İbrahim Paşalı

29 Nisan 2012 Pazar 11:52 DİĞER KÖŞE YAZILARI

İSLAMİ İSRAİL: İRAN-2

Politikada maharetli olanlar, mazeret bulmakla yorulmasınlar; onlara devrimcinin en yalın anlamını hatırlatalım: "Yeryüzüne yalın bir bakış ile bakan" ve mazeretlerin esiri olmayan kişiye devrimci denir.

Bu bataklıkta, anlamın kaymaması için, vurgulamakta fayda var ki, bu satırların yazarı, İran'a hüsnüzan ile bakılmasını savunan, ama iyi niyet israfına da karşı olan biridir.

İyi niyetimizi kaybedersek, iyi cevaplar bulamayız. İyi sorular, iyi niyetin eseridir çünkü.

Gönül isterdi ki, İran yıllardır kürsüde esip gürlemekle yetinmek yerine, bu coğrafyada olumlu manada devrim gibi yeniliklere imza atabilseydi, her alanda işbirliğini arttırabilseydi.

Keşke, İran, "devrim ihracı" gibi "gâvur adetleri"ne uymakla, kendisine uydu ülkeler aramakla vakit kaybetmeseydi. Organ nakli yapmaya çalışmadan, doku uyuşmazlığını çözmek için çalışsaydı.

1979'da Şah'ı devirdiler, ama sadece ülkenin rejimini değiştirebildiler, tarihin en eski ulus devletini değiştirmediler, değiştiremediler.

Kabul etmek gerekiyor ki, İran, "İslam devrimi"nden de güçlüdür, ona da boyun eğmez, eğmiş gibi yapar.

Kısaca 'Ortadoğu' denilerek özetlenen sorunların asıl adı, tarihin en eski iki ulusunun, Yahudilerin ve Farisilerin, bu coğrafyanın tarihini paranteze almalarıdır. Selçuklu-Osmanlı aklı, yani bizim kavimler üstü tarihimiz, tecrübemiz, aklımız bu parantezin içinde sıkışıp kalmıştır, mahpustur.

Düşmanlar, dostlardan daha çok birbirine benzer. İran, İslami İsrail'dir. Siyonistler nasıl "Yahudi Soykırımı"nı kullanarak bir devlet sahibi olduysa ve politikalarına mazlum Musevilerin acılarından bir dokunulmazlık zırhı ürettilerse, İran da 'Kerbela Soykırımı'nı merkeze alarak ulusal kimliğini inşa etti, aynı şeyi yaparak bugüne kadar geldi. Kırım yaşamış bir soydan geldiğini iddia edenlerin gözlerine baktığınızda, acının ve kibrin, göz ve kirpik gibi ayrılmaz olduğunu görürsünüz. Yahudiler ve Farisiler, acıda ve seçkincilikte de rakiptirler. Yarışırlar, bağrışırlar, tehditler savururlar, ama savaşmazlar.

Bu satırların yazarının saflığını mazur görürseniz, anlayamadığı bir noktayı sizinle paylaşmak istiyor: Emperyalistlerle mücadele ettiğini söyleyen kişi, emperyalistlerin yazdığı Osmanlı tarihiyle niçin mücadele etmez, bir devrimci olarak niçin bu emperyalist tarih kitaplarını da devirmez?

İşbirliği eksikliği konusunda, tek taraflı baktığımı, faturayı İran'a kestiğimi düşünenler olabilir. Daha fazla detaylandıralım. Sünni âlimler, kibirli oldukları için bugüne kadar adım atmadılar, diyelim ve onları muhafazakârlıkla suçlayalım. Bir yere kadar onları mazur görebiliriz, çünkü kimilerinin iddia ettiği gibi Sünniler devrimci değil, devrim nedir bilmezler.

İnsanın imtihanı, iddiasıdır. Kibir, ayrımcılık yapmaz, emperyalisti de, devrimciyi de, Türk'ü de İranlıyı da körleştirmeye başlar.

Her vesileyle devrimci olduğunu iddia edenler, İslam tarihinde niçin devrim yapmıyorlar, yapamıyorlar? Hatırlamalıyız ki, Şii âlimleri bizim gibi kesinti yaşamadı, entelektüel mirasları ortada sahipsiz kalmadı, yağmalanmadı, kaybolmadı. Hem kimilerine göre onlar daha donanımlı, daha cesur değil mi? Ortak tarihimizde de bir devrim yapsınlar, aradaki fitneleri kaldırsınlar, işbirliğinin yolunu açsınlar. 33 yıldır bekliyoruz...

Şah'ın adamlarının katlettiği rahmetli Ali Şeriati, olsa olsa mütevazı bir tahta köprüdür. Bu yükü taşıyamaz. Taşıyamadı da. Nehrin karşı yakasında, Türkiye'deki okuyucularının zannettiği gibi bir karşılığı yoktur.

Tarihin en eski ulus devleti olan İran, tarihi milli refleksleri yüzünden olsa gerek, "İslam ümmeti"yle işbirliği yapamıyor, devrimci bir bakış açısıyla ortak tarihimizi yeniden yazamıyor, daha yakına gelemiyor.

Bu sorunun cevabını merak eden sadece ben değilimdir umarım: Suriye konusunda, "şeytan" dediği Rusya ve Çin'le bile işbirliği yapabilen İran, Türkiye'yle işbirliği yapmak istedi de, bizimkiler mi onu dışladı?

İran ve Nasrallah Türkiye'yle birlikte, Beşar Esed'i reformlar için sıkıştırsaydı, bu kadar mazlum hayatını kaybeder miydi?

Taşeronluk tartışmaları, bumerang gibidir, ithamlarınız gelip sizi de vurabilir. Amerika ile hareket eden Türkiye taşeron oluyorsa, Rusya ve Çin'le birlikte hareket eden İran, nasıl taşeron olmuyor?

Rusya ve Çin, bütün dünyaya meydan okuyan bir "devrimci" olduğu için, İran'a taşeronluk yapıyor olsa gerek!

Taşeron tartışmalarıyla seviyeyi düşürmektense, kitapları ziyaret ederek bitirelim. Kitabı kaybettiğim için, hafızamdakilerle yetinmek zorundayım. Umarım hatırladıklarım yanlıştır ve yanlışlayan birileri bulunur. Peter Theroux'un bugün piyasada baskısı olmayan "Kayıp İmam" kitabında okuduğum bir bölümü, yıllar sonra bu yazı vesilesiyle hatırladım. 1978 yılında Libya'ya gittikten sonra bir daha kendisinden haber alınmayan Lübnanlı Şiilerin "Kayıp İmam"ı Musa Sadr, Arap Birliği'nde yaptığı bir konuşmada, Arapları birlik olmaya çağırıyor, akıllarını başlarına almazlarsa, başlarına tekrar gelebilecek tehlikeyi haber veriyordu: Türkler.

Bu nasıl bir devrimciliktir ki, Osmanlı coğrafyasındaki birçok halkın ilk ulusal tarih kitaplarını Batılı akademisyenlerin yazdığını hatırlamıyor, akademik yalanların iktidarını deviremiyor, asıl tehdidi Türkler zannetmeye devam ediyor?

Daha iyi bir cevap buluncaya kadar, en iyi cevap –şimdilik– bu:

Düşmanlar, dostlardan daha çok birbirine benzer. Çünkü dostlar kimseye benzemez, onlar biriciktir...

*: "Kimsede dostluk eseri gördüğümüz yok; dostlara ne oldu? Dostluk ne zaman bitti?" Tercüme: Mehmet Kanar.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Diyalog Gazetecilik A.Ş. 'ye aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan köşe yazısı/habere aktif link verilerek kullanılabilir.
 
1663 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 04:37
Güneş 06:00
Öğle 12:24
İkindi 15:51
Akşam 18:36
Yatsı 19:53
DÖVİZ KURLARI
USD 3.4840     EURO 4.1760     IMKB 106481     ALTIN 146,563