Harun Yahya

12 Eylül 2017 Salı 21:31 DİĞER KÖŞE YAZILARI

KADIN NİMETİNDEN MAHRUM BİR DÜNYA

Dünya üzerinde 8 milyar insan yaşamaktadır. Bu sayının yarısından fazlası kadınlardır. Bu yalnızca istatistiki bir rakam değildir. Onlar bizim sevdiklerimiz, annelerimiz, kız kardeşlerimiz, eşlerimizdir. Yeryüzünde kalbinde bir kadına karşı sevgi olmayan erkek sayısı parmakla gösterilecek kadar azdır.
 
Fakat hayatımızın en güzel parçalarından biri olan kadınlar sürekli bir baskı altında yaşamaktadır. Kimi zaman sevgi ve iltifat görmeleri gereken yerde hakaret ve saygısızlıkla muhatap olmaktadırlar. Bazı çevrelerde toplum kuralları, mahalle baskısı hep kadına hükmetmeye, onun hayatını baskı altında tutmaya yöneliktir. Çoğu kadının babası, abisi, eşi, akrabaları, patronu, iş arkadaşları, öğretmenleri onun özgürlüğünü kısıtlamayı adeta görev edinmişlerdir. Milyarlarca kadın her an suç işleyebilecek potansiyelde görülmekte ve kontrol altında tutulması gereken bir varlık muamelesi görmektedir. Bu dünya çapında yaygın bir hastalıktır. Çoğu zaman bu baskı sistemini uygulayan erkeğin doğu ya da batıda yaşaması, komünist ya da kapitalist olması, dindar ya da ateist olması, bilim adamı ya da cahil olması bu gerçeği değiştirmemektedir.
 
Kadına baskı denildiğinde akla ilk olarak doğu toplumları gelir. Özellikle din karşıtı çevreler kadını ezen toplum kurallarının İslam dininin bir parçası olarak göstermeye çalışmaktadırlar. Oysa bu İslam'ın değil, hurafeci din anlayışının getirdiği bir felakettir. Kadını hor gören sözde dini yapı İslam'ın temel değerlerine taban tabana zıt bağnaz bir anlayıştır. Tam tersine kadın Kuran'da övülmüş ve üstün tutulmuştur. Allah, Kuran’da kadının bir çiçek gibi narin ve değerli olduğunu anlatmıştır.
 
Müslümanlardan kadınlara sevgi ve saygı ile davranmalarını istemiştir. Bağnaz yapı ise tüm bu güzel ahlak hükümlerini göz ardı ederek kadınları, evden dışarı çıkmanın yasak olduğu, baskılandıkları, hor gördükleri bir yaşam modelinin içine hapsetmiştir. Yüzlerce yıllık kabile kültürünün bir araya getirdiği bağnaz zihniyet, İslam ile bağlantısız bir dindir.
 
Bu sorun, Batı toplumlarında da farklı ideolojiler altında görülebilmektedir. Batı kültürünün temel ideolojilerinden biri olan Darwinizm, kadını erkeğe göre evrimini tamamlamamış bir canlı olarak kabul etmiştir. Hatta evrim teorisinin kurucusu Charles Darwin klasik bir kadın düşmanıdır. Darwin, Descent of Man adlı kitabında kadınların idrak etme, hızlı kavrama ve taklit konusunda "daha aşağı ırkların özelliklerini taşıdıklarını ve bu nedenle daha eski ve alt bir medeniyet seviyesine sahip olduklarını" yazmıştır.1
 
Darwin, daha da ileri giderek kadının evlilikteki rolünü kendince şöyle tarif etmiştir: "…sizinle ilgilenecek biri –bir köpekten daha iyi oyalayabilecek- ev ve evin sorumluluklarını alacak biri …"2
 
Darwinizm'den esinlenerek ortaya çıkan faşizm ve komünizm de kadın karşıtlığıyla ortaya çıkmıştır. Nazi Almanya’sında lise mezunlarının %10'undan fazlasının kız olmaması kuralı geçerli idi. 1929'da, 39 nasyonel-sosyalist öğrenim kurumu vardı. Bunların yalnız ikisi kızlar içindi. Naziler için kadını görevi üreme çiftliklerinde hayatlarında hiç görmedikleri Alman gençlerinden hamile kalarak aryan ırkını oluşturmaktı.
 
Sovyet devriminin hemen sonrasında ise 17 ile 32 yaş arasındaki kadınların devletin malı olduğunu dikte eden bir kanun çıkarıldı. Sözde kocalarının baskısından özgürleştirilen kadınlar madenlerde fabrikalarda en ağır işlere sürüldü. Komünizm için kadınlar sadece yeni bir işgücü imkanından ibaretti.
 
Günümüz batı toplumlarının da kadın konusunda yüzyıl evvelki atalarından bir adım ileride oldukları söylenemez. Kapitalizm kadını alınıp satılan bir meta haline getirmiştir. Devletler çoğu zaman bu kirli ticareti desteklemekte, hatta vergilendirmektedir.
 
Kaldı ki, batı toplumlarında kadın hala eşit vatandaş olma mücadelesi vermektedir. Birçok ülkede kadınlara seçme ve seçilme hakkı son 70-80 yıl içinde verilmiştir. ABD kongresinde 5 üyeden sadece biri kadındır. İşyerlerinde kadınların aleyhine cinsiyetçi bir hayat devam etmektedir. Avrupa Parlamentosunda Polonyalı bir milletvekili, kadınların sözde daha zayıf ve daha az zeki oldukları için daha az para kazanmaları gerektiğini savunmuştur. Günümüzde çoğunlukla sosyal medya, internet, video oyunları, gazeteler, dergiler, TV dizileri, filmler, kitaplar kadınların ayrımcılığa uğradıkları platformlar haline gelinmiştir. 
 
Sadece Doğu toplumlarında değil Batı dünyasında da her yıl binlerce kadın eşinin saldırısı sonucunda can vermektedir. Dünya üzerindeki kadın cinayetlerinin %40ında katil, ya kadının eşi, ya nişanlısı ya da erkek arkadaşıdır. AB’de her beş kadından biri eşinden şiddet görmektedir. Kanada’daki her iki kadından biri 16 yaşından itibaren en az bir kere fiziki şiddet ya da cinsel taciz yaşamıştır. Dünya çapında her yıl 5 milyon kadın eşinden şiddet görmektedir. Bu mazlumların beşte biri bu şiddet sonucunda tedavi olmak zorunda kalmıştır. Sadece 2006 yılında ABD’de tecavüze ya da cinsel tacize uğrayan kadın sayısı 240.000’dir. görülebildiği gibi kadın karşıtlığı söz konusu olduğunda batısıyla doğusuyla tüm dünya, az ya da çok, aynı çirkin karakteri göstermektedir. 
 
Bu kadar baskı kadının içindeki hayat ışığını söndürmektedir. Onun yaşama heyecanını, mutluluğunu engellemektedir. Baskı altında kadın güzel ve çekici olmaktan, kendini güzel hissetmekten çekinir hale gelmiştir. Dünya, kadın güzelliğinden mahrum hale gelmiştir. Dünya, kadının aklından, üreticiliğinden, çalışkanlığından ve detaylı düşünme yeteneğinden de büyük ölçüde mahrum kalmış durumdadır. Bu güzel nimet, kadın düşmanlarının baskısı sonucu, hayatımızdan çekip alınmıştır.
 
Dünyanın süsü olan kadınlar mutlu ve serbest olmadıkça dünya eksik kalacaktır. Kalite, sanat, estetik gelişemeyecektir. Yeryüzünde şiddete son verecek barış kültürünü yerleştirecek en önemli güçlerden biri kadın sevgisidir. Kadın güzelleştikçe, dünya da aynı oranda güzelleşecektir. Kadına saygı arttıkça dünya daha yaşanabilir bir hale gelecektir.
 
1. John R. Durant, The Ascent of Nature in Darwin's Descent of Man" in The Darwinian Heritage, Ed. by David Kohn, Princeton, NJ: Princeton University Press, 1985, p. 295.
2. Charles Darwin, The Autobiography of Charles Darwin 1809-1882, New York: W. W. Norton & Company, Inc., 1958, pp. 232-233.

Sayı: 981
110 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 04:41
Güneş 06:04
Öğle 12:23
İkindi 15:47
Akşam 18:29
Yatsı 19:46
DÖVİZ KURLARI
USD 3.4910     EURO 4.1702     IMKB 104123     ALTIN 145,971