Karakter Boyutu A A A
Sizin İddianız Ne İdi Sayın Başkan?
01 Eylül 2010 Çarşamba 18:00

Yürekleri Yeniden Büyük Türkiye ve Türkiyenin liderliğinde Yeni ve Adil bir dünya kurmak sevdasıyla yanan, samimi insanların toplandığı bir partinin genel başkanını!Dinliyordum...
SİZİN İDDİANIZ NE İDİ SAYIN BAŞKAN ? - 1-

Yürekleri “Yeniden Büyük Türkiye ve Türkiye’nin liderliğinde “Yeni ve Adil bir dünya” kurmak sevdasıyla yanan, samimi insanların toplandığı bir partinin genel başkanını!

Dinliyordum.

“İddiası olmayanın..diye başlayan konuşma kayaları yalayıp geçen rüzgar gibi kulaklardan sıyrılıp gidiyor,kalplerde yer bulamıyordu.Çünkü söylenen söz hikmet değil bir “iddia” yani,hem ispatı hem de inkarı muhtevi olan bir söylemdi .İddianın ne olduğu da söylenmiyordu veya ben duyamamıştım.


Milli Görüş, kuru bir iddianın değil, baştan aşağı muhkem bir “yürek medeniyetinin” adıdır.


Milli Görüşçüler de, ne ispat edilmemiş kuru iddiaların ve ne de öz değerlerinden sıyrılarak “dünyalık” elde etmek gibi bir “kaçkınlığın” peşinde değildirler. Onlar, hakkı hâkim kılma mücadelesinde, dünyevi her kıymeti ellerinin tersi ile itecek “seçkinliğin” peşindedirler.


Onlar davalarını hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde “yüreklerine, yüreklerini de,”Hak” için her şeylerini feda edecek bir “ihlâs ve sadakat”,liderlerine de tam bir “itaat”le davalarına koyan insanlardır.


Onların yüce gayeleri ve o çapta da yürekli ve yürekten çalışmaları vardır. Gayeleri,”hakkı” hayata hâkim kılmaktır. Gayretleri ise, inkâr ve sapma arasında bocalayıp duran insanlığı “hakka götürecek” yola çıkarmak ve bu uğurda güçlerini, son zerresine kadar kullanarak “yüreklere hayat veren” diriltici hakikati, ondan uzak kalan her yüreğe ulaştırmaktır.


* Bu gün, Milli Görüşü temsil makamında olan bir siyasetçinin, kuru iddialarla vakit kaybetmek yerine, Hakkın dışında kalan ve halkına hep zarar veren her türden “gerici” ve iş birlikçi zihniyete;


Niçin çırpınıyorsunuz? Kırk yıl önce biz size;


a) Bir toplumun çürümemesi için “her şeyden önce “ahlak ve maneviyatın olmazsa olmazlığını,


b) Devletin ve milletin köleleştirilememesi için “faiz ve borç” illetinden kurtulup “faizsiz” ekonomik sistem uygulamanın gerekliliğini,


c) İşsizliğin,yoksulluğun,göçün ve teröre zemin oluşturan sebeplerin,sosyal ve ahlaki bunalımların önlenmesi için “yerinde ve yaygın” ağır sanayi hamlesinin mutlaka

başarılması gerektiğini,

d) Bir ülkenin esas zenginliğinin inançlı,milli şuur sahibi ve bilgili gençler olduğunu, gençlerin okumasının önündeki bütün engellerin kaldırılmasının anayasal bir hak olduğunu,


g) Dışa bağımlı bir siyasi yapının kölelik,dışa bağımlı bir iktisadi yapının sömürülmek,dışa bağımlı bir askeri yapının da emir eri olmak” anlamına geldiğini,


h) İç politikada “horoz dövüşünü”,dış politikada teslimiyetçiliği ve “taklitçiliği” terk edip iç politikayı ilmi temeller,dış politikayı da “cihan devleti” mirasçısı bir ülkeye yakışır şekilde onurlu bir çizgide sürdürmenin gerekliliğini söyleyip emperyalistlerin bütün baskılarına rağmen“Kıbrıs barış harekatı” ile kangren haline gelmiş bir meseleyi çözmemiş miydik?


Gibi sorularla “Milli Görüşün” yıllar öncesinden yapmış olduğu yerinde tespitler ve uyguladığı çözümler üzerinde beyin fırtınaları oluşturulması gerekmez miydi?Elbette gerekirdi fakat bunu ancak Milli Görüş davasına “yürek koyan” bir zihniyet yapabilirdi.


Yeni yönetim!dışa yönelik çalışmalar yapmak yerine;“Her milletin bir milli görüşü vardır” incisini ortaya atarak Milli Görüşün tanımını değiştirip onu sıradanlaştırma cehaletine düşmüştür.Böyle bir zihniyet elbette ki bu soruları soramazdı.Milli Görüşün bazı politikalarının modernize edilmesini zaruri gören bir zihniyet de bu soruları soramazdı.(Basında Numan Kurtulmuş/1-137-138)


* Hak-batıl mücadelesinde batılın hakka karşı ileri sürdüğü iki temel dayanakları vardır;


a) Atalarının dininden (Ataizm) dönmek istememeleri,


b) Hakkın uygulanmasını mevcut menfaatlerine aykırı görmeleridir.


Bu mücadelede hakkın ve haklının yanında olmak yürek isteyen bir durumdur. Bütün peygamberlerin, özellikle de sevgili peygamberimizin(s.a.s) “en büyük sünnet” olarak uyguladığı ve ne pahasına olursa olsun vazgeçmediği “zulme karşı dik durmak” yürekliliğini gösteremezler.


Uzun soluk isteyen bu mücadeleye dayanamayıp “kısa yoldan büyük menfaatler” elde etmek maksadında olanlar kendi ilkelerini, tarihlerini, toplumlarını, içinde bulundukları siyasi grubu beğenmeyip “hizmet”! Bahanesini de öne sürerek kendinden olmayanlara benzemek için hep bir takım “yeni”liklerden bahsederek “ölümsüz gerçeği” ölümlü yalana benzetmeye çalışırlar veya gerçeği terk ederler.


Mücadele cephesinden teslimiyet cephesine intikal ederken ağızlarına sakız ettikleri “değiştik veya değişmedik” gibi sözleri de bizatihi değişimin boyutlarını örtmek için bir şal olarak kullanırlar.”Bir bölen olmam” deyip de bölüp gidenler en canlı örnektir.


SP' nin mevcut yönetiminin! Kullandığı argümanlar daha çok “İttihat Terakkinin” söz ve vaatlerini andırmaktadır.


Onlar da Osmanlı toplumunu, her yönü ile çürümüş Batı toplumuna benzetmek için,”Adalet, Özgürlük ve kardeşlik” diyorlardı. Fatih Sultan Mehmed Han’da mevcut olan Milli Görüş olmadan bunların hiç birisinin olmayacağını ise ancak memleketi kaybettikten sonra anlayabilmişlerdi.


Bir taraftan “Adalet, özgürlük ve kardeşlik” deyip öte yandan Gazze için(EYÜP) kurulan çadırda, “hem adaleti hem de adalet ve özgürlük” isteyen masumları katleden bir ırkın mensuplarıyla aynı karede yer almak her halde ve yeni “brotherhood-kardeşlik” anlayışının gereği olsa gerektir.


“Efendim bunlar savaş karşıtı olanlardan-Naturai-karta-” denilebilir. Ben aksini düşünüyorum ve bu türden sahnelerin de genelde İslam coğrafyasında, özelde de Gazze de yaşananları örtmek ve “bakın bunlarda da kötülük istemeyenler var” dedirtmek için yapıldığını düşünüyor, kime,hangi mesajın verildiğini merak ediyorum.


Partiyi yenilemenin! gerekliliğine kendisini iyice inandırmış olan yeni yönetimin, “Milli Görüş” mefkuresini,”yeni ve adil” bir dünyanın kurulması için gerekli olan ve şerefle taşınması gereken bir üniforma olarak görmedikleri kanaati gittikçe daha bir ağırlık kazanıyor.


Temel prensiplerin ve kendilerine aykırı gördükleri teşkilat mensuplarının,“değiştirmek”!,


”yenilemek”! ve “gençleştirmek”!için “muhalif” oldukları gerekçesiyle görevden almaları veya görevi terke zorlanmaları da bunun en canlı örneğidir.Muhalefeti hazmedemeyip “itaat” isteyenlerin kendileri niçin itaat etmiyorlar?


Milli Görüş, şerefli geçmişi ile hiçbir mensubunun başını yere eğdirmeyen,herkesi hakka çağıran,tehlikelere karşı önceden uyaran ve tedbir alan,güzellikleri müjdeleyen,hizmetin ne demek olduğunu herkese öğreten bir şeref abidesidir. Bu millet hizmetin ne demek olduğunu Milli Görüşle öğrenmiştir.



* HARUN GİBİ GELİP BEL'AM VE SAMİRİ GİBİ GİTMEK ! -2-

Her siyasetçi siyasete kendine has söylemler getirmeye çalışır ancak,hesap edilmeden ortaya atılan bazı söylemler her zaman isabetli olmaz ve bazen de “kötü tuzak sahibini yakalar” sözünü haklı çıkarır.

Harun,Musa’nın (a.s) kardeşi ve Firavuna karşı verdiği mücadelede kendi isteği ile Allah’ın ona verdiği yardımcısıydı.Bu gün,bütün vasıtaları kullanarak;inkarı,isyanı ve her türlü günahı alenen işlemeyi teşvik eden, İslam yurdunda oluk oluk kan akıtan bir firavun zihniyeti ile karşı karşıyayız.

Bu zihniyetin de küresel sömürü gücü olan Karunları, her zaman ve özellikle de seçim zamanlarında hakkı batıl, batılı hak gösteren,çatışmaları körükleyen,yazılı ve görüntülü sihirbazları vardır.Hak karşısında sağlam delilden mahrum olan batılın yegane gücü propagandadır. ”Onlar,Allah’ın nurunu ağızları ile söndürmek istiyorlar..Tevbe/32” ifade-i celilesi bu durumu çok net ifade etmektedir. Meşhur İngiliz yönetmen Ken Loach, bu türden görev yapan medya için; ”Siyonistlerin köpeğidir” diyor.(Vakit/29.10.2010)


Biz, Harun’u anladık fakat bu günkü modern zulüm sistemine karşı mücadele eden Musa’nın kim olduğunu anlayamadık. Hiç dile getirilmedi. Bu günkü Harun’un Musa’sı kimdir?

Hakikat elçisi Musa, Tur dağında Allah’ın c.c huzurunda iken, şeytani hileleri ile insanları buzağıya taptıran Samiri’ den, dünyevi menfaat karşılığında Allah elçisini terk edip Firavunun yanında yer alan bilgin Bel’am dan da bahsedilmesi gerekmez miydi? Bahsedilmeliydi ki herkes tablodaki yerini iyice öğrenebilsin.

Milli Görüşün muhterem liderinin önderliğindeki;

a) Ahlak ve Maneviyat, b) Üretime dayalı Milli ekonomi, havuz sistemi/geliri eşit paylaşım
c) Ağır sanayi, d)- Milli harp sanayi,
f) Küresel zalimlere karşı “Yeniden Büyük Türkiye ve Türkiye’nin liderliğinde adil bir dünyanın kurulması (D-8) gibi sahalarda modern firavun zihniyetiyle mücadelenin devam ettiği bir ortamda var gücümüzle ona destek olmak gerekirken,

28 Şubat müdahalesini fırsat bilerek ayrı bir parti kurup! Milli Görüşçülere;“bizi hocamız görevlendirdi”,diğer insanlarımıza da “biz değiştik” yalanını söyleyen ayrılıkçı selefin yaptığı ile şimdiki halefin yaptığı, Karun’un yaptığından ziyade Musa(a.s) yı terk eden Samiri ve Bel’am ın yaptıkları ile birebir örtüşmüyor mu?


Ne güzel söylemiş Ziya Paşa;

“Layık mıdır insan olana vakt-i gazada/Hak batıl mücadelesinde hak ortada iken onu terk edip
Hak zahir iken batıl için hükmü imalet/batıla meyletmek insan olana yakışır mı?


* GÜCÜNÜ HAK’TAN ALMAK, GÜCÜNÜ BASINDAN ALMAK, -3-

Bir şeyler başarmak isteyenler elbette bir takım kaynaklardan güç almalıdırlar ancak, bu kaynak meşru olmalı ve meşru bir amaç için kullanılmalıdır.

Milli Görüş, kaynağı Hak olan,gücünü “Hak’tan alan” ve her zaman “Hakkı” üstün tutan bir görüştür.Onun için güçlüdür,onun için içerden ve dışardan sergilenen bütün ayak oyunlarına rağmen ayaktadır,ayakta kalmaya da devam edecektir.

Bir Milli Görüşçüye ,“HAK” denilince üç şey anlar;

1- Her şart ve durumda, her zaman ve mekanda var olan;zamana,şartlara ve kişiler göre değişmeyen “ölümsüz gerçek”.(Her hal ve durumda ümitsizliğe düşmeyi önler)
2- Mevki, makam,servet,şan şöhret,üstüne promosyon olarak ay ve güneş de yere indirilip verilse “değiştirilemeyecek” olan biricik kıymet.(Davasını,liderini,ahiretini satmayı önler)
3- Dağları yerinden oynatacak güce sahip düşmanlar karşısında da olsa yenilmeyen ve her zorbanın hakkından gelen “mutlak Galip”.(Zahiri güçcüklerden korkarak onlara sığınmayı önler)
İşte, Milli Görüşü ve mensuplarını yenilmez kılan, çalışma azmini sürekli canlı tutan ve mutlaka başarıya ulaştıracak olan da bu anlayıştır.Hakkın koyduğu kurallar “sapmaz ve değişmez”,Hakka gönül veren yiğitler de verdikleri sözden asla dönmezler.

Yenilikten bahsedenlerin “değişim veya gelişim” gibi sözleri bilinmeyen sözler değildir. Hakkın karşısında tutunamayan batılın her devirde ısıttığı pilavdır, bilmeyenler kaşıklar.

Mekke müşrikleri sevgili Peygamberimize(s.a.s;”….bize başka bir Kur’ an getir veya bunu değiştir. Yunus/21” yani, hakkı batıla benzet kabul edelim demişlerdi.
Bu gün Avrupa Birliği için istenilen kriterlerin muhtevası da aynı değil midir? Onlar da bize;
“Kendi değerlerinizden vazgeçin, bizim istediğimiz gibi olun demiyorlar mı?

Bir büyük ilimizin sn. başkanı! Da üsluba kafayı takmış ve“Halk yeni söylemimizi ve üslubumuzu beğendi” diyor. Acaba bu güne kadar elde edilen bütün başarılar hangi üslup ile kazanılmıştır?

Kongre ve iftar hadiselerinde yeni üslup ile tanışmış olduk.Bu üslup bir siyasetçi üslubundan ziyade bir “racon üslubu” bir sokak üslubunu andırıyor…o.ç.,”..bunlar pkk lılardan daha şerefsizler” gibi sözler ancak “yenilikçi” ağızlardan çıkabilir.Eskiden yok idi iş bu üslup yeni çıktı

Hele sn. başkanın o “Kerbela” sözü, hiç düşünülmeden sarf edilen bir sözdür ve çok manidardır.

Kime, hangi mesaj verilmek istenmiştir? “Emevi fıkhı” diyerek ehl-i sünnete karşı çıkıp karalayan reformist dini kanadın siyası kanadıyla mı karşı karşıyayız?
Lüks otelin “Kerbela’ ya benzetilmesinin ne kadar isabetsiz olduğu bir yana Kerbela olayını gerçekleştirenler de meşru lideri (Hz. Ali) tanımayıp zorla hükümran olmak isteyen bir zihniyetin beğenisini kazanarak vali olmak isteyen hırslı bir komutanın eseridir. Söyler misiniz bu örnek kime daha çok yakışıyor?

Adı “yeni” de olsa batıla “hoş görünmek” için kendi geçmişini ve değerlerini küçük görme üslubu, tanıdık bir üsluptur. Kendinden olana şahin, düşmanına güvercin olan bu üslup, hayatını Batı normlarına göre formatlamaya çalışan, kendi değerleri ile ayakta durabileceği ümit ve cesaretini kaybetmiş her zümreden taklitçi insanın üslubudur. Yoğun olarak “DİN” ve “SİYASET” alanında yaşanan bu durum,“reform-değişim” adı altında kendi değerlerini karalayarak “batılda” mekân edinme, batıla yaranma, hoş görünme çabasından başka bir şey değildir.

Bu sebepledir ki, asırlarca imbikten süzülerek gelen “yüceltici değerlerin” kaynak alınması yerine kilise kaynaklı ve papaz heykeli altında imza edilen KOPENHAG ve HELSİNKİ kriterleri esas alınmakta ve toplum bu çürütücü değerlere göre şekillendirilmektedir.

* Yeni yönetim! Kendisine güç kaynağı olarak sözlü ve yazılı basını seçmiş olmalı ki sürekli olarak televizyon programlarında boy göstermektedir.

Tamamen basında çıkan yazılardan meydana getirilen “Numan Kurtulmuş”-I” isimli kitapçık ile sn. başkanın ne kadar da yetenekli! Olduğu ifade edilmeye çalışılmış. Hatta kendilerini o kadar kaptırmışlar ki, muhterem Milli Görüş liderine “komplocu, entrikacı” iftirasını atan Kenan Çamurcu ve Milli Görüşün “dinazorlaştığı” gibi sefil bir üslup kullanan Cüneyt Ülsever’ in yazılarını da kitapçığa almakta bir beis görmemişler. Değil mi ki bu yazılar geçmişi karalayıp yeni! yi övüyorlardı,mesele yoktu.

Yeni! Yönetimin akıl hocaları da var. Mesela bir sn. yazar (Lütfü Özşahin);“üçüncü sınıf vaizlerle” bu işin olmayacağını ifade ediyor.(Saadet Partisi Ne Yapmalı başlıklı yazı-Ajans5)

Bir diğeri ise (Sn.Ali Bulaç),Bursa’dan yükselen sese katılarak Sn. Numan Kurtulmuş’ un Saadet Partisi için bir şans olduğunu ifade ediyordu.Bu ifadeler karşısında Sn. başkanın;”hayır,esas Saadet Partisinde olmak benim için bir şanstır” demesini beklerdik heyhat….

Ellerinde muharref İncil taşıyan askerleri, ırza geçmek dahil her türlü iğrenç usul ve teknolojiyi kullanarak İslam dünyasında oluk oluk kan ve gözyaşı akıtan ehl-i kitap için “ehl-i kitap değişmiştir” diyebilen bir sosyologun, sn. başkanla ilgili görüşünde ne kadar isabetli olacağını varın siz tahmin edin.

Söz konusu kitaba yazıları alınan yazarların iyi niyetlerinden şüphemiz yoktur ancak, önemli bir kısmının kalem oynattığı gazetelere baktığımız zaman iyi niyetimize şüphe arız olmaktadır.
Bunların bir kısmı, dik durup mücadele etmek yerine yatay bölünmeyi tercih eden mevcut iktidarın yanlıları,bir kısmı açıktan Milli Görüş karşıtı,bir kısmı da,”SP li değilim” deyip üst üste ahkam kesenler.
En ilginç olanı ise hiçbir zaman Milli Görüşe destek olmamış, aksine her zaman ve özellikle de 28 Şubatta yıkım cephesine destek vererek Milli Görüşün yok edilmesini isteyen bir zihniyete ait basının mensubu olan sn. yazarlardır.

Katolik Müslüman! Luis Massignon tarafından ortaya atılan, Vatikan(papalık)tarafından “misyonerlik faaliyeti” olarak resmileştirilen, tamamı masonlardan oluşan Manevi Cihazlanma Cemiyeti ve diğer mason kuruluşlarca yürütülen “Dinler arası Diyalog” ve ”hoş görü” felsefesini savunan bu zihniyete ne oldu da 28 Şubatta Milli Görüşle ilgili söylediklerine pişman olup yeni! Başkana gazete ve televizyonlarının kapılarını sonuna kadar açıverdi?


Hangi dağda kurt öldü?
Yoksa Saadet Partisi ötelerden kaynaklanan bir el değiştirme operasyonu ile karşı karşıya mı?
Türkiye de iken “şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınan” bu zihniyet,(kendi ifadesi ile Türkiye’de ki radikal! Müslümanların tehdidinden çekinerek” büyük şeytanın ülkesinde ikamet etmeye başlayınca ne oldu da siyasete yön vermeye, ölülere oy kullandıracak derecede siyasi bir iştihaya kavuştu?
Hatta o kadar bir yön vermek ki, katilliği evrensel boyutlara ulaşmış bir zihniyetin Osmanlı mirası bir diyarda “otorite” kabul edilmesi gereğini siyasilere tavsiye edecek boyuta ulaştı.
Esas olan Hakkın övgüsüne layık olmaktır. Halkın övgüsüne kapılıp ta yüksekten uçanların düşüşü çok acı olur ki tarihte örnekleri çoktur.


* AÇILIM VE ATILIM KONUSU -4-

Açılım, kendisi gibi düşünmeyeni kabullenip onunla yaşayabilme becerisi ise ki öyledir, o zaman bu ülkede, diğerlerinin 40 yıl sonra idrak edebildiği açılımın ve atılımın ilk mimarı da yetmişli yılların kavga ortamında bunu gerçekleştiren Muhterem Necmettin Erbakan Hocamız değil midir?


1974 MSP- CHP koalisyonu ve arkasından AP, MHP vs. ile kurulan koalisyonlar, MHP v diğer partilerle yapılan seçim ittifakları en güzel örneklerdir. MSP-CHP koalisyonu yapıldığı zaman biz ”yeşil komünist” olmakla suçlanmıştık. Hal bu ki, Milli Görüş öncülüğünde, bu ülke için en hayırlı hizmetler de o dönemde yapılmıştır.

Gökte uçan savaş uçakların(F-16/TUSAŞ),tarlaları süren traktörlerin(TÜMOSAN) v.s. fabrikaları hep o hayırlı hizmetler cümlesindendir. Ayrıca, yurt dışı müteahhitlik hizmetleri(Libya),çevre komşularla
(İran, Irak; Libya) takas sistemli ticari uygulamalar da hep o dönemde gerçekleştirilmiştir. Allah’ın takdirine bakın ki o gün bize “yeşil komünist” diyenlerin,1999 yılında aynı Ecevit ile kurdukları koalisyon hükümetinin en iyi hizmeti! de İlköğretimi bitirmeyen çocuklara Kur’ an öğrenmeyi yasaklayıp suçu da Milli Görüş liderine atmak olmuştur.

Milli Görüş öncülüğündeki o atılımları durdurmak isteyen fasit siyonist zihniyet ve onun içerdeki işbirlikçileri, ortak çalışmalar yaparak ardı ardına erken seçimlerle, yetmeyince de terörü azdırarak 1980 ihtilalinin yapılmasına zemin hazırladılar ve Türkiye’nin kalkınmasını engellediler. Yapımını engelleyemediklerinin de bu günkü işbirlikçilerle satımını gerçekleştirdiler.



* TERÖR KONUSUNDA ÖNERİLERİNİZ. -5-

Dünyada terörle kurulan, terör amacı ile kurulan,terörle yaşayan,yerine göre her türlü teröre destek veren iki devlet vardır.Bunlardan birisi Amerika,diğeri ise İsrail’dir.Bu sebeple,halkı aydınlatmak ve çocuklarının tabutlarına sarılıp ağlamamaları için halka ilan edilmesi gereken hususlar şunlar olmalıydı;


a)
İslam coğrafyasını işgal eden ve ülkemizdeki teröre dolaylı veya direkt olarak destek veren ülkelerle “ortak değer ve vizyona” sahip olduğunu ifade eden bir siyası zihniyetle terör önlenemez.
b) “Türkiye, Kürtlere vereceğimiz destekle yaşamaya alışmalıdır” diyerek terörün kaynağı olduğunu itiraf eden,”MAVİ MARMARA” baskınıyla da teröristliğini bir kez daha ispatlayan bir zihniyetten “cesaret ödülü” alan bir siyasi anlayışla da terör önlenemez.
c) Kudüs’te, siyonistlere ait ağlama duvarı önünde saygıyla duran bir komuta zihniyetiyle de terör önlenemez.
d) Terörle mücadelede askeri ve polisi motive eden yegâne rütbe olan “şehitlik” rütbesini de 2004 yılında sakıncalı görerek okullarda yasaklanan 45 kelime arasına koyan bir kültürel zihniyetle de terör önlenemez.

Terörü ancak ve ancak Milli Görüşün;”ya dinde kardeş, ya yaratılışta eş” ifadesinde kendisini bulan uygulaması önler ve önledi de. İşte ispatı; “1994 yerel seçimlerinde bölgede(doğu ve Güneydoğu) kendisini destekleyen belediyelerin % 90 kaybetmesi pkk ya vurulan en büyük stratejik darbe oldu”. (Hasan Kundakçı Paşa/Güneydoğu da Unutulmayanlar sh.280) Herkes biliyor ki o seçimlerde başta Diyarbakır olmak üzere bölge belediyelerinin tamamına yakınını RP kazanmıştı. Demek ki RP, binlerce sorti ve sınır ötesi operasyonla yapılamayanı başarmıştı.



* PARTİYİ GENÇLEŞTİRME (!) KONUSU-6-

Gençlik ve ihtiyarlık izafi hallerdir. Hakkın dışında hiç bir şeyden korkmayan yürekler taşıyan nice ihtiyar bedenlerin yanında, dünyalık kaybı korkusuyla her şeyden vazgeçen korkak yürekcikleri taşıyan genç bedenler de vardır. Milli Görüş teşkilatları her zaman en genç kadroları barındıran teşkilatlardır.


İhtiyardan kasıt Muhterem Milli Görüş lideri ise (ki zımnen kast edilen odur),bilinmelidir ki içimizde “en genç ve en cesur” yüreği taşıyan odur ve ;”yüreğini, gerçek bir imanla sahibine bağlayan bir kimseden daha güçlü kimse yoktur” velev ki bu yürek, fizikçe yaşlı bir vücutta olsa da. Bütün bu değişiklik laflarına duyulan ihtiyaç nereden doğmaktadır? Genç vücutlardaki korkak yüreklerden mi, yoksa Akşemseddin olmadan Fatih, Edebali olmadan Osman Gazi olmak fikrinden mi?

Herkes Edebali’nin,”insanı yaşat ki devlet yaşasın” sözünü söyler durur da Ertuğrul Gazi’nin Edebali’ ye itaat etmesi hususunda oğlu Osmancığa;
-- Beni kır,şeyh Edebali’yi’ yi kırma
-- Bana karşı gel ona gelme,
-- Bana karşı gelirsen üzülür incinirim,
-- Ona karşı gelirsen gözlerim sana bakmaz,baksa da görmez olur….”

İfadesindeki asil itaat duygusunu hiç kimse dile getirmez.

Sultan Abdulhamid’ e karşı çıkanların adı da “Genç Türkler” idi. Masonların “yenilikçi” Fransız ekolüne tabidiler.(İngiltere,gelenekçi masonlardır)Onlar da aynı tuzağa düşmüş,tecrübeli komutanları bertaraf edip komuta kademesini gençleştirmiştiler.

Osmanlı yurdunun içine düştüğü felaketin boyutunu görünce de hatalarını anlamış;

“Bizdik deli diyen asrın padişahına,
”deli sen değilmişsin deli bizmişiz,
Tükürdük atalar kıblegahına” itirafında bulunmaktan kendilerini alamamışlardı fakat,Devlet de parçalanmıştı.

Dert ihtiyarlık gençlik değildir. Dert; genç vücutların bulunduğu ortamlarda bütün yırtınmalara rağmen oluşmayan heyecanın,liderin sesinin duyulması birlikte miting alanındaki yüz binleri harekete geçirmesi ve rüzgara tutulmuş ekin tarlaları gibi bir uçtan bir uca herkesi kaplayan coşku selidir. Sizi değiştirmek isteyenler, bu heyecandan korkanlardır. Peki siz neden korkmaktasınız ki “yenilik! Yenilik deyip duruyorsunuz.



SONUÇ VE TAVSİYELER ! -7-

1- Dünyayı yeniden keşfe kalkıp “siyaseti yeniden formatlıyoruz” gibi lafları bir tarafa bırakın. Tarihin her döneminde olduğu gibi bu günde yarinde siyaset, HAK-batıl formatında olmuştur, Olmaktadır, olacaktır. Önemli olan, hangi safta yer alındığıdır. Tony Blair;”Irak konusunda Amerika’ya destek vermemin sebebi Hıristiyan oluşumdur” demişti.


2- Lider olmakla parti başkanı! Olmak arasındaki fark, fark edilmelidir. Kendi liderine itaat etmeyeni başka liderlere itaat ettirirler. Liderliğin ölçüsü de üç beş yazarın yazısı ve amigoların alkışları değildir.


3- Her yönü ile mükemmel olan bir davayı savunmamak, savunulmayan davayı değil onu değiştirmek isteyen ve savunmaktan korkanları bitirir.


4- Yücelik, Hakkı savunmakta, hakkı savunanlarla beraber olmaktadır. Batıla meyil edenler, destek verenler, yok olmaya, unutulmaya mahkûmdurlar.


5- Bir davayı tek başına, inanç, ahlak, ekonomi, siyaset, sanayi, sosyal hayat, sivil toplum kuruluşları vs. gibi alanlarda, dış güçlerin ve çekemeyip onlarla birlikte olan işbirlikçilerin bütün tuzak ve hilelerine rağmen dünyada yaşar ve konuşulur hale getiren bir lider terk edilmeye değil eli öpülmeye layıktır.


6- Yeni “format” peşinde koşarak kendi değerlerinden sıyrılmaya çalışanların çalışmaları “bozguncu” Siyonist zihniyetin işini kolaylaştırıyor. Siyonist zihniyet, her şeyi Allah’ın koyduğu muhkem ölçünün tersine formatlamaya çalışmakta ve bu formata göre hak, batıl olarak, batıl ise hak olarak algılanmaktadır.Yani, işgal edilen ülkesini, kirletilen ırzını, çiğnenen kutsal kitabını, işgal edilen camisini savunan Müslüman terörist, bunları yapan sırtlan sürüleri de hürriyet elçisi olarak algılanmaktadır.“Münafık erkeklerle münafık kadınlar el ele vererek “marufu” engellemek,”münkeri” yaymak için çalışırlar(Tevbe/67).Milli Görüşe hizmet bu projeye engel olmak demektir.


7- Batıla meyletmek ateş getirir(Hud/113),batılın bütün şirinliği dilindedir, galip geldiği zaman hiçbir antlaşmaya riayet etmez hiç bir hakkı tanımaz(Tevbe/8-Mümtehine/2).“Eğer Hakk, egemenlerin-batılın-hevasına tabi olursa,gökler bozulur,yer bozulur,içindekiler bozulur(Müminun/71).


8- Lider; kendi bünyesinde olay çıkaracak işleri tahmin edip olmadan çözen,olay çıkınca da şapkasını alıp gitmeyendir.


9- Milli Görüşün formatını beğenmeyebilirsiniz, o zaman cesur olun ve kendi partinizi kurun. Öncekilerin yaptığı gibi kazanımları götürüp başkalarının hesabına gelir kaydettirmeyin.


10- Hayır, bizim partimiz Saadet Partisidir deniliyorsa o zaman, acı bir lokma olan itaat yüz buruşturulmadan yutulacak ve hatadan dönülecektir.


11- Dünya barışının olması için hakkın mensuplarının batıla benzemesi değil, batıl inançları olanların İnançlarını değiştirip hakka inananlara benzemeleri gerekmektedir. (Bakara/137).

Yazıyı Ziya Paşa ile bitirelim;
….
* Sadık görünür kisvede erbab-ı hıyanet
* Mürşid sanılur vehlede ashab-ı dalalet,
İhanet edenler,dış görünüşte hep “sadık” görünürler.Saptırıcı önderler de hep Mürşit zannedilirler.

Selam imanda sadık, amelde salih, Hakka tabi, hakta sabit, liderine itaatkar ve hakkı hakim kılmak için ihlasla çalışan iman fedailerine olsun.


Sahi sizin iddianız, Milli Görüşü ikinci defa bölmek miydi sn. başkan?

Umarım böyle değildir.
 
Rasim Kökmen / Ajans5

1279 defa okundu...
saim akbulut       şiiler   02 Eylül 2010 Perşembe 15:10
acaba insanlar bu oyunu neden görmezden geliyorlar anlamıyorum şu anda ortada açıkça oynanan oyun şu muhafazakar kesim medyasında olan bütün şii yazarlar fetullah gurubunuda arkalarına alarak komple numana destek veriyorlar malesef bu destek ehli sünnete vurulacak en büyük darbedir bildiğim kadarıyla numanda şii şii kardeşlerimiz alınmasınlar kerbela bizimde kerbelamız ama önce peygamberimiz gelir herzaman istanbuldaki iftar kerbelaya çevrildi gibi manidar yazı yazanlar kendilerini çok açık ettiler uyanık olalım dava kardeşlerm selam ve dua ile.not bu yazıyı kaleme alan rasim abimin yazılarına devam etmesini arzu ediyoruz.
murat türker       istanbul   02 Eylül 2010 Perşembe 09:05
istanbula her zaman gıpta etmişimdir,ihanetin başşehri,ama aynı zamanda hocamızın en büyük övgülerine mazhar olmuş kutsal şehir,rasim kökmen gibiler de o kutsallığın eseri,akıl tutulması,hidayet kararması ,olmayınca işte böyle on numara yazılar çıkıyor
» Tüm yazarları göster KÖŞE YAZARLARI  
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
El-Aziz'in yıllardır dikkat çektiği ve dikkatli olmaya çağırdığı Milli Görüşçüleri bir kez de Adnan Hoca uyarıyor
DENİZLİSPOR: 0 ELAZIĞSPOR: 1
Bordo Beyazlılar zorlu Denizli deplasmanında M. Ozan'ın kafa golüyle 3 puanın sahibi olurken 19. Hafta sonunda en yakın rakibi ile aradaki puan farkını 4'e çıkardı...
ADNAN HOCA’NIN SÖZÜNÜ ETTİĞİ ERGENEKONCU
Adnan Oktar A9'daki programında kendisini yıllar önce ziyaret eden ve ziyaret esnasında polis baskınının gerçekleştiği bir MSP'linin Ergenekoncu olduğundan söz etmişti. Fatih Altaylı 06.01.2000 tarihinde Hürriyette yazdığı dönemde bu kişinin kim olduğunu açıkça yazmış. İşte o Ergenekoncu...
TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
Türkiye Cumhuriyetinin önemli resmi kutlamalarından olan19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramındaki törenler artık stadyumlarda yapılmayacak...
ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
Geçtiğimiz hafta Habertürk'te yayınlanan programda Ergenekon ve Balyozdan tutuklanan subaylar için 'Onlar kahraman' diyen Saadet Partisi'nin önde gelen ismi Oğuzhan Asiltürk'e tepkiler sürüyor. Milat gazetesi yazarı Nevzat Çiçek de bugünkü yazısında Asiltürk'ün açıklamasına tepki göstererek, bazı sorular yöneltti.
ASİLTÜRK'E ERGENEKON TEPKİSİ BÜYÜYOR
Müntesiplerinin bile çok fazla savunamadığı Ergenekon terör örgütünü SP'nin ağabeyi diye lanse edilen Oğuzhan Asiltürk'ün savunması tüm kesimlerde büyük tepki yarattı.
İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
1 Şubat 2012 tarihinde Kanal A Televizyonu'nun konuyla ilgili görüşlerine başvurduğu Şevket Kazan konuya bihaber rolleri yaparak, Asiltürkle aynı görüşleri savundu ve Ergenekona destek çıktı
» SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
» DENİZLİSPOR: 0 ELAZIĞSPOR: 1
» ADNAN HOCA’NIN SÖZÜNÜ ETTİĞİ ERGENEKONCU
» TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
» ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
» ASİLTÜRK'E ERGENEKON TEPKİSİ BÜYÜYOR
» İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
» OĞUZHAN ASİLTÜRK’E GÖRE YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
» İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
» SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
» ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
» TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
» Elazığ’ın nüfusu 558.556
» ÖNDER ÖLÜMDEN DÖNDÜ
» Tüm yazarları göster ALINTI YAZILAR  

bayrak



                                      
El-aziz Gazetesi-Ve Zafer Yakındır...
Telefon: 0424.238 01 31
Eposta: osmangurses23@hotmail.com