IRAK’TA YAPMAK İSTİYOR!

Irak’ı işgal ettirip parçalayan küresel güç, Bölgesel Kürt Yönetimini oluşturarak Türkiye’den toprak kopartılmasını hesaplıyordu. Türkiye Barzani ile aksine dostane ilişkiler kurarak Kuzey Irak’ın idari bağımsızlığını güçlendirdi. Ancak siyasi, ekonomik yönden Türkiye Kuzey Irak’ı kendine bağladı.

26 Eylül 2017 Salı 20:48 < MANŞET
Türkiye’yi Suriye’de ters köşe yapamayan İsrail

IRAK’TA YAPMAK İSTİYOR!

Kuzey Irak Bölgesel Kürt Lideri Mesut Barzani’nin bağımsızlık için referanduma gitmesinin bütün bir dünya karşısında, yalnızca İsrail destekliyor. Duy da inanma türü bir yaygaradan başka bir şey değil bu. İsrail’in gerçekte ne istediği onun adına konuşan malum ağızlardan anlaşılır. İsrail utangaç bir eda ile referandumu sözde desteklerken müseccel işbirlikçilerini harekete geçirip bütün gücü ile engellemeye çalışmaktadır. Bu gerçeği görmeyenler siyasi akıldan yoksun siyasetin dolgu malzemelerinden öte bir değer taşımazlar.

İsrail’in asıl isteği olan referandumun ertelenmesini ısrarla ABD istemektedir. Çünkü İsrail’i asıl ilgilendiren, Arzımevud’un bağrına işleyen bir hançer gibi saplanmış olan Fırat Kalkanı harekâtıdır. Fırat Kalkanı harekâtı püskürtülmeden, Irak’ta yeni bir cephe açılmasının İsrail için yeni bir handikap olacağı açıktır. ABD’deki kurulu düzenin karargâhı Pentagon, Suriye sınırında, Trump’a rağmen PKK/PYD teröristlerini ağır silahlarla donatıp yığınak yaparken, Fırat Kalkanı harekâtını püskürtme hazırlığını yürütmektedir, başka bir şeyi değil!

Türkiye’deki bilumum İsrail muhibbanının Barzani karşıtlığını tahkim etmek üzere harekete geçtiği realitesini nasıl okumak, ne anlamak, nasıl bir sonuca varmak gerekir? Meclis’i Irak Tezkeresi konusunda bu denli ittifak ettiren güç ne yapmaya çalışıyor? HDP sözcüsü dâhil çünkü provokatif bir konuşma yaptı, herkes doğrudan ya da dolaylı tezkereden yana tutum sergiledi. Bu göz yaşartıcı “birlik tablosunu” Türkiye neye ya da kime borçludur?

Peki, o zaman bundan Türkiye siyasetinin tümüyle İsrail’e teslim edildiği sonucu mu çıkar? Hayır; asla! Türkiye’yi yöneten millî derin devlet çoğu zaman yaptığı gibi planını İsrail planı içerisinde, onun imkân ve kabiliyetleri ile gerçekleştirmek istiyor! Gün sonunda Türkiye’nin hesabı tutacak, İsrail’in hesabı boşa çıkartılmış olacaktır. Türkiye’yi kullanarak referandum yapılmasını engellemeye çalışan İsrail görüntüde da olsa yalnız kalmış durumdadır. Irak’a ilişkin gelişmeler karşısında sessiz kalmayıp öne çıkması İsrail faktörüne dikkatleri çektiği, gösterilmek istendiği gibi olaylardan bigâne olmadığı gözler önüne serilmiş bulunuyor.

Oysa Suriye’de yaşananların tam göbeğinde olmasına rağmen bugüne kadar İsrail’in dahli olmadığı görüntüsü özenle verilmekteydi. İsrail’i bu referandum vesilesiyle bir faktör olarak ortaya çıkmak zorunda bırakan Türkiye’nin Suriye’de olduğu gibi Irak’ta da izlediği basiretli politikalardır. Bazı iktidar sözcüleri de dâhil her ağzını açan Türkiye’nin Suriye politikasının yanlış olduğunu hep söyleyegeldi. Bu minvalde yazılıp çizilenlerinse haddi hesabı yok. Bu, aslında Türkiye’nin Suriye politikasının ne kadar doğru ve isabetli olduğunu gösterir. Zaten gelinen noktada İsrail’i memnun edecek herhangi bir durumun olmayışı bunun en iyi kanıtı. Irak’ta da böyle olacağından hiç şüphe edilmemelidir. Türkiye ne yapacağını çok iyi biliyor.  

Yeri gelmişken hemen ifade edelim ki; Türkiye, bölgenin en güçlü ülkesi konumunu devam ettirdikçe Suriye, Irak ve diğer ülkelerin bölünüp parçalanması Siyonist-Haçlı ittifakını değil kendisini hedeflerine vardıracaktır. Irak’ı işgal ettirip parçalayan küresel güç, Bölgesel Kürt Yönetimini oluşturarak Türkiye’den toprak kopartılmasını hesaplıyordu. Türkiye Barzani ile aksine dostane ilişkiler kurarak Kuzey Irak’ın idari bağımsızlığını güçlendirdi. Ancak siyasi, ekonomik yönden Türkiye Kuzey Irak’ı kendine bağladı. Irak Merkezi Yönetimini de bunun üzerinden etkileyip politikalarını manipüle etti. Bugün de etkilemeye devam ediyor. Türkiye referandum konusunda da yine aynısını yapıyor; oyuna gelmiyor, oyun kuruyor.

İsrail’in referanduma verdiği destek gerçekçi, samimi değilse -ki olmadığı açık- Barzani’nin Türkiye’den başka sırtını dayayabileceği bir güç ya da ülke yoktur! Barzani yönetimi yalnız Türkiye ile stratejik ittifak içinde hareket ederek Kuzey Irak Kürt Toplumunun güvencesinin yol haritasını çizdi. Bu tutumundan dolayı küresel gücün Mesut Barzani’ye karşı tepkilerini gelişmeleri izleyen herkes görüp bilmektedir. Referandumda ısrar etmesinde de dayandığı güç Türkiye’den başkası olamaz. Ne var ki, Türkiye referanduma desteğini doğrudan değil manipülatif şekilde vermektedir. İsrail hinterlandının da desteği ile referandum karşıtlığının dozunu yükseltmesinin nedeni Barzani’nin referandumu gerçekleştirmesini sağlamaktır!

Önce bir kere, Türkiye bir şeye ne kadar ciddiyetle karşı çıkarsa Siyonist-Haçlı ittifakının o kadar karşı çıktığı defalarca yaşanan, müşahede edilen bir olgudur. Türkiye referandumun şiddetle karşısına çıkarak desteklenmesini sağlamaya çalışıyor. Küresel güç bunu yer mi? Yemezse yanına yatsın. En azından Türkiye’yi destek vermekle suçlayamaz. IŞİD olayına da küresel güç hep öyle baktı. Türkiye’yi desteklemekle suçladı ama bir şey tutturamadı.

Ancak Türkiye’nin referanduma dolaylı desteği bundan ibaret değildir. İran ve Irak Merkezi Yönetimi ile askeri müdahale için birlikte hareket etmeye yönelik temaslar yapıyor. Türkiye şayet İran ve Irak merkezi yönetimiyle birlikte Irak’a girerse Musul’dan, Kerkük’ten artık bir daha çıkmaz. İran, Irak bunu mutlaka bilir, düşünür. O halde Türkiye müdahil olmasın diye kendileri de müdahale etmez. Bu, referandumun güven içinde yapılacağı anlamına gelir!

Peki, bu durumda Siyonist-Haçlı ittifakı Barzani’yi referanduma gitmekten alıkoyamayacak mıdır? Şu satırların yazıldığı Pazar gününden bakıldığında referandum önlenemeyecek ve fakat sonrasını yönetmek için yeni bir strateji belirlenmeye çalışılacaktır. Kendi yaptıklarını unutturarak referandum karşıtı sert tutumunu kullanıp Türkiye aleyhtarlığı yapacaklardır.

İsrail güdümlü ABD daha doğrusu Pentagon’un Suriye ve Irak politikasının özü PKK’ya bir Kürt Devleti kurdurmaktır. Bunu en iyi bilenlerden biri de hiç şüphesiz Mesut Barzani’dir ki, Türkiye ile stratejik ittifak içinde hareket etmesinin de temel nedeni budur. Türkiye’nin PKK karşısında ittifak edebileceği tek güç de Barzani unsurudur. Dolayısıyla Türkiye’ye Barzani karşıtı politikalar izletmeye çalışan İsrail hinterlandı bu bilinçle hareket etmektedir. Ama bu çabalar Türkiye’yi gerçekte yöneten millî derin devletin politikaları karşısında etkili olmuyor ve hiçbir zaman da sonuç alabilmiş değildir.

Mesut Barzani’nin tüm dünyayı karşısına alarak referandumda ısrar etmesindeki dayanağı hiç şüphe edilmesin ki Türkiye’dir. Barzani Türkiye’nin PKK yüzünden ABD, NATO ve AB’ı karşısına aldığını görüyor, biliyor. Aynı zamanda bu küresel güçlerin Türkiye’ye bir şekilde boyun eğdiremediklerini de görüyor, biliyor. Bu nedenle Türkiye’yi güvenilir, sağlam, güçlü bir müttefik olarak görüyor. İsrail’in referandumu destekliyormuş gibi yapmasının nedenine bu açıdan bakıldığında bir amacının da, Kürt toplumunun sempatisini alarak bunu PKK’nın hesabına kullanmak olduğu söylenebilir. Nitekim Barzani’ye yakın çevreler İsrail’in desteği samimi değil, komşularımızla aramızı bozmaya yöneliktir şeklinde açıklamalar yaptılar.

İç kamuoyunu manipüle edip Türkiye’yi Barzani’ye karşı kışkırtan İsrail, millî derin devletin etkin planları karşısında kendi aleyhine sonuçlara yol açmaktadır. İsrail’in ne yapacağının, nasıl bir yaklaşım içerisine gireceğinin bilinmesi millî derin devletin etkin önlemler almasını kolaylaştırmaktadır. İsrail’in millî derin devlet karşısında siyasi akıl üstünlüğünün olmadığı, şimdiye kadarki pek çok olayda açıkça görülmüştür. Siyasi akıl üstünlüğüne sahip değilse, bir gücün başarılı olması, galip gelmesi, hatta konumunu koruması mümkün değildir.

Türkiye ile İsrail’in ilişkilerini kopma noktasına getiren 1 Mart 2003 Tezkeresinin Meclis’ten geri çevrilmesiydi. O sırada henüz hükümette yer almayan AKP Genel Başkanı Erdoğan’a rağmen tezkere Meclis’te reddedildiğinde Abdullah Gül Başbakandı. CHP’nin Meclis’te tek muhalefet partisi olduğu o dönemde Genel Başkanı Deniz Baykal, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök Tezkerenin geri çevrilmesinde çok etkin çaba gösterdiler. Erbakan’ın da AKP milletvekilleri üzerindeki etkili markajı sonuç getirdi.

İsrail Pentagon’u kullanarak kuzeyden Irak’ı işgal senaryosuyla Türkiye’yi işgal ettirmek ve Güneydoğu Bölgesinde PKK’nın fiili bir hâkimiyet kurmasını sağlamak istiyordu. Pentagon birinci tezkere ile adeta davet edilerek ABD’nin Irak’ı güneyden işgali kaçınılmaz kılındı.

Böylece Siyonist-Haçlı ittifakının Türkiye’yi işgal planını; millî derin devlet ABD ve müttefiki ülkeleri Irak bataklığına çekip İslami cihat örgütlerine kıyasıya dövdürerek ve geri çekilmek zorunda bırakmak suretiyle kendileri için tuzağa dönüştürdü. ABD’nin tek süper güç olarak başlattığı Irak işgalinden geri çekildiğinde sıradan bir küresel güç konumuna düşmesinden Türkiye ve Rusya yararlandı. İki ülke de bölgede, artık etkin roller üstlenen küresel güçler haline geldiler. Rusya’nın Gürcistan ve Ukrayna’ya girmesi, Kırım’ı ilhak etmesi bu sayede mümkün oldu. Rusya’nın nihayet Suriye’deki gelişmelere müdahil olması, Türkiye’nin Fırat Kalkanı harekâtını başlatmasına imkân sağlaması ABD ve müttefiklerinin bölgeden çekilip gitmeleri ile keza mümkün oldu.

ABD ve müttefikleri askeri güçlerini bölgeden çektikten sonra başlayan Arap Baharında da Siyonist-Haçlı ittifakı büyük zarar gördü. Domino etkisiyle ardı ardına devrilen işbirlikçilerin hiçbirinin yerine kendi adamlarını koyamadılar. Bölgede yaşanan istikrarsızlık aleyhlerinde sonuçlar verdi. Türkiye ise bu sayede bölge lideri küresel güç olma konumunu pekiştirdi.

Rusya da geç kalmakla beraber nihayetinde Arap Baharının sonuçlarından yararlanmanın fırsatlarını yakaladı. Böylece fiili şekilde Türkiye ve Rusya gerçek stratejik ortaklar olmaya, bölge politikalarını birlikte realize etmeye başladılar. Bundan en çok İsrail rahatsız olmakta ve Başbakan Netanyahu neredeyse her hafta bir Moskova ziyareti yaparak durumu lehine çevirmeye çalışmaktadır. Lakin bugüne kadar herhangi bir başarı elde ettiği söylenemez.

Üstelik Putin Suriye’nin kuzeyindeki kantonlarda etkili olan PKK ve PYD’yi de Pentagon’un inisiyatifine bırakmamak için birtakım girişimler, temaslar yapmaktadır. Bu İsrail’in nasırına basmak gibidir. Rusya’nın Irak’ta da benzeri çabaları olmaktadır. Esat yönetiminin Türkiye ile ilişkilerini de doğrudan ve açıktan olmasa bile dolaylı şekilde düzelten Rusya güvenilen bir müttefik olduğunu her olayda göstermektedir. Tabii ki Türkiye ile Rusya’nın çıkarlarının bölgede uyuşması karşılıklı güven konusunda belirleyici olmaktadır.

Buna karşılık Türkiye’nin İsrail’le bölgedeki çıkarlarının hiçbir şekilde bağdaşmıyor olması, Pentagon’un patronu olduğu NATO’nun kalleş tutumu Rusya ile ittifakı kaçınılmaz kılıyor... Düşünün NATO 67 yıllık müttefiki Türkiye’ye karşı -resmen üyesi olmayan- İsrail’i kayıtsız, şartsız destekliyor. Dahası hiçbir emrine itiraz etmeden İsrail’e itaat ediyor. İsrail’in isteğini yerine getirerek FETÖ kamuflajıyla, NATO Türkiye’de kanlı 15 Temmuz Darbe Girişiminde bulunuyor. PKK terör örgütünü silahlandırıp Türkiye’ye karşı kullanıyor. Türkiye böylesi bir ittifaka nasıl güvensin? Tabii ki, güvenmiyor ve NATO’nun karşıtı Rusya ile fiili ittifak yapıp dengeleri İsrail aleyhine değiştiriyor. İsrail’in hamisi ABD’deki kurulu düzen ile ölümüne bir iktidar kavgası içinde olan Başkan Trump’ın da Rusya ve Türkiye’nin gizli müttefiki olmaya yatkın olduğu gözlemlenmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kişisel hesaplarla ABD’deki kurulu düzenle işbirliği yapıyor olması Türkiye’yi zora sokmaktadır. Bu yüzden Erdoğan ile millî derin devlet arasında örtülü bir siyasi mücadele yaşanmaktadır.

>>>O<<<

 Sayı: 983
1056 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 05:57
Güneş 07:27
Öğle 12:25
İkindi 14:49
Akşam 17:11
Yatsı 18:34
DÖVİZ KURLARI
USD 3.8638     EURO 4.5501     IMKB 109330     ALTIN 156,133