğunuz için teşekkür ediyoruz. Gazetenizi beğenerek takip
ediyorum. Çalışmalarınızda başarılar diliyorum.
Fotoğraf:
Selim Şekeroğlu
Röportaj:
Osman Gürses

































