“Bizden bir şey olmaz” diyen anlayış bize çok şey kaybettirdi. Bu düşüncede
olanlar ana kaynaklardan yeterince beslenmemiş, her iki ayağı bu topraklara
basmayan, kendi insanına güvenmeyen ve sahip olduğu değerlere tam inanmamış
görünüyorlar. Bu zihniyette olanlardan milletimiz çok çekti. Ama bu anlayış
sahipleri artık yolun sonuna geldiklerinin farkındalar.
Bizim coğrafyada bu durum bir ilk değildir elbette… Geçmişte de “bizden bir şey
olmaz” diyen birileri öne çıkmış bu milleti ait olduğu yerden koparıp başka
iklimlere taşıma gafletinde bulunmuşlardı. İyi niyetli ile kötü niyetli olanlar
yan yana, omuz omuza… Bilerek veya bilmeyerek aynı hedefe hizmet ediyorlar.
Açıkça görülmektedir ki, Ulusal/Küresel ölçekte bu içerikte çaba sarf eden
kimseler büyük bir yanılgı içerisinde olmuşlardır: Ortaya attıkları teorileri
tutmamış, peşlerinden sürükledikleri yığınların enerjileri büyük oranda israf
edilmiş, umulan fayda da tabii olarak gerçekleşmemiştir.
İnsanlar hem ait oldukları yerden kopmuş, büyük oranda değişim/dönüşüm geçirmiş
hem de gittikleri yerde umduklarını bulamamışlardır.
Kaybettiğimiz şey ve kaybettiğimiz yer belli aslında; ama bilgi kirliliği ve
zihin kayması nedeniyle farklı yerlerde ve farklı talepler uğruna lüzumsuz
işlerle oyalanılıyor.
Kimse boş yere yanlış hayaller peşinde koşmasın! Yanlış metotlarla doğru hedefe
ulaşmak mümkün olmaz. Bu, herkesim için geçerlidir. Liberaller de aynı
yanılgıya düştüler.
Yakın geçmişte soğuk savaşın sona ermesiyle zafer çığlıkları yükselmiş, yeni
dönemle ilgili abartılı tesbitler içeren makaleler, kitaplar kaleme alınmış;
Tarihin Sonuna gelindiği, çatışmaların filan bittiği ilan edilerek erken
kutlamalar yapılmıştı.
9 Kasım 1989’da Berlin Duvarının yıkılmasıyla galeyana gelen bazı adamlar yüz
yılın sona erdiğini söylediler. Hatta kimileri 28 Haziran 1914’te patlak veren
1. Dünya savaşıyla başlayan global çatışma döneminin de bittiğini ilan ettiler.
Onlara göre bu aynı zamanda Liberal Demokrasinin bir zaferiydi.
Herkes işi gücü bırakmış yeni döneme eklemlenmeye çalışıyordu. Yığınlar aynı
istikamete akıyordu. Kim Liberal, kim Muhafazakar? Ayırabilene aşk olsun…
Onlar bilmiyorlardı ki, özgürlükçü (!) ABD’nin ulusal kimliklerini hep
istenmeyen ötekinin karşıtlığı üzerine inşa ettiğini… 19. yüzyılın sonuna kadar
ABD kendisini Avrupa’nın karşıtı olarak tanımlamıştı.
Onlara göre Avrupa geçmişi temsil ediyordu; kendileri ise geleceği… 2. Dünya
savaşından sonra kendisini Komunist ülkelere karşı Demokratik ve özgür Dünyanın
lideri olarak tanımlamıştı.
Amerikalılar, soğuk savaşın, Amerikan halkı ile yönetimi arasında ortak bir
kimliğin doğmasını sağladığına inanıyorlardı. Savaşın sona ermesi ile bu
kimliğin zayıflayacağı, Federal Yapının zarar göreceği, hatta dağılma riski
bile taşıdığını düşünüyorlardı.
Batı, kendi ürettiği Faşizmi ve arkasından da Komunizmi devre dışı bıraktıktan
sonra bütün gücüyle yüklendiği, ama bir türlü yok edemediği ezeli düşmanına
yöneldi.
Soğuk savaşın sona ermesiyle Komunist umacıdan yoksun kalan Batı, bu boşluğu
yükselen İslami hareketler tehlikesiyle (!) doldurmayı planladı.
Kısa bir hazırlık döneminden sonra sürekli Haçlı Zihniyetiyle hareket eden
Batılı güçler İslam coğrafyasına yerleştirdikleri dinamitlerin fitilini bir,
bir ateşlemeye başladılar.
Batıyla iş tutmak için yerini-yurdunu terk edenler; iri, iri laflar söyleyenler
bütün bu yaşananlara rağmen özgürlük (!) sarhoşluğundan hala uyanamadılar.
Şimdi çok hassas bir noktada bulunuyoruz! Bu güne kadar Batıyla iş tutmuş eli
kirli olanlara artık itibar edilemez. Çünkü hatalı bakış değişmedi.
Bir yanda diktatörler devriliyor diye alkış tutuluyor, öbür yanda,
diktatörlerden boşalan yönetimleri kimin dolduracağı hususu açıkça
tartışılmıyor. Geçtiğimiz yüz yılın içinde İslam Coğrafyasının her köşesinde
cana can, dişe diş mücadeleler yapılmıştı. Herkes kendi ölçeğinde “Milli
Mücadele”sini vermiş, ülkesini işgalci Batılılardan temizlemişti. Ama geriye
dönüp bakıldığında ortada “Milli Devlet” kavramına uygun bir yönetim biçiminin
oluşmadığı görüldü.
Her ülkenin görünürde bir Bayrağı ve bir de Milli Marşı oldu ama, hiç biri
bağımsız değildi; her biri bir yere bağlanmıştı.
Dün için en öncelikli hedef “hele düşmanı bir kovalım gerisi kolay” idi. Şimdi
ise “hele diktatörler bir gitsin gerisini aramızda hallederiz” türü bir
anlayışa tahvil olmuşa benziyor.
İşin daha da vahimi şu: Mısır Dışişleri Bakanı Amr, Münih Güvenlik Konferansı
toplantısında Batı'ya seslendi; "İslamcılardan korkmayın, çünkü değiştiler..."
dedi.
Günümüzde yerel ve küresel ölçekte vuku bulan hadiselere baktığımızda; sadra
şifa, derde deva kabilinden çözüm adına ortaya konmuş ne varsa bizim cenahtan
geldiğini hemen herkes fark eder.
Mevcut durum kimseyi aldatmasın; gün gelir kibir kuleleri bir, bir yıkılır,
konjonktürden beslenen oluşumlar yok olur gider; her iki ayağıyla bu topraklara
basan Milli Görüş sahipleri sağlam kayalar gibi dimdik ayakta kalırlar.
Bir kere doğru bir yerde durmak işin yarısını halletmiş olmaktır. Geriye, organize
olmak kalıyor. Bu konuda bizimkilerin eline kimse su dökemez zaten... Yakın
geçmişte Dünya çapında en iyi organize olmuş Milli Görüşçüler… Ülkede ve
Dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan tüm ekipler seferber olup; disiplinli bir
şekilde ayağa kalkarak hep beraber şu adımları atmaları yeterli olacaktır:
1- Hazırlık: Hazırlık önce “ev”de başlamalı; “ev”, her zamankinden daha huzurlu
ve toleranslı hale getirilmeli. Her teşkilat kademesi kendi ölçeğinde
plan-programını yapmalı.
2- Tüm Milli Görüşçüler; alt kademelerde ve üst kademede görev yapmış her fert
bir an önce harekete geçmeli ve görev yerine intikal etmeli. Teşkilatlarda bu
kişilerin konumuna uygun vazife verilmeli; kimse dışarıda bırakılmamalı.
(vazifelerini aksatmış veya yuvayı terk etmiş olanlar dahil…)
3- Yeni program çerçevesinde “Yeniden Milli Görüş” sloganıyla planlı,
programlı,
Ölçülebilir, bir yürüyüş başlatılmalı.
4- Sandık bölgesi eğitim çalışmaları yaygın hale getirilmeli, tüm Türkiye’de
takibi yapılmalı.
Şimdi “bizden bir şey olmaz” anlayışını tersine çevirme zamanı. Bizden bir şey
olur; hem de çok şey olur deyip ayağa kalkma zamanı. Bu mümkün ve biz bunu
yapabiliriz.
O.G.





































