Hakan Gülyüz

h.gulyuz@el-aziz.com 24 Haziran 2009 Çarşamba 00:25 DİĞER KÖŞE YAZILARI

İRAN'DAKİ GELİŞMELER BİZİ HAKLI ÇIKARDI

Daha önce bu sütunda pek çok kez İran İslam Devrimi bir CİA-MOSSAD projesi olarak gerçekleştirildi diye yazdık, gerekçelerini ayrıntılı şekilde izah ettik. Şimdi İran’da yeniden başlayan benzeri olayları doğru anlayıp sağlıklı izah etmek için kısaca yeniden bu hususları özetlemekte fayda var…

Dünya siyonizminin İran İslam Devrimini planlayıp gerçekleştirmede iki temel amacı vardı: Birincisi, burnu büyüyen petrol zengini işbirlikçi Şah’ın yerine yine işbirlikçi fakat güçsüz bir yönetimi iş başına getirmekti. Çünkü krallar, şahlar, hanedanlar hiçbir zaman ülkelerinin çıkarlarını, seçimle yönetime gelen işbirlikçiler ve darbe ile başa geçen diktatörler kadar ırkçı emperyalizme peşkeş çekmede cömert davranamazlar, aksine devletlerini olabildiğince kayırırlar. Bu yüzden Irkçı emperyalizm ülkelerini kendi öz malları gibi gören bu monarşilere ne kadar işbirlikçilik ederlerse etsinler tam güvenemez.

İkinci ve asıl önemli belirleyici amacı ise Türkiye’de Erbakan liderliğinde ortaya çıkan ve İslam Dünyasında büyük yankılar uyandıran Millî Görüş hareketinin önünü kesmekti. Çünkü dünyada ilk kez bir İslam ülkesinde Batı ölçülerinde kurulan fakat İslami değerlere bağlı bir siyasi parti olarak Millî Selamet Partisi tamamen demokratik yöntemlerle 1974-1978 yılları arası fasılasız 4 yıl çeşitli koalisyonlarla iktidar ortağı olup büyük başarılara imza attı. Bunun bir prototip olarak İslam Âleminde uyandırdığı büyük ilgi ve alakayı gölgelemek ve önünü bir şekilde kesmek gerekiyordu.

Bu amaçla, CİA ve MOSSAD’ın örgütlediği mollalar öncülüğünde başlatılan toplumsal kanlı başkaldırı olayları sonucu İran’daki monarşik düzen çözülüp dağılınca Şah Muhammed Rıza Pehlevi yurt dışına kaçmak zorunda kaldı. Bu gelişmeler sırasında Şahın istihbarat örgütü SAVAK da CİA ve MOSSAD ile birlikte mollalara destek verdi.

Bunun üzerine yıllardan beri Paris’te sürgünde yaşamakta olan Ayetullah Humeyni Fransız Havayollarına ait bir uçağa bindirilip gönderildiği İran’da başkent Tahran havaalanına büyük bir coşku ve âlâyı Vâlâ ile indirildi ve ülkenin başına geçirildi.

Humeyni’nin ilk beyanatı İslam devrimini komşu ülkelere ihraç edeceğiz oldu. Halkının yarısı Şii olan Irak lideri Saddam Hüseyin bunu tehdit olarak algılayıp İran’a savaş başlattı. Türkiye de bu açıklamayı tehdit olarak algıladı ve İran ile ilişkileri bozulmaya başladı.

Ayetullah Humeyni Batı’dan o kadar destek aldı ki; ABD yönetimi, kadim dostu ve işbirlikçisi Şah Muhammed Rıza Pehlevi’yi birlikte hazinesini de getirmesine rağmen ülkeye sokmadı, adam Mısır’a gidip orada öldü. O yüzden İran ve Mısır düşman iki ülke haline geldiler.

Tüm dünyada ve özellikle İslam Âleminde muazzam yankılar uyandıran Humeyni Devrimi Türkiye’deki Millî Görüş hareketini tamamen gölgede bıraktı. Öyle ki Millî Selamet Partisi teşkilat mensupları Erbakan’a diklenerek “Böyle mahalle ve köy temsilcileri ile sandık müşahitleriyle İslam gelmez; Humeyni’nin yaptığı gibi gümbür gümbür gelir” diyerek akılsızca, cahilce ve küstahça baş kaldırır hale geldiler.

Bu kadar da değil… Daha sonra Refah Partili yıllarda ise Türkiye’deki yönetimlerin göz yumması ile ülkenin her yanında faaliyet gösteren İrancı denilen birtakım örgütler, yayın kuruluşları ve şahıslar “Siyasi parti kurmak şirktir, oy vermek küfürdür. Şayet para cezası nedeniyle oy kullanmak zorunda kalırsanız yan yana parti amblemlerine 3 mühür vurup iptal ettirin” diye propaganda yapıyorlardı. Bu 3 mühür vurup oyu iptal etmeyi yüzbaşı yapın şeklinde slogan haline getirmişlerdi.

Hiç şüphesiz ki bu agresif ve sinsi propaganda ANAP, DYP, CHP, MHP gibi laik partileri değil, sadece Refah Partisi’ni olumsuz etkiliyordu. Bütün bu hasmane faaliyetlere karşın bir güne bir gün Erbakan İran İslam Devrimi ve Humeyni aleyhine tek söz söylemeyerek, hatta her vesile ile desteğini ifade etmekten de çekinmeyerek büyük bir sabır ve âlicenaplık gösterdi.

 Bir keresinde “Hocam, İrancılar Refah Partisi’ne kök söktürüyor” diye şikâyet ettiğimizde Erbakan; “Ne yani, Şah’ı destekleme durumuna mı düşelim?” diyerek İran’daki Şii Devrimi aleyhinde bulunmaya asla izin vermedi.

CİA ve MOSSAD yalnızca, Şii mollaları örgütleyerek İran’da Şah rejimini devirip Ayetullah Humeyni’yi iktidara getirmekle kalmadı; aynı zamanda Türkiye’de de 12 Eylül askeri darbesini gerçekleştirip Erbakan’ı siyasi yasaklı konuma getirdi. Hani kitaplara konu olan CİA Türkiye masası şefinin o meşhur bizim çocuklar başardı diye tiyatroda Damdaki Kemancı oyununu izleyen ABD Başkanı’na müjde vermesi var ya…

 

 Evet, ABD 1979 yılında İran’da Şii mollaları destekleyip Şah rejimini devirerek sözde İslam Devriminin gerçekleşmesini sağlarken; 1 yıl sonra ise Türkiye’de 12 Eylül 1980’de askeri darbe yaparak Millî Selamet Partisi’ni kapattırıp Erbakan’ı siyasi yasaklı hale getirtiyordu!

Şu anda İran’da olup bitenleri doğru tahlil edip sağlıklı bir çözümleme yapmak için Batı’nın tutumunu dikkatle takip etmek gerekir.

Nitekim son cumhurbaşkanlığı seçiminde Yahudilerin Ahmedinejad’ın kazanmasını istediğini İsrail gazeteleri yazdılar. Olaylar patlak verir vermez Ahmedinejad ABD ve İngiltere başta olmak üzere Batılıları suçladı. Oysa Batılılar ve Türkiye’deki uzantıları İran’daki son gelişmelerden memnuniyetsizliklerini ne yapsalar gizleyemiyorlar! Dolayısıyla Batı’nın bu son gelişmeleri desteklediği doğru değil, tamamen bir illüzyondan ibarettir.

Ahmedinejad yönetiminin İran’daki olaylar nedeniyle İngiltere ve ABD’yi suçlaması ise bir danışıklı dövüşten başka bir şey değildir. Batılı ülkelerin ve İsrail’in bu söyleme çanak tutmaları muhalif hareketin yabancı işbirlikçisi olarak gösterilmesine yönelik üzerinde mutabık kalınan bir ortak çaba nedeniyledir.

Ancak bu kez İran’da patlak veren olaylar 30 sene önceki 1979 Humeyni ihtilalinden çok daha büyük sonuçlara gebedir. Çünkü bu kez hem devlet yapılanmasını oluşturan üst düzey yönetim kademeleri arasında derin bir ihtilaf söz konusudur, hem de ileride Azeri-Farisi ayrışmasına yol açacak niteliktedir. Bu olaylardan sonra İran Devleti dağılıp bölünebilir. Hatta bu olaylar önlenebilse bile derin izlerinin silinmesi hiçbir zaman mümkün olmayacaktır.

Gelişmeler kısa sürede kontrol altına alınıp önlenemediği takdirde; İran’ın bu kaos ortamında çöküşe sürüklenip bölünme sürecine girmesi karşısında Türkiye ister istemez cazibe alanına Azeri hinterlandını çekerek bölgenin rakipsiz lideri konumuna gelebilir ki Batı Dünyası ve özellikle İsrail buna çıldırır.

Batı ile işbirliği yaparak Millî Görüş’ün önünü kesmeye çalışan Humeyni rejimi için bu Allah’ın bir tokadı ve adaletidir. Çünkü Allah zalimlere destek verenlere sonunda o zalimleri musallat eder şeklinde bir hadisi şerif vardır.

Bu olayların Erbakan’ın İran’a yaptığı tam 12 gün süren uzun bir ziyaretten ve yönetimin tepe noktalarındaki herkesle, bütün kanaat ve muhalefet önderleri ile yaptığı kapsamlı görüşmelerden kısa süre sonra patlak vermesi de fevkalade ilginçtir. Demek ki Erbakan bu gelişmeleri bekliyordu ve galiba önlemek için yardımcı olmaya çalıştı! 

 

  

İsrail, Batılı ülkeler ve Türkiye içindeki uzantıları, Millî Görüş karşısında İslam Birliği’ni bölmeye matuf bir alternatif çözüm olarak Ayetullah Humeyni liderliğinde gerçekleştirilen İran’daki Şii İslam Devrimi’nin fiyasko ile sonuçlanmasına asla razı olamazlar.

Ancak Erbakan ve Millî Görüş ile dirsek teması ve işbirliği içine girmesi halinde asla buna müsaade etmeyip İran’ın parçalanmasına yol açarlar. Çünkü Batılıların halen İran’a örtülü büyük destekleri, Türkiye liderliğinde kurulan İslam Birliği’ni önlemeye yönelik Şii kuşağı oluşturması nedeniyledir. Bu misyonunu yerine getirmeyen ve üstelik Türkiye ile işbirliği yapan bir İran’ın iflahına asla izin vermezler.

Tarih boyunca Osmanlı Devleti’ne karşı Batılı ülkelerle işbirliği ve ittifak içinde hareket eden İran bugün de önemli ölçüde çok farklı bir konumda değil. Bugüne kadar Türkiye liderliğinde İslam Birliği kurulmasını önlemek için bir Şii kuşak oluşturmaya çalışan İran dolaylı ve örtülü şekilde Batılı ülkelerden, özellikle de İsrail’den büyük destekler aldı.

Nitekim İran-Irak savaşında da İsrail, Saddam Hüseyin’in laik Baas rejimine karşı Humeyni’nin Şii molla rejimine gizlice stratejik önemde silah yardımı yaptı. Skandal olay ortaya çıkınca tüm dünya çalkalandı, birçoklarının ağzı bir karış açıkta kaldı. Ne yazık ki dünya kamuoyunu oluşturan siyonist güçler olayı kısa zamanda unutturdular. Bu yüzden artık hiç konuşulmaz oldu.

Bugün de yine bir sürü gürültü patırtı çıkartıp ortalığı velveleye vermelerine karşın İran’ı nükleer güç elde etme çabalarına motive edip el altından destekleyen İsrail’den başkası değildir. Çünkü İran’ın nükleer güce sahip olmasını -içerideki uzantılarını da kullanarak- Türkiye’ye yönelik bir tehdit olarak gösterip iki ülkeyi savaştırma arzu ve çabasından İsrail hiçbir zaman vazgeçmedi. Ayrıca İran’ın nükleer güce sahip olması İsrail’in sahip olduğu korkunç nükleer silahlar için de bulunmaz bir gerekçe oluşturmaktadır.

Öte yandan İsrail ve Batılı ülkelerin Lübnan’daki silahlı Şii Hizbullah Örgütünün varlığına gösterdiği hoşgörü ve dolaylı destek de Türkiye’nin İslam Birliği liderliğini engellemeye yönelik stratejik bir tutumdur.

Türkiye ile arasını düzeltip ilişkilerini geliştiren Suriye’deki Alevi azınlığa dayalı rejime karşı İsrail ve Batılı ülkelerden yükselen homurdanmaların özünde de oluşturulmak istenen Şii kuşağın kırılması endişesi var.

Bugünlerde 12. kuruluş yıldönümü kutlanan D-8 ile resmi çekirdeği oluşturulup 60 Müslüman ülke ve toplumunun katılımı ile İslam Konferansı Örgütü üzerinden Türkiye liderliğinde yürütülen bir İslam Birliği resmen olmasa bile fiilen hayata geçirilmiş bulunmaktadır.

Bu oluşan fiili İslam Birliği’nin bölge ve dünya meselelerine ilişkin ortak yaklaşımları karşısında farklı bir tutum izleyip sorun çıkaran, ayak süren tek ülke ise İran’dır. Ancak İran’daki yönetim yeterince tek merkezli olmayıp bölünmüş durumdadır. Bu yüzden de Batı’nın da istediği şekilde işler yürütülememektedir.

Diğer yandan ABD’nin Pakistan ve Afganistan’ı İslam Birliği için sorun haline getirme çabaları ise hiçbir şekilde sonuç vermediği gibi üstelik Batı Dünyası için yeni ve çok tehlikeli karmaşık sorunlar oluşturmaya aday gözükmektedir.

Dikkatli gözlerle izleyenlerin fark etmede asla zorlanmayacakları gerçeklik şudur: İran’daki son olaylar Batılı ülkeleri ve özellikle İsrail’i son derece tedirgin edip endişeye sokmuş bulunuyor. Bunu saklamaya çalışmaları zoraki ve oldukça sırıtan bir rolden öteye bir şey değildir. Gerçekte ise gelişmelerin Batı aleyhine, Türkiye ve İslam Birliği lehine sonuçlanmasından büyük bir dehşet ve endişe içerisinde korkmaktadırlar.

İran’daki gelişmeler ve bu gelişmelerin dünya dengelerini altüst etme olasılığı karşısında, uzun süredir ara verdiğimiz dış politika konulu yazılara bu vesileyle yeniden başlamış olduk. Umarım devam ettiririz.

Sayı: 560

5415 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 05:34
Güneş 07:00
Öğle 12:15
İkindi 14:53
Akşam 17:17
Yatsı 18:37
DÖVİZ KURLARI
USD 3.8713     EURO 4.5671     IMKB 106239     ALTIN 161,321