Millî derin devlet yanlış tuşa basmaz; Hakan Fidan
YOKSA İSRAİL’İN ADAMI MI?
Başbakan Erdoğan’ın atadığı ve İsrail’in “sırlarımızı İran’la paylaşacak” diyerek isminin etrafında büyük gürültüler kopardığı Müsteşar Hakan Fidan ile bazı eski MİT yetkililerini özel yetkili savcının zanlı olarak ifadeye çağırması üzerine kıyamet koptu, toz dumana karıştı ve göz gözü görmez hale geldi…
Türkiye’nin geldiği bugünkü noktada hiçbir batı ülkesinde bile olmayan geniş bir basın özgürlüğüne sahip olduğu, isteyen herkesin her konuyu istediği şekilde ele alıp oldukça geniş, farklı ve renkli bir yelpazeye sahip olan medya organlarında alabildiğine tartıştığı yadsınamaz bir gerçekliktir…
Ancak Türkiye’de sermaye tekelleri kırılan malum çevrelerin hala bir üstünlükleri nasıl söz konusu ise medyadaki tekelleri de kırılmasına rağmen hala kamuoyu oluşturmada etkin konumdadırlar. Bu aslında bir imkân ve kemiyet meselesi değil, keyfiyet meselesidir.
Ne var ki küresel sermayeye sırtını dayamalarına rağmen ekonomideki üstünlüklerini artan oranda Anadolu sermayesine bıraktıkları halde medya tekelleri kırılmasına karşın kamuoyu oluşturmadaki karşı konulmaz etkinlikleri devam ediyor.
Anadolu sermayesinin ekonomide gösterdiği başarıyı medya sektöründe gösterememesi kamuoyu oluşturmada içimizdeki İsraillilerin her olay ve gelişme karşısında baskın gelmesine yol açıyor.
Bu nedenledir ki aleyhine başlayan olay ve gelişmeler bile İsrail’in isteği, arzusu doğrultusunda bir söyleme dönüştürülerek kamuoyuna yansıtılıp algılatılıyor. Osmanlı Devleti yıkılıp yerine Türkiye Cumhuriyeti bir gizli Yahudi devleti olarak kurulurken de her sahada iyi yetişmiş insanların büyük direnişini her sahada kırmak hiç kolay olmadı.
Şimdi de Millî Görüş mücadelesi sayesinde nihayet ülke yönetimini ele geçirmiş bulunan millî irade karşısında hile rejimi ve köle düzeni unsurları olağanüstü bir direniş gösteriyorlar. Bu direniş açık ve taraflar kolay ayırt edilebilir olmadığı için çoğu zaman at izi it izine karışmaktadır.
Türkiye ve çevresindeki olayların, gelişmelerin doğru olarak tahlil edilip değerlendirilebilmesi için bir realitenin daima göz önünde bulundurulması gerekir ki o şudur: Türkiye’de yaşanan iktidar kavgası gerçekte Millî Görüş ile Siyonizm arasındaki bir kavgadır. Yaşanan olaylara, gelişmelere bu açıdan bakılmadan gerçekte ne olup bittiğini anlamak, kavramak mümkün değildir.
Erbakan, 40 yıl süren efsanevi Millî Görüş mücadelesi sonunda Türkiye’de Dünya Siyonizm’i güdümünde kurulmuş bulunan hile rejimi ve köle düzeni yapılanmasını sarsarak nihayet onun derin devleti Ergenekon’un birçok unsurlarını yargı önüne çıkardı…
Millî Görüş hareketi içerisinde yetişip siyasette önemli mevkilere gelen ve 10 yıldır iktidarda bulunan talebeleri bağımsız iç ve dış politikalar izleyerek -kim ne derse desin- Türkiye’yi Erbakan’ın gösterdiği istikamette yönetmektedirler…
AKP iktidarı kadar olmasa da üst üste iki dönem iktidar olan ANAP da Millî Görüş tarafından öne çıkarılıp siyasete kazandırılan Özal Kardeşlerin eseri olarak Türkiye’yi Erbakan’ın işaret ettiği doğrultuda yöneterek özellikle ekonomik sahada büyük bir değişim, dönüşüm ve ileri hamleler gerçekleştirdi.
Erbakan, hile rejimi ve köle düzeni karşısında büyük bir şaşırtma yaparak; bizzat kurduğu partilerle Millî Görüş söylemini topluma yansıtırken; asıl icraatlarını kendisinden yollarını ayıranların kurduğu ANAP ve AKP hükümetleri üzerinden yürüttü.
Bu yüzden hile rejimi ve köle düzeni unsurları Başbakan Turgut Özal’a suikast girişiminde bulundular. Turgut Özal Çankaya Köşkü’ne çıktıktan sonra da Millî Görüş doğrultusunda politikalar izlemeye çalıştı. “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne” diye gösterdiği hedef Millî Görüş’ün bir yansımasıydı…
AKP iktidarında da, Başbakan Özal’ın yürüttüğü Türkî Cumhuriyetlerle bütünleşme politikası aynen devam ettiği gibi; İslam Birliği için dev adımlar atılmakta, etkin politikalar izlenmekte, söylemler geliştirilmektedir. İzlenen bu bağımsız, özgün, kişilikli siyaset sayesinde Türkiye bölge lideri bir dünya gücü haline gelmiş bulunmaktadır. Bu da en çok Siyonizm’i ve onun merkez üssü İsrail’i tedirgin etmektedir.
Bu nedenle Başbakan Erdoğan ve AKP iktidarına da tıpkı Başbakan Özal ve ANAP iktidarına yönelik başlatılan art arda yıkıcı karalama kampanyaları başlatıldı. Dahası Başbakan Özal’a yapılan suikast girişimi gibi birçok suikast girişiminin Başbakan Erdoğan’a yönelik yapıldığı da bilinmektedir.
Bunun kaçınılmaz sonucu olarak, Dünya Siyonizm’inin Türkiye’de oluşturduğu hile rejimi ve köle düzeni unsurları ile İsrail karşısında tıpkı Turgut Özal gibi Tayip Erdoğan da gemileri yakmış, köprüleri atmış bulunmaktadır. Artık aralarında samimi diyalog kurulması, karşılıklı bir güven ve işbirliği sağlanması, oluşan güvensizlik ortamının izale edilmesi imkânsızdır.
Dolayısıyla Başbakan Erdoğan’ın bilerek, farkında olarak İsrail hesabına bir tasarruf içinde bulunması düşünülemez. Başbakan Erdoğan ve İsrail artık isteseler de birbirlerine güvenip ortak hareket edemezler. Bu durum aynen içerideki hile rejimi ve köle düzeni unsurları için de geçerlidir. Bu yüzden Başbakan Erdoğan’ın MİT konusundaki tasarruflarına güvenilmesi gerekir.
Nitekim Erbakan da son zamanlarda yaptığı açıklamalarda Başbakan Erdoğan ve arkadaşları “bilerek asla yanlış yapmazlar” şeklinde ifadelere yer veriyordu…
Peki, Başbakan Erdoğan bilmeden yanlış yapabilir mi? Hayır; bugüne kadar hiç yanlış tuşa bastığı görülmeyen millî derin devlet buna asla müsaade etmez.
Şimdi bu perspektiften MİT merkezli son gelişmeleri değerlendirmeye çalışalım…
Önce bir kere İsrail’in kendisi ile kanlı-bıçaklı olduğu Başbakan Erdoğan’ın göreve getirdiği, açıkça destek verdi MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a neden medya önünde agresif aleyhtarlık sergilediğini bir değerlendirmek gerekir.
Hiç kuşkusuz ki düz bir mantıkla bakıldığında İsrail’in bu tutumu akılsızcadır, herhangi bir yarar da sağlayacak değildir. Nitekim İsrail şiddetle karşı çıktığı için Başbakan Erdoğan Hakan Fidan’dan desteğini çekmedi, aksine daha çok sahiplendi. Bu nedenle İsrail karşıtı Türkiye kamuoyu daha çok güven duydu. Sonuçlar ortada…
Peki, o halde İsrail bu akılsızlığı niye yapsın? İsrail’in siyasi ve diplomatik dehası ile bu akılsızlık hiç bağdaşmayacağına göre bu yaklaşımını başka türlü okumak kaçınılmazdır.
Zaten öteden beri İsrail’in bir ülke ile dost olduğunda dibini oyduğu, düşman olduğunda el altından destek verdiği bilinen bir yöntemidir. Böyle bakıldığında İsrail asıl adamı olan Hakan Fidan’ı açıktan karşı çıkarak aleyhindeki Türkiye kamuoyunu manipüle etmek ve onun üzerinden işlerini rahatlıkla yürütmek istedi şeklinde düşünmek gerekir.
İsrail, benzeri şekilde İran ile de karşılıklı atıp tutmakta, fakat izlediği manipülatif politikalarla dolaylı destek verip bölgede güç ve etkinlik sağlamaktadır. Bu muvazaalı kavga hem İsrail’e hem de İran’a önemli yararlar, imkânlar oluşturmaktadır.
Başbakan Erdoğan’ın şahsen İsrail’in Hakan Fidan için hazırladığı böyle bir tezgâha hiç kukusuz ki gelmesi mümkündür. Ancak bugüne kadar İsrail, Siyonizm karşısında tek bir kez bile hata yaptığını görmediğimiz millî derin devlet böyle bir tuzağa düşmez. En azından düştüğüne biz inanmayız.
Biz olayı şöyle okuyoruz: Daha önce millî derin devlet Başbakan Özal üzerinden İsrail işbirlikçisi Sabetayist medya tekelini, çivi çiviyi söker yöntemi ile kırdı. Londra’dan getirtilen Kıbrıslı işadamı Asil Nadir’e aldırılan bir düzine gazete ile basın baronu Erol Simavi ile baş edilemeyince; İzmir’den getirtilen Dinç Bilgin’e Sabah Grubu kurdurularak dize getirildi.
Selanik göçmeni iki gazeteci aile kapışınca çivi çiviyi söktü, millî derin devlet kazandı. Dinç Bilgin ve Uzan Grubu da Aydın Doğan aracılığıyla bertaraf edildi. Hepsi İsrail işbirlikçisi olan Sabetayist Yahudi aileler birbiriyle boğuşturularak dize getirildiler.
Özellikle 28 Şubat post modern darbe süreci ardından tek başına iktidar olan AKP hükümetlerinin sermaye, medya, siyaset, sivil toplum kuruluşları, sivil ve askeri bürokraside gerçekleştirdiği büyük tasfiyeden sonra İsrail işbirlikçisi unsurların en yoğun olduğu kurum MİT’e sıra gelmişti. Şimdi çivi çiviyi söker yöntemi MİT’e uygulanmaktadır. Çünkü teşkilata dışarıdan getirtilecek farklı bir kişi ile sonuç alınması olası değildir.
Hakan Fidan yönetimindeki MİT’in de Türkiye aleyhine faaliyetler içerisinde bulunduğu, medyaya sızan özel yetkili savcı soruşturmasından açıkça anlaşılmaktadır. Daha önce “PKK’yı MİT kurdu” iddiası Ergenekon soruşturmasına girmişti. Şimdi de “MİT’in KCK’nın kuruluşunu tamamladığı” iddiasının da özel yetkili savcı soruşturmasına girdiği anlaşılıyor.
Hiç şüphesiz ki hiçbir savcı elinde sağlam kanıtlar bulunmadan böyle bir iddiayı soruşturmaya asla tevessül edemez. Ayrıca arkasında millî derin devlet gücü olmadan hiçbir yargı kuruluşu çizmeyi aşan böyle girişimde bulunamaz. Zaten bu bilindiği için herkes devlet içindeki kapışma diye olayı değerlendirdi…
Ancak yapılan bu değerlendirmeler bilinçli ya da bilinmeden olayı yanlış yönlere kanalize ediyor… Bilinçli ve bilinçsiz hareket edenlerin buluştukları bir ortak husus İsrail’in Hakan Fidan’ı harcamak istediği, Başbakan Erdoğan’ın ise sahip çıktığı varsayımıdır.
Televizyon kanallarında yapılan bütün tartışmalarda, köşe yazarlarının değerlendirilmelerinde İsrail Hakan Fidan’ın MİT Müsteşarlığına karşı çıkmıştı hususu üzerinde çok rahatlıkla, yüksünmeden duruldu, bundan kimse çekinmedi. İsrail aleyhine haberlere hiç yer vermeyen medya organlarının Hakan Fidan’ın İsrail tarafından istenmediği görüşüne alabildiğine yer vermesi oldukça dikkat çekici bir durumdur.
Demek ki İsrail bu yaklaşımla yapılan değerlendirmelerden gocunmuyor! Yoksa en azından bazıları bunu dile getirmekten çekinir, söz konusu edildiğinde de rahatsızlık duyarlardı…
Birçok programa e mail göndererek “İsrail’in ilişkisini kamufle etmek amacıyla Hakan Fidan karşıtlığı yapmış olma ihtimali üzerinde niçin durmuyorsunuz” diye sorduk; hiçbir programda söz edilip de dile getirilmedi…
Böyle bir ihtimal elbette ki akla gelmez değildir ama dile getirilmesi istenmediği ya da çekinildiği için -izleyebildiğimiz kadarıyla- hiç kimse tarafından asla söz konusu yapılmadı. Bilinçli hareket edenler İsrail’in memnun olmayacağı görüşleri asla dile getirmezler. Bilinçsiz hareket edenler ise onların dümen suyuna kapılıp gidiyorlar…
Hatta bir ara Fehmi Koru, İtalya’da P2 Mason Locasının merkezinde yer aldığı örgütlü suçların soruşturulmasına ilişkin köşesinde yer verdiği yazıda şunu yazıyordu. Derin yapılanmalara ilişkin bilgi sahibi olan kişiler bunları açıklamasalar bile açıklamaları ihtimali nedeniyle de ortadan kaldırılabiliyorlar diyerek tehlikenin boyutlarına dikkat çekmişti.
Şimdi böyle düşünen ve İsrail’in Türkiye’deki gücünü bilen Fehmi Koru gibi insanlar bu tür konulara ilişkin görüş ve düşüncelerini samimi şekilde kamuoyuna ifade edebilirler mi?
Hakan Fidan’a yönelik savcılık soruşturmasının Başbakan Erdoğan’ı hedef aldığına yönelik yapılan yorumlar da en çok İsrail sempatizanı çevrelerce dile getirildi. Düz mantıkla hareket eden diğerleri de bu söyleme balıklama atladılar.
Başbakan Erdoğan’ı günahı kadar sevmeyen birtakım kişilerin bu şekildeki yorumlarından, Hakan Fidan’ı korumaya, kollamaya çalıştıklarını anlamak hiç de zor olmadığı halde göz ardı edilmesinin İsrail severlik ya da korku belası dışında bir izahını bulamıyoruz.
Türkiye’de, iki kutuplu dünyanın soğuk savaş yıllarında hararetli SSCB karşıtlığı gibi ABD karşıtlığı da çok yaygın şekilde yapılabiliyordu. Ancak Erbakan ve Millî Görüşçüler dışında hiç İsrail karşıtlığı yapan yoktu!
Şimdi ise artık İsrail karşıtlığı çokça yapılmasına karşın niteliği bakımından özde değil sözde kalmaktadır. Açıkçası müsaade edildiği kadar, zararı dokunmayan yalama bir İsrail karşıtı söylem ve eylem türü oluşturulmuş bulunuyor. Millî Görüş’ün tek temsilcisi Saadet Partisi de İsrail’i rahatsız edecek bir söylem ve eylem ortaya koyamamaktadır.
Özel yetkili savcının MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve bazı eski MİT yetkililerini KCK baskınlarında ele geçen belgeleri dikkate alarak zanlı olarak ifadeye çağırmasını Fethullah Gülen Cemaatinin emniyete ve yargıya nüfuz ederek AKP iktidarı ile kozunu paylaşma noktasına geldiği şeklindeki değerlendirmeler de İsrail’den ısmarlamalıdır…
İsrail işbirlikçisi Sabetayist zümre oligarşisinin Cumhuriyet tarihi boyunca Müslümanları irtica ile suçlayıp imha planı uygulaması gibi şimdi de Fethullah Gülen Cemaati emniyeti, yargıyı ele geçirip iktidara talip olma noktasına geldiği gibi temelsiz iddialarla suçlanıp ezilmek istenmektedir.
Oysa Fethullah Gülen cemaati ta ilk günden beri bir millî derin devlet yapılanmasıdır… 12 Eylül yönetimi Süleyman Demirel’in DYP’sine karşı Turgut Özal’ın ANAP’ını destekledi. Bu nedenle DYP destekçisi Nurcu Yeni Asya grubundan Fethullah Gülen’i ayırtıp Turgut Özal liderliğinde kurulan ANAP’ı desteklemesini sağladı. Böylece Nurcuların büyük kısmı ANAP’a geçti.
12 Eylül yönetimi aynı yöntemi Süleymancılara da uyguladı. Süleymancılar Cemaati Süleyman Hilmi Tunahan Hazretlerinin damadı Kemal Kacar liderliğinde Süleyman Demirel’i destekliyorlardı. Kemal Kacar Süleyman Demirel liderliğindeki Adalet Partisi’nin milletvekiliydi. Süleyman Efendinin küçük damadı Ahmet Denizolgun ANAP’tan milletvekili ve bakan yapılarak Süleymancılar Cemaati de bölündü.
Fethullah Gülen Hoca Efendi, daha önce de Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Yaşar Tunagür Hoca ile birlikte Millî Selamet Partisi listesinden İzmir adayı olan Turgut Özal’ı desteklemişti. Fethullah Gülen Hoca ve Turgut Özal 12 Eylül askeri yönetimi tarafından desteklendi. Erbakan da 12 Eylül yönetimi ile birlikte hareket etti.
Ne var ki Fethullah Gülen Cemaati büyüdükçe benzeri yapılanmalar gibi farklı güç merkezlerinin etkisine girdi. Bu yüzden 28 Şubat sürecinde Fethullah Gülen Hoca Efendiye birtakım yanlışların yaptırılması sonucu ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.
28 Şubat sürecinde yanlış yaptığı için malum çevrelerce yere göğe sığdırılamayan Fethullah Gülen ve cemaati, Ergenekon Davası sürecinde yine önceki mecrasına dönünce şimdi de aynı kesimlerce yerden yere vuruluyor. Her taşın altında Fethullah Gülen Cemaati olduğu suçlaması yapılıyor, kara propagandanın hedefi haline getiriliyor, her olumsuzluktan sorumlu tutuluyor…
MİT soruşturması da Fethullah Gülen Cemaatine mal edilerek PKK ve KCK ile ilgili iddiaların üzeri örtülmeye çalışılıyor. Bu suçlama ile savcı ve yargı sindirilip caydırılmak isteniyor…
Ancak artık Hakan Fidan ve başında bulunduğu MİT kamuoyu gündemine çok ciddi iddialarla geldi, mercek altına alındı, kurtuluşu yok. Bugüne kadar birçok konuda geri adımlar atıldı ise de hiçbirinin peşi bırakılmadı.
MİT konusu da şimdilik Başbakan Erdoğan’ın müdahalesi nedeniyle geri adım atılmış gibi gözükse de İlker Başbuğ olayında olduğu gibi peşi bırakılacak değildir. Millî derin devlet bir konuya el attı mı kurtuluşu olmaz artık.
Bazı çevrelerin PKK ve KCK içerisine sızan MİT mensupları deşifre ediliyor şeklindeki göz yaşartıcı (!) değerlendirmeleri de dezenformasyon yöntemiyle bilgi kirliliği oluşturup olayı manipüle etmeye yönelik bir çabadır. Şimdiye kadar hep böyle yaptılar ama hiçbirinde başarılı olamadılar.
PKK konusunda sicili hiç de temiz olmayan MİT etrafında, KCK nedeniyle şüphe bulutları oluşması bu şekilde engellenmek istenmektedir. Ordu içerisindeki işbirlikçi yapılanmalar yargı önüne çıkarılıp hesaba çekilirken, kuruluşundan beri yabancı istihbarat örgütleri ile içli dışlı bulunan MİT’in layüsel konumda tutulmaya çalışılmasının iyi niyetle izahı mümkün değildir.
Bir MİT mensubunun da katıldığı Suriyeli sığınmacı albayın kaçırılıp Beşşar Eset yönetimine teslim edilmesi de sadece para için menfaat saikıyla gerçekleştirilmiş bir adi vaka gibi görülemez. Bunun asıl siyasi yönü çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü İsrail ve İran birlikte Beşşar Eset yönetimini destekliyorlar.
İsrail’in Hakan Fidan ortak sırlarımızı İran’a aktaracak şeklindeki manipülasyonu da manidardır. Çünkü İsrail aslında Türkiye ile İran’ın arasını açıp kendisi hep el altından dostluğunu sürdürmeye çalıştı. Anlaşılan bu politikasını Hakan Fidan üzerinden sürdürmek istiyor.
İsrail’in, Türkiye’nin PKK ve KCK ile mücadele planı içerisinde, MİT üzerinden kendi planını hayata geçirmeye çalışması hiç olmayacak bir iş değildir. Ülke bütünlüğüne yönelik böyle bir hayati tehlike ihtimali karşısında keskin kılıçla durmamak devlet ciddiyeti ve vatanseverlikle bağdaşır mı?
Daha önce Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde PKK ile mücadele adı altında bölücü teröre birtakım yöntemlerle destek verildiğine, işbirliği içerisinde hareket edildiğine ilişkin medyada ciddi iddialar yer aldı. Benzeri bir yaklaşımın MİT içerisinde de olmaması için bir neden olabilir mi?
Şimdiye kadar siyasi iradeden bağımsız özerk bir kuruluş olarak Genelkurmay Başkanlığında neler olup bittiği yargı önüne çıkarılmışken MİT’in bunun dışında tutulmasının iyi niyetle izah edilebilecek bir nedeni olabilir mi?
Diplomatik misyon gibi MİT’in de PKK ve KCK hakkında yürüttüğü temasların, faaliyetlerin ülkeye yarar mı getirdiği, zarar mı verdiği değerlendirmesini yapacak olanın milli iradeyi temsil eden siyasi iktidar olması tabiidir…
Ancak MİT’in PKK ve KCK konusunda yürüttüğü temasların Başbakan’ın bilinen siyasi söylemi ile paralel olmadığı, hatta tüyler ürpertici mahiyette tersine olduğu baskınlarda ele geçtiği kamuoyuna yansıtılan bilgi ve belgelerden açıkça anlaşılmaktadır.
Bütün bu iddiaları araştırıp soruşturacak merci ise hiç şüphesiz ki bağımsız yargı ve münhasıran özel yetkili savcılar ve mahkemelerdir. Yoksa kamuoyuna yansıyan bu yürek yakıcı iddiaların ne kadar doğru ya da yanlış olduğunu tespit edecek başka bir merci olmadığı açıktır.
Ancak siyasi iktidarın duruma el koyup MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı korumaya yönelik bir yasa değişikliğini Meclis’e getirmiş olması da kabul edilemez değildir. Böyle bir yasa anayasaya aykırı olmamak kaydıyla ilkesel olarak yanlış değildir. Teknik ve yöntem olarak da MİT Müsteşarını siyasi iradenin himayesine alacağı gibi kontrolüne de sokacak ve oluşan kamuoyu hassasiyeti nedeniyle de Başbakan’ın eli daha bir güçlenecektir.
Esasen tek başına etkili bir çoğunlukla iktidar olsa da Başbakan’ın, neredeyse tamamı Sabetayist yapılanma kontrolünde bulunan MİT unsurlarını bir çırpıda ayıklayıp temizleme gücü de lüksü de yoktur. Bu, yeni kadroların yetişmesi ile uzun zaman alacak bir yenilenme sürecinde imkân dâhiline girebilecek bir konudur.
Çünkü Türkiye’nin kurucu iradeyi temsil eden Sabetayist Yahudi yapılanmasından demografik yapı ile orantılı olarak arındırılıp makul düzeye getirilmesi için tepeden tırnağa tüm kurum ve kuruluşları ile köklü bir zihniyet değişimi, dönüşümü ve reformun da paralel yürütülmesi gerekiyor.
Erbakan’ın başlattığı Millî Görüş hareketi 40 yıllık bir efsanevi mücadele sonunda ülke yönetimini ele geçirip her sahada üstünlük sağlamayı başardı. Şimdi ise bu millî irade üstünlüğünün içinin de doldurulması gerekiyor. Halen yaşanan da budur.
Millî derin devlet, İttihat ve Terakki kökenli Ergenekon derin devletini önemli unsurlarıyla yargı önüne çıkartarak üstünlük sağlamış ise de henüz millî iradeye dayalı rejimini tüm kurumları ve kuruluşları ile tesis edebilmiş değildir…
Mücadele süreci devam ederken onunla paralel aşamalar halinde milli kurum ve kuruluşlar da tesis edilmektedir. Şu anda bütün bu süreci kuşatacak şekilde yeni bir anayasa yapılması aşamasına gelinmişse de bu henüz gerçekleştirilememiştir.
Ne var ki karşı taraf bir cephede mücadeleyi kaybedince bir başka cephe açarak mücadelesini tam bir inatla sürdürmekte, adeta bir varlık yokluk savaşı gibi telakki etmektedir. Bu yüzden de benden sonra tufan anlayışı ile her türlü yıkıcı faaliyette bulunmaktan çekinmemektedir.
Bu nedenledir ki hiç kimsenin mağdur edilmeyeceği ve herkesin hak ettiğini alabileceği hakkaniyete dayalı, her türlü farklılığın Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde olduğu gibi barış, huzur ve hoşgörü içerisinde yaşayacağı bir gerçek adil düzen kurulacağına herkesin ve kesimin ikna edilmesi gerekir.
Rejimin kurucu iradesini temsil eden Sabetayist yapılanmanın da, dış güdümlü PKK ve KCK terör örgütlerinin de direnişi bırakmaları için bu ikna çabalarının inandırıcı olması gerekir. Bu konularda AKP’nin gerek iç yapılanmasının, gerekse 10 yıllık iktidardaki uygulamalarının büyük kitleleri ikna etmede başarılı olduğu söylenebilir. Mensubu bulundukları toplumların desteğini yitiren aşırılıkların ise başarı şansı yoktur.
MİT içerisindeki kadim yapılanmaları ve olumsuz unsurları ceffelkalem ayıklayıp tasfiye etmenin de mümkünatı olmadığına göre kontrol altına alınıp zamana yayılması tek çaredir.
Daha önce MİT’in istihbarat tekeli kırılarak alternatif istihbarat kuruluşları oluşturuldu. Bu süreçte MİT yönetiminin kontrol altına alınması sağlandı. Savcının soruşturmasından kamuoyuna sızdırılan bilgilerden MİT faaliyetlerinin ayrı bir istihbarat aygıtı ile izlenip kayıt altına alındığı anlaşılıyor. Bu yöntemin daha önce Ergenekon soruşturması ve yargılama sürecinde uygulandığı biliniyor.
Artık her şey açıkça, biri millî derin devlet, diğeri Ergenekon derin devleti olmak üzere iki derin yapılanma arasındaki bir iktidar mücadelesinin varlığını gözler önüne sermektedir. Bu mücadele net ifadesi ile İttihat ve Terakki zihniyeti ile Millî Görüş arasında sürmektedir. Erbakan’ın başlattığı rövanş mücadelesi 40 yılın sonunda galibiyet sağlayarak geri dönüşü olmayan noktaya getirildi.
Millî Görüş bu iktidar mücadelesi sürecinde sürekli güç elde edip hâkimiyetini pekiştirirken, İttihatçı zihniyet sürekli güç ve zemin yitirmektedir. Millî derin devletin süreç sonunda Ergenekon derin devletini yargı önüne çıkartıp suçlu sandalyesine oturtması bu başarısının en önemli ölçüsüdür.
Bugün artık sözü edilmeyen asırlık irtica suçlaması yerini Ergenekon suçlamasına bıraktıysa bu, Millî Görüş’ün galibiyetinin bir diğer açık göstergesidir.
Hakan Fidan İsrail’in adamı bile olsa bu çok büyütülüp korkulacak bir durum değildir. Hâkimiyet ve üstünlük tamamen milli derin devlet eline geçmiş bulunmaktadır. Bugüne kadar Ergenekon derin devleti tasfiye sürecine sokulurken her türlü istihbarat, ortam dinlenmesi, ses kaydı yapılarak ipliği pazara çıkartıldı. Bu güçlü istihbarat MİT’i de kuşatıp aykırı unsurlarını kıskıvrak suçüstü yapacak bir karşı konulamaz güç ve iradeye sahiptir.
İsrail ve Dünya Siyonizm’i ile tüm gemileri yakıp köprüleri atmış bulunan Başbakan Erdoğan’ın artık hiçbir şekilde uzlaşması ve karşılıklı güven ortamının tesis edilmesi mümkün değildir. Kişisel hayatı dâhil her şeyi ile millî derin devlet himayesinde ve teminatında bulunan Başbakan Erdoğan’a artık güvenilmesinde bir sakınca söz konusu değildir.
Türkiye artık dışarıdan da herhangi bir baskıya, tehdide, zorlamaya, köşeye sıkıştırılmaya maruz bırakılamayacak bölge lideri küresel bir güç haline gelmiştir. Yani korkulacak hiçbir şey yoktur.
Türkiye, Dünya Siyonizm’i ve onun içerideki uzantısı hile rejimi ve köle düzeni karşısındaki bu muhteşem galibiyetini çok uzak olmayan bir zamanda Erbakan ve Millî Görüş’e borçlu olduğunun da ayırdına varacaktır. Böylece çok yakında Erbakan tüm insanlık tarihinin en büyük ve muhteşem zaferini kazanan, küresel bir muazzam inkılâp gerçekleştiren kişi olarak tanınıp anılacaktır.
Millî Görüş’ün temsilcisi Saadet Partisi’nin bütün her şeyden habersiz dağınık perişan hali ise Bediüzzaman Hazretleri’nin Hz. Muhammed (SAS) için anlattığı şu örnekte anlamını bulmaktadır:
Hiç görmemiş birine tavus kuşunun güzelliklerini ve ihtişamını anlattıktan sonra, bir tavus yumurtasının kabuklarını gösterip “işte o kuş bundan çıktı” deseniz… O kişi ne kadar hayal gücünü zorlarsa zorlasın daima o kabuklar etrafında düşünüp durur, çok farklı bir şey hayal edemez…
İşte bunun gibi, Hz. Muhammed (SAS)’in Hakikatini bilmeyen birine onun azametini ne kadar anlatıp dursanız ve o kişi anlatılanlar karşısında ne kadar hayalini zorlarsa zorlasın bir beşer çerçevesinde düşünmekten öteye geçemez. İşte Hakikati Muhammedi ile Hz. Muhammed (SAS)’in içerisinde dünya hayatına gelip yaşadığı beşeri bedeninin nispeti, tavus kuşunun içinden çıktığı yumurtanın kabuklarına olan münasebeti gibidir!
Yani, içinden çıktığı yumurta kabukları tavus kuşuna ne kadar benziyorsa; Hz. Muhammed (SAS)’in beşeri hayatı da Muhammedi Hakikate o kadar benziyor!
Saadet Partisi ve diğer Millî Görüş partileri de Erbakan’ın Dünya Siyonizm’i ile mücadele ederken içinde hayatla buluştuğu yumurtanın kabukları gibidir. O kabuklardan yeni bir hayat çıkmaz. Yeni bir hayat için yeni bir canlı yumurta lazımdır. Ancak bu yumurta da Millî Görüş içinden çıkabilir. Çünkü hayat hayattan, hakikat hakikatten doğar. Millî Görüş biricik hak davadır.
Sayı: 695





































