Manşet: SADR’IN ZİYARETİ İLGİNÇ 06 Mayıs 2009 Çarşamba 23:59
Erbakanın İran gezisi ilk meyvesini erken verdiIraklı Şii lider Mukteda El Sadr, aralarında Iraklı milletvekillerinin de bulunduğu Iraklı Şiilerle İstanbul'da bir araya geldi.
Erbakan’ın İran gezisi ilk meyvesini erken verdi…
SADR’IN ZİYARETİ İLGİNÇ
Önce İnternet Haber’den aldığımız konuya
ilişkin haberi birlikte okuyalım…
Iraklı Şii lider Mukteda El Sadr,
aralarında Iraklı milletvekillerinin de bulunduğu Iraklı Şiilerle İstanbul'da
bir araya geldi.
Harbiye'deki Ramada Oteli'nde
düzenlenen toplantı sonunda Sadr'ın basın sözcüsü Şeyh Salah El Ubeydi ve
toplantı koordinatörü Seyid Haşim El Meyali, Türk basın mensuplarının
sorularını yanıtladı.
El Meyali, 70 kişinin katıldığı
toplantının, Irak milletine nasıl daha iyi hizmet edeceklerine dair fikir
paylaşımı amacı taşıdığını söyledi.
SİLAHI BIRAKTIK
El Ubeydi bir gazetecinin, ''Artık
siyasi bir güç olarak mı var olmak istiyorlar?'' şeklindeki sorusuna, Irak'ın
altyapısını yeniden imar etmek için ne tür hizmette bulunacaklarını
kararlaştırdıklarını, amaçlarının Irak'a hizmet etmek olduğunu belirterek,
''Silahı da bıraktık. Özellikle Irak askerine silah doğrultulmayacak. Ancak
direniş devam edecek. Dışarıdan topraklarımızı işgal eden güçlere karşı
ekonomik, siyasi ve kültürel alanda direniş var. Ama bu silahla olmayacak.
Gelecekteki durum ise Sadr'ın kararına bağlı'' diye konuştu.
ABD'NİN ÖLÜM EMRİ
ABD'de ve Irak'ta Mukteda El Sadr
için ölüm emri bulunduğu hatırlatılarak, ''Kendisi İran'da mı yaşıyor?
Türkiye'de nasıl rahat dolaşabiliyor?'' sorularına karşılık El Ubeydi, Sadr'ın
kaldığı yeri gizlediklerini, bununla ilgili bilgi veremeyeceklerini ifade
ederek, ''Irak'ta da olabilir, İran'da da olabilir'' yanıtını verdi.
TÜRKİYE ESKİ VE İYİ BİR DOST
El Ubeydi, Sadr'ın Türkiye'de
bulunmasına ilişkin, ''Türkiye eski ve iyi bir dostumuzdur. Ona güvenerek biz
hiçbir şeyden çekinmeden Türkiye'de rahatça dolaşıyoruz'' dedi.
'TEMSİLCİLİK TALEBİMİZ YOK'
Türkiye'de temsilcilik açmak
isteyip istemediklerine ilişkin soru üzerine de El Ubeydi, böyle bir şeyin
olabileceğini, kendisinin şu anda buna yanıt veremeyeceğini belirterek, bunun
için resmi talepte de bulunmadıklarını bildirdi.
SADR, ERDOĞAN VE GÜL İLE NE GÖRÜŞTÜ?
Şeyh Salah El Ubeydi, Sadr'ın,
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde
hangi konuların ele alındığının sorulmasına karşılık, görüşmelerde, Türkiye'nin
Ortadoğu'da güvenliğin ve istikrarın sağlanmasında yer alması konusunun gündeme
geldiğini kaydetti.
Evet, haber böyle…
Peki, bu ne demek?
İran’ın Irak’taki uzantısı ve işgale karşı
silahlı direnişin legal
yapılanmasının temsilcisi Şii Lider Mukteda El Sadr parlamentoda etkili bir
gruba da sahip. Ancak bazen resmi muhatap alınan, bazen kendisi ile savaşılan
konumdaki Şii Lider Mukteda El Sadr şu
an Irak’ta aranan bir kişi durumundadır. El Sadr bu yüzden Irak ve hatta İran’da resmen ortaya çıkamayıp gizlenme
durumunda iken dünyayı şaşırtan ani bir sürpriz yaparak Türkiye’ye geldi,
Ankara’da Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül ile görüşmeler yaptı, sonra
İstanbul’a geçip toplantılar yaptı.
Bu hiç beklenmedik gelişmenin Erbakan’ın 10
günlük İran gezisinin hemen akabinde ortaya çıkması elbette ki önemlidir ve bu
husus hiçbir şekilde göz ardı edilemeyecek kadar ciddidir. El-Sadr’ın Türkiye
çıkarmasını Erbakan’ın İran çıkarmasından ayrı tutup değerlendirmenin mümkünatı
yoktur. Bu iki olay birbirinin devamıdır.
İran’ın Irak’taki temsilcisi El- Sadr’ın
aranan bir kişi olarak, ABD’nin stratejik müttefiki ve mevcut Irak yönetimi ile
çok iyi ilişkileri olan Türkiye’ye bu kadar rahat gelmesi, en zirvede
görüşmeler yapıp adamlarıyla toplantılar gerçekleştirmesi öylesine bir gelişme
değildir…
Nasıl ki Erbakan’ın İran’a yaptığı 10 günlük
ziyaret boyunca ülkedeki en üst tüm yönetim kademeleri ile görüşmeler
gerçekleştirmesi, milli güvenlik kuruluna katılması, askeri yetkililerle görüşmesi,
ülkenin tüm siyasi ve idari dinamikleri ile yakın temaslar kurması öylesine bir
gelişme olmadığı gibi.
Mütekabiliyetin esas olduğu diplomaside
almadan vermek olmaz. İran’ın bütün üst düzey yetkilileri elbette ki kara kaşı,
kara gözü için Erbakan’ı bağırlarına basıp ülkenin en mahrem kurum ve
kuruluşlarının kapılarını ardına kadar açmadılar.
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı
ve Cumhurbaşkanı da Iraklı Şii Lider Mukteda El- Sadr’ın sarığına, sakalına çok
hayran oldukları için görüşme yapmadılar.
Saadet Partisi’nin Millî Görüş’e ihanet
içerisindeki siyonist işbirlikçisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş Erbakan’ın 10
günlük İran gezisini şahsı adına yaptığı bir turistik gezi olarak niteleme
küstahlığını sergilemekten çekinmezken; Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ABD ve
AB’ye rağmen bu gezinin sonuçlarını kabullenip gereklerini yerine getirmekten
ve kazanımlarını devşirmekten geri durmuyor! Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül’ün El-Sadr’ı kabul etmelerinin anlamı budur.
Türkiye, ABD işgali altındaki Irak’ta
birbirleriyle kanlı bıçaklı olan tüm kesimlerle son derece iyi ilişkiler
içerisinde bulunuyor. Mevcut Irak yönetimi dahil, Kürtlerle, Sünni Araplarla ve
tabii ki Türkmenlerle ilişkilerini hem de İsrail ve ABD’ye rağmen sürekli
geliştiriyor. En son da direnişçi silahlı güçlere sahip Şii Lider Mukteda El-
Sadr ve grubu ile ani ve çok ileri düzeyde ilişkiler başlatmış oldu. Düşünün
El-Sadr Irak’ta ekibi ve milletvekilleri ile yapamadığı toplantıları
İstanbul’da yaptı.
Elbette ki İran’ın kuklası durumunda olan
El-Sadr ve ekibi bağlı bulunduğu mercilerden emir ve referans almadan, gerekli
güvenceleri temin etmeden kendi başına hareket edip de Türkiye’ye elini kolunu
sallayıp da gelemez. İran istemeden bu gezinin gerçekleşmesi hiçbir şekilde söz
konusu değildir.
İran’ın güdümünde hareket eden ve Irak’ta
önemli bir etkin faktör olan El- Sadr ve grubu üzerinde etkili olmak hiç
kuşkusuz ki bölge liderliğine soyunan bir Türkiye için fevkalade önem
taşımaktadır. Özellikle ABD’nin Irak’ı terk etmeye başladığı bir süreçte işgal
sonrası bu ülkede söz sahibi olmak bütün iç dinamikleri üzerinde söz sahibi
olmakla mümkündür. Türkiye, El Sadr ile kurulan bu diyalog sayesinde pazılın
son parçasını da yerine koymuş olmaktadır.
Irak’ın toprak bütünlüğünü isteyen Şii ve
Sünni Araplar ile aynı şeyi isteyen Türkiye zaten bu kesimlerle ortak bir
paydaya sahip bulunuyor. Kuzey Irak Kürt Bölgesi yöneticileri de özellikle
Türkiye’ye rağmen ayrı bir devlet kurabilmelerinin, hatta mevcut özerk
konumlarını korumanın imkânsız olduğunu son derece iyi kavramış durumdalar. Bu
yüzden Türkiye ile çok iyi bir diyalog ve ilişkilerini geliştirme çabasını
aralıksız sürdürüyorlar. Kuzey Irak Kürt yönetiminin Türkiye ile bu sürekli
gelişen iyi ilişkileri uzun yılların belası bölücü PKK terörü için de kelimenin
tam anlamıyla panzehir olmaktadır.
Türkiye bu milli ve basiretli dış politikaları
ile İsrail faktörünü tüm vizyonları ile bloke etmiş durumdadır. Çünkü PKK’nın da, Kuzey Irak’taki Kürt
devleti oluşumunun da, Lübnan ve Irak’taki Şii örgütlenmelerinin de arkasındaki
derin gücün İsrail olduğu gerçekliği biliniyordu. Türkiye liderliğinde İslam
Birliği’nin kurulmasını önlemek için Afganistan-İran- Irak- Körfez Ülkeleri,
Lübnan ve Suriye’yi kapsayan bir Şii
kuşak oluşturmaya çalışanın İsrail ve dünya siyonizmi olduğu gerçekliği de
biliniyordu. İşte bütün bunlar Türkiye’yi yöneten asıl irade tarafından
bilindiği için her türlü karşı önlem alınmakta ve İsrail giderek nefes
alamayacak şekilde izole edilmektedir. Başka bir ifade ile özünde İsrail’in
oluşturduğu yapılanmalarla İsrail kuşatma altına alınmaktadır.
Oysa İsrail tam aksine Türkiye’yi içeride
iğneli fıçıya çevirip dışarıda ise ateş çemberi ile kuşatmaya çalışarak nihai
Sevr Planını gerçekleştirmek için hiçbir şeyi ardına koymadan her bildiğini
yapıyordu. Evet, İsrail, Türkiye ile girdiği liderlik mücadelesinde büyük
hüsrana uğramış durumdadır.
Öyle ki İsrail çok çalıştığı halde, özellikle
1 Mart Tezkeresi sonrasında ABD-Türkiye ilişkilerini de bozmayı başaramamış,
aksine daha güçlenmesini önleyememiştir.
İsrail’in, ABD’deki lobi kuruluşları
aracılığıyla Türkiye’de darbe yapma girişimleri de sonuç vermemiş aksine
Ergenekon Davası ile İsrail hinterlandının kökleri kazınmaya başlanmıştır.
İsrail’in Erbakan’ın İran ziyareti ve
temasları nedeniyle fevkalade rahatsız olduğu çeşitli medya organlarına
yansıdı. PEJAK terör örgütünün İran’a yönelik başlattığı son saldırıların da
Erbakan’ın bu ülkeye yaptığı gezi ile ilgili olarak İsrail’den aldığı talimat
sonucu olduğu anlaşılıyor. İHA Haberine göre PEJAK İsrail’in verdiği silahları
son terör saldırılarında Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı da kullandı.
Yakalanan teröristlerden ele geçirilen silahların ABD yapımı olduğu ve İsrail
tarafından verildiği değerlendiriliyor.
Ancak İsrail’in Türkiye-İran yakınlaşması karşısında
PKK ve PEJAK’ı kullanma potansiyeli sonuç getirici nitelikte değildir. Çünkü
PKK ve PEJAK’ın yuvalandığı Kuzey Irak’ın bölgesel yönetimi Türkiye ile
stratejik ittifak içerisine girmektedir. Bu ise PKK ve PEJAK’ın sonu demektir.
Şu anda İsrail’in elinde kalan tek koz Ermeni
soykırım iddialarıyla Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerini zehirleyip
gelişmesini engellemeye çalışmasıdır. Ancak bundan da bir sonuç çıkmayacaktır.
Çünkü Ermenistan, soykırım iddiaları ve
Karabağ sorununun sadece İsrail diplomasisi için imkân sağladığını, kendisine
hiçbir yarar getirmesi şöyle dursun bölgede tecrit olunmasına ve giderek her
sahada geriye gitmesine yol açtığını artık çok iyi bilmektedir. Ne var ki
İsrail’in Ermenistan’da da manipüle ettiği birtakım iç dinamikler ve işbirlikçi
unsurlar vardır.
Azerbaycan’da ise gerek iktidar gerekse
muhalefet, Türkiye olmadan işgal altındaki topraklarını hiçbir şekilde
kurtaramayacaklarını ve de ülkede iktidar olamayacaklarını çok iyi bilmektedir.
Son zamanlarda Azerbaycan’ın Türkiye’ye karşı Rusya’ya yanaşıyormuş gibi
davranışlar sergilemesi tamamen siyasi bir taktik nedeniyledir, bundan öte
belirlenmiş herhangi bir strateji ile hiçbir alakası yoktur.
Kaldı ki son Gürcistan olayında açıkça görüldü
ki Rusya bu devasa sorunu Türkiye sayesinde atlattı. Eğer Türkiye Montreoux
sözleşmesini gerekçe göstererek ABD ve NATO’nun Karadeniz’e büyük bir çıkarma
yapmasını engellemeseydi Rusya çok zor duruma düşebilirdi.
Şimdi eğer Türkiye’nin İsrail işbirlikçisi
Elçibey’i devirerek yerine iktidar yaptığı baba Aliyev’den sonra oğul Aliyev
Rusya ile dirsek temasına geçtiyse bunun tek bir izahı olabilir. Rusya
Gürcistan konusunda kendisini Batı karşısında zor duruma düşmekten kurtaran
Türkiye’ye diyet borcunu ödemek istemektedir. Çünkü Rusya’nın Ermenistan
üzerindeki etkisi ABD ve Ermeni diasporasından daha güçlüdür.
Ne var ki buna karşın İsrail, Türkiye ve
Azerbaycan’daki uzantısı muhalif unsurları kullanarak Türkiye ile Ermenistan’ın
yakınlaşmasını engellemeye çalışıyor.
Türkiye’de çalıştığı söylenen 50 bin
Ermeni işçi konusunda da gürültü koparanlar Sabetayist Yahudi unsurlardan ve
onların etkilediği çevrelerden başkası değil. Amaç Türkiye’nin bölge gücü
olmasını ve Karadeniz’deki üstünlüğünü önlemeye yönelik bir sorunlar yumağı
oluşturmaktır. Ermenistan gibi fakir, geri kalmış bir zavallı devleti Türkiye
ve Azerbaycan için tehlike haline getirmeye çalışan İsrail’dir.
Ancak Türkiye, aksine İsrail’in bölgeye
ilişkin belirlediği tüm vizyonlarını birer birer tersyüz edip kendi lehine
çevirerek bölgesel bir güç olmada giderek rakipsiz kalmayı başarmaktadır.
Aslında ABD işgalinin başarısızlığa uğratılıp
sürdürülemez olduğunun anlaşılması üzerine Şii lider Mukteda El Sadr ile
ekibinin Irak’ta örgütlenmesine göz yumulması ve onun üzerinden İran’ın Türkiye’ye
rakip olarak bölgeye müdahalesinin sağlanması tamamen bir İsrail planıydı.
Çünkü El-Sadr ve silahlı gücü Irak’ta ABD işgali altında palazlandı. Açıkçası
Sünni direnişe karşı bir alternatif olarak oluşturuldu. İsrail’in Irak’ta
başlattığı Sünni-Şii savaşını da Türkiye durdurdu.
Türkiye, nihayet Kuzey Irak Kürt oluşumunu
İsrail’in inisiyatifinden çıkarıp etki alanına almayı başardığı gibi, Şii Lider
el Sadr’ı da kontrolüne almayı başarmış bulunuyor. Mevcut Irak yönetimi ile de
çok iyi ilişkileri olan Türkiye böylece İsrail’in Irak’taki tüm bağlantılarını
bertaraf etmiş durumdadır.
Son günlerde Suriye ile çok büyük yankılar
uyandıran bir ortak askeri tatbikat gerçekleştiren Türkiye karşısında sıkboğaz
olup adeta nefesi kesilen İsrail; bu kez çareyi Mısır’ı kullanarak yeni bir
fitne kapısı aralamada bulmuş olacak ki Başbakan Netanyahu ilk dış gezini bu
ülkeye yapıyor. Ama bu gezi denize düşen
İsrail’in yılana sarılmasının fotoğrafından başka bir şey olmayacak.
Çünkü Mısır’da artık son dönemini yaşayan
Hüsnü Mübarek karşısında hızla gelişen bir anti siyonist muhalefet var.
İsrail’in Gazze katliamının yankıları henüz canlı iken Netanyahu’nun bu geziyi
gerçekleştirecek olması işin tuzu biberi olacak.
Döneminde Türkiye-Mısır ilişkilerinin
altın devrini yaşadığı Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in İsrail’in derdine derman
olabileceğini düşünmek Netanyahu için tam bir ham hayaldir.
Düşünün, 28 Şubatçı bıçkın general Çevik Bir’in MOSSAD’a angajedir dediği Suriye istihbarat örgütü Muhaberat, Mısır
Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in mekik diplomasisi sayesinde Abdullah Öcalan’ı
Şam’dan çıkarıp terörist başının sonunun başlangıcını hazırlamıştı. İsrail, bu
en önemli kozu olan Abdullah Öcalan faktörünü elinden alan Hüsnü Mübarek ile
şimdi ne kadar güvenli iş tutabilir?
Sanırız Hüsnü Mübarek İsrail Başbakanı
Netanyahu’yu ülkesine davet ederken yarının iktidarı olacak olan muhalefet ile
işbirliği içerisindedir. Çünkü bu seyahatin en önemli somut sonucu Mısır’daki
anti siyonist muhalefetin güçlenmesi olacaktır.
Görülüyor ki İsrail’in Türkiye ile bölgede
yürüttüğü liderlik yarışında uzandığı her şey elinde kalıyor ya da elinde
kalmaya mahkum... İsrail’in Türkiye karşısında bir bölge gücü olma olasılığı
kalmamıştır. Çünkü artık ABD’de de etkin bir Yahudi karşıtlığı sürekli
gelişmektedir. İsrail’in Türkiye-ABD ilişkilerini bozmada çaresiz kalmasının
altında da bu gerçeklik yatmaktadır.
ABD’de WASP kökenli Beyaz Hıristiyan denilen
bir kesim ile Yahudiler arasında öteden beri devam eden ve açık sır tabir edilen bir gizli iktidar kavgası vardır. Yani herkes
bu iktidar kavgasını bilip farkında ama kimse resmen dile getiremiyor. İşte
Türkiye, ABD yönetiminde Yahudilere karşı bu Beyaz Hıristiyanlarla stratejik
bir ittifak içerisinde bulunuyor.
1 Mart Tezkeresi’ne rağmen eski Başkan Bush’un
NATO zirvesini İstanbul’da toplaması, Türkiye’nin Gürcistan olayında Rusya ile
birlikte hareket etmesine karşın yeni Başkan Obama’nın ilk ziyaretini ülkemize
yapması bu sayede gerçekleştirildi.
Ve oldukça ironik bir husus… Saadet
Partisi’nin bir şebeke tarafından biberonla beslenip Genel Başkanlığına
getirilen siyaset buzağısı Numan Kurtulmuş koca dünyaya hükmeden bir Erbakan
ile oyun oynamaya kalkışıyor. Galiba Millî Görüş siyasetine sucuk yapılacak.