Karakter Boyutu A A A
Bizden Bir Şey Olur
10 Şubat 2012 Cuma 20:20

Bir süredir Ajans 5'teki yazılarına ambargo konan Sadrettin Karaduman'ın bugün bir yazısı yayınlandı... İşte o yazı...

Bizden Bir Şey Olur

Sadrettin Karaduman / Ajans5

“Bizden bir şey olmaz” diyen anlayış bize çok şey kaybettirdi. Bu düşüncede olanlar ana kaynaklardan yeterince beslenmemiş, her iki ayağı bu topraklara basmayan, kendi insanına güvenmeyen ve sahip olduğu değerlere tam inanmamış görünüyorlar. Bu zihniyette olanlardan milletimiz çok çekti. Ama bu anlayış sahipleri artık yolun sonuna geldiklerinin farkındalar.

Bizim coğrafyada bu durum bir ilk değildir elbette… Geçmişte de “bizden bir şey olmaz” diyen birileri öne çıkmış bu milleti ait olduğu yerden koparıp başka iklimlere taşıma gafletinde bulunmuşlardı. İyi niyetli ile kötü niyetli olanlar yan yana, omuz omuza… Bilerek veya bilmeyerek aynı hedefe hizmet ediyorlar.

Açıkça görülmektedir ki, Ulusal/Küresel ölçekte bu içerikte çaba sarf eden kimseler büyük bir yanılgı içerisinde olmuşlardır: Ortaya attıkları teorileri tutmamış, peşlerinden sürükledikleri yığınların enerjileri büyük oranda israf edilmiş, umulan fayda da tabii olarak gerçekleşmemiştir.

İnsanlar hem ait oldukları yerden kopmuş, büyük oranda değişim/dönüşüm geçirmiş hem de gittikleri yerde umduklarını bulamamışlardır.

Kaybettiğimiz şey ve kaybettiğimiz yer belli aslında; ama bilgi kirliliği ve zihin kayması nedeniyle farklı yerlerde ve farklı talepler uğruna lüzumsuz işlerle oyalanılıyor.

Kimse boş yere yanlış hayaller peşinde koşmasın! Yanlış metotlarla doğru hedefe ulaşmak mümkün olmaz. Bu, herkesim için geçerlidir. Liberaller de aynı yanılgıya düştüler.

Yakın geçmişte soğuk savaşın sona ermesiyle zafer çığlıkları yükselmiş, yeni dönemle ilgili abartılı tesbitler içeren makaleler, kitaplar kaleme alınmış; Tarihin Sonuna gelindiği, çatışmaların filan bittiği ilan edilerek erken kutlamalar yapılmıştı.

9 Kasım 1989’da Berlin Duvarının yıkılmasıyla galeyana gelen bazı adamlar yüz yılın sona erdiğini söylediler. Hatta kimileri 28 Haziran 1914’te patlak veren 1. Dünya savaşıyla başlayan global çatışma döneminin de bittiğini ilan ettiler. Onlara göre bu aynı zamanda Liberal Demokrasinin bir zaferiydi.

Herkes işi gücü bırakmış yeni döneme eklemlenmeye çalışıyordu. Yığınlar aynı istikamete akıyordu. Kim Liberal, kim Muhafazakar? Ayırabilene aşk olsun…

Onlar bilmiyorlardı ki, özgürlükçü (!) ABD’nin ulusal kimliklerini hep istenmeyen ötekinin karşıtlığı üzerine inşa ettiğini… 19. yüzyılın sonuna kadar ABD kendisini Avrupa’nın karşıtı olarak tanımlamıştı.

Onlara göre Avrupa geçmişi temsil ediyordu; kendileri ise geleceği… 2. Dünya savaşından sonra kendisini Komunist ülkelere karşı Demokratik ve özgür Dünyanın lideri olarak tanımlamıştı.

Amerikalılar, soğuk savaşın, Amerikan halkı ile yönetimi arasında ortak bir kimliğin doğmasını sağladığına inanıyorlardı. Savaşın sona ermesi ile bu kimliğin zayıflayacağı, Federal Yapının zarar göreceği, hatta dağılma riski bile taşıdığını düşünüyorlardı.

Batı, kendi ürettiği Faşizmi ve arkasından da Komunizmi devre dışı bıraktıktan sonra bütün gücüyle yüklendiği, ama bir türlü yok edemediği ezeli düşmanına yöneldi.

Soğuk savaşın sona ermesiyle Komunist umacıdan yoksun kalan Batı, bu boşluğu yükselen İslami hareketler tehlikesiyle (!) doldurmayı planladı.

Kısa bir hazırlık döneminden sonra sürekli Haçlı Zihniyetiyle hareket eden Batılı güçler İslam coğrafyasına yerleştirdikleri dinamitlerin fitilini bir, bir ateşlemeye başladılar.

Batıyla iş tutmak için yerini-yurdunu terk edenler; iri, iri laflar söyleyenler bütün bu yaşananlara rağmen özgürlük (!) sarhoşluğundan hala uyanamadılar.

Şimdi çok hassas bir noktada bulunuyoruz! Bu güne kadar Batıyla iş tutmuş eli kirli olanlara artık itibar edilemez. Çünkü hatalı bakış değişmedi.

Bir yanda diktatörler devriliyor diye alkış tutuluyor, öbür yanda, diktatörlerden boşalan yönetimleri kimin dolduracağı hususu açıkça tartışılmıyor. Geçtiğimiz yüz yılın içinde İslam Coğrafyasının her köşesinde cana can, dişe diş mücadeleler yapılmıştı. Herkes kendi ölçeğinde “Milli Mücadele”sini vermiş, ülkesini işgalci Batılılardan temizlemişti. Ama geriye dönüp bakıldığında ortada “Milli Devlet” kavramına uygun bir yönetim biçiminin oluşmadığı görüldü.

Her ülkenin görünürde bir Bayrağı ve bir de Milli Marşı oldu ama, hiç biri bağımsız değildi; her biri bir yere bağlanmıştı.

Dün için en öncelikli hedef “hele düşmanı bir kovalım gerisi kolay” idi. Şimdi ise “hele diktatörler bir gitsin gerisini aramızda hallederiz” türü bir anlayışa tahvil olmuşa benziyor.
İşin daha da vahimi şu: Mısır Dışişleri Bakanı Amr, Münih Güvenlik Konferansı toplantısında Batı'ya seslendi; "İslamcılardan korkmayın, çünkü değiştiler..." dedi.

Günümüzde yerel ve küresel ölçekte vuku bulan hadiselere baktığımızda; sadra şifa, derde deva kabilinden çözüm adına ortaya konmuş ne varsa bizim cenahtan geldiğini hemen herkes fark eder.

Mevcut durum kimseyi aldatmasın; gün gelir kibir kuleleri bir, bir yıkılır, konjonktürden beslenen oluşumlar yok olur gider; her iki ayağıyla bu topraklara basan Milli Görüş sahipleri sağlam kayalar gibi dimdik ayakta kalırlar.

Bir kere doğru bir yerde durmak işin yarısını halletmiş olmaktır. Geriye, organize olmak kalıyor. Bu konuda bizimkilerin eline kimse su dökemez zaten... Yakın geçmişte Dünya çapında en iyi organize olmuş Milli Görüşçüler… Ülkede ve Dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan tüm ekipler seferber olup; disiplinli bir şekilde ayağa kalkarak hep beraber şu adımları atmaları yeterli olacaktır:

1- Hazırlık: Hazırlık önce “ev”de başlamalı; “ev”, her zamankinden daha huzurlu ve toleranslı hale getirilmeli. Her teşkilat kademesi kendi ölçeğinde plan-programını yapmalı.

2- Tüm Milli Görüşçüler; alt kademelerde ve üst kademede görev yapmış her fert bir an önce harekete geçmeli ve görev yerine intikal etmeli. Teşkilatlarda bu kişilerin konumuna uygun vazife verilmeli; kimse dışarıda bırakılmamalı. (vazifelerini aksatmış veya yuvayı terk etmiş olanlar dahil…)

3- Yeni program çerçevesinde “Yeniden Milli Görüş” sloganıyla planlı, programlı,

Ölçülebilir, bir yürüyüş başlatılmalı.

4- Sandık bölgesi eğitim çalışmaları yaygın hale getirilmeli, tüm Türkiye’de takibi yapılmalı.

Şimdi “bizden bir şey olmaz” anlayışını tersine çevirme zamanı. Bizden bir şey olur; hem de çok şey olur deyip ayağa kalkma zamanı. Bu mümkün ve biz bunu yapabiliriz.

O.G.


1013 defa okundu...
Aykut FIRAT       Burdan da anlaşılıyor ki...   12 Şubat 2012 Pazar 11:46
Her nasıl oluyorsa Milli Görüşün içini rahatlatacak yazılar Milli gazete de veya (sözüm ona) Milli görüşü temsil eden internet sitelerinde yayınlanmıyor... El-aziz bu ve benzeri yazılara,şahıslara sahip çıkınca bi bakıyoruz ki Milli gazete ve internet siteleri de sahip çıkıyor. Burdan da anlaşılıyor ki El-aziz gazetesinin teşkilat içerisinde çok büyük etkisi var.. Bazıları isteselerde istemeselerde bu böyle...
Yusuf Erener       HAKLILAR   11 Şubat 2012 Cumartesi 11:42
Koca bir -hem de Yahudi- genel başkan devirdiniz. El-Aziz'i dikkate almasınlar da devrilsinler mi? Haklılar sizi dikkate almaya... El-Aziz ikinci kez Sadrettin Karaduman'ın yazılarının yayınlanmasına vesile oluyor... Nasıl bir şeyse aynı olaylar hep ikinci kez yaşanıyor bizim camiamızda...
yusuf       İYİKİ VARSIN EL-AZİZ....   11 Şubat 2012 Cumartesi 10:41
El-aziz'in 3 Şubat Cuma günü ''OĞUZHAN ASİLTÜRK SADRETTİN KARADUMAN'IN YAZILARINA SON VERDİRDİ(Mİ?)başlıklı haberinden sonra Sadrettin Bey'in tekrar Ajans 5'teki makalelerine yer verilmesi hayli ilginç bir durum...Tesadüf değil..Şimdi şebeke kendi arasında şu hikayeyi mırıldanıyordur.''Ağayla marabası, ağanın en güzel atının koşulduğu en süslü arabayla kasabaya inmektedirler. ağa arabadadır, maraba ise arabanın yanında yürümektedir. yerde taze bir tezek kümesi görürler. üzerinde sineklerle etrafa koku salmaktadır. Ağa, marabasıyla alay etmek ister. ‘‘Maraba’’ der, ‘‘şu tezeği ye, atla araba senin. sen bineceksin, ben yürüyeceğim.’’ Maraba ata bakar, arabaya bakar. Ağaya da zaten gıcıktır. oturur, midesi bulana kadar tezeği yer. Ağa iner, maraba sahip olduğu arabaya biner. Ağa çok bozuktur. Durduk yerde en güzel atını, en güzel arabasını marabaya kaptırmıştır. Maraba da bozuktur. durduk yerde tezeği yemiştir. Ağanın daha güzel atlar alacak parası, daha güzel arabalar alacak imkánı vardır. Üstelik ne ata, ne de arabaya bakacak parası vardır. Dönüş yolunda gördükleri tezek, her ikisinin de beklediği andır aslında. Maraba, ağadan intikam almak için ‘‘ağa, ağa’’ der, ‘‘sen şu tezeği ye, at ve arabayı geri al’’. Ağanın beklediği de böyle bir fırsattır.O da oturur tezeği yer. arabaya kurulur, atı kamçılar. Köye girerlerken maraba, ağaya seslenir, ‘‘köyden çıkarken araba senin, at senindi. yürüyen de bendim. köye giriyoruz. At senin araba senin. Yüreyen yine ben. Ağam iyi de biz bu tezeği niye yedik?’’...
» Tüm yazarları göster YAZARLARIMIZ  
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
» KONYASPOR: 4-ELAZIĞSPOR: 1
» ÖNÜMÜZDEKİ YIL İÇİN KONUŞTULAR
» BAŞKANLIK SİSTEMİ
» ELAZIĞSPOR GÜNDEMİ
» SGK HAFTASI KUTLANIYOR
» SADRETTİN KARADUMAN'IN YAZISI
» 2011-2012 BANK ASYA İSTATİSTİKLERİ
» Saadet Partisi, Engelliler Haftası ile ilgili Açıklama yaptı
» RÖVANŞIN HEDEFİ
» KONYASPOR: 4-ELAZIĞSPOR: 1
» DEVLET KOROSUNDAN AMİR ATEŞ BESTELERİ KONSERİ
» BEŞİKDÜZÜ: 3 - ELAZIĞ BLD: 0
» KARANLIK ODANIN OĞUZHAN ASİLTÜRK SENARYOSU…
» BAŞBAKAN ELAZIĞSPOR’U KUTLADI
» Tüm yazarları göster ALINTI YAZILAR  

bayrak



                                      
El-aziz Gazetesi-Ve Zafer Yakındır...
Telefon: 0424.238 01 31
Eposta: osmangurses23@hotmail.com