Karakter Boyutu A A A
LİDER ÜLKE OLMAK İSTİYORSAK EVET DEMELİYİZ
31 Ağustos 2010 Salı 20:19

Son Baskı Gazetesi Sahibi Nurettin Kaya yıllardan beri ülkenin küçük kalmasını isteyenler mevcut anayasa ile çeşitli kurumlarla bu ülkenin hep tıkacı oldular. Bu tıkaçtan kurtulmak, lider ülke olmak istiyorsak referandumda evet oyu kullanmalıyız dedi.

Son Baskı Gazetesi Sahibi Nurettin Kaya ile gazetecilik ve referandum üzerine konuştuk;

LİDER ÜLKE OLMAK İSTİYORSAK EVET DEMELİYİZ

Bir rüya olarak adlandırdığı gazeteciliğe haftalık bir gazete çıkararak başladığını söyleyen Nurettin Kaya bir gazete için iyi bir tirajın olmazsa olmaz olduğuna vurgu yaptı… Sadece tirajla etkilil olunamayacağına da dikkat çeken Kaya iyi bir içerik ile de iyi bir tiraj bir araya gelirse işte medyanın ne kadar güçlü olduğu o zaman anlaşılır dedi.

12 Eylül referandumunu bir zaruriyetin ve gerekliliğin neticesi olarak ifade eden Son Baskı Gazetesi Sahibi Nurettin Kaya yıllardan beri ülkenin küçük kalmasını isteyenler mevcut anayasa ile çeşitli kurumlarla bu ülkenin hep tıkacı oldular. Bu tıkaçtan kurtulmak, lider ülke olmak istiyorsak referandumda evet oyu kullanmalıyız dedi.

-Kısaca sizi tanıyalım…

1979 yılında Elazığ Şeyh Hacı (Yukarı Bağ)’da doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Elazığ’da yaptım. Elazığ’da uzun zamandan beri baba mesleği olan matbaacılık sektöründeyim. Evli ve 1 çocuk babasıyım ….

-Matbaacılığa ne zaman başladınız?

Matbaacılığa baba mesleği olarak başladım. Çocukluğumuzun ilk yıllarında tanıştım matbaa makineleri ve mürekkebin kokusuyla. Severek ve isteyerek yaptığımız bir meslek olduğu için bugünlere kadar getirdik. Zamanla hem teknolojimizi hem de kalitemizi artırdık. Bugün ilimizde yayın yapan birçok yerel gazete ile dergi ve kitapların basımını gerçekleştiriyoruz. Bununla birlikte ambalaj sektörüne hizmetlerimiz de devam ediyor. Ayrıca ülkemizin en çok tanınmış davetiye firması olan Koza Davetiyeleri”nin temsilciliğini yürütüyoruz. Bunda da amacımız halkımıza kaliteli hizmeti ucuza sunmaktır.

-Gazetecilikle nasıl tanıştınız? Son Baskı’yı çıkarma fikri nasıl ortaya çıktı?

Gazetecilik bir ukdeydi bende. Yıllarca günlük gazete basarak okurlara sunduk. Basımını gerçekleştirdiğimiz gazetelerin matbaadan çıkıp elimize aldığımızda büyük bir mutluluk huzur duymaktaydım. Ancak bu mutlulukla birlikte kendim de bir gazete çıkarabilmenin hayallerini kurardım. Bu hülya günün birinde gerçek oldu. Bu kararımda arkadaşlarımın da katkısı oldu diyebilirim. Ahmet Parlak, İbrahim Kayaoğlu gibi dostlarım beni bu konuda oldukça yüreklendirdi. Sonunda haftalık yayın yapan bir gazeteyi Elazığ basın hayatına kazandırmış olduk. Bu anlamda değerli büyüklerimin özellikle de Elaziz Gazetesi’nin yazarlarının gazetecilik noktasındaki öneri ve tavsiyeleri rehberim oldu. Buradan Zeki Hocam ve Mahmut Bey’e de teşekkürlerimi sunuyorum.

-Tiraja önem verdiğinizi biliyoruz. Bir gazete için tiraj neden önemlidir?

Gazete için tiraj elbette önemlidir. Gazeteyi kamuoyunda etkin yapan ve kabullenirliğini ortaya koyan tirajıdır. Baskı sayısı gazetenin ulaştığı kitleyi ve sayısını göstermesi açısından da önemlidir.

-Peki sadece tiraj yeterli mi etki için içerik olmasa da olur mu?

Tiraj elbette bir yere kadar önemlidir ve gazeteyi tartan bir göstergedir. Ancak tirajın da ötesinde bir güç vardır ki o da etkinlik ve saygınlıktır. Türkiye bu açıdan zengin örneklerle doludur. Bugün Türkiye’de gerçek gündemi yakalayan ve kamuoyu oluşturan asıl gazeteler tirajı çok olmayan gazetelerdir. Tiraj kaygısı olmayan gazeteler meselelerin üzerine daha bir cesaretle gider.

Kimsenin vesayetinde olmadıkları için cesur yayınlar yapar. Bu durum da o gazeteyi etkili ve etkin yapar. Bugün kim ne derse desin 50 bin tirajına rağmen ülkenin en etkin gazetelerinden biri Cumhuriyet Gazetesi’dir. Çünkü bu gazete resmi bir duruş ve statükoyu savunan kişi ve kurumların sözcülüğü gibi bir misyonu benimsemiştir. Bugün değilse de 5-10 yıl önce devlete yön veren, bürokratların okuduğu tek gazeteydi.

Ancak Ergenekon olaylarıyla ortaya çıkan gerçekler bu gazeteye olan güveni bir hayli azattı. Bununla birlikte son aylarda yine az bir tiraja sahip olmasına rağmen Taraf Gazetesi’nin etkisi ve haber yan-sımaları Türkiye’nin bir numaralı gündemleri olmuştur. Taraf’ın etkinliği ise sivil ve demokratik duruşu ile devletin işleyişinde ortaya çıkan aksamaları ve aksaklıkları belgeleriyle gün yüzüne çıkarmasından geliyor. Bugün özellikle sağ, sol ve İslami cenahtan birçok üniversiteli genç eski gazetelerini terk etmiş ve Taraf’ın bağımlısı olmuş durumdalar.

Buna karşın tirajı en çok gazetelerin gündem oluşturma oranları daha azdır. Aslında bu gazetelerin böyle bir amaçları da yoktur. Herkese zeytin dalı uzatan, hem nalına hem mıhına kabilinden ortaya bir yayın yapan bu gazeteler değişik promosyonlarla tirajlarını koruyabilmektedirler.

İlimizin medyacılık açısından potansiyelini nasıl görüyorsunuz?

Birçok ilden daha ileri noktada olduğumuz söylense de tüm gazetelerle birlikte günlük tirajımızın 5000’i bile bulmaması 500 bin nüfuslu bir şehir için yeterli bir tablo değil. Bunda gazete okumayanların suçu yok elbet. Belki bizler de doyurucu bir gazete sunamıyoruz halkımıza. Umarım bu konuda bizler de biraz daha seçkinci olur ve güzel sayfalarla güzel gazeteler sunarız hemşerilerimize.

Peki Elazığ’daki medyanın etkisini nasıl görüyorsunuz?

Elazığ medyasının maslahatçı bir tutumu var. Kimselere ya da yanlışlıklara dokunmama gibi bir tavır kabul görmüş. “Ben kötü olmayayım yanlış da yapılsa ben dile getiremeyeyim” gibi bir yaklaşım var bizlerde. Bunu kendimi da katarak söylüyorum. Zaman zaman Elazığ merkezli çalışmalar yapılıyor ve medyadaki arkadaşlarımız buna katkı sağlıyor. Ancak bu çalışmaların somut bir netice vermesi için takipçilik ve gayret şart.

Etkisiz kalışın sebebi birlikte bir kamuoyu oluşturamama mı?

Elazığ medyasının samimi olarak böyle bir gayreti zaman zaman oluyor ama belirli konularda öne çıkan öneriler yok. Varsa da başta Elazığ’ın faydasına diye lanse edilen projeler sonunda birilerinin öne çıkmasına ve siyasi yatırım yapmasına yönelim gösteriyor. Bu durum da ister istemez kamuoyunda bir soğukluk ve bıkkınlık yaratıyor basın kuruluşlarında. Bir de şu durum söz konusu.

Medya var olan ve halk tarafından tasvip gören isimleri ancak daha da yüceltebilir. Yoksa çok bilinmeyen, insanlığa ve çevresine hiçbir katkısı olmayan kişi ve kurumları her gün manşet de yapsak değişen bir şey olmuyor. Başbakanımızın da dediği gibi medyanın manşetle getirdiği manşetle gider. Kaldı ki belirli kişi ve kurumlar üzerinde yapılan baskın bir manipülasyon çalışması çoğu kez ters de tepebiliyor. Bunun son örneklerini ilimizde yapılan bir oda seçimi ve son yerel seçimlerde çok net bir şekilde görüldü. Halk baskın medya güdülemesine karşılık ters bir tepki verdi ve medyanın öne çıkardıkları yerine rakiplerini seçti. Bunun için medyayı kullanmak çokça zikredilmek ve medyada sıklıkla boy göstermek değildir.Elazığ için hep bahsedilen gelişememe sorununda bunun etkisi nedir?

Elbette medya şehrin çekici gücü ve lokomotifidir. Geçmişi, geçmişin ihtiyaçlarını, süreç içerisinde sorunların nasıl çözüldüğünü, şehri gelecekte hangi sorunların beklediğini en iyi bilenlerden biri de gazetecilerdir. Uzun yıllardan beri sorunları yakından takip etmiş, birçok milletvekili ve belediye başkanıyla birlikte çalışmış, bakanların açıklamaları ve vaatlerine şahitlik etmiş gazetecilerimizi şehrin ortak hafızası olarak da görmek mümkün. Bu anlamda şehrin sorunlarının takibi ve çözümü bizlerin de sorumluluğunda. Taze bir örnek olsun diye vermek gerekirse usta gazeteci Şah İsmail Gezici’nin yıllardan beri gündeme getirdiği Şorşor Deresi’nde bugünlerde çalışmaların başlatılması hem bir gazetecilik başarısı hem de şehrine duyarlı ve sorunlarına hâkim bir gazeteci profili ortay koymasından dolayı örnek bir olaydır.

Bu konuda vekillerin payı nedir?

Elazığ’ın öncelikle şu “gelişememe” psikolojisi ve kompleksinden kurtulması lazım. Bu düşünce bizi daha bir ürkek ve çekingen yapıyor. Hele kendi şehrimizi bir başka ille özellikle de Malatya ile bir yarışın içine sokmak bu şehre bir şey kazandırmayacağı gibi daha da tutuk kılar. Her şehrin avantajları ve fırsatları farklıdır. Ve yine her şehir halkının da bu avantaj ve fırsatları değerlendirme yetenek ve kabiliyetleri farklıdır. Ben işin doğrusu  faturanın sürekli siyasilere çıkartılması kolaycılığına kaçılmasını çok da doğru bulmuyorum. Bu anlamda biraz da biz iğneyi kendimize batırmamız gerektiğine inanıyorum.

Devletin bir şehre sunacağı hizmetler bellidir. Bunlar için Elazığ’a son yıllarda yapılan hizmetleri görmezden gelmek haksızlık olur. Havaalanı pistinin tamamlanması ve günlük ortalama 10 uçağın inip kalkması bile az bir hizmet değildir. Yatırımcılar için de bölgede önemli bir avantaja sahip durumdayız. Aynı şartlar tüm iller içinde geçerli. Başka şehirler bunu iyi değerlendiriyor ve şehirlerinden markalar çıkartabiliyorlarsa bu onların başarısını göstermekle birlikte bizlerin de başarısızlıklarını göstermektedir. Biraz aykırı görüş gibi durdu ama önce biz kendimize “neler yaptık da ya da yapamadık da şehir gelişemedi” diye sormamız lazım.

Ne yapmalı? Seçimler yaklaşıyor vatandaş seçimler öncesi aday belirleme sürecinde nasıl bir tutum içine girmeli?

Seçimlerden önce bir 12 Eylül gerçeği var. Her ne kadar iktidar partisi bunu bir referandum gibi görse de muhalefet bir güvenoyu olarak algılıyor olayı. Bunun için de muhalefet liderleri meydanlarda anayasa değişiklik maddelerini konuşmak yerine sadece Türkiye’nin değil dünyanın da sorunu olan iş, aş ve yoksulluk söylemine sarılmış durumdalar. Küresel krize rağmen ekonomisi ayakta durmayı başaran, işsizlik oranları sürekli düşen bir Türkiye var şimdilerde. Ülkeyi bulunduğu noktadan daha da ötelere götürecek ve tek hedefi kalkınma olacak bir iktidarı oluşturmak ülkesini seven ve çocuklarının geleceğini düşünen her Türk insanı niçin bir vecibedir. Türkiye’nin geldiği nokta, değişik kurumların vesayetine, dayatmalara, hukuki engellemelere ve kirli propagandalara rağmen iyi bir mevkidir.

Halkın siyasi yönelişini nasıl değerlendiriyorsunuz? İlin menfaatini mi kolluyor yoksa duyguları ile mi hareket ediyor?

Her bir lider farklı zamanlarda yakaladıkları siyasi rüzgarla iktidar olmuşlardır.

Ve ilginçtir bu isimler oy verenlerin hiç biri oy verdikleri partilerin tüzüklerini ya da amaçlarını okumadan destek vermişlerdir. Türk siyasetinde son yıllarda hoşuma giden bir değişim de partilere futbol takımı gözüyle bakılmamasıdır. Eskiden insanlarımız siyasi parti değiştirmeyi tutuğu takımı değiştirmek gibi görür ve bundan ar duyar, kaçınırlardı. Ancak bu gelenek bozuldu ve o gün bu gündür de bozulmaya devam ediyor. Kırılgan ve kaygan bir seçmen kitlemiz var artık.

Seçim öncesi nasıl bir liste istemeli seçmen? İlimizin yararı için aynı liste ile mi devam edilmeli yoksa etkili ve aktif isimlerden yeni bir liste mi oluşturulmalı?

Az önce de belittim. Vekillerini çalıştırmayan bir seçmen kitlesi olduğumuz sürece kim gelirse gelin bir şey değişmeyecektir. Önemli olan isim değil halkın siyasetçiden beklediği. Bu konuda merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Elazığ seçmeni ile Malatya seçmeni arasındaki farkı ortaya koymak için verdiği örneği bilmeyenimiz yoktur. Meselenin aslı bu bence…

Önümüzdeki seçimde de alternatifsiz yine AKP’nin iktidar olacağı görülüyor. Madem AKP’nin listesi ilimizi yönetecek ve temsil edecek ilimizin her kesiminin listede söz hakkı olmalı mı yoksa partinin iç işidir diyip kenardan mı seyredilmeli?

Elbette seçeceğimiz isimlerde söz sahibi olmamız gerekmekte. Ancak bu konuda gündemin ve konjonktürün rüzgârıyla öne çıkmaya çalışanlar da olacaktır. İşin doğrusu Ak Parti, bu son seçimlerde sadakat mefhumuna biraz daha önem verecek gibi geliyor bana. Temsil gücü ve bölgesel dağılım yanında kendi misyonuna her halükarda sadık kalabilecek isimlere öncelik verme temayülü gösteriyor. Ak Parti. 

Referandumla ilgili sizin fikriniz nedir? Neden evet ya da neden hayır denmeli?

Anayasa değişikliğine durup dururken gidilmedi. Bir zaruriyetin ve gerekliliğin neticesidir bu referandum. Ülkede statükodan beslenen ve yıllardan beri kendi istedikleri gibi kararlar alıp uygulamaya koyan kesimler ülkenin tıkacı oldular. Değişimden korkan, demokrasinin ve çoğulculuğun sadece adını anan belirli kesimler ve kurumlar olduğu sürece bu necip millete hizmet etmenin çok zor olduğu görüşüne varan hükümet haklı olarak böyle bir karar almıştır.

411 mübarek oyla meclisten geçen ve üniversite öğrencilerine başörtüsü yasağını kaldıran anayasa değişikliğini millete rağmen iptal eden, aldığı kararlarla ülkenin sorunlarının çözülmesi yerine daha da kördüğüm olmasına sebep olan kurumların yapılarının anti demokratik oluşumu ve duruşu, demokratik ve çoğulcu bir seçime dayalı değişikliği zaruri kılmıştır. Bu referandumda karanlık bir Türkiye’den aydınlık, her bir kurumun kendi alanının dışına çıkmadığı, bütün taşları yerli yerine oturmuş, gündeminde sadece ve sadece kalkınma ve hak ettiği “lider ülke Türkiye” konumuna gelecek bir ülke için “evet” denmesi gerektiğini düşünüyorum. “Hayır”ın gerekçesi de bu temenninin tersidir diye düşünüyorum.

Referandumun sonucunu nasıl görüyorsunuz? Evet oyları büyük çoğunlukla çıktığı takdirde siyasi arena nasıl etkilenir? Muhalefette bölünmeler olur mu?

Referandum netice itibarıyla bir tercihtir. Demokrasilerde her tercih ve oy kutsaldır. Evet ya da hayır çıkması halkın tercihi olacağı için başımızın üstündedir. Ancak kamuoyu araştırmaları güçlü bir “evet” çıkacağına dair bulgular vermektedirler. “Evet” çıktıktan sonra zaten yeniden bir seçim havasına girilecektir. Bu anlamda  büyük oranda evetin çıkması halinde hayır cephesinin bundan çok olumsuz etkileneceği açık...

MHP, CHP, BDP’nin hayır demesi eleştiriliyor. Sizce bunların evet demek için sebepleri yok diye mi hayır diyorlar yoksa bu üç parti de neden evet demeliler?

Sadece bu partilerin değil izan sahibi her insanın bu değişikliğe “evet” demesi gerekir. Değişiklik maddelerinde hemen her kesime birtakım avantajlar sağlanıyor. Anayasa mahkemesi ve HSYK seçimlerine de tam bir demok-ratik hava getiriliyor. Buna karşı gelmek hâkim ve savcılara da büyük haksızlıktır. Şimdi 10-15 kişinin seçtiği kurul üyelerinin 700-800 hakim ve savcı tarafından seçilmesinden niçin korkulur işin doğrusu anlamlandırmakta güçlük çekiyorum. “Hayır”cı cephenin tabanlarında büyük bir huzursuzluk yaşanmasının arkasında da bu var zaten. İnsanlar artık genel geçer parti refleksleriyle değil akıl ve mantık süzgeciyle tercihlerini yapıyor. Parti tavanına itaat artık ciddi ciddi sorgulanıyor bu ülkede.

Muhalefetin, yargının, bir kısım medyanın, terör örgütünün, bazı sendikacı ve sivil toplum örgütlerinin tutumlarının hükümet karşıtlığında örtüşmesini nasıl yorumluyorsunuz?

Sorunuzda da ifade ettiğiniz gibi fotoğraf çok net. Kimler kimlerle beraber, kimler kimlere karşı, kimler hangi rolde. Hiçbir zaman görünürde bir araya gelmemesi gereken hangi gurup ve partiler kol kola.

Karşı tarafa bakın bir de... Ak Parti, Saadet, BBP. Hadi Ak partiyi sevmiyorsunuz diyelim. Ama Saadet ve BBP’nin ülke menfaatleri ve çıkarları karşısında yanlış yapma ihtimallerini hiç düşünebilir misiniz? Şahsen ben hiçbir zaman düşünemem. Çünkü bu iki parti de iktidar olmak odaklı bir siyaset yerine Hakk’a ve ülke menfaatlerine dayalı bir siyaset güdüyorlar. Bu bile birileri için basit olsa da önemli bir gösterge. Zira taraf olmak önemlidir. Kimden tarafsanız safınız orasıdır.

İktidarın alternatifi henüz yok. Bu kapsamda mevcut partilerin iktidar potansiyelini nasıl görüyorsunuz?

Türk siyasetinin demografik yapısı her partinin iktidar olmasına izin vermiyor. Mesela CHP’nin belirli bir kalıp içinde siyaset yapması iktidar olmasına engel. MHP de yine aynı... CHP ve MHP’nin kemik oylarına ilave alacakları oylar bile bunu mümkün kılmaz. İktidar potansiyeli olacak partinin ülkenin her kesimini kucaklayabilen bir zihniyette olması lazım...  Ak Parti’nin siyasi arenadan çekilmesiyle belki eski koalisyon günlerine dönülebilir. Ya da Saadet Partisi kendini toparlarsa o zaman iktidar olabilir.  Millet bu iktidarı benimsedi... Ama karşısında güçlü bir alternatif olursa ayrı...

Saadet  Partisi’nin mevcut durumu hakkında görüşleriniz nedir?

Saadet Partisi, ülke sorunlarına bakışı ve çözüm önerileriyle her zaman siyasetin odak noktasında olmuş ve her dönem mesajlarıyla insanların ilgi duyduğu bir misyon partisidir. “Hayra motor şerre fren” ilkesiyle ülkede gerçekleştirilen her olumlu faaliyette ya imzası ya da desteği vardır. Olumsuzlukları bertaraf etme noktasında da başarılı bir muhalefet sergilemiştir.  Bugün Saadet’te temsil edilen milli görüş partileri koalisyon şeklinde bile olsa ülkede önemli hizmetlerin gerçekleştirilmesine öncülük etmişlerdir. Özelikle Refah-Yol döneminin ekonomik göstergeleri ile işçi, memur, çiftçi her kesimin altın yıllarını yaşadığı dönemler olmuştur. Saadet, şimdilerde ise bir nevi aile içi sorunlarla uğraşmaktadır. Bu sürecin uzun sürmeden biteceğine inanıyoruz.

Delegelerin çeyreğinin oyuyla seçilmiş bir genel başkan o koltukta oturmalı mı? İstifa etmeli mi?

Delegelerin çeyreğiyle mi yoksa daha az bir oyla mı seçildiği çok da önemli değil. Ortada bir gerçek var ki o da bir genel başkanın varlığıdır. Bu genel başkanın görevden uzaklaştırmanın yolu da yine kongreden geçer. Kongreden kaçar bir görüntü veren  Numan Kurtulmuş’un bu şartlar altında görevi çok uzun sürdüreceğine de ihtimal vermiyorum.

Bundan sonraki süreç nasıl işler? Kurtulmuş’la devam edilebilir mi? Yoksa yeni bir genel başkanla yeni bir kadro mu gerekli?

Süreç biraz da sıkıntılı bir hale döndü gibi. Öncelikle tartışmalı kongrede son anda çıkartılan beyaz liste ve yeşil liste diye adlandırılan listede olan bazı şahısların isimlerini sildirmeleri çok yanlış bir tutum oldu. Kanımca sıkıntı da burada başladı. Davanın önderleriyle üzerinde mutabakata varılan bir listenin son anda değişikliğe uğratılarak emr-i vakiye getirilmesi doğrusu şık ve bu misyona yakışır bir şey değildi.

Bu hata üzerine de başka hatalar oturtuldu. Sonuç itibarıyla Milli Görüş misyonu ilk kez bu tür siyasi hesaplaşmalarla kamuoyunun karşısına çıktı. Belki geçmişte de bu tür iç çekişmeler vardı ama bunlar pek medyaya yansımaz kol kırılsa da yen içinde kalırdı. Ancak yaşanan son iftar olayları da gösteriyor ki partide tansiyon oldukça yüksek. Bunu düşürmek de öncelikle davanın lideri ve onun yetkilendirdiği insanlara düşüyor. Zaten Erbakan da yeni bir kongre istiyor.

Medyanın Saadet Partisi’ne olan ilgisini nasıl görüyorsunuz?

Medya, doğal olarak haber değeri taşıyan olayların peşinde olacaktır. Ve maalesef Saadet içindeki karışıklık medya için sürekli takip edilmesi gereken önemli bir haberdir. Çünkü daha önce hemen hemen tüm partilerin kongrelerinde yaşanan kavga ve gürültülerden eser bulunmazdı Saadette. Şimdiye kadar hep uhulet ve suhuletle yapılan kongrelerin ardından böylesine keskin hatlarla ayrılmış gurupların karşılıklı mücadelelerine elbette medya balıklama atlayacaktı ve öyle oldu.

Köşe yazarlarının gündemlerinde olmasını da normal karşılamak lazım. Zira ortada bir parti, tartışmalı bir kongre, meşruiyeti tartışmalı bir genel başkan ve ne zaman nerede patlak vereceği belli olmayan ama her an her  yerde çıkabilecek bir gerginlik ortamı var. Bir gazeteci için bunlar önemli takip vesileleridir. Tabi işin içinde art niyet olmadığını söyleyemeyiz. Gerekli değerlendirmeleri ben de gazetenizden öğreniyorum.

Numan Kurtulmuş’un MilliGörüş’ten partiyi uzaklaştırma amacı iki yıldır hissediliyordu.. Bunu Erbakan’ın bilmemesi mümkün değildir. Nasıl oldu da Kurtulmuş partinin başına geçebildi? Dış destek mi yoksa parti içinde de işbirlikçi unsurlar mı bunu sağladı?

Şimdi bu tür sorulara verilecek pek bir cevabım olamaz. Çünkü bu partinin iç işleyişi hakkında çok bilgi sahibi olduğum söylenemez. Ancak şunu söyleyebilirim ki Saadet’te artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Bu partiye gönül vermiş arkadaşlarımı bugünlerde hem ayrışmış hem de diğer partilere karşı mahcup bir eda içerisinde görüyorum. Davaya sadakat konusunda sınavı kaybedenlerin olduğunu görüyorum.

Milli Görüş’ün geleceğe dair vizyonunda birtakım netliklerin oluşması için belki de yaşanan bu olayların faydası da olabilir. Zira bu hareketin kuru bir siyaset ve iktidara gelmeye endeksli bir oluşum olmadığını biliyorum. Toplumsal değişimi ve gelişimi önde tutan, ahlaki ve milli değerlerleri koruyarak ve kendi öz kaynaklarımızla kalkınabileceğimizi savunan bu hareket 1969 yılından bu yada ülke insanı üzerinde derin izler ve sereler bıraktı. Bugün; siyasetten sendikacılığa, ekonomiden kültür sanata, medyadan sinemaya her alanda bir öze dönüş ve millilik yaşanıyorsa bunu milli görüşe ve onun liderine borçluyuz.

Sizce Numan Kurtulmuş ne yapmak istedi? Amacına ulaşabilir mi?

Numan Kurtulmuş, diğer siyasi partilerin yaptığı gibi iktidar olmayı ulaşılacak tek hedef olarak gördü. Saadet’in farklı umdeleri olduğunu bir an unuttu ya da görmezden geldi diyelim. Oysa siyasette iktidar olmak ve buna ulaşmak için her yolu meşru gören bir makyavelist bir yaklaşım içinde olmak insanı hırsa ve hataya düşürür. Zannımca yaşananlar da bunun bir yansıması oldu.

Daha genç bir yaştasınız? Hedefleriniz neler?

Kendi mesleğimizi en iyi şekilde yaparak vatandaşların memnuniyetini kazanmak en büyük hedefimiz. Gazetecilik alanında günlük bir gazete çıkarma düşüncemiz de inşallah bir gün gerçekleşir.

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Bizlere fikirlerimizi anlatma imkânı sunduğunuz için teşekkür ediyoruz. Gazetenizi beğenerek takip ediyorum. Çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Fotoğraf: Selim Şekeroğlu

Röportaj: Osman Gürses

 

1929 defa okundu...
» Tüm yazarları göster KÖŞE YAZARLARI  
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
» OĞUZHAN ASİLTÜRK SADRETTİN KARADUMAN’IN YAZILARINA SON VERDİRDİ (Mİ?)
» ELAZIĞSPOR: 0 KARŞIYAKA: 2
» KEMALİZM YERİNE İSLAM MI?
» Uyuyan dev uyanacak mı?
» İsrail İran Dayanışması
» DARBELİ DEMOKRASİ
» SAADET’TEN İ.H.H.'YA VE MÜSİAD'A ZİYARET
» OĞUZHAN ASİLTÜRK SADRETTİN KARADUMAN’IN YAZILARINA SON VERDİRDİ (Mİ?)
» İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
» ELAZIĞSPOR: 0 KARŞIYAKA: 2
» KEMALİZM YERİNE İSLAM MI?
» Tüm yazarları göster ALINTI YAZILAR  

bayrak



                                      
El-aziz Gazetesi-Ve Zafer Yakındır...
Telefon: 0424.238 01 31
Eposta: osmangurses23@hotmail.com