Saadet Partisi “Erbakan Haftası” düzenleme kararı aldı. Batı sisteminin çöküş yaşadığı günümüzde alternatif sistem öneren, kurtuluşun yolunu gösteren dava liderini anmak, fikirlerini gelecek nesillere aktarmak çok hayırlı bir iştir.
Sadece ülkemizin değil, Dünya’nın gidişatını etkileyen, yön veren, müstesna bir şahsiyettir Necmettin Erbakan. O, millete ne isteyeceğini öğretti. İstediğine ulaşmanın yollarını uygulayarak gösterdi.
İnsanımız dindar bir şahsiyetin siyaset yapamayacağını zannediyordu. Geçmişte, köyünde muhtarlığa adaylığını koyan inançlı biri, mütedeyyin seçmenin dahi oyunu alamazdı. Dindar bir muhtar içki sofrasına oturmayacağı için köy hizmetleri geri kalır diye düşünülürdü. Mülki erkanla aynı masada bulunmak, onlarla yiyip içmek ve bu esnada köyün okul, elektrik, yol, su, telefon gibi sorunlarını çözmek en geçerli yol olarak bilinirdi.
Dolayısıyla halk oy vereceği adayı şöyle değerlendirirdi: Gönlüm falancadan yana amma, oyumu şu sarhoşa vereyim ki köyümüzün işleri geri kalmasın. Seviye ve anlayış buydu, şartlar aşağı yukarı böyle idi.
İşte Erbakan millete hakkı olanı talep etmeyi öğretti. 40 yıllık mücadele sonunda toplumu dönüştürmeyi başardı.
Bu millet dindar belediye başkanı, dindar milletvekili seçmesini öğrendi. Dindar bakanla tanıştı. Ve nihayetinde inancını hayata hakim kılma mücadelesi veren Başbakan gördü. Eşinin başı örtülü Başbakan, Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı tanıdı.
Dindar adamı muhtar seçmeyi aklından bile geçiremeyen seçmen, geldiğimiz bu noktada, Cumhurbaşkanı seçerken de dindarlık kriterini arar oldu.
Başbakan Erbakan vazifesini yaptı. O, rahmet-i Rahman’a kavuştu. Şimdi çalışma ve üretme sırası bizde. Doğru işler çıkarabilmemiz için doğru adımlar atmamız lazım. Adım atmadan önce zemini doğru okumamız gerekir. Konuyu biraz açalım:
Geçmiş 40 yılı masaya yatırıp kamil manada değerlendirmeden gelecek 40 yılın sağlıklı planlamasını yapamayız; bu planlamayı yapmadan, hiçbir şey olmamış gibi yola devam etmekle özlenen, istenen ve beklenen neticeyi elde etmemiz çok zor.
Erbakan sonrası hareketimiz açısından yeni bir dönemdir. “Erbakan Haftası” çerçevesinde bu konuların ele alınıp karara bağlanması, yeni yol haritamızın teşkilatlara ve aziz milletimize deklere edilmesi. Müthiş bir heyecan uyandıracaktır.
Bu kökten geldiği halde hareketten uzaklaşmış, bir kısmı başka adreslere dağılmış fakat huzursuz olan, veya çeşitli nedenlerle kenara çekilmiş olanlar bir program çerçevesinde davet edilmeli. Saadetin dışında inanarak, ağız tadıyla ve gönül rahatlığıyla çalışıp hedefe ulaşılacak başka bir yapı mevcut değildir.
Davet sahibi olarak elbette ki evimizi her zamankinden daha huzurlu hale getirmemiz gerekir. İç huzuru sağlamış bir yapı kısa zamanda her kesimin ilgi odağı haline gelir. Dost canlısı ve cihat delisi kardeşler topluluğunun önünde kimse duramaz. Çalışmalar bereketlenir, uzak mesafeler yakınlaşır.
Temel esaslara aykırı olmaması kaydı ile farklı fikirler beyan eden olursa onları dinlemeye, anlamaya özen göstermeliyiz. Farklı görüşlerin tahminlerin ötesinde fayda sağladığı bilinmektedir. Bu, her şeyden önce sağlık alametidir. Bir organizmanın canlı ve diri olduğunu gösterir farklı düşünceler… Farklı düşüncelere tahammül etmek, eleştirileri büyük bir saygıyla ve değerini küçümsemeden dinleyip gereğini yapmak partiye ivme kazandırır, teşkilat mensuplarını da zinde tutar.
Milli Görüşün haklılığı geniş kitleler tarafından her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır.
Artık semboller üzerinden siyaset yapma dönemi sona ermiştir.
Dilerseniz 1950’den günümüze kadar sembollerin siyaset üzerindeki etkilerine bir göz atalım:
- 1950’li yıllarda Ezanın Arapça olarak okunabilmesinin sembolik değeri çok büyüktü. DP’ iktidarının üst üste seçim zaferi kazanması bu nedenle mümkün olmuştur.
- 1960’lı yıllarda miting meydanlarında Kuran-ı Kerimi üç kere öptükten sonra konuşmaya başlaması, başbakanın Cuma Namazına gitmesi kitleleri heyecanlandırmaya yetiyordu. Demirel bu hareketleriyle 40 yıl gündemde kaldı.
- 1970’li yıllarda Milli Görüşün TBMM’de temsil edilmeye başlaması… Maddi ve Manevi kalkınma birlikte ele alınmış, sünnet-i seniyye üzere sakalı bulunan biri bu dönemde bakan yapılmıştır. Bu tarihten sonra Milli Görüş siyasi yaşama silinmeyecek bir şekilde damgasını vurmuştur.
- 1980’lerde inanç hürriyetinin önündeki engellerin kaldırılması, halkın inancına yakın duran birinin önce Başbakan ve sonra Cumhurbaşkanlığı makamına yükselmesi…
- 1990’larda Milli Görüşün tedrici olarak önce yerel yönetimlerdeki ve parlamentodaki gücünü artırması daha sonra da yerel ve genel iktidarı elde etmesi, işi geri dönülmez bir noktaya taşımıştı. Milli Görüşle yolu çakışmamış siyasetçinin ayakta kalma ihtimali azalmıştır.
- 2000 yılı başlarından itibaren üç dönemdir yerel ve merkezi iktidarı devam ettiren, Başbakan, Meclis başkanı ve Cumhurbaşkanı makamında bulunanların durumu ve eşlerinin kılık-kıyafetleri bakımından sembol siyaseti zirve noktasına ulaşmıştır.
Bunun daha ilerisi yok. Bu durum aynı zamanda semboller üzerinden siyaset yapma döneminin sona doğru yaklaşmaya başladığı anlamına gelmektedir.
Çünkü “sembol” önemli bir değerdir ama işin tamamı değildir. Asıl olan ilkelerdir, ilkeli duruştur. Öyle diyordu ya Mevlana; “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.”
Yeni dönem ilkeler üzerinden siyaset yapma dönemi olacaktır.
Bu dönemde söz sahibi olabilme ihtimali en yüksek olan görüş, Milli Görüştür ve Milli Görüşün partisi olan Saadet Partisidir. Çünkü;
- Milli Görüş her dönemde milletin sesi oldu. Sağ-Sol, Ulusalcı-Küreselci gibi kökü dışarıda eğilimlere sapmadı.
- Milli Görüş etnik ve ırkçı hareketler karşısında birliğin adresini net olarak ortaya koydu; İslam kardeşliğini savundu.
- Milli Görüş muhalefetteyken de AB’ne karşıydı iktidar olunca da karşı olmaya devam etti.
- Milli Görüş her dönemde, her zaman ve her zeminde İslam Birliğinden yana oldu.
- Milli Görüş mevcut düzeni “köle düzeni” olarak ilan etti, alternatif olarak “Adil Düzen” önerdi.
İlke üzerinden siyaset yapılabilecek tek adres hiç şüphesiz ki Saadet Partisidir.
Her zamankinden daha hassas olmamız gerektiğinin bilincindeyiz. Bir tek adam kaybetmeye teşkilatların tahammülü yok artık. Hiç kimse “itme” veya “çekip gitme” hakkını kendinde görmemeli.
Selamı aramızda yayarak, muhabbeti attırarak, birbirimizi daha çok severek, her zamankinden daha yakın durarak, daha çok kafa yorarak, istişareleri çoğaltarak, teşkilat çalışmalarını arttırarak, sandık eğitim çalışmalarımızı yaygınlaştırarak, fikri olan herkesin düşüncesine müracaat ederek “Yeniden Milli Görüş” diyerek çıkış yapabiliriz. Sanırım Erbakan bizden bunu bekliyor.
Sadrettin Karaduman / Ajans5
O.G.

































