Karakter Boyutu A A A
27 Şubat, 28 Şubat, 31 Mart
10 Ocak 2012 Salı 18:42

Yanlışın en tehlikelisi doğruya en yakın olanıdır. Bu bir atasözü... Genelde insanlar doğru olanı yaptığını zannederek ve de yanlış yapıyorsun ikazı karşısında ise ne farkı var kardeşim; bu da onun gibi değil mi? diyerek yollarına devam ederler.
 “Yanlışın en tehlikelisi doğruya en yakın olanıdır.” Bu bir atasözü... Genelde insanlar doğru olanı yaptığını zannederek ve de “yanlış yapıyorsun” ikazı karşısında ise “ne farkı var kardeşim; bu da onun gibi değil mi?” diyerek yollarına devam ederler. Demem odur ki, yanlışta ısrar edenlerle, doğru olanı yapıyorum zannıyla yanlış yapanlar zahiren aynı amaca hizmet ederler. Niyetleri sorgulayacak değiliz. İşin manevi mesuliyeti bireyin kendisini ilgilendirir. Toplumu ilgilendiren tarafı belli; beklenenin bir türlü gerçekleşmemesi… Bu ülkede bazı sıkıntılı süreçler yaşanmıştır; ama her kriz döneminin araladığı fırsat kapıları da vardır. Ancak fırsatları kaçırmakta çok mahir olduğumuz için gelişmeler çoğu zaman aleyhimize çalışır. Bu nedenle beklediğimiz bahar bir türlü gelmez. Arada bir çiçekler açsa da önlemini alamadığımız için nihayetinde elimize geçen çok az meyvelerle kendimizi avutur dururuz. Bireysel olarak, kurumsal olarak, millet olarak; hepimiz için üzerimize düşeni yapmamızın vakti geldi demek abes sayılır. Vakit geçiyor bile...

Tarih yapmış, şanlı bir geçmişe sahip olan milletin çocukları sıradan, boş işlerle avunmaya devam ediyor.

Geçtiğimiz 1000 yılda bu coğrafyada yaşanan önemli hadiselere bir göz atalım;

- 1071’de şanlı ceddimiz Sultan Alparslan Bizans İmparatoru Romen Diyojen’in dört kat daha kalabalık olan ordusunu darmadağın edip Anadolu’yu bizlere yurt yapıyor.

- 1299’da Osmanlı tarih sahnesine çıkıyor; Trakya’ya adım atılıyor, Balkanlar komple geçilip Viyana önleri mesken tutuluyor.

- 1718’de başlayan “Lale Devri”yle ideal hedeften sapmalar baş gösteriyor.

- 1839’da Tanzimat düzeniyle bu millete yürümekte olduğu hat’ta makas değiştiriliyor.

- 1909’da resmen ve fiilen tarihi bir dönemin sonuna geliniyor.


Bizi “Küresel güç” yapan üstün iradeyle Batlıların kapısına mahkum eden anlayış bir tutulabilir mi?

31 Mart 1909’da şekillenen son 100 yıllık yeni dönem yanlış istikamete yönelişin son noktası ve duvara çarpma anıdır. Çarpmanın şiddetinden olsa gerek; berrak bir düşünce geliştirilememiş, sağlam bir yol tutturulamamıştır. Doğruyla yanlış yan yana olmuş, saflar karışık bir vaziyette yürünmüştür.

Toplumu aydınlatan kanaat önderleri ile milleti yok etmeye çalışan zihniyet aynı safta buluşmuşlar.

Söylemlerin cazibesine kapılmış yığınlar oraya buraya savrulup durmuşlar. Belki asıl neden çok gerilerde yapılan yanlış tercihten kaynaklanıyordu. “Doğruya yakın görünen yanlış” tercih edilmişti.

Nereden bilsinler günün birinde Osmanlı paşalarının Osmanlıya ihanet edeceklerini? Koskoca Cihan devletinin yıkılıp yerine cetvelle çizilmiş aşiret yönetimlerinin kondurulacağını nasıl düşünebilirlerdi? Asıl mesele de bu ya… Zaten bilerek karşı safta yer almak yanlış değil ihanet sayılırdı.

Hepten boş durulduğu söylenemez elbette; gene aynı ruh köklerinden beslenen çok önemli adımlar atılmadı değil. Mesela 1969 yılında yapılan çıkış, geçmişin tahribatlarını bertaraf edip geleceği yeniden inşa etme özelliği bakımından son yüz yılların en önemli hareketi olmuştur. Tıpkı Kıbrıs zaferinin son yüz yılların elde edilmiş tek başarılı harekatı olduğu gerçeği gibi…

Önümüzdeki100 yılları kurtaracak, bizi yeniden “Küresel güç” haline getirecek sağlam temeller atılmıştı 1969’da. Adım, adım gerçekleşen ilerleme bu düşünceyi 1995 seçim zaferiyle taçlandırmış akabinde Erbakan Başbakan olmuş, hızla D-8’ler harekete geçirilmişti. Bir adım sonrasının hedefi olarak D-60’lar ilan edilmişti. Bu müthiş hedefe doğru ilerleyiş maalesef inkıtaya uğratıldı.

28 Şubat 1997 yılında gerçekleşen müdahale ile Türkiye’nin, dolayısı ile İslam Alemi’nin ve Dünya’nın geleceği karartılmış oldu. Toplum bu haksızlığı vicdanında yargıladı ve o günün aktörleri mahkum oldu. Er ya da geç Hak yerini bulacaktır.

27 Şubat 2011’de Dünya Müslümanları acı bir haberle sarsıldı. 1071’den beri bu coğrafyada var olmanın günümüzdeki kavgasını yapan, büyük devlet olmanın mücadelesini veren Başbakan Erbakan vefat etmişti. Elbette ki “bu tekerlek tümsekte kalmayacak.”

Yeni tümseklere takılmamanın yolu eski tümsekleri iyi tanımakla mümkün olur. Son 100 yılın birçok tümsekleri vardır. Bu engelleri olabildiğince geniş ve yaygın programlarla bilinir hale getirmeliyiz. Gene son 100 yılın iki önemli siyasi dehasını özellikle sene-i devriyesi olan gün ve haftalarda şanına yaraşır kapsamda anmalı ve fikirlerini diri tutmalıyız. Sultan Abdülhamit ve Başbakan Erbakan aynı yüz yılda yaşamış ve Dünya’yı etkilemiş önemli devlet adamları olarak tarihteki yerlerini almışlardır.

Birinci adım atıldı ve kamuoyuna duyuruldu; 27 Şubat “Erbakan Haftası” etkinlikleri çerçevesinde canlı tutulacak, büyük dava adamı fikirleriyle yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.

28 Şubat ve 31 Mart olayları da Milletimizin önüne konulmuş en büyük tuzaklar, tümsekler ve bariyerler olarak önemine uygun bir şekilde ele alınmalı, etkili programlarla milletimize anlatılmalıdır.

1500 defa okundu...
» Tüm yazarları göster KÖŞE YAZARLARI  
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
» ELAZIĞSPOR: 3 İ. GÜNGÖREN: 2
» SİYASETİ DİZAYN PLANIDIR
» DSİ BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜNE ATAMA
» MAÇIN ARDINDAN NE DEDİLER
» SONUÇLAR ELAZIĞSPOR’A YARADI
» Kadro Hareketi'nin bereketi
» Sevgi-Der'den basınla tanışma toplantısı
» İSRAFİL TOP MHP MERKEZ İLÇE BAŞKANLIĞA ADAY
» Sevgi-Der'den basınla tanışma toplantısı
» ELAZIĞSPOR: 3 İ. GÜNGÖREN: 2
» Ustalık Yetki Belgesi Kursu
» Tüm yazarları göster ALINTI YAZILAR  

bayrak



                                      
El-aziz Gazetesi-Ve Zafer Yakındır...
Telefon: 0424.238 01 31
Eposta: osmangurses23@hotmail.com