Elazığ Baskil
ilçesinin Şefkat Mahallesinde doğdum. Köyümün ismini çok seviyorum. İnşallah
şefkat merhamet anlamında da bize çok şey katmıştır. Köyümü çok sevdiğim için
de çocuklarımın kaydını da oraya yaptım. Lise mezunuyum. Askerde voleybol
oynadığım için DSİ’nin voleybol kadrosundan işe girdim. Daha sonra
sakatlığımdan dolayı bırakmak zorunda kaldım aktif sporu. Voleybol hocalığına
başladım ve birinci sezonda takıma final oynattım. İkinci yılında da Türkiye
Birinci Ligine takımımızı taşıdık. Yaptığımı bütün işleri severek yaparım
sevmediğim bir iş ne olursa olsun yanaşmam. Ticaret hayatım oldu bir süre ve
daha sonra onu da bıraktım. Parayı hiç sevmiyorum. Keşke dünyadaki bütün
ilişkiler menfaate dayalı olmasa…
DSİ’ye 1985’te
sporcu olarak girdim ve 12 yıl mevsimlik işçi olarak çalıştım. Boş zamanlarımda
ailemin de etkisiyle televizyonculuğa başladım. İlk olarak Kanal E’de daha
sonra Kanal 23’te muhabirlik uzun süre yaptım. Bir kamera ve bir video ile çok
zor imkânlarla yayın yapıldığı dönemlerde bu görevi yaptım. Uzun süren
muhabirlik hayatım sonunda spor müdürlüğü, genel yayın koordinatörlü yaptım.
Ardından cemiyetteki göreve başladım. Böyle bir camiayla uzun yıllar beraber
çalıştım. DSİ’den kadro alınca artık gazeteciliği birlikte yürütemedim ve
cemiyet başkanlığı ile birlikte bıraktım. Bu bırakma bize sendikacılık yolunu
açtı. Gazetecilik dönemimizde de hiçbir zaman güçlüden yana olmadık hep
haklıdan yana olmaya çalıştık. Cemiyet başkanlığım dönemimde de haksızlığa hep
karşı oldum. O zamanlar gündemde ilimizin teşvik yasasına alınmayışı vardı. Cemiyetimizin
avukatı Karakoçanlılar Dernek Başkanımız Kemal Çelebi ile birlikte Türkiye’de
bir ilk olarak teşvik yasası ilimizin de içinde olduğu birkaç şehri daha içine
aldı. O mücadele de güzel bir şekilde sonuçlandı. Haksızlığa karşı olmak hayat
felsefemiz oldu inşallah bundan sonra da bu hal üzere devam edebiliriz.
Peki, biraz da Tes-İş’i tanıyalım. Hangi iş kolları
size bağlı?
Türkiye Enerji,
Su ve Gaz İşçileri Sendikası adımız. Yani bu alanlarda çalışan işçilerin bağlı
bulunduğu bir sendikayız. 34 şubeli ve merkezi Ankara’da olan bir sendikayız. Bölge
şubesi olarak hizmet veriyor bu 34 kolumuz. Malatya, Adıyaman’ın bir kısmı,
Tunceli, Bingöl bize bağlı… Kapsam alanımız çok geniş olduğu için ülke
genelinde şubeler arasında ilk üç içerisindeyiz. Sendikamız tarihi eskiye
dayanan bir sendika… Şu an Tes-İş genel başkanımız Türk-İş genel başkanlığını
da yürütüyor. Çok köklü bir geçmişe sahibiz… Şubemiz ise geniş bir alanı içine
alıyor. Tabi böyle olunca biraz uzun bir mücadele verdik başkanlık için. Beraber
yaşadığın insanlar seni biliyor ama diğer illere kendimizi anlatmak için uzun
bir mücadele verdik. Bir iki seçimden sonra zaferle ayrıldık. İş yoğunluğuna hiç
of demedik. Demeyeceğiz de… Doğru olanı yaptığın zaman, mücadeleni yaparken
vicdanın rahatsa gerisi Allah’a kalmış isterse başarıyı verir isterse vermez.
Üye sayınız kaç?
Şubemizin 2330
üyesi var. Ama gittikçe düşüyor. Çünkü artık sendikacılığa tüm dünyada bakış
değişiyor. Biraz daha etkisinin kırılması amaçlanıyor bu da bize yansıyor bu
sebeple de üye sayımız düşüyor. Sendikacılık mücadele demektir. Hak arama
demektir. Bunun sonucunda pek çok hak da elde ettik. Tabi Sosyal Güvenlik
Yasasına zamanında karşı çıktık. Şu anda bazı eksikleri var tabi. Ama göçebe
bir toplum olduğumuz için biraz da yolda diziyoruz biz yasalarımızı…
Bir dönem bağlı bulunduğunuz haklarınızı savunmasını
istediğiniz sendikaya başkan oldunuz. Ne tür sıkıntılarınız vardı, şimdi çözmek
için ne tür çalışmalar yapacaksınız?
Bizim en temel
isteğimiz toplu sözleşme hakkıdır. Şu an böyle bir hakkımız yok. Genel merkezin
toplu sözleşme taslağına girmeye çalışıyoruz önerilerimizle… İstediğimiz
maddeleri bu taslağa sokmaya çalışıyoruz. Genel merkezimiz bu anlamda
mücadelesini yürütüyor. Ama tabi sendikacılığa bakış değiştiği için artık
mücadele de daha zor veriliyor.
Sendikacılıkla ilgili henüz erken olduğu için
ayrıntıya girmeyelim… Biz biraz daha basın geçmişinize dönelim.
Elazığspor’a konu gelmişken biraz duralım üstünde… 3-2-1
parolasına inat şimdi de 1-2-3’e doğru dur denilemeyen bir geri gidiş var. Siz
Elazığspor’u çok yakından tanıyan biri olarak neler söyleyeceksiniz?
Bir kere taşıma
suyla değirmen dönmez. Stada gidiyorsunuz yine aynı insanlar geliyor.
Elazığspor meselesini tüm ilin meselesi görmediğiniz müddetçe bu sorunlar
aşılmaz. Yani takım bir türlü belirli bir kesimden çıkarılıp tüm halkın takımı
yapılamadı. Ayrıca bilinçli bir yapıya da sahip değiliz. Birinci lige
çıktığımız zaman baktık ki ikinci ligdeki maçlarımız daha ilgi çekiyordu.
Mesela birinci ligde Galatasaray geliyor seyircisi bizim seyircimizden fazla. Çabuk
doyuma ulaştık biz. Galatasaray-Elazığspor maçına gelen taraftar karşı takımın
yıldızlarını görmeye geliyordu ve ne zaman bize bir gol atar diye izliyordu.
Takım bilincini kaybetmişti. Yani bu bilince sahip olmak lazım… Ve dediğim gibi
belirli bir kesimin takımı olmaktan çıkarmak tüm ile yaymak lazım.
Şu an takıma ciddi yönetim de gelse, büyük
meblağlarda paralar da gelse bir türlü kötü gidiş engellenemiyor. Bu nasıl
aşılabilir?
Benim o
dönemlerde de söylediğim bir söz vardı… Öze dönmek lazım diye… Yani kadronuzu
kendi çocuklarınızdan oluşturmaya gerekirse bir daha amatörden başlayarak
yeniden yapılanmaya gitmek lazım. Ve arkası da alt yapıya destek vererek
desteklenmesi lazım... Bakın Trabzon’a dağı taşı oyuyorlar ki düzlük
oluştursunlar. Bizim ilimizin ise her yönü müsait… Bir tarlaya iki taş koysanız
zaten saha ihtiyacını giderir. Bu tür imkânlar sağlanarak devamlılık
sağlanabilir yoksa geçici birkaç önlemle ve belirli isimlerle sürdürmek tabi ki
mümkün olmaz. Her zaman valiye, her zaman belediyeye, her zaman iş adamına ne
kadar gidebilirsin ki… İşte sonuçta böyle oluyor…
Genç ve yakışıklısınız… Bugüne kadar da istediğiniz
işleri yaptığınızı söylediniz. Bundan sonra neler yapmayı düşünüyorsunuz?
Yakışıklılıkla
ilgili şu komik anımı anlatayım… Bir gün berberime gitmişim saçımı şöyle yap,
böyle yap diye söylüyorum bana ne gereği var zaten yerinde var dedi. Ben de
tamam dedim… Sonra yine bir gün gittim benden daha çirkin biri oturuyor
koltukta bir baktım ona da yerinde var dedi… Baktım bana özel bir söz değil... (gülüşmeler)
Tabi çok şükür henüz yaşımız müsait yakışıklıyız da… Hedef değil de bugüne
kadar nasıl şerefimle yaşadıysam bundan sonra da şerefimle yaşmak derim tek derdim.
Faydalı olmak ve iyi bir iz bırakabilmek... Faydalı olabildiğim süre içinde de
bu görevi yürütmeyi düşünüyorum. İki seçim kaybettim ve maddi olarak da
önümüzdeki 30 yılımı ipotek altına almış oldum. Hayat sürekli insana bir şeyler
öğretiyor. Keban’da iki yıl kaldım. Ve çok şey öğrendim. Bir dinlenme süreci
yaşadım. Ailemle vakit geçirme imkânı buldum. Başıma gelen her olayda hayır
gördüm şimdi de Allah bu görevi nasip etti hakkımızda hayırlısı demek ki buymuş
diyorum.
Samimiyet, iyi niyet,
Gazeteciliğe katlamayla başlayıp cemiyet başkanlığına
yükseldiniz o zaman başarılı bir dönem yürüttünüz. Mevsimlik işçilikten sendika
başkanlığına geldiniz. Bütün görevlerinizde de başarınızın sırrını neye
bağlıyorsunuz?
Samimiyet, iyi
niyet, ihlâslı çaba olunca başarı da geliyor. Ve o zamanlar biz hep görevimiz
ne ise onu yaptık. Cemiyette gazeteci arkadaşları bir arada tutmak, buluşturmak
zaten görevimizdi bunu yaptık. Nalsı ki muhabirlik dönemlerimizde de haber
getirmek görevimiz olduğu gibi… Biz samimiyetle görevimizi nasıl iyi yaparız
diye çalıştık sonuçta da Allah başarıyı nasip etti.
Basın hayatına tekrar yazarlıkla veya başka bir
şekilde dönmeyi düşünüyor musunuz?
Çok uzun bir süre
geçirdim bu alanda. Çok güzel bir maratondu ama artık bugünden sonra basına
dönmek istemiyorum.
Son olarak neler söylemek istersiniz?


























