Karakter Boyutu A A A
EVET EKSENİ KAYIYOR
07 Eylül 2010 Salı 23:59

Bugün de Batı Dünyasında Türkiyenin ekseni kayıyor söylemi ile çarpıtılmaya çalışılan, aslında dünyanın ekseninin kaydığı gerçekliğidir.

Türkiye’nin etrafında dönmeye başlayan dünyanın

EVET EKSENİ KAYIYOR

Bir ABD Başkanının, “Her sabah uyanıp güne başladığımda Beyaz Saray duvarındaki dünya haritasına bakar ve ‘şu dünya ancak İstanbul’dan yönetilebilir’ diye bir iç çekerim” dediği anlatılır.

Bu doğru ve yerinde bir tespittir. Çünkü İstanbul 3 büyük kıtanın tam ortasında dünyanın tabii başkenti konumunda olan bir şehir. Yalnız coğrafya değil, tarih de açıkça bu gerçekliğe şahadet etmektedir. En büyük ve en uzun süreli iki imparatorluk olarak Bizans ve Osmanlı’ya başkentlik eden İstanbul asırlar boyu hep dünyanın yönetildiği merkez oldu.

Bugün de Batı Dünyasında “Türkiye’nin ekseni kayıyor” söylemi ile çarpıtılmaya çalışılan, aslında dünyanın ekseninin kaydığı gerçekliğidir. Birtakım zorlamalarla suni şekilde geçtiğimiz 19. ve 20. asırlarda Batıya kaydırılan dünyanın ekseni şimdi yine tabii merkezine doğru kaymaktadır. Bu demektir ki dünyanın lideri Türkiye, başkenti ise İstanbul olmaktadır.

Günümüz dünyasında teknoloji ve ulaşım imkânları ne kadar gelişmiş olursa olsun mesafe mefhumu hala çok büyük önem taşımaktadır. Dünyanın merkezi bir coğrafyadan yönetilmesinde ve çeşitli bölgelerine en kısa zamanda müdahale edilmesinde yakın mesafenin avantajı bu gün de hala geçerliliğini korumaktadır. Esasen mesafe mefhumu hiçbir zaman önemini yitirmez.

Örneğin ABD Irak’ı işgal etmek için ordusunu 10 bin mil uzaklıktan ancak 6 ayda bölgeye intikal ettirebildi. Bu büyük bir zaman kaybı, telafisi zor, hatta imkânsız bir gecikmedir. Nitekim bu geciken intikal süresi içerisinde Irak’ta her türlü tedbir alınmış ve sonuçta ABD batağa saplatılarak başarısızlığa mahkûm edilmiştir.

Irak’ta ABD ve müttefikleri karşısında bu önlemleri alan ve direnişi sürdürenin kim ve hangi ülke olduğu bugün bile hala bir muammadır. Ancak direnişten Türkiye’nin kârlı çıktığında herkes müttefiktir!

ABD dünyanın öbür ucundan gelişmelere müdahalede bulunmak ve mesafe dezavantajını telafi edebilmek için çok pahalı ve masraflı büyük uçak gemileri inşa etmek zorunda kalmıştır. Uzaya ilişkin çalışmalarıyla uydulardan ani istihbarat elde etme ve ileri teknoloji ürünü kıtalar arası güdümlü füzelerle hassas ölçülerde vurma imkânlarına sahip olmaya çalışmıştır. Ancak bütün bunlar mesafe mefhumunu yok edememekte ve dünyanın kontrol edilip zapturapt altına alınmasına yetmemektedir.

Uzay çalışmalarının yaygınlaşması ve karşı teknolojilerin gelişmesi dünyanın uzak bir köşeden yönetilmesini engellediği gibi; savaşın, siyasetin, yönetimin yalnızca bir maddi güç ve imkân konusu olmadığı hususu da önemli bir faktördür. Savaşlarda her zaman maddi gücü elinde tutanların başarı kazanmadığı sayısız tarih örnekleriyle sabittir.

Savaş, siyaset ve yönetim daha çok bir üstün akıl, tarihi tecrübe ve birikim işidir. Bu yüzden de Yeni Dünyanın elde ettiği büyük maddi güç ve imkânlarla eski dünyayı uzak mesafelerden yönetmesi başarılı olamamıştır.

Bu nedenledir ki ABD Irak’a dünyanın tek süper gücü olarak girmiş ama büyük ölçüde bu vasfını yitirerek oradan ayrılmak durumunda kalmıştır. Artık herkes dünyada farklı güç merkezleri oluştuğundan, tek süper güç olgusunun gerçekleşmeden sona erdiğinden söz etmektedir.

ABD ve müttefiklerinin Afganistan ile Irak’ı işgalleri Türkiye’yi bölgenin lideri ve dünyanın yeni bir gücü konumuna getirmiştir. İsrail ile arasındaki çekişmelerin, sataşmaların, tartışmaların, rahatsızlıkların özünde Türkiye’nin bölgenin lideri ve dünyanın bir yeni gücü olması yatmaktadır. Bu durum çünkü İsrail’i fevkalade rahatsız etmektedir.

Bu rahatsızlık daha çok Türkiye’nin sahip olduğu stratejik coğrafi konumu ve varisi olduğu tarihi birikim ve misyonu nedeniyle ciddiyet kazanmaktadır. Türkiye Balkanlar üzerinden Avrupa’nın, Kafkaslar üzerinden Asya’nın, Akdeniz üzerinden Afrika’nın ortalarına kadar ve tüm Ortadoğu’ya sadece bir uçak mesafesindedir. Dünyanın en önemli ve tarihi üç kıtasının stratejik bölgelerine müdahalesi saatler içerisinde mümkündür.

Türkiye’nin dünyayı yönetmeye sevdalı cihangir büyük dâhi liderlere ve kadim küresel düşüncelere tarihi boyunca yurt olması dünya liderliğini destekleyen ve besleyen bir olgudur. Ayrıca, 1000 yıl Batının Haçlı Seferlerine karşı İslam’ı ve yüce değerlerini korumak uğruna 50 milyon şehit vererek bu toprakları hakkı üstün tutan liderlik ruhu ile yoğuran bir milletin kültürüne ve medeniyetine yurt olması da dayanılmaz, karşı konulmaz en başta gelen faktördür. Dünya tarihinde şehitlik ve gazilik hiçbir toplum ve coğrafyada bu kadar hakiki anlamına ve önemine kavuşmamıştır.

Ne var ki Osmanlı İmparatorluğunun varisi konumunda bulunan Türkiye Cumhuriyeti için kullanılan eksen kayması tabirinin bir madalyon gibi iki yüzü vardır. Bir yüzünde Türkiye yeniden büyük, bağımsız bir ülke olarak dünyanın lideri oluyor anlamı nakşedilirken diğer yüzüne de Batı’nın uydusu olmaktan çıkıyor, Türkiye’yi kaybediyoruz korku ve endişesi tablolaştırılıyor.

Bu durum şöyle bir acı tarihi gerçeklikten kaynaklanmaktadır: Türkiye Cumhuriyeti, iddia edildiği gibi gerçekte verdiği bir kurtuluş savaşı sonunda Batılı işgalci devletleri püskürtüp son vatan parçasından çıkartarak bağımsız bir devlet olarak kurulmadı!

Tam aksine dönemin süper gücü İngiltere ve müttefikleri Başkent İstanbul ve önemli Anadolu illerini işgal edip işbirlikçilerine bir uydu devletçik kurduktan sonra kendileri çekildiler. Çekilirken de silahlı kuvvetlerini götürüp yerine teknisyenlerden ve danışmanlardan oluşan misyoner sivil işgalciler gönderdiler.

Nasıl ki ABD ve müttefikleri Saddam Hüseyin diktasını devirmek adına Irak’ı işgal ettiler ve fakat Türkiye’nin hinterlandına girmekte olan Sünni yönetimi devirip İran’ın hinterlandına girecek şekilde bir Şii yönetimi iş başına getirip çekilirken petrol şirketleri ile bu işgali sivilleştirmeye çalışıyor iseler!

Ne var ki Irak’ta bugünün süper gücü ABD, o günkü süper güç İngiltere’nin Türkiye’de başarılı olduğu kadar ustaca işi yürütüp sonuç alamamış, her şeyi berbat edip yüzüne gözüne bulaştırmıştır. Bir de o bir ilkti, şimdi artık dünya emperyalizmi daha yakından tanıyor.

O zaman Türkiye’nin işgali sonrasında mizansen olarak uygulamaya konulan uyduruk kurtuluş savaşı ile bu komplocu, hilekâr sömürü siyaseti yürütüldü.

İngiltere ve müttefikleri, bir hiç uğruna Birinci Dünya savaşına sokulup birçok cephede birden savaştırılarak yumuşak lokma haline getirilen ve en son Çanakkale Savaşında tüm varlığını ve geleceğin kuşaklarını yitiren Osmanlı Devletini nihayet ellerini kollarını sallayarak gelip işgal ettiler.

Sarıkamış dağlarında ihanetle 90 bin askerin dondurulmasının, Balkanlarda kurgulanan bir dizi ihanetin ve yükseliş döneminin zirvesinde bile hiç Osmanlı’nın olmamış Galiçya’ya bile askeri birliklerin gönderilip yok edilmesinin tek amacı vardı: Osmanlı Devletini zayıflatıp dağıtarak Türkiye Cumhuriyeti’ni Sabetayist bir Yahudi devleti olarak kurmak!

İngiliz donanması -bir asırdır Çanakkale geçilmez diye nara atılmasına karşın- Çanakkale Boğazını geçerek gelip İstanbul’u işgal ederken İttihat ve Terakki Fırkası (partisi) iktidarı tarafından rıhtımda bir koronun seslendirdiği Kâtibim Şarkısı ile karşılandı.

Ancak Cumhuriyet yönetimi, işgalcilerle işbirliği yapan İttihat ve Terakki iktidarı yerine kukla konumuna getirilmiş olan Padişahı suçlamayı yeğledi. Çünkü Cumhuriyeti kuran CHP, zihniyeti ve tüm kadroları ile İttihat ve Terakki Fırkası’nın ta kendisiydi. O kadar ki İttihat ve Terakki Fırkası’nın Ankara Şubesinin levhası ters çevrilip üzerine Cumhuriyet Halk Fırkası yazıldı.

Ne var ki İngilizler İstanbul’u işgal ederken iktidarda bulunan İttihat ve Terakki Fırkasının Alman işbirlikçisi kadrolarını tutuklayıp önde gelen liderlerini bir denizaltıya koyup Almanya’ya sürgün ederken; kendi işbirlikçileri olan muhalif kadrolarını el altından destekleyip Ankara’ya göndererek yeni devleti onlara kurdurdular.

Nitekim Cumhuriyet’i kuran İngiliz işbirlikçisi İttihat ve Terakkici kadrolar, İstanbul’un işgali sırasında Almanya’ya sürülen İttihat ve Terakki liderlerini yurda sokmadılar!  Dahası onların geride kalan mensuplarını da ilaveten sürgün ettiler.

İngilizler, Ankara Hükümetini oluşturan CHP’nin kurucusu İttihat ve Terakkiciler Anadolu halkı tarafından desteklenip bağra basılsın diye; eski başkent İstanbul’u işgal altında tutarken ileride bir çok sömürge ülkelerinde tekrarlayacakları bir prototip senaryo hazırlayıp uyguladılar.

Türk istiklal savaşı diğer milletlere ilham kaynağı oldu şeklindeki astarlı ifadenin iç yüzü; aynı senaryo diğer sömürgeleştirilen birçok ülkede de tekrarlanarak uygulandı şeklindedir.

Daha sonra çeşitli versiyonları başka ülkelerde uygulanan bu İstiklal Savaşı senaryosu Türkiye’de şöyle hayata geçirildi:

İşgalci devletlerin lideri İngiltere, Başkent İstanbul’da Hükümeti devirip mensuplarını tutuklarken Meclis’i dağıtıp istemediklerini Malta’ya sürüp istediklerini ise yeni hükümeti kurmak için Ankara’ya yolladı.

Ankara’da takiye ile İslami ağırlıklı yeni bir Meclis toplanıp Hükümet kurulduktan sonra; verilen talimatla Anadolu illerini işgal etmekte olan müttefik kuvvetler hızla geri çekilmeye başladılar. Ankara Hükümet kuvvetleri ise danışıklı ve senkronize şekilde hızla geri çekilmekte olan işgal kuvvetlerinin arkasına düşerek kovaladı. İşgal kuvvetlerinin alelacele çekilirken etraf köyleri yakıp yıkmasından öte her hangi bir savaş kesinlikle yaşanmadı. Sözü edilen meydan muharebeleri ve düşmanın denize dökülmesi tamamen resmi tarihin uydurduğu kahramanlık hikâyelerinden ve güzellemelerden ibarettir.

Olayın içyüzünü anlayamayan Anadolu halkı düşmanın püskürtülüp vatanın kurtarıldığını görünce Ankara Hükümeti’ne büyük bir coşku ve minnet duygusu ile sahip çıktı. İngiliz işbirlikçisi yeni yönetim toplumdan olabildiğince büyük destek ve kredi almış, artık her istediğini yapabilecek konuma gelmişti.  Zafer sarhoşluğu ile kimsenin gerçeği görmesi olasılığı yoktu. Bu yüzden en muhalif unsurlar bile ne olup bittiğini uzun yıllar kavrayamadılar.

Oysa işgalci devletlerin lideri İngiltere eski başkent İstanbul’u işgal altında tutmaya devam ediyor ve Ankara Hükümetine alternatif olabilecek hiçbir oluşuma fırsat vermiyordu. İngilizler İstanbul işgalini Ankara Hükümeti Anadolu’da hâkimiyetini kurup Lozan anlaşmasını imzalayıncaya kadar da sürdürdüler.

Artık her şey bittikten ve tüm muhalif sesler susturulup sindirildikten sonra 24 Temmuz 1923’te işgalci devletlerle Lozan Anlaşması imzalanıp işler yoluna sokulunca İngilizler 6 Ekim 1923 tarihinde seremonik bir törenle 13 Kasım 1918’den beri işgalleri altında tuttukları Başkent İstanbul’un işgaline son verdiler. 3 hafta sonra ise 23 Ekim 1923 Günü Cumhuriyet ilan edildi.

Bir plan ve program dâhilinde yürütülerek yaşanan bu önemli gelişmelerin kronolojisi şöyle:

13 Kasım 1918: İngilizlerin İstanbul’u işgali.

19 Mayıs 1919: İngiliz işgal kuvvetlerinin izni ile İstanbul’dan ayrılıp yeni devleti kuracak kadroların Anadolu’ya intikali.

23 Nisan 1920: Yeni başkent Ankara’da, dağıtılan Osmanlı Meclisi mensuplarından ve Anadolu’da belirlenen yeni üyelerden oluşan yeni Meclis’in toplanması.

01 Kasım 1922: Ankara’da toplanan Meclis’in Saltanat’a son veren yasayı çıkarması.

17 Kasım       1922: Son Osmanlı Padişahı Sultan Vahdettin’in İngilizler tarafından bir savaş gemisine bindirilip İstanbul’dan sürülmesi.

24 Temmuz 1923: İşgalci Devletlerle Ankara Hükümeti arasında Lozan Anlaşmasının imzalanması.

11 Ağustos 1923: Önemli ölçüde Anadolu halkını temsil eden 1. Dönem Meclis’in dağıtılıp atama ile 2. Dönem Meclis’inin oluşturulması.

6 Ekim 1923: İngilizlerin İstanbul işgaline son vermesi.

29 Ekim 1923: Cumhuriyet’in ilanı.

03 Mart 1924: Hilafetin kaldırılması.

Ankara yönetimi yerleşip hâkimiyetini kurduktan ve ilk Meclis’i de dağıtıp atama ile 2.Dönem Meclis oluşturulduktan sonra devrimlere hız verildi. İşgalci orduların ülkelerinden ithal edilen devrim yasaları dayatılarak Anadolu halkına kabul ettirildi.

Peki, iyi de bütün bunları yapan İttihat ve Terakki Fırkası mensupları kimlerdi, bu devrimleri yapan hangi zihniyetti?

İttihat ve Terakki gizli bir siyasi cemiyet olarak nüfusunun % 70’i Yahudi olan Selanik’te Sabetayist Yahudiler tarafından kuruldu ve ordu içerisinde örgütlendi. İstanbul, İzmir başta olmak üzere önemli merkezlerde şubeler açtı.

Daha sonra siyasi bir parti niteliğine bürünen, Meşrutiyet ilan edildiğinde yapılan seçimde Meclis’e giren İttihat ve Terakki Fırkası (partisi); Selanik’te ağırlıklı olarak Yahudilerden oluşturup trenle İstanbul’a getirdikten sonra başına bir Sabetayist olan Mahmut Şevket Paşa’yı geçirdiği Hareket Ordusu ile sarayı kuşatıp Sultan II. Abdülhamit’i tahttan indirdi ve Selanik’e sürdü.

Ondan sonra komitacılıkla, baskınlarla, darbelerle, suikastlarla devleti tamamen ele geçirip iktidar oldu ve İngilizlerin İstanbul’u işgaline kadar yönetimde kaldı. Bu kısa süre içerisinde birçok cephede birden savaş başlatarak ve devleti Birinci Dünya Savaşına sokarak koca imparatorluğu dağıttı.

Sabetayist Yahudilerin Kurduğu İttihat ve Terakki Fırkası çeşitli görüş ve düşünce farklılığı içerisinde olmakla birlikte özünde ikiye ayrılıyordu. Bir kesimi Basel Siyonist Kongresinde alınan kararlar gereği Sultan II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesini, Osmanlı Devletinin dağıtılmasını ve kurtarılacak Filistin toprakları üzerinde başkenti Kudüs olan İsrail Devletinin kurulmasını öngören Siyonist ideolojiye bağlıydı. Ancak bunlar dışarıda İngiltere’ye sırtını dayayan İttihat ve Terakki’nin muhalif kanadıydı.

İttihat ve Terakki’nin İngilizlerin İstanbul’u işgali sırasında iktidardan devrilip mensupları tutuklanan ve lider kadrosu Almanya’ya sürülen kesimi ise sözü edilen bu Siyonist görüşlere karşı idiler.

Onlar hazır ele geçirilmişken Osmanlı Devleti’nin yeniden ayağa kaldırılıp ABD gibi örtülü bir Yahudi Devleti haline getirilmesinin daha doğru olacağını, ıssız Filistin çöllerinde yapay bir Yahudi devleti kurmanın akıl ve mantık dışı bir düşünce olduğunu söylüyorlardı. Bunlar dış güç olarak da Almanya ile birlikte hareket ediyorlardı.

Temeli bu fikir ayrılığına, dış güç olarak da İngiliz ve Alman ekolüne bağlı bu iki Sabetayist kesim arasındaki iktidar mücadelesi İzmir suikast girişimi üzerine yapılan idamlar ve sürgünlerle çok derinleşti. İttihat ve Terakki içindeki farklı görüş ve düşünceler CHP ile Alman Nazizm’ini örnek alan tek ideolojiye dönüştürülürken; birçok Sabetayist hapse atıldı, sürüldü, idam edildi. Bunun nihai uzantısı olarak yaşanan 27 Mayıs 1960 darbesi Sabetayist aileler arasında yeni bir kanlı iktidar kavgasına yol açtı.  

İngilizlerin İstanbul’u işgali sayesinde merkezi Ankara’da kurulup ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti 23 Ekim 1923’ten 14 Ekim 1973 Genel Seçimine kadar hiç eksiksiz tam 50 yıl egemen oldu. Bu seçime girip 52 parlamenter çıkaran Milli Selamet Partisi’nin devletin kurucusu CHP ile kurduğu ilk koalisyon hükümeti ile bu yapılanmaya ilk büyük darbe vuruldu.

Bu hükümet tarafından başlatılan Kıbrıs Barış Harekâtı ile Türkiye asırlar sonra ilk kez savaşla bir toprak parçası kazanıyordu. Hiç şüphesiz ki bu CHP’nin değil Millî Görüş’ün başarısıydı.

 Nitekim daha önce 1963’te CHP Hükümetinde İsmet İnönü’nün Başbakanlığı sırasında Rumlar Kıbrıs’ta katliam yaptığında müdahale edilmek istenmiş ama ABD Başkanı Johnson’un ünlü mektubu üzerine vazgeçilmişti. Ondan sonra Süleyman Demirel’in Başbakan olduğu Adalet Partisi Hükümeti döneminde de 1969 yılında yine Kıbrıs’ta Rumlar Türklere katliam yaparken alınan müdahale kararı birliklerimizin İskenderun’dan geri döndürülmesi ile sonuçsuz kalmıştı. Bu iki olay da gösteriyor ki 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı Millî Görüş’ün eseridir.

Demek istediğimiz o ki 1000 yıllık Selçuklu ve Osmanlı dönemini tam bir kırılmaya uğratıp Anadolu’yu yeniden Haçlı Batı hâkimiyetine sokan Türkiye Cumhuriyeti, Millî Görüş’ün Yeniden Büyük Türkiye ideali ile kurulması sonucu geri sayma dönemine girmiştir.

Erbakan bunu şu sözlerle dile getiriyordu: “3 Kasım 1839’da ilan edilen Tanzimat Fermanı ‘bu ülkede Hak varsa artık batıl da vardır’ anlamını taşıyordu. 24 Ocak 1970 Günü kurulan Millî Nizam Partisi ise ‘bu ülkede batıl varsa artık Hak da vardır’ anlamını taşıyordu.”

Osmanlı’ya karşı 1919’da Anadolu’dan başlatılan hareketin 50. Yılında, 1969’da yine Anadolu’nun ortasından, Konya’dan bu kez onun rövanşı başlatıldı!

Ülke yönetimindeki güç bunun çok iyi farkındaydı. Bu yüzden Millî Görüş’ün tam 4 tane partisi kapatıldı ve Erbakan 5.sinin başından yine bir yargı darbesiyle uzaklaştırıldı. Sonunda Millî Görüş’ün gerçek temsilcisi Saadet Partisi’nin başına bir Sabetayist Yahudi genel başkan olarak getirildi.

Ancak Erbakan’ın kurduğu Millî Görüş ekolünden yetişip siyasete kazandırılan isimlerden biri Cumhurbaşkanı, biri Meclis Başkanı, biri Başbakan olarak devletin zirvesine çıkarılmışken ve onların kurduğu AKP iktidarı 8 yıldır ülkeyi yönetirken; bir Sabetayist Yahudi’nin Millî Görüş’ün asıl temsilcisi Saadet Partisi’nin Genel Başkanı yapılmış olması çok fazla önemli değildir. Nitekim kısa sürede altı boşaltılan koltuğu sallanmakta ve düşürülmesi an meselesi haline gelmiş bulunmaktadır.

Şu anda önde gelen lider kadrosunun tamamı Millî Görüş kökenli olan AKP iktidarı ülkeyi Batı ekseninden koparıp İslam Âleminin lideri konumuna doğru yürütürken en kısa zamanda Millî Görüş’ün asıl temsilcisi Saadet Partisi bir olağanüstü kongreye giderek yönetimine Millî Görüş’e inanç ve sadakatle bağlı bir kadroyu getirecektir. Bundan en küçük bir şüphe edilmesi bile yersizdir.

Osmanlı Devletini dağıtıp çökerten İttihat ve Terakki Partisi büyük bir öfke ve nefrete muhatap olduğu için takiye yapıp CHP’ye dönüşerek Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu. AKP de statükocuların Millî Görüş korkusu nedeniyle takiye yaparak iktidar olabildi.  Tabii, olay bu kadar basit değil, birçok çetrefil içeriyor. Onlara geçmiş sayılarımızda çokça yer verdik.

Ne var ki artık mızrak çuvala sığmıyor; Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının vefat eden Osmanlı Hanedanına mensup bir kişinin tabutunu bizzat omuzlayıp taşımasının verdiği mesaj ve bu mesajın statükonun amiral gemisi Hürriyet Gazetesi’nde manşet yapılması asla sıradan bir olay değildir. Bu mesaj, tarihi kırılmanın sona erdirilip 1000 yıllık Selçuklu-Osmanlı medeniyetinin yeniden ihya edilip hayata geçirilmekte olduğunu anlatmaktadır.

Şimdi Türkiye çok önemli bir virajı daha almak üzere anayasa değişikliği paketinin referandum oylaması için sandık başına gidiyor. CHP, MHP ve DP’nin “HAYIR” oyu kullanma kararı alması çok tabiidir. Çünkü bu üç parti de İttihat ve Terakki kökenlidir. Diğer iki parti CHP’den doğmuş türevleridir.

Referandumda, statükoyu korumada son kale görevini ifa eden yüksek yargıyı millileştirecek adımlara kapıyı aralayacak, bir İttihat ve Terakki geleneği olan komitacı, cuntacı, darbeci zihniyetin ordu içerisinde barınmasına imkân verilmemesi için askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasını sağlayacak maddeleri de içeren anayasa değişikliği paketi oylanacaktır.

Statükoya karşı çıktığını iddia eden BDP’nin de referandumda İttihat ve Terakki kökenli partilerle birlikte hareket etmesinin tek açıklaması ise politikalarını belirleyen bölücü terör örgütü PKK’nın İsrail bağlantısıdır.

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin statükosunu belirleyen Lozan Anlaşmasının doğum ebesi Haham Haim Nahum’dur. Haim Nahum Sevr Planının askıya alınarak, Filistin’de İsrail Devletinin kurulması için Türkiye Cumhuriyeti’nin bir yardımcı öğe olarak kurulmasını sağlayan fikir babasıdır aynı zamanda..

Nitekim 1897’de İsviçre’nin Basel kentinde toplanan Siyonist Kongresinde alınan kararlar arasında ilk 50 yılda Filistin’de Yahudi devleti kurulması, ikinci 50 yılda da arzımevud üzerinde merkezi Kudüs olan Büyük İsrail’in kurulması da vardı.

Arzımevud toprakları içerisinde Türkiye’nin güneydoğusu ve Kıbrıs da yer almaktadır.  Bu yüzden Büyük İsrail’in kurulması Sevr Planının yeniden yürürlüğe girmesini de kaçınılmaz kılar. 1897 Basel Siyonist kongresinin ikinci 50 yılı olan 1997 tarihi Başbakan Erbakan’ın kurduğu 54. Hükümet dönemine rastladı.

Büyük İsrail’i kurmak amacıyla bölgeye konuşlandırılan Çekiç Güç Erbakan’ın Başbakanlığı sırasında uzaklaştırılıp gönderildi. Bunun üzerine başlatılan 28 Şubat 1997 post modern darbe sürecinde Erbakan Hükümeti bırakmak zorunda bırakıldı.

İçinde Büyük İsrail planını barındıran Büyük Ortadoğu Projesi’ne Başbakan Erdoğan eş başkan yapıldı. Ancak bu, Büyük Ortadoğu Projesinin rafa kaldırılmasından başka bir işe yaramadı.

Bunu yerine Medeniyetler İttifakı projesinin ikame edilmesi söz konusudur. Türkiye ve İspanya başbakanlarının eş başkanı olduğu Medeniyetler İttifakı özü itibariyle bir D-8 projesidir.

Erbakan yıllardır Avrupa Birliği konusunu anlatırken Türkiye İslam Birliğini temsilen Avrupa Birliği ile masaya oturup iki medeniyet arasında adil bir barış ve eşit şartlarda işbirliğini esas alan anlaşmalar yapacaktır diyordu. Medeniyetler İttifakı da tam olarak bunu öngörmektedir. Ayrıca Türkiye’nin Batı Medeniyeti karşısında İslam Medeniyetinin temsilcisi olarak muhatap alınması muazzam bir olay, ülkemiz açısında büyük bir kazanım ve başarıdır.

Ne var ki İsrail ve Dünya Siyonizm’i Medeniyetler İttifakı konusunda ayak sürüp oyalama taktiğine başvurmaktadır. Ancak her geçen gün büyüyen Türkiye’nin gücü ve yükselen liderlik yeteneği karşısında İsrail ve Dünya Siyonizm’inin pek yapabileceği bir şey yoktur.

İsrail Büyük Ortadoğu Projesini raftan indirip masaya yatıracağı uygun bir konjonktürü kollarken, bunun kaçınılmaz gereği olarak da Sevr Planını hayata döndürecek unsurları oluşturup desteklemeye devam etmektedir. Bunların başında ise PKK bölücü terör örgütü gelmektedir.

Buna karşın, yeni sezona büyük bir heyecan fırtınası doğuran fragmanı ile girmekte olan Kurtlar Vadisi Pusu dizisinin ATV kanalında fark atarak yeni bir dönem başlatacağı anlaşılmaktadır. Başlı başına olay yaratan fragman şöyle:

2023 ABD senaryosu: Türkiye bölünüyor, Ermenistan ve Kürdistan kuruluyor…

2023 Avrupa senaryosu: Yine Türkiye bölünüyor, Ermenistan, Kürdistan, Pontus devletçikleri kuruluyor.

2023 İsrail senaryosu: Irak işgali kuzeye doğru genişliyor ve arzımevud içine giren topraklar Büyük İsrail sınırları içine alınırken yine Türkiye bölünüyor.

2023 Türkiye senaryosu: Cumhuriyet’in 100. Yılında Türkiye Siyonizm’e kaptırdığı dünya liderliğini yeniden alıyor ve tüm dünya al bayrağın rengine bürünüyor.

İşte Batılıların eksen kayması diye telaşla anlatmaya çalıştıkları olay budur. Türkiye, 100 yıl önce resmen sona erdirilen 1000 yıllık Selçuklu-Osmanlı medeniyet çizgisine yeniden dönüyor ve Siyonizm’e kaptırdığı dünya liderliğini yeniden alıyor.

Bunun için Yeni Bir Dünya ve Adil Düzen’in kurulması gerekiyor. Kurtlar Vadisi Pusu’nun ihtiyarları denilen muamma Erbakan olmalıdır. Kurtlar Vadisi Pusu’nun derin yönetmeni Erbakan imiş gibi bir çizgide yürütülüyor. Dizinin Türk Dünyasında İslam ülkelerinde uyandırdığı ilginin de öylesine değil organize olduğu anlaşılıyor.

Türkiye’de bu hayallerin kurulması ve hele senaryolaştırılıp film ve diziye dönüştürülmesi olacak şey değildi. Bunun nasıl olup da mümkün olduğu üzerinde düşünme gereği duymayanlar için gelecek sürprizlerle doludur.

Bu hayalleri kurabilen bir millet ne kadar çok düşmanı olursa olsun asla zeval bulmaz.

Sayı: 622

 

1606 defa okundu...
Mehmet Ertürk       Türkiye liderliğinde yeni bir Dünya...   07 Eylül 2010 Salı 23:29
Yukarıda da bahsedildiği gibi Osmanlı Devletini de bitiren, Türkiye'yide kuran yahudilerdir, hatta 1945 yılında Yalta Konferansında bir karar alıp dünyadaki tüm ülkelerde derin devlet yapılanması oluşturarak dünyanın tamamını yönetenler de yahudilerdir. Siyonizm'in Ahtapot gibi sardığı kollarından yüzyıllardır kurtulmaya çalışan bütün insanlık ancak Erbakan sayesinde tamamen kurtulacaktır. Siyonizm'in getirdiği hile rejimi ve Köle düzeni yerine Erbakan tekrar Adil Düzeni getirecektir... İçinde bulunduğumuz durum da bunu gösteriyor zaten.Şuan Türkiye Milli Görüş yönetiminde ve bu yönetimle Türkiye İsraili her geçen gün daha fazla köşeye sıkıştırıyor, İsrailin elinden liderliği alıyor. Yazarımızında dediği gibi "Türkiye 1000 yıllık Selçuklu-Osmanlı medeniyet çizgisine yeniden dönüyor ve Siyonizm’e kaptırdığı dünya liderliğini yeniden alıyor..."
Kenan Gör       VADİ, ERBAKAN'IN İLAN PANOSU!   07 Eylül 2010 Salı 14:20
Kurtlar Vadisi Pusu'nun yeni sezon fragmanı son derece etkili ve düşündürücü nitelikte gerçekten... Bu dizi bu fragmanı ile Necmettin Erbakan dizisi olduğunu bir kez daha göstermeye çalışmış sanki... Çünkü önce TÜRKİYE'NİN MİLLİ VE GAYRİ MİLLİ olmak üzere İKİ DEVLET arasındaki DERİN mücadeleye SAHNE olduğunu 10 yıl boyunca milletimize anlattı... Öyle ki İSRAİL bağlantılı ERGENEKON çetesi ile ilgili gelişmeler bunu sürekli TEYİT etti... Ne de olsa ERGENEKON operasyonu, ERBAKAN'A KARŞI yapılan 28 ŞUBAT Postmodern Darbesinin bir RÖVANŞI... Artık bunu 7'den 70'e hemen herkes biliyor... Son fragmandan anladığım o ki bu dizi şimdi de Milli Görüş Lideri Erbakan'ın 40 yıldır dillendirmekte olduğu "Yeniden Büyük Türkiye", "D8 - İslam Birliği", "Yeni ve Adil Bir Dünya" gibi eşsiz projelerine atıfta bulunarak, bu realiteyi milletimizin belleklerine kazıyacak... Bence ERBAKAN'ın önemli ölçüde gerçekleştirdiği YENİDEN BÜYÜK TÜRKİYE EKSENLİ YENİ VE ADİL BİR DÜNYA projesinin artık son aşamalarına geliniyor... Dizi de bunu ilan ediyor o kadar...
mesud akgül       ERBAKAN İSRAİL VE SİYONİZMİN EKSENİNİ KAYDIRDI   07 Eylül 2010 Salı 11:37
Osmanlı imparatorluğunun yıkılması ve başkenti Kudüs olan Arz-ı Mevud toprakları üzerinde Büyük İsrail İmparatorluğunu kurmak plan 1897 yılında İsviçre'nin Basel kentinde yapılan 1.Siyonist Kongresinde kararlaştırıldı.Bunun için Siyonist Theodor Herzl görevlendirildi. Bu amaçla II:Abdulhamitle görüşme gerçekleştiren Herzel olumsuz cevaplar alınca gözyaşları içerisinde Siyonist mürşitlerine bir mektup yazarak, "II.Abdulhamitin bütün planlarından haberdar olduğunu ve bunlardan vaz geçilmemesi halinde büyük zayiatlar verileceğini belirtmiştir". Siyonist Mürşitler ise" sorun Abdulhamit mi? onu tahtan indiririz; yerine yeni bir Osmanlı padişahı gelir oda engel olursa Osmanlı'yı yıkarız,eğer engel İslam dini ise 100 yılda İslam'ı yeryüzünden sileriz " şeklinde cevaplar vererek kararlılıklarını ilan ederler..Basel de yapılan Siyonist Kongrede alınan 1-Osmanlıyı yıkmak;2-ilk 50 yılda yeryüzünde ki Yahudileri Filistin de toplayıp İsrail devletini kurmak;3-ikinci 50 yılda da Büyük İsrail imparatorluğunu kurmak kararları için Selanik şehrine yerleşmiş olan Sabetayist ittihat-terakkici kadroları kullanarak önce Abdulhamit tahtan indirilmiş,sonra 1. Dünya savaşına sokulan Osmanlı 40 cephede savaşmak zorunda bırakılarak yıkılmış,1 .ve 2. Dünya savaşları çıkarılarak neticede 1879 yılından tam 50 yıl sonra 1948' de İsrail kurulmuştu.Yahudiler 50 yıllık plan yaparlarda Cenab--ı Hak yapmaz mı? 1919 yılından tam 50 yıl sonra 1969 'da Erbakan Milli Görüş davasını başlatmış,1923 yılından tam 50 yıl sonra 1973 yılında Erbakan meclise girmiş ve 4 yıl Hükümet ortağı olarak Ülkeyi yönetmiş,ikinci 50 yıl olan 1997 yılında ise Erbakan Başbakan olarak Dünya Siyonizminin planına karşı Cenab-ı Hakkın planı gereği Hz.Mehdi AS olarak görevinin başında olmuştur.Erbakan 1997 yılında 1.Dünya Siyonist Kongresinin yapıldığı İsviçrenin Basel kentinde ki aynı salonda Dünya Müslüman Toplumların sorunlarının konuşulduğu toplantıyı gerçekleştirmeyi başararak ,ikinci 50 yılda kurulacak olan Büyük İsrail Devleti planının gerçekleşmeyeceğini bütün Dünya'ya ilan etmiştir.İçinde bulunduğumuz 2010 ve 2011 yıllar ise Mehdi AS'mın mücadelesinin zaferle biteceği 40 yılına tekabul etmektedir.
» Tüm yazarları göster KÖŞE YAZARLARI  
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
El-Aziz'in yıllardır dikkat çektiği ve dikkatli olmaya çağırdığı Milli Görüşçüleri bir kez de Adnan Hoca uyarıyor
DENİZLİSPOR: 0 ELAZIĞSPOR: 1
Bordo Beyazlılar zorlu Denizli deplasmanında M. Ozan'ın kafa golüyle 3 puanın sahibi olurken 19. Hafta sonunda en yakın rakibi ile aradaki puan farkını 4'e çıkardı...
ADNAN HOCA’NIN SÖZÜNÜ ETTİĞİ ERGENEKONCU
Adnan Oktar A9'daki programında kendisini yıllar önce ziyaret eden ve ziyaret esnasında polis baskınının gerçekleştiği bir MSP'linin Ergenekoncu olduğundan söz etmişti. Fatih Altaylı 06.01.2000 tarihinde Hürriyette yazdığı dönemde bu kişinin kim olduğunu açıkça yazmış. İşte o Ergenekoncu...
TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
Türkiye Cumhuriyetinin önemli resmi kutlamalarından olan19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramındaki törenler artık stadyumlarda yapılmayacak...
ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
Geçtiğimiz hafta Habertürk'te yayınlanan programda Ergenekon ve Balyozdan tutuklanan subaylar için 'Onlar kahraman' diyen Saadet Partisi'nin önde gelen ismi Oğuzhan Asiltürk'e tepkiler sürüyor. Milat gazetesi yazarı Nevzat Çiçek de bugünkü yazısında Asiltürk'ün açıklamasına tepki göstererek, bazı sorular yöneltti.
ASİLTÜRK'E ERGENEKON TEPKİSİ BÜYÜYOR
Müntesiplerinin bile çok fazla savunamadığı Ergenekon terör örgütünü SP'nin ağabeyi diye lanse edilen Oğuzhan Asiltürk'ün savunması tüm kesimlerde büyük tepki yarattı.
İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
1 Şubat 2012 tarihinde Kanal A Televizyonu'nun konuyla ilgili görüşlerine başvurduğu Şevket Kazan konuya bihaber rolleri yaparak, Asiltürkle aynı görüşleri savundu ve Ergenekona destek çıktı
» SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
» DENİZLİSPOR: 0 ELAZIĞSPOR: 1
» ADNAN HOCA’NIN SÖZÜNÜ ETTİĞİ ERGENEKONCU
» TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
» ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
» ASİLTÜRK'E ERGENEKON TEPKİSİ BÜYÜYOR
» İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
OĞUZHAN ASİLTÜRK’E GÖRE YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
OĞUZHAN ASİLTÜRK'E GÖRE KUDÜSTE AĞLAMA DUVARI ÖNÜNDE DUA EDEN, KÖKTEN DİNCİ YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
1 Şubat 2012 tarihinde Kanal A Televizyonu'nun konuyla ilgili görüşlerine başvurduğu Şevket Kazan konuya bihaber rolleri yaparak, Asiltürkle aynı görüşleri savundu ve Ergenekona destek çıktı
ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
Geçtiğimiz hafta Habertürk'te yayınlanan programda Ergenekon ve Balyozdan tutuklanan subaylar için 'Onlar kahraman' diyen Saadet Partisi'nin önde gelen ismi Oğuzhan Asiltürk'e tepkiler sürüyor. Milat gazetesi yazarı Nevzat Çiçek de bugünkü yazısında Asiltürk'ün açıklamasına tepki göstererek, bazı sorular yöneltti.
SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
El-Aziz'in yıllardır dikkat çektiği ve dikkatli olmaya çağırdığı Milli Görüşçüleri bir kez de Adnan Hoca uyarıyor
TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
Türkiye Cumhuriyetinin önemli resmi kutlamalarından olan19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramındaki törenler artık stadyumlarda yapılmayacak...
Elazığ’ın nüfusu 558.556
Elazığ'ın nüfusu, 2011 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre 558.556...
EL-AZİZ’İ DOĞRULAYAN İTİRAFLAR
El-Aziz Gazetesi'nin 12 Eylül'le ilgili olarak yıllardır ortaya koyduğu gerçekler yavaş yavaş aydınlanmaya başlıyor...
» OĞUZHAN ASİLTÜRK’E GÖRE YAHUDİLERLE POZ VEREN İLKER BAŞBUĞ ABD KARŞITI VATANSEVER GENERAL!
» İKİ KRİPTO ERGENEKON’DA BULUŞTU
» ASİLTÜRK'E ZOR SORULAR...
» SAADET PARTİSİ’NDEKİ ERGENEKONCU KİM!
» TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
» Elazığ’ın nüfusu 558.556
» EL-AZİZ’İ DOĞRULAYAN İTİRAFLAR
» Tüm yazarları göster ALINTI YAZILAR  

bayrak



                                      
El-aziz Gazetesi-Ve Zafer Yakındır...
Telefon: 0424.238 01 31
Eposta: osmangurses23@hotmail.com