Uyuyan dev uyanacak mı?
31 OCAK 2012
Sahte dostlar gerçek niyetlerini gizlemiyor: ABD'de
Cumhuriyetçi başkan adayı Rick Prry Türkiye'yi NATO'dan atacağız diyor. AB'nin
en dinamik ülkelerinden biri olan Fransa Türkiye'yi dikkate almadı; "inkar
yasası"nı parlamento ve senato meclisinde onayladı. Soru şu bu olup
bitenler bizi uyandırmaya yetecek mi?
Uyuyan devi derin uykudan sıçratarak uyandıracak o kadar çok neden var ki...
Çevremizde ve Dünya'da müthiş bir hareketlilik yaşanıyor. Bunlardan bazıları
bizim için kriz gibi gözükse de, orta ve uzun vadede tarihi fırsata dönüşme
ihtimali çok yüksek. Önce şunu belirtelim; geleceğe yönelik bir iddianız ve
hazırlığınız yoksa eğer, tarihi ve köklü bir geçmişe sahip olduğunuzun farkında
değilseniz, günübirlik kararlarla ülkeyi yönetebilirsiniz. Bu haliyle siz
stratejisi olmayan ülkeler grubunda sayılırsınız. Eskilerin deyimiyle
"idare-i maslahat"la işleri yürütürsünüz. Eğer zengin bir geçmişe ve
deneyime sahip olduğunuzun farkındaysanız, kelimenin tam anlamıyla "şahsiyetli
bir duruş sergileme zorundasınız. Şu husus çok iyi bilinmektedir ki; tarihte bu
bölgeye hakim olanlar, Dünya'ya da hakim olmuşlardır. Türkiye 600 yıllık bir
İmparatorluk geçmişi ve tecrübesi olan Osmanlı bakiyesi bir ülkedir. Bu durum
tek başına bizi Dünya'da önemli bir konuma taşımaya yeterlidir. Ancak Türkiye
için "Tanzimat Fermanı"yla resmen başlayan Batılılaşma süreci ve NATO
deneyimi, dış konjonktürün bize dayattığı bir nevi zorunlu istikametlerin, bu
ülkenin uzun vadeli hedeflerini geciktirmekten başka bir işe yaramadığını
göstermiştir. AB macerası da Türkiye'nin kendi geleceğini kurgulamadaki
fırsatları geciktiren yanlış bir tercih olduğu gerçeği bugün her kesim
tarafından daha iyi anlaşılmaktadır. Batı eksenli politik duruş Türkiye'ye çok
şey kaybettirmiştir.
Ülkeler arasında nihayetinde "ebedi dostluklar"
değil "karşılıklı çıkar ilişkileri" olur. Gerek AB'ye tam üye olma
isteği gerekse NATO ile yola devam edilmesi "karşılıklı çıkar
ilişkisi"nden ziyade "platonik aşk" ilişki biçimiyle
yürümektedir. 1950 yılında henüz ittifaka üye olunmadığı bir sırada Kore'ye
15.000 asker gönderildi. 895 vatan evladı savaşta hayatını kaybetti. Ancak 1963
yılında Kıbrıs problemi yaşandığında destek olmak şöyle dursun, ABD Başkanı
Johnson, bir mektup yazarak Türkiye'nin Adaya çıkartma yapmasına açıkça karşı
çıktı. NATO sürekli Türkiye'ye ağır yükler yüklemiş, "külfet sana nimet
bana" anlayışıyla hareket etmiştir. Başlangıçta Sovyet yayılmacılığına
karşı bir savunma hattı olarak kurulmuştu. 1990'ların başında SSCB tehdit
olmaktan çıktı. Bu tarihten sonra NATO'nun varlık sebebinin ortadan kalkmış
olması nedeniyle lağvedilmesi gerekirdi. Ancak bu tarihten sonra NATO
Ortadoğu'yu kontrol etme hedeflerine yöneldi. Artık İslam Dünyasına yönelmiş
bir tehdit olarak yeniden konumlandırılmaya başlamıştı. Geçmişte muhtemel bir
Sovyet tehdidine karşı Avrupa'yı korusun diye İttifaka alınan Türkiye bugün
Batı'yı kime karşı koruyacaktır? -Malatya'ya kurulmakta olan radar üssünü de bu
bağlamda değerlendirmek gerekir- Türkiye, karşılıklı bağımlık ve işbirliğinin
her geçen gün geliştiği ve arttığı Dünya'da çok daha hassas davranmak
durumundadır. Türkiye'yi yönetenler ülke çıkarlarını gözeten tutumlar
sergilemekle beraber, ayrılmaz bir parçası olduğumuz bölge ülkelerinin
çıkarlarını da korumak durumundadır. Türkiye aldığından daha çok veren bir ülke
olma durumunu artık aşmalıdır.
Sınırlarımızda ve Dünya'da yaşanan gelişmeler lisan-ı hal ile bize çok şey
söylüyor:
Bize büyük devlet olmanın sorumluluğunu hatırlatıyor.
Boş yere oyalanma, zamanı israf etme diyor.
Elin kapısında güvenlikçi kadrosunda yer almayı bırak, babanın uzunca zaman
yönettiği dev işletmeyi çalıştırmaya bak diyor.
Gün, uyanma günüdür; bugün uyanmazsan yüz yıl uyanamazsın diyor.
O.G.