Hukuki Araştırmalar Derneği Elazığ Şube Başkanı Avukat Salih Demirdağ
KORUNAN SINIF ARTIK KALMADI...
HUDER’e geçmeden önce kısaca sizi tanıyalım…
1972 Elazığ Palu Gökdere doğumluyum. 5-6 yaşımdayken Elazığ’a taşındık. Çatalçeşme Mahallesinde büyüdüm. İlköğrenimimi Kazım Karabekir İlkokulunda, orta ve lise öğrenimimi ise İmam Hatip Lisesi’nde yaptım. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunuyum. Stajımın bir kısmını İstanbul’da bitirdim ve 1999’da beri de avukatlık mesleğini ilimizde yürütmekteyim.
HUDER Türkiye genelinde hizmet veren ve Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın talimatıyla kurulmuş bir dernek. Hukukçuları bir araya toplayan bir kuruluş. Yalnız malumunuz bir dönem ayrılık dönemi yaşadık. Ülke genelinde bir ayrışma oldu ama ilimizde hukukçu kimliğimizi ön plana çıkardığımız için böyle bir ayrışma yaşamadık.
Amaçlarınız neler?
Kaç üyeniz var ve üyeleriniz tamamen avukatlardan mı oluşuyor?
Şu an aktif 24 üyemiz var. Bunlardan biri hariç hepsi avukat... Üyelerimizi çok seçici belirliyoruz. Ve üye arttırıcı çalışmalar yapmıyoruz. Ama bu dönemde böyle bir çalışma içine girerek bünyemize uygun insanları derneğimize kazandıracağız. Sanırım sene sonunda 50’ye ulaşırız.
Ne tür faaliyetlerde bulunuyorsunuz?
İlimiz küçük bir yer ve üye sayısı itibariyle çok üyeye sahip değiliz. Öncelikle üyelerimizle sürekli bir araya gelmeye çalışıyoruz. Kendisi diri olmayan bir kuruluşun etkili olmayacağı kanaatindeyiz. Bunun için önce kendi iç bünyemizi diri tutuyoruz ve çeşitli faaliyetlerle buluşuyoruz. Zaman zaman arkadaşlarla toplanarak yeni mevzuatlarla ilgili çalışmalar yapıyoruz. Dışarıya dönük ise hukuk sisteminde var olan aksaklıkları kamuoyuna duyurucu, bu aksaklıkların nasıl çözülebileceğine yönelik raporlar hazırlıyoruz. Bu hususta birkaç çalışma yaptık. Ayrıca son dönem itibariyle ilimizdeki hukuki ve sosyal sıkıntıları dile getirecek projeler düşünüyoruz. Bu hafta Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle geleneksel hale getirdiğimiz bir çalışmamız vardı. Bu çalışmada hedef kitlemiz çocuklar oldu. Onlara yönelik hediye ve ikramlarla onları bu manevi iklimi yaşamaya sevk etmeye çalışıyoruz. Çünkü onlar bu iklimden uzak büyüyor hele de bu çağda…
Her şey insandan başlıyor. Bir insan kendisini ile ilgili gelişmesini tam yaparsa ve sorumluluğunu bilirse toplum da sağlıklı bir bünyeye kavuşur. Ülkemiz maalesef bu hususta Osmanlı varisi olma hasletini kendisi istemedi. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren bir reddi miras yaptı. Düşünün kâmil yaşa gelen bir insanın hafızası tamamen siliniyor ve yeni bir şeyler yüklenmeye çalışılıyor. Ülkemizdeki sıkıntıların ana sebepleri genelde buradan kaynaklanıyor. Yani kendisini geçmişinin üzerine inşa edemedi. Ceza hukuku İtalya’dan, medeni hukukun bir kısmı İsviçre’den diğerleri ha keza öyle... Mesela baro ve avukatlık sistemi Fransız ve Alman sistemine yakın. Böyle kotarılmış sistemlerden oluşturulmuş bir sistem de görülüyor ki sağlıklı olmuyor. Ama tabi böyle bir sorun varsa çözüm de olmalı. Bunun için cesur hukukçular ve sağlam irade lazım… İnşallah bunun da önüne artık zamanla geçeceğiz ve yine o çok uluslu bir milleti büyük sorunlar yaşamadan idare eden imparatorluk anlayışıyla muntazam bir hukuk ve devlet idaresine yavaş yavaş kavuşacağız.
Gündeme ne zaman hukuki bir tartışma düşse anında iki cephe oluşuyor son zamanlarda ülkemizde… Ve bu iki cephe söylemini hukuk maddelerine dayandırıyor. Mesele Deniz Feneri ve kapatma davası söz konusu olunca hukukun üstünlüğünü savunan taraf konu Ergenekon olunca tam tersine dönebiliyor ve tüm yargı sistemini tamamen eleştirebiliyor. Bu ikili tutum neden kaynaklanıyor? Ayrıca bu söylemlerini hukuk maddelerine dayandırabilmeleri de bir hukuki zaafın varlığını mı gösteriyor?
İdeolojisini adalet duygusuyla eş tutan insanda bunun cevabını aramak lazım. Siz eğer adalet duygusunu kendi düşüncenizden soyutlayarak düşünürseniz o zaman böyle sorunlar olmaz. Ancak ülkemizde bu hususta büyük bir cepheleşme var. Yalnız hemen söyleyeyim ilimiz için böyle bir şeyi hissetmedim. Bu genelde ülkenin işleyişini etkileyen büyük yerlerde yaşanıyor. Bahsettiğiniz davalara bakıyoruz, yükselen seslere bakıyoruz çok büyük çelişkili açıklamalarla karşılaşabiliyoruz. Ve bu insanlar dediğiniz gibi söylemlerine dayanak olarak da hukuk maddelerini gösteriyorlar. Tabi ki gerek ilahi olsun gerek beşeri hiçbir yasa yoktur ki bir yoruma açık olmasın. Bu yüzden hukukta en temel ve önemli husus uygulamadır. Amacı adalet sağlamak olan bir insana dünyanın en kötü mevzuatını bile getirseniz o ondan adaleti tesis edebilir. Ama tam tersi bir amaca sahip insana da en iyi mevzuatı verseniz var olan adaleti bozabilir. Onun için uygulayıcılarda sorunu aramak daha doğru olur. Ülkemizde de uygulayıcılarda bu tür sıkıntılar oluyor. Yani bizim hukuk alanındaki sorunlarımızın başında uygulayıcıların izlediği yol ve metotlar geliyor. Bunların nasıl aşılabilirliği konusunda çalışmak lazım…
Biraz daha genel hukuk sistemine dönelim… Siz uygulamada ve mevzuatta bazı açıklardan, boşluklardan bahsettiniz. Fakat bu boşluklardan yararlananlara baktığımızda hep o korunmuş bir kesim çıkıyor karşımıza.
Yani hukuk alanındaki bu boşluklar zor durumlarda acil çıkış kapısı olması için özellikle konulmuş olabilir mi?
Yani boşluktan bahsettik ve faydalananlardan… Bu insanların böyle bir boşluğun olduğunu bilmeleri bile soruya cevaptır. Nereden biliyor ki oradaki boşluğu… Yalnız bunun yanında bazı boşlukları o konu ile özellikle uğraşan uzmanları da bilebilir. Mesela İcra Hukukundaki boşlukları en iyi bankacılık sektörü bilir çünkü en çok onları ilgilendiriyor. Bazen bu şekilde de boşluklar öğrenilebiliyor.
Bu tür tartışmalarda bugüne kadar hukukun üstünlüğünü savunan ve tamamen güvenen kesime şimdi Ergenekon davasıyla bir bir dokunulunca ters istikamete, yargı aleyhine dönüyorlar. Açıklanan iddianameye ve ortaya çıkan delillere de baktığımızda suçsuz denemeyecek insanların gözaltına alındığı malumunuz. Peki bugüne kadar bu insanlara göz yumulması nasıl oluyordu? Korunan bir sınıf mı vardı?
Demin hukuki sorunların temelinde uygulamanın yattığını söyledik. Ve tabi kamuoyuna da yansıyan bizim mahkeme sizin mahkeme mefhumu da artık herkesin malumu… Yani bu hukuka güven ve üstünlük söylemleri uygulamada etkili olunan dönmeleri işaret ediyor olabilir. Şimdi Ergenekon ile hiç umulmadık bir hızla pek çok etkili ve önemli isimlere bir bir dokunulmaya başlanıyor. Ve ardından hukukun tamamen eleştirildiği bir tutum ortaya çıkıyor. Ergenekon davası her şeyi bir tarafa bırakacak olursak bir korunan sınıf mefhumunu ortadan kaldırdığı için her yönüyle çok sağlıklı bir gelişme ülkemiz ve hukukumuz adına. Tabi ki mahkeme kararı verilinceye kadar herkes suçsuzdur. Ama tabi ki hiçbir şey yokken de bu tür tutuklamalar da yapılamaz. Zaten gözaltına alınan bazı isimlerin önce çok yüksek ses çıkarıp bir süre sonra susmaları da bir şeylerin varlığını gösteriyor.
Artık Doğan Holding gibi pek çok menfi gelişmenin babası sayılan bir gruba bile dokunulabildiğini gördük. Yani Ergenekon hakkında söylenen her türlü tartışmayı bir tarafa bırakırsak ülkemizde sağlıklı bir hukuk sistemine geçiş, adaleti sağlamak için çok sağlıklı bir gelişme. Çünkü korunan bir sınıfın varlığından bu günden sonra bahsetmek mümkün değil.
Yani Ergenekon’u kısaca adalet diyerek tanımlayabiliriz. Yani belirli bir kesim artık okkanın altına girebiliyor.
Tabi ki bazı hususlar bizim de aklımızda bazı soru işaretleri bırakıyor. Bir bakıyorsunuz ki 30 kişi gözaltına alınıyor içlerinden sadece 8’i tutuklanıyor. Peki, o zaman bu kadar medya önünde neden yapılıyor diye aklımıza geliyor. O insanın bu kadar kamuoyunda adının geçmesine neden gerek görülüyor? Yani demek istediğim insan haklarına inşallah riayet ediliyordur. Bu konuda bazı konular bizim de kafamızda soru işareti. Tabi kafamıza takılıyor ama önemli olan böylesi büyük çaplı bir davanın seyrinden çıkmaması. Bakıyoruz başladığı günden beri de işleyişinde mecrasından saptıracak önemli hatadan bahsetmek mümkün değil… Böyle muazzam bir davanın böyle muazzam yönetilmesi büyük başarıdır. Bundan sonra da ülkemizin daha gelişmesi için de bu davanın sağlıklı seyretmesi şart.
Sizin bildiğiniz ve dikkatinizi çeken bazı isimlerin tutuklanmasalar bile kamuoyunda ifşa edildikleri hususu neden yetkili kurumlarca göz ardı edilebiliyor. Ergenekon’un yapılanma itibariyle ülke aleyhine çalışan bir derin devlet olduğu da malum. Bu yöntem acaba ülke aleyhine bir oluşum olan bu örgütün tasfiyesi amacıyla mı yapılıyor?
Ergenekon’un işleyişini ve seyrine bakınca bir süpürme hareketi olduğu görülüyor. Bu kadar geniş çaplı ve her alanda teşkilatlanmış bir kuruluşun amacı belli ki ülke yönetimi… Ve gösterilen tepkiler de gösteriyor ki yıllardan beri ülkemizde yaşanan geçiş sürecinin belki de son aşaması. Biliyorsunuz ki 1980 öncesi verilen bir mücadele ve sonrasında ise açıkça görülen bir değişim var ülkemizde. Yani ülkemizde şu anda büyük bir geçiş aşamasındayız. Bu her alanda hissediliyor. Bakıyoruz medya artık - güçlü olmasa da- tek ses değil, siyaset değişti, sermaye öyle…
Günümüzde artık her şey değişiyor. Hukuk da değişiyor. Ama hukuk biraz yavaş gelişir. Bu sebeple hukukçuların bu değişimi hızlı yapmaları için kendilerini geliştirmeleri ve değiştirmeleri lazım. İçine biraz felsefe ve hikmet katmaları lazım... Uygulama alanında hukukçuların çok büyük silahları var. Artık bu silahların müspet anlamda kullanılması için de hukukçularımızın kendilerini geliştirmeleri lazım. İnşallah artık bu sürece girilmiştir ve çok büyük olumlu gelişmeler yaşanacaktır ülkemizin refahı ve bekası için… Gazetenize bize böylesi bir imkanı sunduğu için teşekkürlerimi iletiyorum.


























