Kerem Efe

kerem.efe@outlook.com.tr 07 Kasım 2017 Salı 21:08 DİĞER KÖŞE YAZILARI

AK PARTİ’DE SİYASİ OTOFAJİ


 
Geçtiğimiz hafta Ankara BŞB Başkanı Melih Gökçek görevinden istifa etti.
 
Maşallah anlı şanlı ulusal medyamız Gökçek’in istifasını olağan karşılamakla kalmadı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başarısı olarak alkışladı.
 
Bir Allah’ın kulu çıkıp da Erdoğan’a milletin seçtiği bir belediye başkanını istifaya zorlayamazsınız diyemedi, demedi.
 
Haksızlığın karşısında susan dilsiz şeytandır demişler.
 
Gökçek’e ve diğer büyükşehir belediye başkanlarına haksızlık yapıldığı apaçık ortada!
 
Gazeteci olsun, akademisyen, kanaat önderi veya siyasetçi olsun, hiç kimse gıkını çıkarmadı ya da çıkaramadı.
Belli ki yandaş ve muhalif medyada boy gösteren gazetecilerin, akademisyenlerin, fikir erbaplarının, bilumum siyasetçilerin ‘hak’ anlayışı bizimkinden tamamen farklı!
 
İslam neyi emrediyor, Allah ve Peygamber ne diyor hiçbirinin umurunda değil.
 
Bunların anlayışına göre “kuvvet, menfaat, ayrıcalık, çoğunluk” kimdeyse her türlü ‘hak’ da onun.
 
Tam bir firavun anlayışı bu!
 
Bu adamlar bugüne kadar boğazları yırtınırcasına “demokrasi” diye bağırırlardı.
 
Milli irade, seçim, demokratik haklar diyerek arzı endam ederlerdi.
 
Anlaşılan o ki artık kendi menfaatlerine, ayrıcalıklı konumlarına hizmet etmiyor diye demokrasiden de vazgeçmişler.
 
Gerçi Türkiye’de gerçek demokrasi hiçbir zaman olmadı, demokrasi dedikleri şey dıştan güdümlü bir sistem olarak uygulandı hep.
 
Bu güdümlü demokrasi sayesinde halkı uyutuyor, kandırıyor, istedikleri insanları belediye başkanı, milletvekili vs seçtiriyorlardı.
 
Şahsi menfaatlerine uymayanları, ayrıcalıklarına halel getirenleri kötülüyor, dışlıyorlardı.
 
İşte Erbakan Hoca bu oyunu Refah Partisi döneminden itibaren bozdu.
 
Erdoğan’ın 16 Nisan’dan beri şahsi 2019 hedefi için takip ettiği baskıcı ve dışlayıcı politikası yüzünden büyükşehir belediye başkanlarının artarda istifa ediyor olması, eski Türkiye günlerine dönme çabalarının sonucudur aslında.
 
Yoksa yandaş medya ile muhalif medyanın ortak paydası, buluşma noktası Erdoğan olabilir miydi?
 
Kimi yandaş medya mensubu adeta Erdoğan’a abayı yakmış, “o ne yapsa doğrudur” yaklaşımında, kimi de Erdoğan’ın şerrinden korktuğu için onun zulmü karşısında sus pus.
 
Peki ya işbirlikçi muhalif medya mensupları?
 
Bugün belediye başkanlarına uygulanan siyasi baskıyı eleştirmiyor, tepkilerini ortaya koymuyorlarsa “demokrasi” sisteminden vazgeçmişler demektir.
 
“Ey Erdoğan senin yaptığın zulümdür, haksızlıktır, milli iradeyi hiçe saymaktır, demokrasiyi ayaklar altına almaktır” diyebilen kaç kişi var muhalif cenahta?
 
Ses çıkaran bir tek CHP var; o da etkisiz eleman hükmünde, adı çıkmış dokuza inmez sekize.
 
Kimi Atatürkçü, kimi cemaatçi, kimi pelikancı, kimi bilmem neci kamuoyu üzerinde etkili bir yer edinmiş kim varsa, hepsi Erdoğan’ın şakşakçılığına soyunmuş durumda.
 
Emin olun ki hiçbiri Erdoğan’ın karakaşı kara gözü için değil.
 
Gezi olaylarını destekleyenler bugün Erdoğan’ı destekliyorlarsa, bilin ki kamuoyunda “Erdoğan 2019’da yeniden cumhurbaşkanı olursa işte böyle diktatörce davranacak” algısı oluşsun diyedir.
 
Yani, Erdoğan’ın şahsı üzerinden “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi bir diktatörlüktür” demeye, milletin kafasını karıştırmaya, aklını çelmeye çalışıyorlar.
 
Gerçekte istedikleri eski Türkiye’de uygulanan dıştan güdümlü demokrasidir.
 
Yeni Türkiye’de 2019’dan itibaren uygulanması planlanan ‘cumhurbaşkanlığı sistemi’ esasında dıştan güdümlü olmayan, dış müdahalelerin son derece sınırlı olduğu gerçek bir demokratik modeldir.
 
İşte göbeklerinden dışa bağımlı olan malum medya mensupları bunu bildikleri ve bundan rahatsız oldukları içindir ki, yeniden cumhurbaşkanı olmaktan başka şeyi gözü görmeyen Erdoğan’a yanlış ve haksız uygulamalarında sınırsız destek ve akıl veriyorlar.
 
Geçen hafta Gökçek’in ardından AK Partili Balıkesir BŞB Başkanı Ahmet Edip Uğur hem başkanlıktan hem de partiden istifa etti.
 
Basın açıklaması yaparken gözyaşlarını tutamayan Uğur "Yolsuzluğumuz yok, FETÖ bağlantımız yok; fakat ailemize, evimize kadar ulaşan baskılar, tehdide varan müdahaleler var. Bu katlanılacak bir durum olmanın ötesine geçmiştir" diye feryat etti.
 
Edip Uğur’un isabetle tespit ettiği gibi AKP cenahında ve Erdoğan nazarında ‘Seçimle gelen seçimle gider’ prensibi miadını doldurmuş, ‘Seçimle gelen emirle gider’ anlayışı yer bulmuştur.
 
Adeta yeniden başa dönülmüş, eski Türkiye’de olduğu gibi milli irade askıya alınmıştır.
 
Maalesef ki Erdoğan’ın ve Erdoğancı geçinen dışa bağımlı menfaatperest güruhların baskı ve tehditleriyle ortaya çıkan istifa manzaralarında bürokratik siyaset demokratik siyasetin önüne geçmiş, millî irade ve liyakat esası göz ardı edilmiş, kadirbilmezlik ve vefasızlık marifet sayılmıştır.
 
AKP’de metal yorgunluğu bahanesiyle yapılan değişim/dönüşüm operasyonları, Edip Uğur’un deyimiyle, siyaseten bir ‘otofaji’ hastalığına işaret etmektedir.
 
Erdoğan’ın 2019 cumhurbaşkanlığı aşkı için ve etrafındaki yardakçı/çıkarcı güruhun eski Türkiye özlemi için AK Parti hızla eritilmekte, ‘metal yorgunluğu’ bahane edilerek bizzat genel başkanın emir, baskı ve onayıyla siyasi mevta olmak üzere parti sinsice dinamitlenmektedir.
 
Sayı: 989
265 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 05:36
Güneş 07:02
Öğle 12:16
İkindi 14:52
Akşam 17:15
Yatsı 18:36
DÖVİZ KURLARI
USD 3.9233     EURO 4.6062     IMKB 103912     ALTIN 161,053