İsrail’in PKK’ya desteği kesinleşti ama malum medya
3 MAYMUNLARI OYNUYOR
Konuya girmeden önce, alıntıladığımız, devletin resmi yayın kuruluşu TRT’nin internet sitesi www. trthaber.com’da yer alan haberi birlikte okuyalım:
Yakalanmasalar Mersin'i Kana Bulayacaklardı
Amanoslarda yakalanan teröristlerden Kenan Y.nin İskenderun’da 7 askerin şehit olduğu operasyonu düzenleyen kişi olduğu ortaya çıktı.
Mersin Aydıncık'ta yakalanan 8 terörist ile ilgili çarpıcı bilgiler ortaya çıktı...
trthaber.com'da yer alan haberde teröristlerin katliam hazırlığı yaptığı ve Mersin'i karıştırmayı amaçladıkları tespit edildi.
Kenan Y'nin Bağlantıları Dikkat Çekici
Özellikle 8 kişilik terörist grubun lideri Kenan Y.'nin bağlantıları dikkat çekici...
İskenderun'da 7 askerin şehit edildiği eylemin de faili olan Kenan Y.'nin İsrail'e çok sayıda seyahat yaptığı belirlendi.
Mersin Aydıncık'ta Jandarma ve emniyet ekiplerinin yaptığı operasyon çok önemliydi. 8 terörist şehre girerken kıskıvrak yakalandı.
Teröristlerin gömülü silahlarına da Antalya'nın Gazipaşa ilçesindeki ormanlık alanda ulaşıldı.
Bölücü terör örgütü üyelerine ait çarpıcı bilgiler ise sadece trthaber.com'da vardı.
Teröristlerin, şehirdeki emniyet, jandarma ve valilik binalarına saldırmayı hedefledikleri ortaya çıktı.
Kullandıkları kamyonete silah ve bombaları gizleyen teröristlerin, hedeflerinde sivil noktaların da olduğu öğrenildi.
En dikkat çekici ayrıntıya gelince...
Yakalan 8 teröristten biri olan 1972 doğumlu Kenan Y.'nin, İsrail'in Mavi Marmara baskınının hemen ardından, İskenderun 7'inci Deniz Hava Savunma Taburu Komutanlığı'na bağlı askeri araca yapılan ve 7 askerin şehit edildiği saldırıda görev aldığı tespit edildi.
Yakalanan terörist grubun lideri Kenan Y.'nın sık sık İsrail'e girip çıktığı belirlendi.
Terörist Kenan Y'nin İsrail'de ikamet ettiği, İsrail'de oturmadığı zaman dilimlerinde de sık sık bu ülkeye giriş çıkış yaptığı bilgisine ulaşıldı.
Teröristin çok geç bir yaşta, 30'lu yaşlarda örgüte dahil olması ise dikkat çeken bir başka unsur.
Bu
Teröriste Dikkat
Yakalanan terörist grubundaki dikkat çeken tek isim Kenan Y. değil. Barış
K. da bir o kadar gizemli bir geçmişe sahip.
Barış K.'nın memleketi terör örgütüne üye olmak için oldukça ilginç.
Bölücü
terör örgütü mensubu Barış K. Bartın'lı. Barış K'nın örgüt elemanlarına
bomba eğitimi verdiği, ayrıca sızmaların hangi yöntemle yapılacağını öğrettiği
tespit edildi.
Öte yandan terörist grubun bölücü terör örgütünün derin yapılanması TAK'ın
üyesi oldukları belirlendi..
TAK, terör örgütünün özel kuvvetleri olarak biliniyor.
Buraya bağlı teröristler eylem yapacağı zaman sadece merkezden talimat alıyor ve hiçbir yerel kaynakla temasa geçmiyor.
Mersin'deki grup da tıpkı diğer TAK üyeleri gibi aynı yöntemi kullandı. Şehre sessiz sedasız girip hedefledikleri noktalara saldıracaklardı.
Ancak, güvenlik güçleri yaptığı başarılı operasyonla buna izin vermedi.
Teröristlerden elde edilen bilgiler doğrultusunda önümüzdeki günlerde örgüte büyük darbe vurulabileceği belirtiliyor.
Eklenme tarihi: 19 Kasım 2011 00:18
***
Evet haber böyle… Her şey açık, seçik ve net şekilde ortada değil mi?
Peki, ülkenin 30 yıldır en büyük sorunu olarak 40 bin insanımızın hayatına mal olan, yüzlerce milyar $ ülke kaynağını yutan bölücü PKK terörü arkasında İsrail Devleti olduğunun net ortaya çıkması karşısında siyasi partilerimizin, medyamızın, sivil toplum kuruluşlarımızın kıyameti koparıp yeri göğü inletmesi, Siyonist devlete savaş açılmasına çağrı yapması gerekmez miydi?
Ama hayır… Siyasi partilerimiz, medyamız, sivil toplum örgütlerimiz, televizyonlara çıkıp sürekli konuşan terör uzmanı allamelerimiz, her kesimden kanaat önderlerimiz ve herkes, gözler önüne serilen bu dehşet verici açık gerçeklik karşısında 3 maymunları oynayarak görmedim, duymadım, bilmiyorum vaziyetini aldı, kimse hiç oralı bile değil.
Geçtiğimiz Cumartesi ortaya çıkan yadsınamaz vahim realite karşısında ertesi günkü gazetelerin ön sayfalarında olaya yer verilmedi. Sabah Grubunun magazin gazetesi Takvim ve Akit dışındaki basılı yayın organlarının hiçbiri -Millî Gazete dâhil- bu dehşetengiz haberi görmedi, “önemi yok” muamelesi yaptı.
İsrail’in Türkiye’de oluk gibi asker, polis, sivil, kadın, çocuk, bebek kanı akıtan bölücü terör örgütü PKK’yı desteklediğinin kesin olarak ortaya çıkması karşısında suskunluğun, görmezden gelmenin ve aldırış etmemenin nedeni nedir?
Asıl önemli olan, asıl vahim olan, asıl ürkütücü olan işte bu nedenedir!
AKP milletvekili Şamil Tayyar terör örgütü PKK’nın kurucu lideri Abdullah Öcalan’ın katıldığı bir anarşik eylemden ötürü yakalanıp tutuklanması üzerine dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Turgut Sunalp tarafından bizim adamamızdır denilerek talimatla salındığını televizyonlara çıkıp anlatıyor bir süredir. Bir iktidar partisi milletvekilinin bu sözlerini de ciddiye alan yok.
Bu demek oluyor ki bölücü terör örgütü PKK dönemin Genelkurmay ikinci başkanının bilgisi, ilgisi dâhilinde devlet tarafından kuruldu! Olayın 1980 öncesi yaşandığı dikkate alındığında ne kadar derin bir sorun olduğunu anlamak zor değil.
Bölücü terör örgütü PKK’nın arkasında İsrail’in desteği de ortaya çıktığına göre -nitekim çoktandır devletin üst düzey yöneticileri bu duruma dikkat çekiyorlar, kimse duymak istemese, ciddiye almak istemese de- demek ki Türkiye devleti içerisinde İsrail işbirlikçisi üst düzey bir yapılanma var…
Devlet yapılanması içerisinde İsrail hesabına Türkiye’yi bölmek, parçalamak amacıyla PKK terör örgütünü kuracak kadar gözü dönmüş olan bu işbirlikçiler mutlaka Yahudi asıllı olmalılar. Yoksa bir kişisel çıkar karşılığında böyle bir cürette bulunmak nasıl mümkün olabilir?
İşte Sabetayist Yahudilerden oluşan bu kesim Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu iradesini de temsil etmektedir. Yönetimini ele geçirdikleri Osmanlı Devleti’ni Birinci Dünya Savaşı’na sokarak dağıtan bu Sabetayist Yahudiler Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdular. İsrail hesabına hareket edip devleti de yönlendirmeye çalışmaları bu nedenledir.
İsrail Devleti’nin kurulmasına gizli açık her türlü desteği veren, müzaheret gösteren, himaye eden Sabetayist Yahudi yönetimi, Dünya Siyonizm’inin talimatıyla bu kez Türkiye’yi bölüp parçalayarak Büyük İsrail’i kurmak üzere Abdullah Öcalan’a bölücü PKK terör örgütünü kurdurdu…
Sürekli tartışma konusu yapılan “Türk Silahlı Kuvvetleri PKK saldırılarına kolaylık sağlıyor ve bölge halkını devletten uzaklaştırıp bölücü örgütün kucağına itiyor” şeklindeki iddiaların da eğer bir gerçekliği varsa İsrail’den aldığı talimatla hareket eden devlet içerisindeki bu Sabetayist Yahudi unsurlardan kaynaklanıyor.
Peki, İsrail’den talimat alarak, Türkiye’yi bölüp parçalamaya yönelik terör eylemleri yapan PKK’ya destek veren, birlikte hareket eden Sabetayist Yahudi unsurlar sadece Türk Silahlı Kuvvetleri’nde mi yuvalanıp faaliyet yapıyorlar?
Öyle ise sermaye, medya, siyaset yapılanmasının İsrail’e- ne yaparsa yapsın- hiçbir zaman toz kondurmayışının izahı nedir? Sivil toplum kuruluşlarının İsrail’e muhabbetlerinin nedeni nedir?
Bütün bu İsrail işbirlikçisi yapılanmaların -resmi ve sivil- ülkenin tüm kurumlarında, kuruluşlarında köklü bir şekilde yer almış olmaları sonradan sızmalarla, dışarıdan gerçekleştirilen örgütlenmeler şeklinde mümkün değildir. Bu ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin Sabetayist Yahudiler tarafından ilk başta kurulup inşa edilmesi ile mümkün olabilecek bir durumdur.
İşte bizler El-Aziz Gazetesi olarak bu gerçekliği dile getirip gün ışığına çıkartmak için sürekli çaba gösteriyoruz…
Orta Asya’dan göç edip Anadolu’ya gelen ve Söğüt Kasabasına yerleşen takriben 400 çadırlık bir Türkmen aşiretinin kurduğu Osmanlı Devleti’nin, daha sonra İspanya’dan göç ederek topraklarına gelip yerleşen Sefarad Yahudileri tarafından yönetiminin ele geçirildiği gerçekliğini anlatmaya çalışıyoruz. Bu inanılması zor gerçekliği herkese kavratmak elbette ki olağanüstü derecede zor…
İzmirli Kabalist Haham Sabetay Sevi tarafından kurulan sözde Müslüman özde Yahudi Sabetayist Cemaat Selanik’i üs haline getirerek gizlice örgütlendi. Çok daha önce Osmanlı Sarayına sızarak Başkent İstanbul’da etkili olan Yahudiler Sabetayist Cemaat üzerinden örgütlenip yapılandıkları Selanik’i gizli başkent haline getirdiler.
Muhteşem Yüzyıl Dizisinde izlendiği gibi Osmanlı İmparatorluğu’nun zirvede olduğu bir dönemde Padişah Kanuni Sultan Süleyman’ın ünlü veziri İbrahim Paşa bir Yahudi’ydi. Şehzadelik dönemi Manisa’da geçen Kanuni Süleyman ile arkadaş yapılarak birlikte büyümesi sağlanan ve padişah olduğunda sadrazamlığa getirilen İbrahim Paşa’dan sonra Osmanlı Sarayında Yahudi nüfuzu hiç eksik olmadı. Açıkçası Yahudi olan İbrahim Paşanın sadrazam yapılması bir Kabalist komplonun sonucuydu.
Osmanlı Sarayına tamamen hakim olduğu için padişahlığını ilan etmeyi düşündüğünü anlayan Padişah Kanuni Sultan Süleyman tek çare olarak ansızın üzerine çullanarak boynunu keserek ancak Sadrazamı İbrahim Paşayı bertaraf edebildi.
Ancak Yahudilerin Osmanlı Sarayındaki nüfuzu hiçbir zaman yok edilemedi. Özellikle Köprülüler dönemi Yahudi nüfuzunun Osmanlı Sarayında doruğa çıktığı süreçtir. Öyle ki Avcı Mehmet diye anılan Osmanlı Padişah’ı İstanbul’a sokulmayarak Edirne’de yaşamak zorunda bırakılmıştır.
İzmir’de Mesihliğini ilan edip Osmanlı Devleti’ne başkaldıran Kabalist Haham Sabetay Sevi işte bu Köprülüler döneminde, yakalanıp idama mahkûm edilmişken Saraydaki Yahudi nüfuzu sayesinde sözde Müslüman olması sağlanarak serbest bırakılmış, üstelik maaş bağlanarak devlet görevi de verilmiştir.
Bu sahte Müslümanlığını bir gizli Yahudi mezhebi haline getiren Sabetay Sevi yerleştiği Selanik’te örgütlenerek cemaatini genişletti. Gerçekten de Sabetay Sevi’nin başlattığı bu hareket, sonunda Osmanlı Devleti’ni ele geçirerek dağıttı ve mirası üzerinde Türkiye Cumhuriyeti’ni örtülü bir Yahudi Devleti olarak kurdu. Böylece Sabetay Sevi’nin Yahudiliğin Mesih’i olduğu iddiası doğrulanmıştır!
Nitekim Siyonizm bugünkü dünya hâkimiyetini içeriden ele geçirdiği Osmanlı Devleti’ni çökerterek elde etti.
Millî Görüş ise yine aynı yöntemlerle Türkiye Cumhuriyeti’ni ele geçirip Yeniden Büyük Türkiye liderliğinde, D-8 örgütü ve evrensel 6 ilkesi temelinde İslam Birliği, Yeni Bir Dünya ve Adil Düzen kurarak Siyonizm’den küresel hâkimiyeti geri almak üzere bir hareket başlattı…
Siyonizm ve onun üssü İsrail, Erbakan ve Millî Görüş gerçekliğini Müslümanlardan çok daha önce bilip anladığı için önünü kesme konusunda her türlü yola, yönteme başvurarak önlemler almaya çalıştı, ancak her şeye rağmen başarılı olamadı.
Nasıl ki Osmanlı Devleti zirvede iken İbrahim Paşa aracılığıyla Yahudiler Osmanlı Sarayına sızıp nihayet devleti ele geçirdilerse, hiçbir şekilde bu önlenemediyse; tıpkı onun gibi Dünya Siyonizm’i de zirvede iken Erbakan tarafından Türkiye’nin ele geçirilip bölge lideri bir dünya gücü yapılması hiçbir şekilde engellenemedi.
Özünde bu iki küresel tarihi olayı karşılaştırmalı olarak ele alıp gözler önüne sermeye çalışalım…
Mesih olduğunu ilan ederek etrafına topladığı Yahudilerle Osmanlı Devleti’ne isyan eden Kabalacı Haham Sabetay Sevi’nin oluşturduğu Sabetayist Yahudi Cemaati; Selanik’te kurduğu İttihat ve Terakki Cemiyetini ordu içinde gizlice, toplumda açıkça örgütledi…
Erbakan, daha ilk günde 1000 yıllık Selçuklu ve Osmanlı İslam Medeniyetinin devamı Yeniden Büyük Türkiye, İslam Birliği, Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya kuracağını ilan ederek Siyonizm’e karşı meydan okurken; ordu içerisinde millî derin devlet yapılanmasını, toplumda ise Millî Görüş partilerini örgütledi…
Sabetayist Yahudilerin kurduğu İttihat ve Terakki Cemiyeti yürüttüğü siyasi faaliyetler sonucu Meşrutiyeti ilan ettikten sonra, Selanik’te oluşturduğu Hareket Ordusunu trenle İstanbul’a getirip Sarayı kuşatarak Sultan II. Abdülhamit’i tahttan indirdi, böylece devlet yönetimini ele geçirdi…
Erbakan, ordu içinde kurduğu millî derin devlet aracılığıyla 9 Mart 1971 cuntasını bertaraf edip 3 gün sonra 12 Mart Muhtırasını verdirerek iktidarda bulunan İttihatçı geleneğin sağdaki partisi AP lideri Başbakan Süleyman Demirel’i ve soldaki partisi CHP’nin Genel Sekreteri ve müstakbel lideri Bülent Ecevit’i koltuklarını terk etmek zorunda bıraktı…
Sabetayist Yahudilerin kurduğu İttihat ve Terakki Partisi bir dizi darbe, baskın, suikastlar sonucu Osmanlı Devleti’nin yönetimini tamamen ele geçirdi…
Erbakan 12 Mart 1971 Muhtırası sürecinde, kapatılan Millî Nizam Partisi’nin yerine Millî Selamet Partisi’ni kurarak girdiği ilk seçimde parlamentoya bir grup soktu ve 4 yıl boyunca çeşitli koalisyon hükümetlerinde yer aldı. Bu süreçte devletin yönetimi ele geçirildi.
Bu süreçte başlatılan sağ-sol anarşisi ile darbeye ortam hazırlanarak Erbakan ve Millî Görüş hareketi bertaraf edilip siyaset arenası Demirel-Ecevit ikilisine bırakılmak istendi… Ancak bu süreçte yapılan 12 Eylül 1980 askeri darbe yönetimini Erbakan millî derin devlet aracılığıyla kontrolüne geçirdi… Demirel ile Ecevit’in aynı merkeze bağlı bulunduğu 28 Şubat sürecinde net ortaya çıktı, şimdilerde bu realite pervasızca çok daha açık şekilde sergileniyor.
İttihat ve Terakki Partisi iktidarı Osmanlı Devleti’ni Siyonizm tarafından çıkartılan Birinci Dünya Savaşı’na sokarak birçok cephede birden savaştırdı ve sonunda çökertip dağıttı. Siyonizm’in süper güç yaptığı İngiltere ve müttefikleri başkent İstanbul ve Anadolu’daki birçok ili işgal ederek İttihatçıların Ankara’da yeni hükümeti ve devleti kurmalarını el altından destekleyerek sağladı.
Erbakan kontrolündeki millî derin devlet AKP iktidarı döneminde Birinci Tezkere ile ABD’yi adeta Irak’ı işgale davet etti. İkinci tezkere (1 Mart Tezkeresi) ile de güneyden işgale mecbur etti. ABD Afganistan ve Irak cephelerinde birden savaşarak başarısız kalındı, ekonomik olarak çökertildi. Bu sayede Türkiye bölgenin lideri bir dünya gücü olup çıktı…
Daha önce Erbakan’ın kontrolüne giren 12 Eylül 1980 askeri darbe yönetimi, rejimi kuran CHP dâhil tüm siyasi partileri kapatarak yenilerinin kurulmasına ortam hazırlayarak bir yeni dönem başlattı… Bu şartlarda Millî Görüş kökenli Turgut ve Korkut Özal kardeşler tarafından kurulan ANAP dolaylı şekilde desteklenerek iktidar yapıldı. Bu süreçte de birinci Körfez savaşına sokulan ABD bölgede ve dünyada itibarsızlaştırıldı.
Başbakan Turgut Özal iki dönem ANAP iktidarında ittihatçı geleneğin sağ ve sol siyasi partilerine ağır darbeler indirip statükonun oluşturduğu ekonomik şablonu kırarak yapılanmalarını dağıttı ve Türkiye’yi dünyaya açtı. Bu süreçten itibaren Türkiye küresel bir ekonomi olmaya başladı.
İttihat ve Terakki geleneğinden gelen Sabetayist Yahudilerin oluşturduğu ve Baas partilerinin bir prototipi olan CHP Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak işgalci Haçlı devletlerden ithal ettiği devrimleri dayattı, Müslüman milleti ve 1000 yıllık dinini değiştirip bir ulus devlet oluşturmaya çalıştı. Bunda bir hayli başarılı da oldu…
Erbakan ise millî derin devlet kontrolündeki askeri darbe yönetimi aracılığıyla 1982 anayasasını hazırlatarak din dersini okullarda mecburi hale getirdi. İmam hatip okullarına şubeler açtırarak resmi olarak istatistiklere yansımayacak şekilde sayılarını arttırdı. Bu süreçte kız öğrencilerin de alınmasına başlandı. Bu kız öğrenciler üniversitelere girince Türkiye başörtüsü davası ile karşı karşıya geldi...
Yine bu süreçte, Akademi bile yapılmak istenmeyen İslam Enstitülerinin hepsi bir çırpıda İlahiyat Fakültelerine dönüştürüldü. İslam Dinini değiştirmek ve Müslümanları kontrol altına almak amacıyla kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı ve ona ilaveten oluşturulan Diyanet Vakfı muazzam bütçeleri, yayınları, dini etkinlikleri ile toplumu tümüyle kucaklamaya, kuşatmaya başladı. Ve daha birçok etkin plan ve programlarla toplum yeniden Müslümanlaştırıldı…
İttihat ve Terakki uzantısı Sabetayist unsurların kurduğu CHP’den ayrılan bir grup, Demokrat Parti adıyla yeni bir parti kurdular ve seçimi kazanıp iktidar oldular. Müslümanların gözünü boyamak için Türkçe ezana son verdiler, mevlit okutmak gibi bazı dini geleneklere izin verdiler. CHP’nin zorla, dayatmayla, kanunsuzlukla yapmaya çalışıp başaramadığını DP sözde demokrasi ile kanun ve hukuk yoluyla halka benimseterek yapmaya çalıştı…
Buna karşın Atatürk’ü koruma yasasını ve dindar Müslümanları cezalandırmaya yönelik 163. ceza maddesini DP iktidarı çıkarttı. TBMM binası yapılmadan önce Anıt Kabir de DP iktidarı tarafından inşa edildi. Böylece ne kadar demokrat olduğunu gösterdi!
Erbakan ise Başbakanlığında kurulan 54. Hükümete karşı başlatılan 28 Şubat post modern darbe sürecini millî derin devlet vasıtasıyla tersyüz edip bertaraf ettikten sonra Millî Görüş’ten ayrılanların kurduğu AKP’yi dolaylı destekleyip iktidar olmalarını sağladı…
Başbakan Erdoğan liderliğindeki AKP iktidarları döneminde, Başbakan Turgut Özal’ın yapamayıp eksik bıraktığı karşı devrimleri bir bir gerçekleştiriyor. Millî Görüş gömleğini çıkardık demelerine rağmen AKP iktidarlarında Erbakan’ın hedef gösterdiği, sanayileşme ve kalkınma hamleleri ile birlikte şahsiyetli dış politika, lider ülke, yeniden büyük Türkiye, İslam Birliği gibi konular yoğun şekilde hayata geçirilmektedir.
Avrupa Birliği konusunda üyelik için yapılan çalışmalar ters teperken tam da Erbakan’ın istediği şekilde Türkiye batılı ülkelerle en ileri düzeyde ilişkiler kurarak rekabet etmekte ve giderek artan bir trendde öne geçip üstünlük sağlamaktadır.
Erbakan’ın kurduğu milli derin devlet mekanizmaları İttihatçı zihniyetin oluşturduğu Ergenekon derin devletini de deşifre ederek yargı önüne çıkarmış bulunmaktadır. İttihatçı geleneğin sağcı partilerinin kökleri kazınıp toplumsal tabanları tamamen ortadan kaldırıldı. Artık DP-AP-DYP-DP çizgisi tamamen silinip yok oldu…
CHP’nin de 12 Eylül 1980 askeri darbe sürecinde kapatıldıktan sonra yerine kurulan bütün versiyonları silindi. HP-SODEP-DSP-SHP gibi partiler silinip tükendiler. CHP’yi ise Deniz Baykal yeni bir konseptle kurdu. Deniz Baykal liderliğindeki CHP kesinlikle İttihatçı geleneğin bir devamı değildi. Baykal bu yüzden hiçbir zaman malum iç ve dış çevrelerden kabul görmedi, sindirilemedi.
Deniz Baykal’ın bir komplo ile genel başkanlıktan uzaklaştırılarak CHP’nin başına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun daha önce ne amaçla öne çıkarıldığı şimdi çok daha iyi anlaşılıyor. CHP Dersim Katliamının hesabını veremeyerek sadece kendisi altında kalacak değil, rejimin kurucu liderleri de topluca okkanın altında kalacak gibi…
Bir de bütün siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının, kanaat önderlerinin ve tüm kesimlerin müttefik oldukları yeni anayasa yapılması ise yolda…
Yeni Anayasa yapılması ve yeni düzene geçiş Yeniden Büyük ve Lider Ülke Türkiye’nin hukuki alt yapılarını hazırlama amaçlı olmalıdır. Türkiye 1923’ün 100. Yılı olan 2023’te geride bıraktığı 20.asırda yaşadığı tarihi kırılmayı tamamen onarıp 1000 yıllık Selçuklu ve Osmanlı İslam Medeniyetinin devamı olan Yeni Bir Dünya ve Adil Düzeni hayata geçirmiş olacaktır.
Türkiye’nin yükselişi karşısında Siyonist merkezlerden artan çığlıklar, feryatlar ve İsrail’in telaşı asla boşuna, öylesine değildir…
Türkiye içerisindeki İsrail işbirlikçisi çevreler etkinliğini giderek hızla yitirirken tüm yapılanmalarının altı oyulup içi boşaltılmaktadır. Artık ne kamuoyu oluşturma güçleri kalmıştır, ne organizasyonlar yapma kabiliyetleri vardır.
İsrail’in bölücü terör örgütü PKK’yı desteklediği gerçekliğinin ortaya çıkarılması karşısında kimse pek sesini çıkartmasa bile doğuracağı sonuçların engellenmesi mümkün değildir. Zaten İsrail’in PKK’yı desteklediği gerçekliğinin ortaya çıkarılması ve devletin resmi yayın kuruluşu TRT’nin internet sitesinde yer vermesi ve televizyonlarında haber yapması tek başına yeter…
Diğer medyanın henüz İsrail bağımlılığından kurtulamayışı ya da psikolojik engeli aşamaması çok da önemli değildir.
İsrail AKP iktidarı ile ilişkileri düzelterek Türkiye’deki yapılanmalarını yeniden ayağa kaldırmaya çalışıyor gibi. Ya da AKP iktidarı ile arayı düzeltiyor görüntüsü verip Türkiye’nin İslam Âleminde güvenilmez duruma düşürülüp itibarsızlaştırılmasına çalışıyor.
İsrail’in PKK kanlı terör örgütünü desteklediğini gösteren olayların kamuoyu önünde günışığına çıkartılmasındaki zamanlama da AKP iktidarı ile Siyonist devlet arasındaki yakınlaşmayı torpilleyecek niteliktedir. Bu olaydan sonra artık Türkiye-İsrail yakınlaşması imkânsız hale gelmiş bulunuyor.
Türkiye ve dünyadaki Yahudi gerçekliğini örtbas etme gayretleri üzerine birkaç söz daha etmek istiyoruz…
Her vesile ile her taşın altında Yahudi aramakla suçlayan çokbilmişlerimiz her taşın altında kaç tane Yahudi çıksa da oralı olmamaktadırlar. Ne zaman bir olayda Yahudi parmağı olduğu ortaya çıksa her taşın altında Yahudi arama suçlamasını ortaya atanların büyük kısmı bunu üstlendikleri misyon gereği yapmaktadırlar.
Bir de İsrail’in yaptıklarından Yahudilerin sorumlu tutulamayacağını söyleyerek antisemitizm ile suçlayanlar var. Sanki İsrail bir Yahudi devleti değilmiş, Yahudiler yönetmiyormuş gibi. Ne yani İsrail’in yaptıklarından Yahudiler değil de Kızılderililer mi sorumlu tutulmalıymış?
Elbette ki sırf bir ırka mensup oldukları için bir toplumu bütünüyle suçlamak, kötülemek asla kabul edilemez. Zaten kimsenin kimseyi sırf Yahudi ırkından olduğu için kınadığı, itham ettiği, suçladığı, karaladığı yok. Irki aidiyetinden ötürü insanların suçlanması bazı çok yüzeysel veya mevzii olaylar dışında vaki değil, bu önemli de değildir.
Yahudilerin diğer bütün insanlar, toplumlar aleyhine insanlık suçu kapsamına giren kötülükleri yapmayı bir kültür, inanç, ideoloji ve kadim gelenek şeklinde töreleştirdikleri, sistemleştirdikleri ve asırlar boyu geliştirip esrarengiz, gizli örgütlenmelerle kuşaktan kuşağa aktardıkları, tarihi olduğu kadar günümüzde bir aktüel realite olarak ortadadır.
Yahudi ırkını koruma ve kollama adına başkalarının aleyhine insanlık suçu işlenmesidir tehlikeli olan ve tepki alan. Yahudilerin efendi, diğer insanların onlara köle olarak yaratıldığı inancını kendi mensuplarına aşılayan bu zihniyettir suçlanan, ırk değil. Irklarını bu sapkın zihniyetle özdeşleştirip diğer toplumlar aleyhine dayanışma içerisinde örgütlenen ve komplolar kuranlar Yahudilerdir.
Nitekim ırkçılığı ve kötülüklerin nesep yoluyla, genlerle geçmesini ilkesel olarak kesin reddeden Kur’an-ı Kerim’de Yahudileri kınayan sayılamayacak kadar çok ayet var. Bu ayetler Yahudi ırkına değil, bu ırk adına oluşturulan inkârcı, isyancı, komplocu, hilekâr, bozguncu, sapkın kültüre ve bu kültürün asırlar boyu hahamlarca kuşaktan kuşağa aktarılmasına yöneliktir.
Siyonizm ise bu zihniyet temelinde Yahudilerin dünya hâkimiyetini kurmayı amaçlayan bir küresel ideolojidir. İsrail Devleti de Yahudilerin dünya hâkimiyetinin üssü olarak başka ülkelere, milletlere yönelik terör, darbe, ihtilal, isyan, her türlü bölücü, yıkıcı hareket ve komployu, kuruluş aşamaları boyunca ve halen kullanmaktan çekinmemektedir.
Yahudilik ırkçı bir din olarak başkalarına kapalı olduğu için tabii olarak diğer dinler ve milletler gibi çoğalamamakta ve diğer toplumlar içinde daima azınlıkta kalmaktadır. Sayısal zaafını, eksikliğini telafi etmek için tarih boyunca diğer toplumlar içerisinden yandaş gruplar, mezhepler edinmeyi ve yönetim kademelerine çeşitli yollarla, yöntemlerle sızarak ülke yönetimleri üzerinde etkili olmayı büyük bir birikim, engin bir tecrübe haline getirip kabiliyetlerini geliştirmişlerdir.
İsrail ne yaparsa yapsın Türkiye’de ve diğer dünya ülkelerinde hiçbir şekilde toz kondurulmaması bu işbirlikçi yapılanmalar nedeniyledir. Dünyada doğrudan Yahudiler tarafından kurulup yönetilen 4 ülkeden biri Türkiye’dir. Diğerleri ise ABD, Fransa ve İsrail’dir.
ABD’yi Yahudiler bidayetinde kurdular. Büyük Fransız ihtilalını yapan Tapınak Şövalyeleri (ki bu bir yer altı Yahudi örgütü idi. Masonik örgütlenme onların devamıdır) bugünkü Fransa’yı kurdular. Sabetayist Yahudiler ise yönetimini ele geçirdikleri Osmanlı Devleti’ni birinci Dünya Savaşı’na sokup dağıttıktan sonra bakiyesi üzerine Türkiye Cumhuriyetini kurdular. İsrail ise zaten yönetimi ve halkı ile bir Yahudi devletidir.
Büyük İsrail’in kurulması amacıyla Türkiye yeniden Osmanlı Devleti gibi bölünüp parçalanmaya çalışılıyor. PKK bunun için kuruldu. Kürtlere bağımsız bir devlet vaadi ile kurulması PKK’nın etkili olabilmesi içindir. Osmanlı Devleti parçalanıp dağıtılırken de Kürtlere ve Ermenilere bağımsız devlet kurmaları vaat edildi.
Sonra Sabetayist Yahudiler kurulacak olan Türkiye Cumhuriyetinde sorunsuz şekilde hâkim olabilsinler diye Ermeniler daha baştan Tehcir yasası çıkartılarak göçe zorlanırken, Kürtler için de asimilasyon uygulandı. Osmanlı Devleti’ne karşı Hınçak ve Taşnak Ermeni tedhiş örgütleri kullanıldığı gibi Türkiye’ye karşı da PKK terör örgütü kullanılmaktadır.
Sabetayist Yahudilerin kurduğu ve yönettiği Türkiye Cumhuriyeti İsrail’in kurulmasında katkı yaptı, destek verdi, himaye etti. Şimdi ise Büyük İsrail kurulması için Türkiye de Osmanlı Devleti gibi dağıtılmaya çalışılıyor.
Tüm tarihi gerçekler ve yaşanan olaylar üzeri örtülerek İsrail’in herhangi bir tepki görmeden, bir engelle karşılaşmadan amaçları doğrultusunda rahat hareket edebileceği bir ortam oluşturulmak isteniyor.
İsrail’in Türkiye üzerindeki emellerini bilen, içerideki yapılanmalarını tanıyan, faaliyetlerini izleyen Erbakan’ın karşı hareket olarak başlattığı Millî Görüş’ü engellemek, kontrol altına almak, dejenere etmek veya içeriden ele geçirip kendi hizmetine almak için her yola başvurulup her türlü önlem alındı.
Erbakan, değişik yöntemlerle dolaylı yollardan Millî Görüş’ü Türkiye’de nihayet iktidar yaparak bölge lideri bir dünya gücü haline getirerek artık geri dönülmez noktaya getirmeyi başardı. Ayrıca Saadet Partisi Genel Başkanlığına getirilen Sabetayist bir ailenin mensubu Numan Kurtulmuş’u da geri dönüşü olmayacak şekilde uzaklaştırdı.
Şimdi içeride yapılması gereken Saadet Partisi’nin yönetimine samimi Millî Görüşçülerin getirilip AKP iktidarına alternatif yapılması ve Adil Düzen’in kurulmasıdır. Dışarıda ise İslam Birliği ve Yeni Bir Dünya için çabaların yoğunlaştırılmasıdır.
Sayı: 683

































