KATAR’DA DA TIKANDI…

Hegemonik küresel güç Türkiye’ye karşı kullandığı İran ve Şii kozunu da kaybedince, artık iyice köşeye sıkıştı. Bu kez de Suudi Arabistan ile Katar’ı karşı karşıya getirerek Türkiye’yi iki arada bir dere bırakıp boyun eğdirmeye kalkıştı; lakin yine başaramadı, kazdığı kuyuya kendisi düştü.

21 Haziran 2017 Çarşamba 00:04 < MANŞET
Türkiye’siz küresel güç işlemiyor;
 
KATAR’DA DA TIKANDI…
 
Türkiye bağımsız iç ve dış politikalar izlemeye başlayalı beri hegemonik küresel güç hiçbir planını, projesini gerçekleştiremiyor. Ne yapsa etse yüzüne gözüne bulaştırıyor. Nereye el atsa elinde kalıyor. Nereye ayak bassa geriye dönüp bakmak, çekilmek zorunda kalıyor.
 
Tek süper güç ABD liderliğinde Yeni Dünya Düzeni ilan edip ilk işi Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’u hayata geçirmek amacıyla Afganistan ve Irak işgalini başlatırken, meydan okuyan Başkan Bush ya bizimlesiniz ya düşmanımızsınız demişti. Koca dünyada hiçbir ülkeden ses çıkmamış, herkes kabuğuna çekilmişken Türkiye; Başkan Bush’un Irak’ı işgale birlikte kuzeyden başlayalım talebini 1 Mart 2003 Tezkeresini geri çevirerek ben seninle değilim deyip reddedebilmişti!
 
Gözleri büyüyen dünya kamuoyu, tek süper güç ABD Türkiye’ye ne ceza verecek diye, nefesini tutmuş beklerken bir de ne görsün; koskoca Pentagon Kuzey Irak’taki askerlerine korsanca bir eylem yaparak kafalarına çuval geçirip derdest etmeyi marifet bilmesin mi?
 
Herkes bu bir başlangıç görelim tek süper güç ABD Türkiye’ye daha neler yapar beklentisi içinde iken üst rütbeli bir Pentagon yetkilisinin -haydutça derdest ettikleri- askerlerini tekrar üslerine iade etmek üzere helikoptere bindirip getirdiğine ve özür dilediğine şahit olunmuş, korkulan olmamıştı. Bununla dahi yetinilmeyerek Başkan Bush NATO zirvesini İstanbul’da toplayarak Türkiye’ye bir de kıyak yapmıştı! Türkiye bu esrarengiz gücü nerden alıyordu…
 
Tek süper güç ABD ve müttefikleri Türkiye’nin desteğinden yoksun olarak başlattıkları Irak işgalinde İslami cihat örgütlerinin direnişi karşısında büyük askeri kayıplar verirken yapılan astronomik savaş harcamaları nedeniyle küresel ekonomik krizin de pençesine düştüler. ABD ve müttefiklerinin yaklaşık 10 yıl süren işgali devam ettiremeyip çekilme kararı almak zorunda kalmasıyla ilan edilmiş olan Yeni Dünya Düzeni ve tek süper güç ABD söylemleri de tarih oldu. Küresel ekonomik krizi bir türlü atlatamayan ABD ve Avrupa Birliği iç siyaset sorunlarıyla da boğuşmak durumunda kaldı, halen bölünme/dağılma sendromu yaşıyorlar!
 
Hegemonik küresel güç Irak’la Afganistan’ı adeta taş devrine çevirmesine rağmen başarılı olamayınca BOP da dünyanın gündeminden düştü. ABD’nin bölgeden çekilmesiyle ortaya çıkan boşlukta Arap Baharı başladı ve hegemonik küresel gücün işbirlikçisi yönetimleri bir bir devirdi. Arap Baharının yaşandığı ülkelerin hiçbirinde eski istikrar kalmadı. İşbirlikçilerin devrilmesiyle bölgedeki partnerlerini yitiren ABD ve müttefikleri terör örgütleriyle iş tutmayı tek çare olarak gördüler. Lakin kendi ülkelerine de terörün sıçraması ABD ve Batılı ülkeleri daha büyük bir kaos ve girdabın içine sürüklemektedir.
 
Hegemonik küresel güç sürekli kan kaybederken Türkiye güçlenmekte bölge lideri küresel güç haline gelmektedir. Bu yüzden Türkiye hedef haline getirilerek içeriden çökertilmek ve terörle terbiye edilmek istenmektedir. Önce Ergenekon ardından da FET֒nün darbelerine maruz bırakılan Türkiye, bölücü PKK terör örgütünün bölge illerinde hendek-çukur işgalleri ile de kıskaca alınmaya çalışıldı. Türkiye, tüm bunların üstesinden gelmekle kalmadığı gibi karşı atağa geçerek yaptığı operasyonlarla Ergenekon’u da FET֒yü de PKK’yı da tasfiye etmekte, artarda ağır darbeler indirmektedir.
 
Hegemonik küresel güç Türkiye’nin önünü kesmek amacıyla Irak’ı, Suriye’yi İran’a peşkeş çekerek bir Şii duvar örmeye çalıştı onu da başaramadı. Suriye’ye Fırat Kalkanı harekâtını başlatan Türkiye 2500 km²’lik bir tampon bölge oluşturmayı başardı. ABD ve müttefiklerini arkasına alan İran onlar adına yürüttüğü vekâlet savaşlarıyla İslam dünyasında yalnızlaştı, ihanet ve işbirlikçilikle damgalandı. Bu handikabı aşmak için Rusya ve Türkiye ile işbirliğini kaçınılmaz gören İran da Batı Dünyası ile arasına mesafe koymak zorunda kaldı.
 
Türkiye-Rusya-İran üçlüsü Suriye’de daha etkin, belirleyici bir konum elde ettiğinden, ABD terör örgütü PKK/PYD ile işbirliği yaparak ancak varlığını sürdürebilmektedir. Bu da büyük bir skandal suç olarak Türkiye tarafından dünya kamuoyuna sürekli yansıtılmaktadır.
 
Hegemonik küresel güç Türkiye’ye karşı kullandığı İran ve Şii kozunu da kaybedince, artık iyice köşeye sıkıştı. Bu kez de Suudi Arabistan ile Katar’ı karşı karşıya getirerek Türkiye’yi iki arada bir dere bırakıp boyun eğdirmeye kalkıştı; lakin yine başaramadı, kazdığı kuyuya kendisi düştü. İnanılacak gibi değil; hegemonik küresel güç hep Türkiye’ye kaybediyor!
 
Suudi Arabistan liderliğinde oluşturulan ittifakın Katar’a uyguladığı ambargoya Türkiye’nin çok açık net tavır koyarak İran’ı da yanına çekmesi karşısında hegemonik küresel güç tam bir bozum yaşadı. Her olayı iç iktidar kavgasında kullanan ABD muhalefeti, Başkan Trump karşısında Katar’ın yanında yer almayı yeğledi. Bu durum Türkiye’nin konumunu pekiştirdi ve Suudi Arabistan liderliğindeki ittifakı zayıflattı. Trump’ın Suudi Arabistan’ı destekleyerek terör örgütlerine yardım etmekle suçladığı Katar Emir’i ile görüşmesi de dengelere Türkiye lehinde ağırlık oluşturdu. Sonra ABD Katar’la uçak satışı için anlaşıp ortak tatbikat yaptı…
 
Türkiye, bu durum karşısında Dışişleri Bakanını Katar ve Suudi Arabistan’a göndererek bir hamle daha yaptı ve tüm taraflarla diyalog ve dayanışma ortamını oluşturdu. Katar krizinin hedefinde olmasına karşın Türkiye gelişmelerden en çok konumunu güçlendiren ve yararlı çıkan ülke oldu. Asıl kaybeden ise kesinlikle hegemonik küresel güç!
 
Hegemonik küresel güç böylece bir defa daha Türkiye’ye rağmen bir plan/projesini hayata geçiremediği durumu ile yüz yüze gelmiş oldu. Bu, ilk olmadığı gibi son da olacak değildir. Çünkü bugüne kadar benzeri çok durum yaşandığı gibi, Ortadoğu bölgesinde her gün yeni bir sorun çıkmakta ya da çıkartılmakta, Türkiye vazgeçilmez konumunu pekiştirmektedir.
 
Peki, Türkiye Katar krizini çözebildi mi diye sorulabilir. Krizi çözmek değil, Türkiye’ye yarar sağlayacak sürece sokmak önemlidir. Çünkü zaten kriz Türkiye’yi Suudi Arabistan’la Katar arasında ikileme sokup siyasi, ekonomik ve askeri konularda aleyhine sonuçlar doğurmayı amaçlıyordu. Bu önlendiği gibi ilave yararlara da yol açması sağlandı, çözülmese de olur!
 
Ancak Türkiye’nin bölge ülkelerine yönelik politikaları günübirlik çıkarlara endeksli değildir. Son derece ilkeli, tutarlı, demokrasiyi, özgürlükleri, insan haklarını temel alan; İslam Birliği, adil bir uluslararası küresel sistem, karşılıklı diyaloğa dayalı barış amaçlı istikrarlı bir siyasi çizgi izlemektedir.
 
Bu süreci özetle hatırlamak gerekirse: Önce Irak işgalinin uzaması üzerine, Irak’a Komşu Ülkeler Dışişleri Bakanları Platformu diye bir organizasyona öncülük etti. Türkiye’nin bu inisiyatifi kullanmasına ABD ve müttefikleri “Bu uluslararası bir konudur, böyle bir oluşuma müsaade edilemez” diyerek karşı çıktılar. Onun üzerine onların da dâhil edilerek Birleşmiş Milletler bünyesine alınması kararlaştırıldı. Bu şekilde, Türkiye’nin bazı taleplerinin dikkate alınması karşılığında bu inisiyatifi kullanmasından vazgeçirildi.
 
Ancak Türkiye bununla da yetinmedi; Medeniyetler Çatışması tezine karşılık Medeniyetler İttifakı platformu oluşturulmasını küresel barış için talep etti. Türkiye ve İspanya tarafından temsil edilen Medeniyetler İttifakı görüşmeleri de nihayetinde Birleşmiş Milletler bünyesine alınarak sümen altı edildi. Bunun üzerine Türkiye Birlemiş Milletler Teşkilatına yönelik sert eleştirilerde bulunarak her platformda hedef tahtasına koydu.
 
Türkiye ABD ve müttefiklerinin bu samimiyetsiz, art niyetli çabalarını karşılıksız bırakmadı. Batılıların kışkırtmasıyla Güney Osetya’yı işgal eden Gürcistan’ı, Rusya tümüyle işgal edip adeta istila etti. NATO’nun Karadeniz’e çıkarma talebini Montreux Sözleşmesi gerekçesini ileri sürerek müsaade etmedi. Lakin Gürcistan’la Rusya arasında arabuluculuk yaparak iki ülkenin de güvenini sağladı. Türkiye, Rusya ile giderek yakınlaşırken NATO müttefiklerinin öfkesini artan bir trendde üzerine çekmeye devam etti, ediyor...
 
Türkiye de aynıyla karşılık vermeyi sürdürerek, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal ve Kırım’ı ilhakı karşısında olabildiğince tepkisiz kalarak NATO’nun müdahalesine imkân bırakmadı. Batıyı kızdıran bu tutumu Türkiye’ye karşı izlenen hasmane tutumlarını daha da saldırganlaştırıp her uluslararası konuda karşı karşıya gelmelerine yol açtı.
 
Arap Baharı başladığında Türkiye ve NATO müttefikleri farklı, hatta zıt politikalar izlemeye başladılar. NATO’nun Libya’ya müdahalesine Türkiye önce karşı çıktı. Sonra Fransa’yı tek başına müdahale ettirip Türkiye’yi dışlamak istediklerinde NATO müdahalesine razı oldu... Türkiye Arap ve İslam âlemine Libya’yı NATO’ya işgal ettirmek istemediğini gösterdi!
 
Mısır’da Batılı ülkeler Türkiye ile güçlü ilişkileri bulunan Hüsnü Mübarek’in devrilmesindeki ayaklanmaları desteklediler. Sonrası serbest seçimle Cumhurbaşkanı seçilen Muhammed Mursi’ye karşı da bu defa ayaklanmaları desteklediler. Türkiye önce son ana kadar Hüsnü Mübarek’le diyaloğunu sürdürdü. O devrilince Cumhurbaşkanı Mursi’yi destekledi. Darbeci General Abdülfettah Sisi’ye karşı ise Türkiye sert muhalefet ederken NATO’lu müttefiklerin onu sahiplendiklerine dünya şahit oldu. Türkiye her defasında ilkeli, hakkaniyetli, tutarlı bir tutum ve yaklaşım izlerken NATO’lu müttefikleri her defasında pragmatizm, İslam karşıtlığı temelli ikircikli politikalar izlediler. Sanılanın aksine Cumhurbaşkanı Sisi ile de ilişkiler iyi!
 
Suriye’de ise NATO müttefikleri, tam anlamıyla Türkiye’ye karşı hasmane tutum sergileyip teröre ve her türlü komploya hedef yaptılar. Önce Esat yönetimi ile Türkiye’yi karşı karşıya getirmek için savaş tamtamları çaldılar. Türkiye ile Suriye’yi savaştırma çabaları sonuçsuz kalınca bu kez Esat Yönetimini destekleyip yaptığı korkunç katliamları görmezden geldiler.
 
Mülteci akınının devamını tahrik edici politikalar izleyerek Türkiye’nin tampon bölge talebi sürekli reddedildi. Suriye rejiminin ve destekledikleri terör örgütlerinin Türkiye’ye sınır ötesi atışları devam edip organize ettikleri terör saldırılarıyla ülke yangın yerine çevrilmekteyken müdahale imkânı vermek istemediler. Nihayet Rusya’nın Suriye’ye müdahalesi karşısında NATO homurdanmaktan öte bir tepki gösteremedi. Çünkü Türkiye’nin desteğinin Rusya’ya olduğunu biliyorlardı. Aslında Rusya Türkiye’ye Gürcistan ve Ukrayna için diyet ödüyordu!
 
Rusya müdahalesiyle Suriye’de dengeler değişti. Fırat Kalkanı harekâtını başlatma imkânı ortaya çıktı ve Türkiye adeta yıldırım hızıyla art arda yerleşim merkezlerini IŞİD’ten almayı ve stratejik önemdeki tampon bölgeyi oluşturmayı başardı. Türkiye daima başarıp kazandı ve gücü ile mütenasip olmayan büyük sonuçlar elde etti. Dünya Türkiye’nin izlediği siyaset karşısında daima gıpta ile hayranlık duydu. Lakin iç kamuoyu bu zevkten yoksun bırakıldı. Çünkü küresel sermayenin işbirlikçi medyası sirk aynaları gibi bütün gelişmeleri çarpıtarak Türkiye’ye zarar verdiği, çok yanlış politikalar izlendiği şeklinde lanse etti. İşbirlikçi muhalif kesimlerin iktidara karşı agresif tutumları Türkiye’nin bu başarılarını hep gölgeledi.
 
Sayı: 970
1060 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
DÖVİZ KURLARI
USD 3.6574     EURO 4.3224     IMKB 108889     ALTIN 151,169