Karakter Boyutu A A A
ŞİKE İLE YIKILIYOR
14 Aralık 2011 Çarşamba 23:27

Millî derin devlet ülke yönetiminin tüm kilit noktalarını ele geçirip her sahada üstünlük sağlarken; Ergenekon derin devleti statükoyu korumada tamamen acze düşmüş durumdadır.

Şike ile kurulan hile rejimi ve köle düzeni;

ŞİKE İLE YIKILIYOR

Hile rejimi ve köle düzeni kurucusu zihniyet geldiği gibi gidiyor… İşgal kuvvetleri ile şike yaparak bir sözde kurtuluş savaşı veren İttihat ve Terakki mensubu Sabetayist Yahudi unsurlar cumhuriyet diye büyük Müslüman çoğunluğu dışlayıp paryalaştıran bir jakoben zümre oligarşisi kurdular…

Art niyetle, kasıtlı şekilde, Osmanlı İmparatorluğunu -Siyonizm tarafından çıkartılan- Birinci Dünya Savaşına sokup birçok cephede birden savaştıran İttihat ve Terakki Partisi iktidarı Sevr Planının şartlarını hazırladı…

Dünya Siyonizm’inin dönemin süper gücü yaptığı İngiltere başkent İstanbul’u, müttefikleri birçok Anadolu İllerini işgal ettiler. Anadolu’daki infial nedeniyle işgal sürdürülebilir değildi. Büyük riskler taşıyor ve pahalıya mal oluyordu.

Emperyalist işgalciler Osmanlı İmparatorluğunun diğer topraklarını ve bütün İslam ülkelerini işgal edip sömürgeleştirmek durumundaydılar. Bu nedenle de Anadolu’nun işgalini uzun süre devam ettirmek alabildiğine zordu. Bu yüzden gün görmedik bir hileye başvuruldu…

 Dünya Siyonizm’i spesifik şekilde Türkiye için bir prototip şike planı hazırlayarak hayata geçirdi ve daha sonra diğer Müslüman toplumlarda da bunu vizyona sokup tekrar tekrar uygulamaya koydu.

Osmanlı başkenti İstanbul’da işbirlikçi bir hükümetin kurulmasının ve icraat yapmasının ne denli zor, riskli olduğu İttihat ve Terakki iktidarında yaşanan tecrübelerden biliniyordu. Bu yüzden yeni işbirlikçi hükümetin Ankara’da kurulması uygun görüldü.

İngiliz İşgal yönetimi bunun için Anadolu’daki infiali ve yerel direniş organizasyonlarını kontrolüne almak üzere bir ekip oluşturup İstanbul’dan yola çıkarttı. Sultan Vahdettin’i de ikna edip rızasını temin eden İngiliz işbirlikçileri Anadolu’ya geçtikten sonra işgal kuvvetlerine karşı danışıklı olarak bir ŞİKE kurtuluş savaşı başlattılar…

Padişahtan aldıkları muvafakat ve gönderdikleri bağlılık telgrafları ile Anadolu’daki yöneticilerin ve halkın itaat etmesini sağladılar. Zaten İttihat ve Terakki iktidarı döneminde önemli komutanlıklara daha önce Sabetayist unsurlar planlı şekilde atanarak kilit noktalar elde tutuluyordu. Bu sayede Anadolu’daki kuvvetlerin işbirlikçilere iltihakı pek fazla sorun olmadı.

İşbirlikçiler kısa sürede Anadolu’da hâkimiyet sağlayıp başkent edindikleri Ankara’da bir hükümet oluşturdular. Bu süreçte daha önce 6 asırlık Osmanlı Devletinde hiç olmadığı kadar sansasyonel şekilde bir İslami cihad hareketi başlatarak bir büyük heyecan oluşturdular…

Çoğunluğunu din ulemasından ve yerel direniş liderlerinden teşkil ettikleri Meclis’i cuma gününe denk getirerek hatimlerle, dualarla Ankara’da topladılar. Ankara’da toplanma gerekçeleri başkent İstanbul’un işgal altında bulunmasıydı. Bütün her şey Padişaha bağlılık adına ve vatanın düşman işgalinden kurtarılması görüntüsü ile yapılıyordu.

İşgal kuvvetlerine karşı yürütülmekte olan yerel direniş organizasyonlarının hepsini cephelerinde toplayıp birleştirerek ŞİKE olarak bir kurtuluş savaşı başlattılar. İşgalcilerle ŞİKE yapıldığını fark edip uyarıda bulunanlar İngiliz ajanlığı ile suçlanarak bertaraf edildiler.

Ankara’da kurulan bu işbirlikçi yeni yönetim birlik sağlayıp bütün yerel direniş organizasyonlarını bünyesinde topladığında; müttefik işgal kuvvetleri aldıkları talimatla Anadolu’yu boşaltarak sözde kurtuluş savaşı başlatan komutanlara terk ettiler.

Bu geliştirilen kurtuluş savaşı mizanseni gereği Anadolu’yu boşaltarak hızla geri çekilmekte olan işgal kuvvetlerini peşi sıra kovalayan Ankara Hükümeti kuvvetleri düşmanı sözde denize dökerek ŞİKE ile kazandığı büyük zaferini büyük bir coşku ile dünyaya ilan etti.

Harap olan ülkede bitap düşmüş, umutları tükenmiş yorgun millet ŞİKE yapıldığını düşünmekten uzak, olup bitenlerden habersiz, hiç farkında olmadan kazanılan mucizevî zaferin sarhoşluğu ile zaten kendinden geçtiği için uzun süre neler yaşandığını kavramadan anlatılan masalları dinledi.

Vatanı işgal edilen, onuru kırılan tarihin bu büyük milleti propagandalara, uydurma kahramanlık hikâyelerine, aslı astarı olmayan yalanlara inanmak istediği için; emellerini müstevlilerin siyasi emelleri ile tevhit eden işbirlikçiler yeni devleti işgalci devletlerin himayesinde hızla inşa ederken en büyük desteği verip her türlü fedakârlığa katlanmaktan çekinmedi.

Kısa sürede işgalci devletlerce dayatılan devrimler gerçekleştirilirken direniş potansiyeli bulunan kesimler çeşitli provokasyonlarla isyana teşvik edilerek imha edilmek suretiyle ortadan kaldırıldı…

İsyan çıkartanlar İngiliz ajanlığı ile suçlanıyorlardı. Gerçekten de isyanları İngiliz ajanları kışkırtma ve tahriklerle başlatıyordu. Ancak asıl işbirlikçisi olan Ankara yönetimi tarafından imha edilsin diye bunu yapıyorlardı!

Nitekim hiçbir isyan hareketi, nekahet dönemi yaşamakta olan yeni devlete bir zarar veremediği gibi aksine muhaliflerini bertaraf etmesine vesile oldu.

Şeyh Sait ayaklanmasını, Dersim isyanlarını, Menemen olayını ve diğerlerini Ankara Hükümetinin işini kolaylaştırıp destek vermek için İngiliz ajanları tezgâhladılar. Bu provokatif isyan hareketlerini başlattıktan sonra bir kenara çekilip yüzüstü bırakıyorlar, imha edilmelerini zevkle izliyorlardı…

Daha baştan başarısızlığa mahkûm edilen bu prematüre isyan hareketleri başarılı olmak bir yana, devlete herhangi bir zarar vermeleri şöyle dursun; tam aksine yönetime, muhalif unsurları tümü ile imha etme fırsatı sağlayan şahane gerekçeler, bahaneler oluşturuyordu.

İngiltere ve müttefiklerinin Ankara yönetimi ile yürüttüğü bu Ali-Cengiz oyunu sürgit devam etti… Haçlı zihniyetini aratmayacak şekilde 1000 yıllık Selçuklu ve Osmanlı İslam Medeniyetini kökünü kazıyarak yok etmeye yönelik devrimlere karşı çıkan, memnuniyetsizlik gösteren ya da coşkuyla desteklemeyen herkes imha planı kapsamına alınıyordu…

Batı yaşam tarzına itiraz edip öngörülen tek tip insan yetiştirme projesine direniş gösteren herkes, özellikle dindar Sünni Müslümanlar gerici, yobaz, örümcek kafalı, anti ilerici gibi olumsuz sıfatlarla aşağılanıp kamusal alandan, eğitimden, siyasetten, ekonomiden, kültürel hayattan dışlanıp kırsal alanda ve şehir varoşlarında yaşamaya mahkûm ediliyordu.

Bütün bunlar, Lozan Konferansında İsmet İnönü’nün Başdanışmanlığını yapan Mısırlı ünlü haham Haim Nahum tarafından hazırlanan planın gereği bir ulus devlet inşa etme projesine uygun olarak tepeden inme dayatmalarla, hile ile ve entrikalarla, komplolarla yürütülüp bir an önce sonuç elde edilmek isteniyordu.

Ankara’da yeni yönetim kurulur kurulmaz müttefikleri Anadolu’yu boşaltıp Hükümet kuvvetlerine terk ederken; İngiltere, alternatif başka bir hükümet kurulmasın diye başkent İstanbul’u işgalinde tutmaya sonuna kadar devam etti!

Lozan Konferansı sona erip anlaşma imzalandıktan ve cumhuriyet ilan edilebilmesi için hazırlıklar tamamlandıktan sonra başkent İstanbul’u alternatif bir hükümetin kurulmasına imkân vermeyecek hale getiren İngilizler işgale son verip sınırları çok önceden belirlenmiş ülkeyi bütünlük içerisinde Ankara hükümetine bırakıp çekildiler.

Osmanlı Devleti’nin dağıtılması, bakiyesi üzerinde Sabetayist unsurlar tarafından yönetilecek bir örtülü Yahudi devleti kurulması, böylece Filistin’de İsrail Devleti kurulmasına destek verip himaye edecek bir yönetim oluşturulması aslında daha 1897 Basel Siyonist Kongresinde alınan kararların içinde yer almıştı.

Birinci Dünya Savaşı sonunda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu, Rus Çarlığı yıkıldı. İkinci Dünya Savaşı sonunda yapılan Yalta Konferansında da her iki dünya savaşı galibi, üzerinde güneş batmayan Büyük Britanya İmparatorluğu devre dışı bırakılıp Birleşmiş Milletler çatısı altında ABD ve SSCB liderliğindeki iki bloktan oluşan iki kutuplu bir dünya düzeni kuruldu. Böylece dağıtılan imparatorlukların sayısı 4’e çıktı.

Art arda çıkartılan iki dünya savaşında imparatorlukların dağılmasına, şehirlerin yıkılmasına, yüz milyonlarca insanın katledilmesine, sakat bırakılmasına, hastalık ve açlığa mahkûm edilmesine karşılık; sonunda yapılan Yatla Konferansında kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilatı aldığı ilk karar ile Filistin toprakları üzerinde kurulan İsrail Devletini tanıyıp ilan etti.

Daha sonra Yalta Konferansında kurulan Birleşmiş Milletler çatısı altında, ABD ve SSCB arasında paylaştırılan dünyada iki kutuplu düzen oluşturulurken; İngiltere süper güç olmaktan ıskat edilince Batı Bloğu içinde yer alan Türkiye’nin yeni patronu ABD oldu. Hile rejimi ve köle düzeni de ŞİKE de devam etti.

Ne var ki ABD, İngilizlerin yağdan kıl çeker gibi Osmanlı Devleti içerisinden çıkardığı Türkiye’nin çok partili hayata geçişinde bu ince siyaseti ustaca sürdürmede başarılı olamayarak, sıkça askeri darbelere ve müdahalelere maruz bıraktı.

Tıpkı, İngiltere ve müttefiklerinin Birinci Dünya Savaşı sürecinde Osmanlı Devleti’ni işgal edip tasfiye ettikten sonra yerine Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmasını örnek alan ABD’nin; Körfez Savaşı sürecinde müttefikleri ile birlikte Afganistan ve Irak işgallerini yüzüne gözüne bulaştırması gibi…

ABD, Yatla Konferansından sonra Batı Bloğu içerisinde yer alan Türkiye’nin güdümlü yönetimini İngiltere’den devraldıktan sonra çok partili demokratik hayata geçiş sürecini iyi yönetemeyerek yüzüne gözüne bulaştırdı…

Bu süreçte ŞİKE ile CHP’den ayrılarak DP’yi kuran İttihatçı Sabetayist kadrolar, Türkiye’yi Küçük Amerika yapmaya çalışırken 27 Mayıs 1960 askeri darbesine maruz kaldılar. Böylece çok partili demokratik sisteme ŞİKE ile başlayan iktidar-muhalefet mücadelesi gerçek bir iktidar kavgasına dönüşüp gerçekleştirilen idamlarla iyice derinleşti.

Kapatılan DP yerine kurulan Adalet Partisi ile CHP arasında yürütülen iktidar mücadelesi ŞİKE ile sürdürülürken özellikle Demirel-Ecevit ikilisi arasında başarılı örnekler sergilendi. Demirel-Ecevit ikilisi arasında süregelen şiddetli iktidar kavgalarının ŞİKE olduğu, 28 Şubat 1997 post modern darbe süreci başladığında ancak millet tarafından fark edilip anlaşılabildi.

Oysa bu ikili arasındaki iktidar mücadelesinin ŞİKE olduğu 12 Mart 1971 muhtırası ile başlayan ve 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile devam eden süreçte ortaya çıkmaya başladı, ne ki fark edilemedi.

Nitekim 9 Mart 1971 günü yapılması planlanan darbeyi yapacak cunta dağıtılarak 3 gün sonra 12 Mart Muhtırası verildiğinde Demirel Başbakanlıktan istifa etmek zorunda kalırken; Ecevit asıl bu muhtıra bana karşı verildi deyip CHP Genel Sekreterliğinden istifa etti!

Bu süreçte kapatılan Millî Nizam Partisi yerine Erbakan Millî Selamet Partisi’ni kurup ilk girdiği 14 Ekim 1973 Genel Seçiminde 52 parlamenter çıkartarak Meclis’e güçlü bir grupla girdi. Bu süreçte Demirel-Ecevit ikilisi dehşet bir siyasi kavga yürüterek görülmemiş bir ŞİKE örneği verdiler.

Amaçları Erbakan liderliğindeki Millî Görüş siyasetini aralarında sıkıştırarak ezmek, başarısızlığa mahkûm etmekti. Birlikte hareket eden Demirel-Ecevit ikilisi toplumu şiddetli sağ-sol kavgalarıyla kutuplaştırmak için her yola başvurarak Millî Görüş’ün siyasi yelpazede bir yer edinme çabalarını sonuçsuz bırakmak istiyordu.

Bu başarılamadığı için, ABD’de hazırlanan Erbakan ve Millî Görüş’ü tasfiye edip siyaset arenasını yalnızca sağ-sol mücadelesine bırakmayı amaçlayan 12 Eylül 1980 askeri darbesine Demirel ve Ecevit birlikte sessiz kalarak dolaylı destek verdiler...

Her iki liderin de basındaki yandaşları 12 Eylül 1980 öncesi süreçte darbeye davetiyeler sunarken sonrasında da bir süre methiyeler dizdiler. Solcu sendika liderleri ve çeşitli kurum ve kuruluşlar da tıpkı 28 Şubat 1997 sürecinde olduğu gibi alenen darbe kışkırtıcılığı ve destekçiliği yaptılar…

28 Şubat 1997 sürecindeki sermaye-medya-siyaset üçlüsünün birlikteliği ve beşli çete desteği aynen 12 Eylül 1980 askeri darbe öncesinde yaşandı. Çünkü özünde 12 Eylül de 28 Şubat gibi münhasıran Erbakan ve Millî Görüş’e karşı başlatıldı. Ancak her iki sürecin de kontrolünü kısa sürede Erbakan ele geçirdi.

Demirel-Ecevit ikilisi ile tüm yandaşlarının 12 Eylül 1980 darbesini desteklemeleri; Kenan Evren’in Sivas’ta tertiplediği mitingde “Hiç kimse bizden, güçbelâ temizlediğimiz tencereyi kirletenlere yeniden teslim etmemizi beklemesin” diyerek niyetini açık etmesine kadar devam etti.

Bu tarihten sonra Demirel-Ecevit ikilisi yine birlikte askeri yönetime karşı mücadele verdiler. Buna yandaşları da her yola başvurarak iştirak ettiler. Yine de Demirel-Ecevit ikilisinin ŞİKE yapıp hep birlikte hareket ettiğinin açıkça görülüp anlaşılması için 28 Şubat 1997 post modern darbe süreci beklenecekti…

BU KEZ SİLAHSIZ KUVVETLER denilerek başlatılan 28 Şubat 1997 post modern darbe süreci bilindiği gibi 54. Hükümetin Başbakanı Erbakan’a karşı başlatıldı. Daha önceleri ŞİKE yaparak sonuç alamayan Demirel-Ecevit ikilisi, 28 Şubat sürecinde açık bir dayanışma içine girip doğrudan birlikte hareket ederek Erbakan’ı elimine edip Millî Görüş’ün kökünü kazımaya çalıştı.

Ancak Erbakan’ın 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri müdahale süreçlerini üzerinden kontrol ettiği bir derin devlet yapılanması vardı. Ecevit’in Başbakanlığı sırasında kontrgerilla diye şikâyet ettiği, El-Aziz Gazetesi olarak millî derin devlet dediğimiz ordu içerisinde oluşturulan bu yapılanma 28 Şubat 1997 post modern darbe sürecini de tersyüz edip Türkiye’yi 12 Mart ve 12 Eylül çizgisi üzerine yeniden getirmeyi başardı.

Buraya kadar gözler önüne sermeye çalıştığımız, her şeye rağmen üstü örtülemeyen gerçeklerin özü şudur:

Türkiye, ŞİKE ile Birinci Dünya Savaşına sokularak ŞİKE ile işgal ettirilen Osmanlı Devleti’nin dağıtılıp bakiyesi üzerinde ŞİKE ile kurulan; dış politikası, iç politikası, siyasi partileri, tüm kurum ve kuruluşları, hatta askeri darbeleri ŞİKE üzerine inşa edilen; Erbakan’ın tabiri ile bir hile rejimi ve köle düzeni yapılanması olarak bugünlere geldi…

Resmi ideoloji üzerine inşa edilen bu hile rejimi ve köle düzeni, şimdi yine ŞİKE ile tasfiye edilip yerine bağımsız, özgür, insan haklarına dayalı, 1000 yıllık Türk-İslam medeniyetinin devamı olan bir ileri demokrasiye dönüştürülmektedir…

Deniz Baykal, 12 Eylül yönetiminin tüm partileri kapatması üzerine yerine HP-SODEP-SHP-DSP gibi partiler kurularak yeniden açılmak istenmeyen CHP’yi ŞİKE ile kurdu ve yönetti. Diğerleri yok olup CHP başarılı olunca Deniz Baykal’ın elinden alınmak istendi…

Deniz Baykal muhatap kılındığı komplo üzerine CHP’yi Kemal Kılıçdaroğlu’na kongrede ŞİKE ile devretti…

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hile rejimi ve köle düzeni yapılanması ile hesaplaşmak üzere AKP iktidarı ile bir ŞİKE mücadelesi sürdürüyor…

Başbakan Erdoğan Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanlığından düşürülmesi için hazırlık yapıldığı bir sırada önüne atılan pasa girerek Dersim meselesini en yüksek perdeden kamuoyu gündemine getirerek ŞİKE ile korumaya aldı…

Mücadelenin özünde, CHP’yi ele geçirmeğe ve rejimi korumaya yönelik kurucu irade temsilcisi Sabetayist Yahudi unsurların yönetimindeki Ergenekon derin devleti mensupları ile hile rejimi ve köle düzeni statükosunu tasfiye ederek yeni bir konseptle yeniden büyük Türkiye’yi kurmak isteyen millî derin devlet arasındaki derin iktidar kavgası var.

Dış faktörlerin de müdahil olduğu iki derin devlet arasındaki derin iktidar mücadelesinde zaman, Erbakan’ın başlattığı Millî Görüş’ün 40 yıllık çetin mücadelesi boyunca daima millî derin devlet lehine ve Ergenekon derin devleti aleyhine işledi…

Şimdi gelinen noktada her konuda ve her kurumda ŞİKE hüküm sürdüğü için kimin kime gerçekte hizmet ettiğinin bilinmesi çok özel bilgi ve ihtisas gerektirmektedir…

Örneğin Numan Kurtulmuş’un Saadet Partisi Genel Başkanlığına getirilmesi Ergenekon derin devletinin bir hamlesiydi; uzaklaştırılması ise millî derin devletin bir operasyonuydu…

Mustafa Kamalak’ın geçiş sürecinde Saadet Partisi Genel Başkanlığına getirilmesi millî derin devletin bir hamlesidir. Oğuzhan Asiltürk’ü Millî Görüş’ün sözde lideri yapan iç operasyon ise Ergenekon derin devleti damgasını taşımaktadır.

Dersim konusunu gündeme süren, resmi ideolojiyi sorgulatan millî derin devlet; PKK’yı ülkenin başına bela eden ise Ergenekon derin devlet yapılanmasıdır…

Bu iki derin devlet arasındaki mücadele spor yapılanmasındaki ŞİKE konusunda sürdürülmektedir ki bu sahada da millî derin devlet baskın şekilde Ergenekon derin devletini zor duruma sokup köşeye sıkıştırmaktadır…

Millî derin devlet ülke yönetiminin tüm kilit noktalarını ele geçirip her sahada üstünlük sağlarken; Ergenekon derin devleti statükoyu korumada tamamen acze düşmüş durumdadır.

Bu mücadelenin asıl yoğunlaştığı saha ise yeni bir anayasa yapılması konusudur…

Hemen herkesin yapılmasında mutabık kaldığı yeni anayasanın nasıl ve ne şekilde yapılacağında hiçbir yakınlaşma sağlanamamaktadır…

Bu konu da yine hile ve ŞİKE ile halledilmeye çalışılıyor. Sonucu baskın gelen tarafın alması çok tabiidir. Bugüne kadar 40 yıldan beri daime kazanan Millî Görüş ve onun derin devleti oldu…

Sayı: 686

 

775 defa okundu...
» Tüm yazarları göster KÖŞE YAZARLARI  
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
» ELAZIĞSPOR: 3 İ. GÜNGÖREN: 2
» SİYASETİ DİZAYN PLANIDIR
» DSİ BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜNE ATAMA
» MAÇIN ARDINDAN NE DEDİLER
» SONUÇLAR ELAZIĞSPOR’A YARADI
» Kadro Hareketi'nin bereketi
» Sevgi-Der'den basınla tanışma toplantısı
» İSRAFİL TOP MHP MERKEZ İLÇE BAŞKANLIĞA ADAY
» Sevgi-Der'den basınla tanışma toplantısı
» ELAZIĞSPOR: 3 İ. GÜNGÖREN: 2
» Ustalık Yetki Belgesi Kursu
» Tüm yazarları göster ALINTI YAZILAR  

bayrak



                                      
El-aziz Gazetesi-Ve Zafer Yakındır...
Telefon: 0424.238 01 31
Eposta: osmangurses23@hotmail.com