Karakter Boyutu A A A
TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA
01 Şubat 2012 Çarşamba 23:25

Türkiye Cumhuriyetinin önemli resmi kutlamalarından olan19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramındaki törenler artık stadyumlarda yapılmayacak...

Rejimin paganist ideolojisi ritüelleri bir bir kaldırılıyor;

TÜRKİYE YENİDEN İSLAM’A DÖNÜŞ YOLUNDA

Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli resmi kutlamalarından olan19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramındaki törenler artık stadyumlarda yapılmayacak. Millî Eğitim Bakanlığının okullarda anma törenleri olarak yapılmasını isteyen genelgesi şimdiden il milli eğitim müdürlüklerine gönderilerek her yıl aylar önce başlanan kutlama hazırlıklarının bu yıldan itibaren yapılmaması sağlanmış oldu.

 1930’lu yılların Hitler Almanya’sının, Mussolini İtalya’sının paganist faşist törenlerinden alınan bu tür uygulamalar artık Kuzey Kore dışında dünyanın hiçbir ülkesinde yapılmamaktadır. Orta öğrenim öğrencilerinin haftalar süren provalar nedeniyle derslerini bir yana bırakmasına neden olan törenler bazen yağışlı soğuk havalarda, bazen sıcak güneş altında çocuklara zor anlar da yaşatıyordu.

Paganist faşist ritüellerin hayli gecikmeli de olsa nihayet Türkiye’de de uygulamadan kaldırılmasını, bazı fanatik Atatürkçü çevreler dışında kamuoyu memnuniyetle karşıladı. Bu ırkçı uygulamaların diğer türlerine de son verilmesine yönelik kamuoyunda yapılan tartışmalardan büyük bir beklentinin doğduğu görülmektedir.

İlköğretim okullarındaki öğrencilerin her sabah derse başlamadan önce okul önünde okudukları ant da paganist ırkçı bir ritüelden başka bir şey değildir. Irkçılığı kutsayan, bölücülüğü tahrik eden, ülke birliği, bütünlüğü için zararlı olan bu uygulamaların da en kısa sürede son bulmasına yönelik büyük talepler olduğu da kamuoyundaki tartışmalardan anlaşılmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan bir süre sonra reddi miras edip 1000 yıllık Selçuklu-Osmanlı İslam Medeniyetinin izlerini silmeye yönelik devrimler başlatsa da bu sürecin oluşturduğu zümre oligarşisi statükosu ancak mutlak hâkimiyetini 50 yıl sürdürebildi.

Erbakan’ın Millî Görüş ile başlattığı yeniden 1000 yıllık Türk-İslam Medeniyetini diriltme hareketi ise 40 yıl sürdü ve geri dönülmez noktaya geldi. Tarihi kırılmayı büyük oranda tamir edip karşı devrimi başlatan Millî Görüş hareketi Yeniden Büyük Türkiye liderliğinde İslam Birliği temelinde Yeni Bir Dünya ve Adil Düzen kurulması süreci Erbakan’dan sonra hızlanarak devam ediyor.

Türkiye daha önce 1000 yıldan beri zaten Müslüman’dı, Millî Görüş ile yeniden İslam’a dönmeye; zaten büyüktü, yeniden büyük olmaya; zaten İslam Âleminin ve dünyanın lideri idi, yeniden lideri olmaya; zaten dünyaya hak ve adalet dağıtıyordu, yeniden Adil Düzen kurmaya başladı…

Peki, Erbakan’ın hile rejimi ve köle düzeni adını verdiği zümre oligarşisi, paganist ırkçı statükoyu nasıl kurdu ve yaşatıp bugünlere getirdi?

İttihatçı sergerdelerin Osmanlı Devleti’ni yok yere içine sokup birçok cephede birden savaştırdıkları Birinci Dünya Savaşı sonunda İngiltere Başkent İstanbul’u, müttefikleri birçok Anadolu illerini işgal ettiler…

İngiliz işgal kuvvetleri başkent İstanbul’da yönetime el koyarak iktidardaki Almanya yanlısı İttihatçı kadroları tevkif edip önde gelenlerini bir denizaltı ile bu ülkeye sürgüne gönderirken; İngiltere yanlısı İttihatçılardan oluşturduğu bir ekibi ise bir gemiyle Samsun üzerinden Anadolu’ya gönderip Ankara’yı merkez yapan yeni bir yönetim kurdurdu.

Anadolu illerini işgal eden müttefik kuvvetleri bunun ardından verilen talimat üzerine geri çekilerek kontrollerindeki yerleri Ankara hükümet kuvvetlerine terk ettiler. Buna kazanılmış bir büyük zafer ve kurtuluş savaşı süsü verilerek Ankara yönetiminin milletin müzaheretine, desteğine sahip olması sağlandı.

Lozan Anlaşması ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilan edilmesinden sadece kısa bir süre önce İstanbul işgaline son veren İngiltere Ankara yönetimini bir gizli sömürgesi olarak oluşturdu. Örtülü İngiliz hâkimiyeti daha sonra yerini ABD güdümüne bıraktı.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sonunda 1945’te yapılan Yalta Konferansında Birleşmiş Milletler Teşkilatı ve onun çatısı altında iki kutuplu dünya düzeni kurulurken; Komünist Doğu Bloğu SSCB, Kapitalist Batı Bloğu ise ABD tarafından temsil edildi…

Her iki dünya savaşının da muzaffer galibi olmasına karşın, ardından yapılan Yalta Konferansında İngiltere’nin konumunu yitirip iki kutuplu dünyanın liderliğini ABD-SSCB ikilisine kaptırması dehşet bir realiteyi gözler önüne serdi: DEMEK Kİ HER İKİ DÜNYA SAVAŞININ DA GERÇEK PATRONU SİYONİZM İDİ… DOLAYISIYLA İKİ KUTUPLU DÜNYA DÜZENİNİ DE SİYONİSTLER KURDU!

Kurulan bu iki kutuplu dünyada Türkiye Batı Bloğu içerisinde bırakılınca patronluğunu İngiltere’den ABD devraldı. İngiltere de Batı Bloğu içinde yer aldığı için Türkiye’nin patronluğunun ABD’ye devri pek hissedilmedi.

1945’te yapılan Yalta Konferansında Dünya Siyonizm’i kurduğu iki kutuplu dünyayı ABD ile SSCB arasında paylaştırırken; Türkiye’nin Batı Bloğu lideri ABD’nin payına düşmesinin bir diğer sonucu da çok partili sisteme geçmek zorunda kalması oldu.

 

Fakat çok partili sisteme kontrollü bir şekilde geçildi. Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş olan İttihat ve Terakki Fırkası kökenli CHP içinden çıkarılan yine İttihatçı bir kadroya Demokrat Parti kurduruldu, bu imkân asla başkalarına tanınmadı.

Bu yüzden Demokrat Parti iktidarı rejimin kurucu iradesini temsil eden zümre oligarşisi statükosunu ve paganist ırkçı ideolojisini aynen devam ettirmekle kalmadı, daha da pekiştirdi. Adına Demokrat Parti denilmesine karşın, iktidarında ülkenin acil ihtiyacı olan bir Meclis binası yerine resmi ideoloji ritüellerinin icra edileceği Anıtkabiri inşa etti.

İsmet İnönü CHP’sinin tahrif ettiği Atatürkçülüğü restore edip yeniden orijinal haline getirdi. Dindar Müslümanları cezalandıran TCK 163. Maddesini yasalaştırdı. CHP’nin polis ve jandarma aracılığı ile yaptırdığı zulümleri, baskıları DP yargı aracılığı ile yaptı. 5816 sayılı Atatürk’ü Koruma Yasasını da çıkartarak Müslüman toplumu sindirme amaçlı uyguladı…

Böylece 1000 yıllık Türk-İslam Medeniyetinin köklerini kazıyıp paganist, ırkçı, şovenist  bir ideoloji ikame etme politikaları Millî Görüş hareketinin başlatıldığı tarihe kadar 50 yıl boyunca mutlak tam hakimiyetini sürdürdü…

Bu süreçte Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait tüm kurumlar, kuruluşlar, vakıflar yok edilip yağma talan ortadan kaldırıldı. Buna karşın Cumhuriyet döneminin en prestijli kuruluşlarına Etibank ve Sümerbank gibi isimler verilerek eski paganist kavimlerin ilkel uygarlıkları diriltilmeye çalışıldı. Bu yaklaşım ve anlayış içerisinde başkent Ankara’nın amblemi olarak Hitit Güneşi denilen paganist bir kavmin ilkel uygarlığının simgesi alındı…

İşte bu tarihi kırılmayı tamir etmek, 1000 yıllık Selçuklu-Osmanlı İslam Medeniyetini yeniden hayata geçirmek, Yeniden Büyük Türkiye liderliğinde İslam Birliği ve Adil Düzen temelinde Yeni Bir Dünya kurmak amacıyla Erbakan Millî Görüş hareketini tam 50. yılda başlattı…

İttihatçı unsurların Samsun üzerinden Anadolu’ya intikal ediş tarihi olan 1919’un tam 50. yılında Anadolu’nun bağrında Konya’da Millî Görüş hareketinin tek başına meşalesini yaktı…

Cumhuriyet’in ilan edildiği 29 Ekim 1923 tarihinin 50. yılında ise 14 Ekim 1973 Genel Seçimine ilk kez giren Millî Görüş’ün ikinci Partisi Millî Selamet 52 parlamenter Meclis’e sokarak 4 yıl boyunca çeşitli koalisyonlarla iktidar ortağı oldu…

Böylece Erbakan’ın başlattığı Millî Görüş hareketi, hile rejimi ve köle düzeni ve onun arkasındaki Dünya Siyonizm’i karşısındaki efsanevi mücadelenin 40. yılında amaçlarını gerçekleştirmede artık geri döndürülemez bir noktaya getirmeyi başardı.

Türkiye içeride inkârcı materyalist paganist eğitim sisteminden tedrici bir şekilde kurtulmaya yönelik en önemli adımı 1982 Anayasasına orta öğretimde din dersi mecburiyetinin konulması ile attı. Bu, geçen 30 yıllık süreçte toplumun yeniden Müslümanlaşmasına çok önemli katkılar yaptı.

İmam Hatip Okulları da İslam’ın yeniden toplumsal hayata hâkim olmaya başlamasında önemli bir görev ifa etti. Diyanet İşleri Başkanlığı ve Diyanet Vakfı’nın genişleyen hizmet alanı, büyüyen örgüt hacmi de toplumun yeniden İslam’a dönüşüne artan oranda ivme kazandırmaya devam ediyor…

Dini gün ve gecelerde yapılan tüm toplumu kapsayan kutlamalar ve her yıl Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle yapılan resmi etkinlikler de İslami değerlerin benimsenmesinde ve yüceltilmesinde önemli rol oynuyor…

Ayrıca dini cemaat, tarikat ve grupların faaliyetleri üstünden kaldırılan baskılar ve yapılan teşvikler sonucu da İslami faaliyet alanları genişleyerek bütün toplumu içine alacak şekilde adeta gergef gibi örmektedir.

Ordunun, yüksek yargı kurumlarının, YÖK’ün İslam karşıtı zihniyet mensubu unsurlardan oldukça ayıklanması ise paganist yapılanmaya etkili darbeler indirerek Türkiye’nin yeniden İslamlaşması sürecine art arda ivmeler kazandırmıştır.

Siyasette de hiçbir parti bu yeniden İslamlaşma sürecinin etki alanı dışında kalamamakta, halkın dinine, inancına karşı bir yaklaşım içine girip tavır koyamamakta, farklı bir tutum takınamamaktadır. CHP bile artık halka rağmen halk için kılıfı altında din düşmanlığı yapma imkânı bulamamaktadır.

Türkiye’nin yönetimini ve gerçek iktidarını elinde tutan millî derin devlet içeride ve dışarıda Millî Görüş doğrultusunda politikalar oluşturmakta, buna engel olmaya çalışan paganist Ergenekoncu Derin devletini tasfiye edip önemli unsurlarını yargı önüne çıkartmakta ve geçmişte yaptıklarının bir bir hesabını sormaktadır.

Bu minvalde gelmiş bulunduğu şimdiki noktada Türkiye’de yeniden İslamlaşma artık toplumun bir giderek artan talebi haline geldiği için hiçbir yapılanmanın karşısında durmasının mümkünatı bulunmamaktadır.

Yeniden İslamlaşma karşısında en büyük direnişin ve tepkilerin örgütlendiği paganist medya kesimi de artık adeta can çekişmektedir. Çünkü bir yandan devlet desteğini ve ayrıcalığını, diğer yandan toplumsal desteğini, dolayısıyla güç ve etkinliğini yitirmektedir. Canhıraş şekilde göstere geldiği o feveranlar, bir bardak suda fırtınalar koparmalar giderek yerini boyun eğici bir teslimiyete bırakmaktadır.

 Ayrıca kırılan paganist statükocu medya tekeli, yerini dünyanın başka hiçbir demokratik ülkesinde olmadığı kadar bir medya çeşitliliğine, zenginliğine bıraktığı için Türkiye’de alabildiğine geniş görüş, düşünce, tartışma özgürlüğü bulunuyor.

Bu sayede eskiden olduğu gibi konuları iğdiş etmek, olayları çarpıtmak, sorunları istismar etmek ve gelişmeler karşısında manipülasyonlar, provokasyonlar yapmak artık hiç kolay değildir.

Bu hızlandırılmış toplumsal değişim ve dönüşüm sürecinde Türkiye 1000 yıllık Selçuklu ve Osmanlı İslam Medeniyetini yeniden diriltme konsepti içerisinde dünya liderliğine soyunurken; artık içerideki paganist yapılanmanın kalıntılarını kaldırıp temizlemek, bölge ülkelerine ve dünyaya örnek olacak şekilde bir adil düzen kurmak zorundadır.

Bu nedenle yeni bir anayasa yapma çalışmaları fevkalade büyük önem taşımaktadır. Yapılacak yeni anayasada paganist unsurların yer almaması, ırkçı, ulusalcı, bölücü, dışlayıcı nitelikteki hiçbir kavrama yer verilmemesi kamuoyunun en önemli beklentisi halini almış bulunmaktadır.

Tıpkı Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde olduğu gibi bütün etnik, dini, mezhepsel, kültürel çeşitlilik ve farklılıkların bir arada adalet, hakkaniyet, barış ve hoşgörü içerisinde yaşamalarına elverişli bir toplumsal, siyasi ve idari ortam oluşmasına imkân verecek bir anayasanın hazırlanması gerekir.

Türkiye’nin içinde bulunduğu Ortadoğu coğrafyası tarih boyunca ne zaman İslam’ın kontrolüne girmişse bu barış, adalet ve her türlü farklılıkların bir arada özgürce yaşaması gerçekleşmiştir.

Ne zaman ki Haçlı Batılıların hâkimiyetine girmişse kan, gözyaşı, zulüm, sömürü, istismar her yanı kaplamış; barış, huzur, güven, hoşgörü ortamı yok olmuştur. Çağımızda da modern Batının Haçlı zihniyeti hiç değişmemiştir. Bosna’da yaşananlar, Irak ve Afganistan işgallerinde yapılanlar bunu tüm çıplaklığı ile dünyanın gözleri önüne sermiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonraki jakoben, baskıcı, ırkçı, ulusalcı, asimilasyoncu ve farklılıklara tahammülsüz, hoşgörüsüz resmi ideolojiye dayalı rejim de hem Batı menşeli, hem de Haçlı Batılıların işgali sonrasında milletimize dayatılarak kurulmuştur.

Türkiye, Millî Görüş mücadelesinin başarıya ulaşması sayesinde insan haklarına saygısız bu rejim ve resmi ideolojisinden kurtulduğu gibi bölge ülkelerini de kurtaracak bir örnek adil düzen kurmak zorundadır. Çünkü bölge ülkelerindeki Baas rejimleri, krallıklar ve despotluklar hep Haçlı Batılıların İslam ülkelerini işgalleri sonrasında kurdukları işbirlikçi yönetimlerdir.

Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı sonunda yenilgiye uğrayıp dağıtılması sonrasında kurulan Türkiye başta olmak üzere tüm İslam ülkeleri ve toplumları istilacı, sömürgeci Haçlı Batılılara karşı yürüttükleri her türlü bağımsızlık mücadelesinde daima yenik düştüler. Erbakan’ın başlattığı Millî Görüş mücadelesine kadar bu durum hiç değişmedi.

Sömürge yönetimlerine karşı verilen mücadeleler, yapılan ayaklanmalar sonunda bu ülkeleri terk etmek zorunda kalan işgalci sömürgeciler yerlerini daha zalim, daha gaddar yerli işbirlikçilerine bıraktılar.

Türkiye’de çok partili sisteme geçiş sürecinde Müslümanların kurdukları hiçbir partiye iktidar olma şansı bırakmadılar. Müslüman toplum adına kurulup iktidar olan partilere önlerine konulan şablon dışına çıkma, hatta özgürce bir tek nefes alma fırsatı vermediler.

Millî Görüş’ün de 4 tane partisi kapatıldı, Erbakan defalarca siyasi yasaklı yapıldı, mücadelesinin en fazla süresini siyasi haklarından mahrum olarak yürütmek zorunda bırakıldı.

Ancak Erbakan onların dilinden konuşmayı bildi, her türlü hilelerini, entrikalarını ayaklarına doladı. Daha işe başlarken ordu içerisinde bir millî derin devlet odağı oluşturdu. İlk icraat olarak da 9 Mart 1971 günü ülke yönetimine el koymak üzere oluşturulan bir sosyalist cuntayı dağıttırıp 3 gün sonra 12 Mart Muhtırasını verdirdi.

12 Mart 1971 Muhtırası Türkiye’deki Ergenekon derin devletinin önemli kirişlerini kırdı. İki partiye dayalı siyasi sisteminin toplumsal dinamiklerini önemli ölçüde dağıttı. Ecevit’in kontrgerilla diye nitelediği oluşum artık giderek etkinliğini arttırmaya ve Türkiye’yi bütünüyle kontrolüne geçirmeye başladı.

Erbakan’ın kontrolündeki kontrgerilla denilen derin oluşumu dağıtmadan Millî Görüş hareketinin kökünü kazımanın mümkün olmayacağı anlaşılınca ABD tarafından 12 Eylül 1980 askeri darbesi planlandı. Bundan haberi olan Erbakan; ordu içerisindeki millî derin devlet odağı sayesinde 12 Eylül askeri darbe yönetimini ve sürecini de kontrolüne geçirmeyi başardı.

Bu süreçte Turgut Özal liderliğinde kurulan ANAP birtakım manipülasyonlarla iktidar yapılarak ülke ekonomik sahada büyük hamleler yaptı. Zümre oligarşisi elindeki ekonomik tekeller kırıldı. İhracat, ithalat, döviz serbest bırakıldı. Anadolu girişimcisinin önü açıldı.

Bu süreçte İttihat ve Terakki çizgisindeki siyasi partilerle kadroları büyük ölçüde tasfiye edilip güçsüz bırakılırken; Millî Görüş’ün 3. Partisi Refah hamle yaparak birinci parti konumuna geldi. Bu sayede Erbakan 54. Hükümeti kurup Başbakan oldu.

Bu defa ABD’deki Siyonist güç odakları Türkiye’ye yönelik yeni bir askeri müdahale yöntemi planını hazırlayıp uygulamaya koydular. Erbakan’a bağlı içerisindeki millî derin devlet oluşumundan ötürü Türk Silahlı Kuvvetleri inisiyatifindeki bir müdahale ile sonuç alamayacaklarını anladıkları için BU KEZ SİLAHSIZ KUVVETLER diyerek sermeye, medya, siyaset, sivil toplum kuruluşları ve bazı işbirlikçi generallerle birlikte post modern darbe adını verdikleri bir müdahale planını uygulamaya soktular.

Bu süreçte Başbakan yapılan Bülent Ecevit Millî Görüş’ü kast ederek “Bunların partilerini kapatmak yetmez, köklerini kazımak lazım” derken Erbakan’ın kurduğu ve yönettiği millî derin devlet oluşumunun yok edilmesi gerektiğini anlatmak istiyordu. ABD’den hazırlanan plan da zaten bu mahiyetteydi.

Ancak Erbakan yönetimindeki millî derin devlet mekanizması aracılığı ile 28 Şubat 1997 sürecini tam bir galibiyetle kesin sonuç alarak tamamladı. Yaptığı bir konuşmada “Türkiye 28 Şubat sürecine menfi sermaye, menfi medya, menfi siyaset yüzünden girdi. Bu süreçten ancak müspet sermaye, müspet medya, müspet siyaset sayesinde çıkabilir” diyordu…

Öyle de yaptı… Önce 22 tane bankasını batırıp menfi sermayenin işini bitirdi buna karşılık KOBİLER denilen Anadolu sermayesini güçlendirdi. Ardından menfi medya kuruluşlarının el değiştirmesi sağlanarak alternatif bir müspet medya oluşturuldu.

Nihayetinde 28 Şubat sürecine destek veren siyasi partiler ve yönetim kadroları birlikte seçim barajının altına düşürülerek tasfiye edildiler. Bu süreçte tek başına iktidar olan AKP ile tek başına muhalefet olarak Meclis’e giren Deniz Baykal liderliğindeki CHP de müspet siyaset konseptini oluşturdu.

Böylece Erbakan’ın Haçlı Batı ya da onun ağababası Dünya Siyonizm’i karşısında başlattığı Türkiye’nin bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi artık geri döndürülemeyecek şekilde başarı kazandı. Bu süreç Erbakan’ın vefatı ile de hız kesmeyip aksine ivme kazanarak, hızını arttırarak devam ediyor.

Bu sayede Türkiye ne dünyayı kasıp kavuran küresel ekonomik krizden, ne de bölgedeki ülkelerde yaşanan demokrasi taleplerine dayalı toplumsal hareketlerden olumsuz etkilenmeyecek bir duruma geldi. Tam aksine gerek ekonomisi ile gerek demokrasisi ile bölge ülkelerine örnek olan, model alınan, yıldızı parlayan ülke oldu.

Türkiye’nin bölgenin lideri bir küresel güç olduğu gerçekliğini Batılılar da teslim ediyor. Bu yıl DAVOS toplantıları bu tür itiraflara sahne olurken Başbakan Yardımcısı Ali Babacan tüm bölge ve İslam ülkelerini içine alan geniş bir ekonomik ve siyasi birlik oluşturulacağını açıkladı…

Ne var ki Millî Görüş inkılâbında daha önce ANAP, son 10 yıldır da AKP iktidarı büyük görevler ifa etmelerine karşın; bu tür partilerin siyasi çizgileri ve iç yapılanmaları süreci daha ileri götürme noktasında tıkanmaya mahkûmdur.

Bu yüzden Millî Görüş’ün tek temsilcisi ve Erbakan’ın son nefesini Genel Başkanı olarak verdiği Saadet Partisi’nin mutlaka iktidar alternatifi yapılması gerekir. Bunun için de halen kontrolü elinde tutan Ak Saçlılar denilen işbirlikçi ekibin mutlaka tasfiye edilmesi gerekiyor.

Elbette ki Türkiye’nin geldiği bugünkü noktada bu çok zor bir mesele değildir. Zaten buna yönelik gelişmelerin ufukta gözükmeye başladığı erbabınca görülmektedir.

Hiç kuşkusuz ki Millî Görüş’ün nihai hedefleri ancak Saadet Partisi iktidarında gerçekleşebilir.

Sayı: 693


1390 defa okundu...
TUNCAY DURSUN       MEVLÜT KANDİLİ   03 Şubat 2012 Cuma 17:25
MEVLANA KENTİ KONYADAN TÜM ELEZIGLILARIN , ABDULLAH PAŞA MAH. İKAMET EDEN AGABEYİM FETHİ DURSUN VE TÜM DURSUN AİLELERİNİN MEVLÜT KANDİLLERİNİ GAZETENİZ ŞAHSINDA MÜBEREK OLMASINI TEMENNİ EDERİM
ahmet       yaşasın yeniden büyük ve lider ülke TÜRKİYE   03 Şubat 2012 Cuma 14:02
EL AZİZ Gazetesi Türkiyede ve Dünyada MİLİ GÖRÜŞÜN Güçlü sesi olduğunu ispatlamıştır geçmişten gelecege ışık tutan siyasi fikirleri ve haberleri ile hep gerçekleri yazmıştır el aziz gazetesini okumadan MİLLİ GÖRÜŞÜN ne olduğu bilinmez milli görüş TÜRKİYE siyasetini degiştirdi Dünya siyasetinide degiştiriyor ERBAKANI RAHMETLE MİNNETLE VE ŞÜKRANLA ANIYORUZ YAŞASIN ADİL DÜZEN YAŞASIN MİLLİ DEVLET
» Tüm yazarları göster YAZARLARIMIZ  
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
» KONYASPOR: 4-ELAZIĞSPOR: 1
» ÖNÜMÜZDEKİ YIL İÇİN KONUŞTULAR
» BAŞKANLIK SİSTEMİ
» ELAZIĞSPOR GÜNDEMİ
» F.Ü'DEN BEL AĞRISINA İLAÇSIZ ÇÖZÜM
» SGK HAFTASI KUTLANIYOR
» SADRETTİN KARADUMAN'IN YAZISI
» AÇILIM İNŞAAT DAVASINI GERİ ÇEKTİ
» Püremanet İşçiler Belediyeye Yürüdü...
» Saadet Partisi, Engelliler Haftası ile ilgili Açıklama yaptı
» RÖVANŞIN HEDEFİ
» KONYASPOR: 4-ELAZIĞSPOR: 1
» DEVLET KOROSUNDAN AMİR ATEŞ BESTELERİ KONSERİ
» BEŞİKDÜZÜ: 3 - ELAZIĞ BLD: 0
» Tüm yazarları göster ALINTI YAZILAR  

bayrak



                                      
El-aziz Gazetesi-Ve Zafer Yakındır...
Telefon: 0424.238 01 31
Eposta: osmangurses23@hotmail.com