Değişim
"Değişim" sözcüğüyle kurulan cümleler, geçmişte "düzeni değiştirme" olarak algılanıyor ve öyle karşılık buluyordu. Şimdiki anlamı ise düzeni değiştirmekten vazgeçmeyi ifade ediyor.
Solcular ve İslamcılar değişimden en fazla etkilenen kesimler oldular. Sağcı partiler genellikle "düzen partileri" oldukları için bu kesimden "değişim" adına kimsenin bir beklentisi olmadı.
Geçmişte CHP militanları, propagandistleri, hatta milletvekili adayları da açık, açık "bu düzen değişmeli" diyorlardı. Evet, evet... CHP'liler de kendi kurdukları düzenden şikayetçi idiler. 1980 sonrası eski solcuların bir kısmı bürokraside, bankalarda veya özel sektörde üst düzey yönetici oldular, medya'da iş tuttular, piyasa adamı oldular. Bunlardan bazılarının yolları 1983'te kurulan ANAP'la çakıştı; orada siyaset yapmaya başladılar. Küresel pazarlara açıldılar, sonunda Amerikancı siyasetin bir parçası olarak yola devam ettiler. Bu baş döndürücü değişimden dolayı her kesimden olduğu gibi İslamcı kesimden de ciddi eleştiri aldılar. 1990'larda sol kesimde "değişim!" hızlı başladı. Şimdi ise, Sosyalistler, Sosyal demokratlar, neredeyse solcuların tamamı düzenin yılmaz savunucuları kesildiler; bozuk düzenin arkasında saf tuttular, değiştiler.
1970'lerin 80'lerin hızlı İslamcıları önceleri "değişim"e en çok direnen kesim oldu. Öyle ki; en belirgin özelliği "düzeni değiştirmek" olan, "Adil Düzen" isteyen "İslam Birliği"ni savunan Refah Partisi'ne dahi mesafeli duruyorlardı. Bu kesimden bir kısım ileri gelenler 1983'ten itibaren ANAP'ı destekledi, bu partide siyaset yapmayı benimsediler. Onlar da ANAP potasında eridiler, AB'den yana oldular, Özal'ın liberal politikalarını benimsediler, sağcılığı kanıksadılar. sonunda tanınmayacak hale geldiler; dünyevileştiler, "değiştiler!..." Özal sonrası Refah'a kapak atanlar orayı da değiştirmeye uğraştı. Müthiş bir dirençle karşılaşıp bu işin kolay olmayacağını anlayınca bu çizgiyi eleştirdiler ve yollarını ayırdılar.
Koyu Refah çizgisini savunanlar, hatta ANAP'tan gelenlere -bunlar bizi bozar diye- şiddetle karşı çıkanlar daha sonra onlarla birlikte AK Parti çatısı altında buluştular. Parti çalışmalarını reddeden; bu yüzden Refah Partisi'ni ve Erbakan'ı şiddetle eleştiren "radikal İslamcılar!" da diğerleri gibi hızlı AK Partili oldular. Siyasete karşı olanlar... Siyasetten ve şeytandan Allah'a sığınanların yolu da AK Parti'de birleşti.
İslamcı medya patronları, yazarlar, fikir sahibi entelektüeller, akademisyenler de çok azı müstesna AK Parti'ye can simidi gibi sarıldılar.
Son seçimlerde AK Parti P oy aldı. Şimdi bu partinin lideri ve ülkenin başbakanı olan zat "Yeni Dünya Düzeni"nde BOP'un eş başkanlığını üstleniyor; Batılı Hıristiyan-Siyonist mihraklarca İslam ülkelerine örnek gösteriliyor. Sayın Başbakan da rejim değişikliği arifesinde bulunan İslam ülkelerine laik sistem önerisinde bulunuyor.
Biz olup bitenleri yalın bir şekilde aktardık. İtirazı olan varsa buyursun, konuşalım.
Şimdi hep beraber kafamızı iki avucumuzun arasına alıp çok değil, beş dakika düşünelim ve kendimize soralım: Bu işte bir yanlışlık yok mu?
Geçmişte "düzeni değiştirmek" için yola çıkanların bugün yerel ve ulusal düzenin bir parçası olması hatta etkili bir aktör haline gelmesi normal sayılabilir mi?
Ama isterseniz siz yorulmayın, sizin adınıza biz cevap verelim: Bu durum anormal gidişin normal bir sonucudur!
Yani anormal olan sonuç değil, tercih edilen yoldur. Haydi dostlar! uyanın, kendinize gelin!
Geçmişte Refah'a ve Erbakan'a yaptığınız muhalefetin onda birini bu partiye ve liderine yapsaydınız bu duruma gelinmezdi.
Bu kesimde söz sahibi olanlar iktidarı desteklerken farkında olmadan bozuk düzeni de desteklemiş oluyorlar. İktidara muhalefet etmemek için de mevcut düzenin çürümüşlüğü göz ardı ediliyor.
Şimdi sorumluluk alma zamanı...
Doğruya doğru, yanlışa yanlış demenin tam zamanı...
O.G.

































