SİZİN İDDİANIZ NE İDİ SAYIN BAŞKAN ? - 1-
Yürekleri “Yeniden Büyük Türkiye ve Türkiye’nin liderliğinde “Yeni ve
Adil bir dünya” kurmak sevdasıyla yanan, samimi insanların toplandığı
bir partinin genel başkanını!
Dinliyordum.
“İddiası olmayanın..diye başlayan konuşma kayaları yalayıp geçen rüzgar
gibi kulaklardan sıyrılıp gidiyor,kalplerde yer bulamıyordu.Çünkü
söylenen söz hikmet değil bir “iddia” yani,hem ispatı hem de inkarı
muhtevi olan bir söylemdi .İddianın ne olduğu da söylenmiyordu veya ben
duyamamıştım.
Milli Görüş, kuru bir iddianın değil, baştan aşağı muhkem bir “yürek
medeniyetinin” adıdır.
Milli Görüşçüler de, ne ispat edilmemiş kuru iddiaların ve ne de öz
değerlerinden sıyrılarak “dünyalık” elde etmek gibi bir “kaçkınlığın”
peşinde değildirler. Onlar, hakkı hâkim kılma mücadelesinde, dünyevi her
kıymeti ellerinin tersi ile itecek “seçkinliğin” peşindedirler.
Onlar davalarını hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde “yüreklerine,
yüreklerini de,”Hak” için her şeylerini feda edecek bir “ihlâs ve
sadakat”,liderlerine de tam bir “itaat”le davalarına koyan insanlardır.
Onların yüce gayeleri ve o çapta da yürekli ve yürekten çalışmaları
vardır. Gayeleri,”hakkı” hayata hâkim kılmaktır. Gayretleri ise, inkâr
ve sapma arasında bocalayıp duran insanlığı “hakka götürecek” yola
çıkarmak ve bu uğurda güçlerini, son zerresine kadar kullanarak
“yüreklere hayat veren” diriltici hakikati, ondan uzak kalan her yüreğe
ulaştırmaktır.
* Bu gün, Milli Görüşü temsil makamında olan bir siyasetçinin, kuru
iddialarla vakit kaybetmek yerine, Hakkın dışında kalan ve halkına hep
zarar veren her türden “gerici” ve iş birlikçi zihniyete;
Niçin çırpınıyorsunuz? Kırk yıl önce biz size;
a) Bir toplumun çürümemesi için “her şeyden önce “ahlak ve maneviyatın
olmazsa olmazlığını,
b) Devletin ve milletin köleleştirilememesi için “faiz ve borç”
illetinden kurtulup “faizsiz” ekonomik sistem uygulamanın gerekliliğini,
c) İşsizliğin,yoksulluğun,göçün ve teröre zemin oluşturan
sebeplerin,sosyal ve ahlaki bunalımların önlenmesi için “yerinde ve
yaygın” ağır sanayi hamlesinin mutlaka
başarılması gerektiğini,
d) Bir ülkenin esas zenginliğinin inançlı,milli şuur sahibi ve bilgili
gençler olduğunu, gençlerin okumasının önündeki bütün engellerin
kaldırılmasının anayasal bir hak olduğunu,
g) Dışa bağımlı bir siyasi yapının kölelik,dışa bağımlı bir iktisadi
yapının sömürülmek,dışa bağımlı bir askeri yapının da emir eri olmak”
anlamına geldiğini,
h) İç politikada “horoz dövüşünü”,dış politikada teslimiyetçiliği ve
“taklitçiliği” terk edip iç politikayı ilmi temeller,dış politikayı da
“cihan devleti” mirasçısı bir ülkeye yakışır şekilde onurlu bir çizgide
sürdürmenin gerekliliğini söyleyip emperyalistlerin bütün baskılarına
rağmen“Kıbrıs barış harekatı” ile kangren haline gelmiş bir meseleyi
çözmemiş miydik?
Gibi sorularla “Milli Görüşün” yıllar öncesinden yapmış olduğu yerinde
tespitler ve uyguladığı çözümler üzerinde beyin fırtınaları
oluşturulması gerekmez miydi?Elbette gerekirdi fakat bunu ancak Milli
Görüş davasına “yürek koyan” bir zihniyet yapabilirdi.
Yeni yönetim!dışa yönelik çalışmalar yapmak yerine;“Her milletin bir
milli görüşü vardır” incisini ortaya atarak Milli Görüşün tanımını
değiştirip onu sıradanlaştırma cehaletine düşmüştür.Böyle bir zihniyet
elbette ki bu soruları soramazdı.Milli Görüşün bazı politikalarının
modernize edilmesini zaruri gören bir zihniyet de bu soruları
soramazdı.(Basında Numan Kurtulmuş/1-137-138)
* Hak-batıl mücadelesinde batılın hakka karşı ileri sürdüğü iki temel
dayanakları vardır;
a) Atalarının dininden (Ataizm) dönmek istememeleri,
b) Hakkın uygulanmasını mevcut menfaatlerine aykırı görmeleridir.
Bu mücadelede hakkın ve haklının yanında olmak yürek isteyen bir
durumdur. Bütün peygamberlerin, özellikle de sevgili
peygamberimizin(s.a.s) “en büyük sünnet” olarak uyguladığı ve ne
pahasına olursa olsun vazgeçmediği “zulme karşı dik durmak”
yürekliliğini gösteremezler.
Uzun soluk isteyen bu mücadeleye dayanamayıp “kısa yoldan büyük
menfaatler” elde etmek maksadında olanlar kendi ilkelerini, tarihlerini,
toplumlarını, içinde bulundukları siyasi grubu beğenmeyip “hizmet”!
Bahanesini de öne sürerek kendinden olmayanlara benzemek için hep bir
takım “yeni”liklerden bahsederek “ölümsüz gerçeği” ölümlü yalana
benzetmeye çalışırlar veya gerçeği terk ederler.
Mücadele cephesinden teslimiyet cephesine intikal ederken ağızlarına
sakız ettikleri “değiştik veya değişmedik” gibi sözleri de bizatihi
değişimin boyutlarını örtmek için bir şal olarak kullanırlar.”Bir bölen
olmam” deyip de bölüp gidenler en canlı örnektir.
SP' nin mevcut yönetiminin! Kullandığı argümanlar daha çok “İttihat
Terakkinin” söz ve vaatlerini andırmaktadır.
Onlar da Osmanlı toplumunu, her yönü ile çürümüş Batı toplumuna
benzetmek için,”Adalet, Özgürlük ve kardeşlik” diyorlardı. Fatih Sultan
Mehmed Han’da mevcut olan Milli Görüş olmadan bunların hiç birisinin
olmayacağını ise ancak memleketi kaybettikten sonra anlayabilmişlerdi.
Bir taraftan “Adalet, özgürlük ve kardeşlik” deyip öte yandan Gazze
için(EYÜP) kurulan çadırda, “hem adaleti hem de adalet ve özgürlük”
isteyen masumları katleden bir ırkın mensuplarıyla aynı karede yer almak
her halde ve yeni “brotherhood-kardeşlik” anlayışının gereği olsa
gerektir.
“Efendim bunlar savaş karşıtı olanlardan-Naturai-karta-” denilebilir.
Ben aksini düşünüyorum ve bu türden sahnelerin de genelde İslam
coğrafyasında, özelde de Gazze de yaşananları örtmek ve “bakın bunlarda
da kötülük istemeyenler var” dedirtmek için yapıldığını düşünüyor,
kime,hangi mesajın verildiğini merak ediyorum.
Partiyi yenilemenin! gerekliliğine kendisini iyice inandırmış olan yeni
yönetimin, “Milli Görüş” mefkuresini,”yeni ve adil” bir dünyanın
kurulması için gerekli olan ve şerefle taşınması gereken bir üniforma
olarak görmedikleri kanaati gittikçe daha bir ağırlık kazanıyor.
Temel prensiplerin ve kendilerine aykırı gördükleri teşkilat
mensuplarının,“değiştirmek”!,
”yenilemek”! ve “gençleştirmek”!için “muhalif” oldukları gerekçesiyle
görevden almaları veya görevi terke zorlanmaları da bunun en canlı
örneğidir.Muhalefeti hazmedemeyip “itaat” isteyenlerin kendileri niçin
itaat etmiyorlar?
Milli Görüş, şerefli geçmişi ile hiçbir mensubunun başını yere
eğdirmeyen,herkesi hakka çağıran,tehlikelere karşı önceden uyaran ve
tedbir alan,güzellikleri müjdeleyen,hizmetin ne demek olduğunu herkese
öğreten bir şeref abidesidir. Bu millet hizmetin ne demek olduğunu Milli
Görüşle öğrenmiştir.
* HARUN GİBİ GELİP BEL'AM VE SAMİRİ GİBİ GİTMEK ! -2-
Her siyasetçi siyasete kendine has söylemler getirmeye çalışır
ancak,hesap edilmeden ortaya atılan bazı söylemler her zaman isabetli
olmaz ve bazen de “kötü tuzak sahibini yakalar” sözünü haklı çıkarır.
Harun,Musa’nın (a.s) kardeşi ve Firavuna karşı verdiği mücadelede kendi
isteği ile Allah’ın ona verdiği yardımcısıydı.Bu gün,bütün vasıtaları
kullanarak;inkarı,isyanı ve her türlü günahı alenen işlemeyi teşvik
eden, İslam yurdunda oluk oluk kan akıtan bir firavun zihniyeti ile
karşı karşıyayız.
Bu zihniyetin de küresel sömürü gücü olan Karunları, her zaman ve
özellikle de seçim zamanlarında hakkı batıl, batılı hak
gösteren,çatışmaları körükleyen,yazılı ve görüntülü sihirbazları
vardır.Hak karşısında sağlam delilden mahrum olan batılın yegane gücü
propagandadır. ”Onlar,Allah’ın nurunu ağızları ile söndürmek
istiyorlar..Tevbe/32” ifade-i celilesi bu durumu çok net ifade
etmektedir. Meşhur İngiliz yönetmen Ken Loach, bu türden görev yapan
medya için; ”Siyonistlerin köpeğidir” diyor.(Vakit/29.10.2010)
Biz, Harun’u anladık fakat bu günkü modern zulüm sistemine karşı
mücadele eden Musa’nın kim olduğunu anlayamadık. Hiç dile getirilmedi.
Bu günkü Harun’un Musa’sı kimdir?
Hakikat elçisi Musa, Tur dağında Allah’ın c.c huzurunda iken, şeytani
hileleri ile insanları buzağıya taptıran Samiri’ den, dünyevi menfaat
karşılığında Allah elçisini terk edip Firavunun yanında yer alan bilgin
Bel’am dan da bahsedilmesi gerekmez miydi? Bahsedilmeliydi ki herkes
tablodaki yerini iyice öğrenebilsin.
Milli Görüşün muhterem liderinin önderliğindeki;
a) Ahlak ve Maneviyat, b) Üretime dayalı Milli ekonomi, havuz
sistemi/geliri eşit paylaşım
c) Ağır sanayi, d)- Milli harp sanayi,
f) Küresel zalimlere karşı “Yeniden Büyük Türkiye ve Türkiye’nin
liderliğinde adil bir dünyanın kurulması (D-8) gibi sahalarda modern
firavun zihniyetiyle mücadelenin devam ettiği bir ortamda var gücümüzle
ona destek olmak gerekirken,
28 Şubat müdahalesini fırsat bilerek ayrı bir parti kurup! Milli
Görüşçülere;“bizi hocamız görevlendirdi”,diğer insanlarımıza da “biz
değiştik” yalanını söyleyen ayrılıkçı selefin yaptığı ile şimdiki
halefin yaptığı, Karun’un yaptığından ziyade Musa(a.s) yı terk eden
Samiri ve Bel’am ın yaptıkları ile birebir örtüşmüyor mu?
Ne güzel söylemiş Ziya Paşa;
“Layık mıdır insan olana vakt-i gazada/Hak batıl mücadelesinde hak
ortada iken onu terk edip
Hak zahir iken batıl için hükmü imalet/batıla meyletmek insan olana
yakışır mı?
* GÜCÜNÜ HAK’TAN ALMAK, GÜCÜNÜ BASINDAN ALMAK, -3-
Bir şeyler başarmak isteyenler elbette bir takım kaynaklardan güç
almalıdırlar ancak, bu kaynak meşru olmalı ve meşru bir amaç için
kullanılmalıdır.
Milli Görüş, kaynağı Hak olan,gücünü “Hak’tan alan” ve her zaman “Hakkı”
üstün tutan bir görüştür.Onun için güçlüdür,onun için içerden ve
dışardan sergilenen bütün ayak oyunlarına rağmen ayaktadır,ayakta
kalmaya da devam edecektir.
Bir Milli Görüşçüye ,“HAK” denilince üç şey anlar;
1- Her şart ve durumda, her zaman ve mekanda var olan;zamana,şartlara ve
kişiler göre değişmeyen “ölümsüz gerçek”.(Her hal ve durumda
ümitsizliğe düşmeyi önler)
2- Mevki, makam,servet,şan şöhret,üstüne promosyon olarak ay ve güneş de
yere indirilip verilse “değiştirilemeyecek” olan biricik
kıymet.(Davasını,liderini,ahiretini satmayı önler)
3- Dağları yerinden oynatacak güce sahip düşmanlar karşısında da olsa
yenilmeyen ve her zorbanın hakkından gelen “mutlak Galip”.(Zahiri
güçcüklerden korkarak onlara sığınmayı önler)
İşte, Milli Görüşü ve mensuplarını yenilmez kılan, çalışma azmini
sürekli canlı tutan ve mutlaka başarıya ulaştıracak olan da bu
anlayıştır.Hakkın koyduğu kurallar “sapmaz ve değişmez”,Hakka gönül
veren yiğitler de verdikleri sözden asla dönmezler.
Yenilikten bahsedenlerin “değişim veya gelişim” gibi sözleri bilinmeyen
sözler değildir. Hakkın karşısında tutunamayan batılın her devirde
ısıttığı pilavdır, bilmeyenler kaşıklar.
Mekke müşrikleri sevgili Peygamberimize(s.a.s;”….bize başka bir Kur’ an
getir veya bunu değiştir. Yunus/21” yani, hakkı batıla benzet kabul
edelim demişlerdi.
Bu gün Avrupa Birliği için istenilen kriterlerin muhtevası da aynı değil
midir? Onlar da bize;
“Kendi değerlerinizden vazgeçin, bizim istediğimiz gibi olun demiyorlar
mı?
Bir büyük ilimizin sn. başkanı! Da üsluba kafayı takmış ve“Halk yeni
söylemimizi ve üslubumuzu beğendi” diyor. Acaba bu güne kadar elde
edilen bütün başarılar hangi üslup ile kazanılmıştır?
Kongre ve iftar hadiselerinde yeni üslup ile tanışmış olduk.Bu üslup bir
siyasetçi üslubundan ziyade bir “racon üslubu” bir sokak üslubunu
andırıyor…o.ç.,”..bunlar pkk lılardan daha şerefsizler” gibi sözler
ancak “yenilikçi” ağızlardan çıkabilir.Eskiden yok idi iş bu üslup yeni
çıktı
Hele sn. başkanın o “Kerbela” sözü, hiç düşünülmeden sarf edilen bir
sözdür ve çok manidardır.
Kime, hangi mesaj verilmek istenmiştir? “Emevi fıkhı” diyerek ehl-i
sünnete karşı çıkıp karalayan reformist dini kanadın siyası kanadıyla mı
karşı karşıyayız?
Lüks otelin “Kerbela’ ya benzetilmesinin ne kadar isabetsiz olduğu bir
yana Kerbela olayını gerçekleştirenler de meşru lideri (Hz. Ali)
tanımayıp zorla hükümran olmak isteyen bir zihniyetin beğenisini
kazanarak vali olmak isteyen hırslı bir komutanın eseridir. Söyler
misiniz bu örnek kime daha çok yakışıyor?
Adı “yeni” de olsa batıla “hoş görünmek” için kendi geçmişini ve
değerlerini küçük görme üslubu, tanıdık bir üsluptur. Kendinden olana
şahin, düşmanına güvercin olan bu üslup, hayatını Batı normlarına göre
formatlamaya çalışan, kendi değerleri ile ayakta durabileceği ümit ve
cesaretini kaybetmiş her zümreden taklitçi insanın üslubudur. Yoğun
olarak “DİN” ve “SİYASET” alanında yaşanan bu durum,“reform-değişim” adı
altında kendi değerlerini karalayarak “batılda” mekân edinme, batıla
yaranma, hoş görünme çabasından başka bir şey değildir.
Bu sebepledir ki, asırlarca imbikten süzülerek gelen “yüceltici
değerlerin” kaynak alınması yerine kilise kaynaklı ve papaz heykeli
altında imza edilen KOPENHAG ve HELSİNKİ kriterleri esas alınmakta ve
toplum bu çürütücü değerlere göre şekillendirilmektedir.
* Yeni yönetim! Kendisine güç kaynağı olarak sözlü ve yazılı basını
seçmiş olmalı ki sürekli olarak televizyon programlarında boy
göstermektedir.
Tamamen basında çıkan yazılardan meydana getirilen “Numan Kurtulmuş”-I”
isimli kitapçık ile sn. başkanın ne kadar da yetenekli! Olduğu ifade
edilmeye çalışılmış. Hatta kendilerini o kadar kaptırmışlar ki, muhterem
Milli Görüş liderine “komplocu, entrikacı” iftirasını atan Kenan
Çamurcu ve Milli Görüşün “dinazorlaştığı” gibi sefil bir üslup kullanan
Cüneyt Ülsever’ in yazılarını da kitapçığa almakta bir beis görmemişler.
Değil mi ki bu yazılar geçmişi karalayıp yeni! yi övüyorlardı,mesele
yoktu.
Yeni! Yönetimin akıl hocaları da var. Mesela bir sn. yazar (Lütfü
Özşahin);“üçüncü sınıf vaizlerle” bu işin olmayacağını ifade
ediyor.(Saadet Partisi Ne Yapmalı başlıklı yazı-Ajans5)
Bir diğeri ise (Sn.Ali Bulaç),Bursa’dan yükselen sese katılarak Sn.
Numan Kurtulmuş’ un Saadet Partisi için bir şans olduğunu ifade
ediyordu.Bu ifadeler karşısında Sn. başkanın;”hayır,esas Saadet
Partisinde olmak benim için bir şanstır” demesini beklerdik heyhat….
Ellerinde muharref İncil taşıyan askerleri, ırza geçmek dahil her türlü
iğrenç usul ve teknolojiyi kullanarak İslam dünyasında oluk oluk kan ve
gözyaşı akıtan ehl-i kitap için “ehl-i kitap değişmiştir” diyebilen bir
sosyologun, sn. başkanla ilgili görüşünde ne kadar isabetli olacağını
varın siz tahmin edin.
Söz konusu kitaba yazıları alınan yazarların iyi niyetlerinden şüphemiz
yoktur ancak, önemli bir kısmının kalem oynattığı gazetelere baktığımız
zaman iyi niyetimize şüphe arız olmaktadır.
Bunların bir kısmı, dik durup mücadele etmek yerine yatay bölünmeyi
tercih eden mevcut iktidarın yanlıları,bir kısmı açıktan Milli Görüş
karşıtı,bir kısmı da,”SP li değilim” deyip üst üste ahkam kesenler.
En ilginç olanı ise hiçbir zaman Milli Görüşe destek olmamış, aksine her
zaman ve özellikle de 28 Şubatta yıkım cephesine destek vererek Milli
Görüşün yok edilmesini isteyen bir zihniyete ait basının mensubu olan
sn. yazarlardır.
Katolik Müslüman! Luis Massignon tarafından ortaya atılan,
Vatikan(papalık)tarafından “misyonerlik faaliyeti” olarak
resmileştirilen, tamamı masonlardan oluşan Manevi Cihazlanma Cemiyeti ve
diğer mason kuruluşlarca yürütülen “Dinler arası Diyalog” ve ”hoş görü”
felsefesini savunan bu zihniyete ne oldu da 28 Şubatta Milli Görüşle
ilgili söylediklerine pişman olup yeni! Başkana gazete ve
televizyonlarının kapılarını sonuna kadar açıverdi?
Hangi dağda kurt öldü? Yoksa Saadet Partisi ötelerden
kaynaklanan bir el değiştirme operasyonu ile karşı karşıya mı?
Türkiye de iken “şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınan” bu
zihniyet,(kendi ifadesi ile Türkiye’de ki radikal! Müslümanların
tehdidinden çekinerek” büyük şeytanın ülkesinde ikamet etmeye başlayınca
ne oldu da siyasete yön vermeye, ölülere oy kullandıracak derecede
siyasi bir iştihaya kavuştu?
Hatta o kadar bir yön vermek ki, katilliği evrensel boyutlara ulaşmış
bir zihniyetin Osmanlı mirası bir diyarda “otorite” kabul edilmesi
gereğini siyasilere tavsiye edecek boyuta ulaştı.
Esas olan Hakkın övgüsüne layık olmaktır. Halkın övgüsüne kapılıp ta
yüksekten uçanların düşüşü çok acı olur ki tarihte örnekleri çoktur.
* AÇILIM VE ATILIM KONUSU -4-
Açılım, kendisi gibi düşünmeyeni kabullenip onunla yaşayabilme becerisi
ise ki öyledir, o zaman bu ülkede, diğerlerinin 40 yıl sonra idrak
edebildiği açılımın ve atılımın ilk mimarı da yetmişli yılların kavga
ortamında bunu gerçekleştiren Muhterem Necmettin Erbakan Hocamız değil
midir?
1974 MSP- CHP koalisyonu ve arkasından AP, MHP vs. ile kurulan
koalisyonlar, MHP v diğer partilerle yapılan seçim ittifakları en güzel
örneklerdir. MSP-CHP koalisyonu yapıldığı zaman biz ”yeşil komünist”
olmakla suçlanmıştık. Hal bu ki, Milli Görüş öncülüğünde, bu ülke için
en hayırlı hizmetler de o dönemde yapılmıştır.
Gökte uçan savaş uçakların(F-16/TUSAŞ),tarlaları süren
traktörlerin(TÜMOSAN) v.s. fabrikaları hep o hayırlı hizmetler
cümlesindendir. Ayrıca, yurt dışı müteahhitlik hizmetleri(Libya),çevre
komşularla
(İran, Irak; Libya) takas sistemli ticari uygulamalar da hep o dönemde
gerçekleştirilmiştir. Allah’ın takdirine bakın ki o gün bize “yeşil
komünist” diyenlerin,1999 yılında aynı Ecevit ile kurdukları koalisyon
hükümetinin en iyi hizmeti! de İlköğretimi bitirmeyen çocuklara Kur’ an
öğrenmeyi yasaklayıp suçu da Milli Görüş liderine atmak olmuştur.
Milli Görüş öncülüğündeki o atılımları durdurmak isteyen fasit siyonist
zihniyet ve onun içerdeki işbirlikçileri, ortak çalışmalar yaparak ardı
ardına erken seçimlerle, yetmeyince de terörü azdırarak 1980 ihtilalinin
yapılmasına zemin hazırladılar ve Türkiye’nin kalkınmasını
engellediler. Yapımını engelleyemediklerinin de bu günkü işbirlikçilerle
satımını gerçekleştirdiler.
* TERÖR KONUSUNDA ÖNERİLERİNİZ. -5-
Dünyada terörle kurulan, terör amacı ile kurulan,terörle yaşayan,yerine
göre her türlü teröre destek veren iki devlet vardır.Bunlardan birisi
Amerika,diğeri ise İsrail’dir.Bu sebeple,halkı aydınlatmak ve
çocuklarının tabutlarına sarılıp ağlamamaları için halka ilan edilmesi
gereken hususlar şunlar olmalıydı;
a) İslam coğrafyasını işgal eden ve ülkemizdeki teröre
dolaylı veya direkt olarak destek veren ülkelerle “ortak değer ve
vizyona” sahip olduğunu ifade eden bir siyası zihniyetle terör
önlenemez.
b) “Türkiye, Kürtlere vereceğimiz destekle yaşamaya
alışmalıdır” diyerek terörün kaynağı olduğunu itiraf eden,”MAVİ MARMARA”
baskınıyla da teröristliğini bir kez daha ispatlayan bir zihniyetten
“cesaret ödülü” alan bir siyasi anlayışla da terör önlenemez.
c) Kudüs’te, siyonistlere ait ağlama duvarı önünde
saygıyla duran bir komuta zihniyetiyle de terör önlenemez.
d) Terörle mücadelede askeri ve polisi motive eden
yegâne rütbe olan “şehitlik” rütbesini de 2004 yılında sakıncalı görerek
okullarda yasaklanan 45 kelime arasına koyan bir kültürel zihniyetle de
terör önlenemez.
Terörü ancak ve ancak Milli Görüşün;”ya dinde kardeş, ya yaratılışta eş”
ifadesinde kendisini bulan uygulaması önler ve önledi de. İşte ispatı;
“1994 yerel seçimlerinde bölgede(doğu ve Güneydoğu) kendisini
destekleyen belediyelerin % 90 kaybetmesi pkk ya vurulan en büyük
stratejik darbe oldu”. (Hasan Kundakçı Paşa/Güneydoğu da Unutulmayanlar
sh.280) Herkes biliyor ki o seçimlerde başta Diyarbakır olmak üzere
bölge belediyelerinin tamamına yakınını RP kazanmıştı. Demek ki RP,
binlerce sorti ve sınır ötesi operasyonla yapılamayanı başarmıştı.
* PARTİYİ GENÇLEŞTİRME (!) KONUSU-6-
Gençlik ve ihtiyarlık izafi hallerdir. Hakkın dışında hiç bir şeyden
korkmayan yürekler taşıyan nice ihtiyar bedenlerin yanında, dünyalık
kaybı korkusuyla her şeyden vazgeçen korkak yürekcikleri taşıyan genç
bedenler de vardır. Milli Görüş teşkilatları her zaman en genç kadroları
barındıran teşkilatlardır.
İhtiyardan kasıt Muhterem Milli Görüş lideri ise (ki zımnen kast edilen
odur),bilinmelidir ki içimizde “en genç ve en cesur” yüreği taşıyan odur
ve ;”yüreğini, gerçek bir imanla sahibine bağlayan bir kimseden daha
güçlü kimse yoktur” velev ki bu yürek, fizikçe yaşlı bir vücutta olsa
da. Bütün bu değişiklik laflarına duyulan ihtiyaç nereden doğmaktadır?
Genç vücutlardaki korkak yüreklerden mi, yoksa Akşemseddin olmadan
Fatih, Edebali olmadan Osman Gazi olmak fikrinden mi?
Herkes Edebali’nin,”insanı yaşat ki devlet yaşasın” sözünü söyler durur
da Ertuğrul Gazi’nin Edebali’ ye itaat etmesi hususunda oğlu Osmancığa;
-- Beni kır,şeyh Edebali’yi’ yi kırma
-- Bana karşı gel ona gelme,
-- Bana karşı gelirsen üzülür incinirim,
-- Ona karşı gelirsen gözlerim sana bakmaz,baksa da görmez olur….”
İfadesindeki asil itaat duygusunu hiç kimse dile getirmez.
Sultan Abdulhamid’ e karşı çıkanların adı da “Genç Türkler” idi.
Masonların “yenilikçi” Fransız ekolüne tabidiler.(İngiltere,gelenekçi
masonlardır)Onlar da aynı tuzağa düşmüş,tecrübeli komutanları bertaraf
edip komuta kademesini gençleştirmiştiler.
Osmanlı yurdunun içine düştüğü felaketin boyutunu görünce de hatalarını
anlamış;
“Bizdik deli diyen asrın padişahına,
”deli sen değilmişsin deli bizmişiz,
Tükürdük atalar kıblegahına” itirafında bulunmaktan kendilerini
alamamışlardı fakat,Devlet de parçalanmıştı.
Dert ihtiyarlık gençlik değildir. Dert; genç vücutların bulunduğu
ortamlarda bütün yırtınmalara rağmen oluşmayan heyecanın,liderin sesinin
duyulması birlikte miting alanındaki yüz binleri harekete geçirmesi ve
rüzgara tutulmuş ekin tarlaları gibi bir uçtan bir uca herkesi kaplayan
coşku selidir. Sizi değiştirmek isteyenler, bu heyecandan korkanlardır.
Peki siz neden korkmaktasınız ki “yenilik! Yenilik deyip duruyorsunuz.
SONUÇ VE TAVSİYELER ! -7-
1- Dünyayı yeniden keşfe kalkıp “siyaseti yeniden formatlıyoruz” gibi
lafları bir tarafa bırakın. Tarihin her döneminde olduğu gibi bu günde
yarinde siyaset, HAK-batıl formatında olmuştur, Olmaktadır, olacaktır.
Önemli olan, hangi safta yer alındığıdır. Tony Blair;”Irak konusunda
Amerika’ya destek vermemin sebebi Hıristiyan oluşumdur” demişti.
2- Lider olmakla parti başkanı! Olmak arasındaki fark, fark edilmelidir.
Kendi liderine itaat etmeyeni başka liderlere itaat ettirirler.
Liderliğin ölçüsü de üç beş yazarın yazısı ve amigoların alkışları
değildir.
3- Her yönü ile mükemmel olan bir davayı savunmamak, savunulmayan davayı
değil onu değiştirmek isteyen ve savunmaktan korkanları bitirir.
4- Yücelik, Hakkı savunmakta, hakkı savunanlarla beraber olmaktadır.
Batıla meyil edenler, destek verenler, yok olmaya, unutulmaya
mahkûmdurlar.
5- Bir davayı tek başına, inanç, ahlak, ekonomi, siyaset, sanayi, sosyal
hayat, sivil toplum kuruluşları vs. gibi alanlarda, dış güçlerin ve
çekemeyip onlarla birlikte olan işbirlikçilerin bütün tuzak ve
hilelerine rağmen dünyada yaşar ve konuşulur hale getiren bir lider terk
edilmeye değil eli öpülmeye layıktır.
6- Yeni “format” peşinde koşarak kendi değerlerinden sıyrılmaya
çalışanların çalışmaları “bozguncu” Siyonist zihniyetin işini
kolaylaştırıyor. Siyonist zihniyet, her şeyi Allah’ın koyduğu muhkem
ölçünün tersine formatlamaya çalışmakta ve bu formata göre hak, batıl
olarak, batıl ise hak olarak algılanmaktadır.Yani, işgal edilen
ülkesini, kirletilen ırzını, çiğnenen kutsal kitabını, işgal edilen
camisini savunan Müslüman terörist, bunları yapan sırtlan sürüleri de
hürriyet elçisi olarak algılanmaktadır.“Münafık erkeklerle münafık
kadınlar el ele vererek “marufu” engellemek,”münkeri” yaymak için
çalışırlar(Tevbe/67).Milli Görüşe hizmet bu projeye engel olmak
demektir.
7- Batıla meyletmek ateş getirir(Hud/113),batılın bütün şirinliği
dilindedir, galip geldiği zaman hiçbir antlaşmaya riayet etmez hiç bir
hakkı tanımaz(Tevbe/8-Mümtehine/2).“Eğer Hakk,
egemenlerin-batılın-hevasına tabi olursa,gökler bozulur,yer
bozulur,içindekiler bozulur(Müminun/71).
8- Lider; kendi bünyesinde olay çıkaracak işleri tahmin edip olmadan
çözen,olay çıkınca da şapkasını alıp gitmeyendir.
9- Milli Görüşün formatını beğenmeyebilirsiniz, o zaman cesur olun ve
kendi partinizi kurun. Öncekilerin yaptığı gibi kazanımları götürüp
başkalarının hesabına gelir kaydettirmeyin.
10- Hayır, bizim partimiz Saadet Partisidir deniliyorsa o zaman, acı bir
lokma olan itaat yüz buruşturulmadan yutulacak ve hatadan dönülecektir.
11- Dünya barışının olması için hakkın mensuplarının batıla benzemesi
değil, batıl inançları olanların İnançlarını değiştirip hakka inananlara
benzemeleri gerekmektedir. (Bakara/137).
Yazıyı Ziya Paşa ile bitirelim;
….
* Sadık görünür kisvede erbab-ı hıyanet
* Mürşid sanılur vehlede ashab-ı dalalet,
İhanet edenler,dış görünüşte hep “sadık” görünürler.Saptırıcı önderler
de hep Mürşit zannedilirler.
Selam imanda sadık, amelde salih, Hakka tabi, hakta sabit, liderine
itaatkar ve hakkı hakim kılmak için ihlasla çalışan iman fedailerine
olsun.
Sahi sizin iddianız, Milli Görüşü ikinci defa bölmek miydi sn. başkan?
Umarım böyle değildir.
Rasim Kökmen / Ajans5