KUDÜS İÇİN NE YAPAR?

Zaten başta Kudüs bütün İslam Âlemi Siyonistlerin Osmanlı Devletini yıkıp hilafeti ortadan kaldırması ve Türkiye’de işbirlikçi Kemalist rejimi kurmasıyla Haçlıların istilası, işgali altına girdi. Her şey Siyonistlerin 1897 Basel Kongresinde kararlaştırılıp planlandı. Evvela Sultan Abdülhamit tahttan indirilecek, ardından Osmanlı Devleti çökertilip Filistin zapt edilecek ve ilk 50 yılda...

02 Ağustos 2017 Çarşamba 00:35 < MANŞET
Terörüne maruz kaldığı İsrail’e ses çıkartmayan Türkiye

KUDÜS İÇİN NE YAPAR?


Küresel Siyonizm’in merkez üssü İsrail’in içerideki vesayetçi yapılanmasına karşı özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi veren Türkiye’nin başarıya ulaşmadıkça Kudüs’e yapacağı çok fazla bir şey yoktur. İstanbul’un fetih sembolü Ayasofya’ya vurulan zincirleri kıramamışken Türkiye Mescidi Aksa’yı nasıl esaretten kurtaracak? Yani asıl sorun içeride!
 
Zaten başta Kudüs bütün İslam Âlemi Siyonistlerin Osmanlı Devletini yıkıp hilafeti ortadan kaldırması ve Türkiye’de işbirlikçi Kemalist rejimi kurmasıyla Haçlıların istilası, işgali altına girdi. Her şey Siyonistlerin 1897 Basel Kongresinde kararlaştırılıp planlandı. Evvela Sultan Abdülhamit tahttan indirilecek, ardından Osmanlı Devleti çökertilip Filistin zapt edilecek ve ilk 50 yılda İsrail, ikinci 50 yılda Arzımevud üzerinde Büyük İsrail kurulacaktı…
 
Sultan Abdülhamid’i hallettikten sonra I. Dünya Savaşını çıkartarak Osmanlı Devletinin de katılmasını işbirlikçi İttihatçıların iktidarı vasıtasıyla sağladılar. Çok cephede birden savaşa sokulan Osmanlı Devleti nihayet mağlup olunca Sevr Planını dayattılar. İstanbul’u işgalleri altında tutan İngilizler kendileriyle işbirliği yapan İttihatçılara Ankara merkezli devleti kurup Sevr Planını askıya aldılar. Bu projeyi Mısırlı Haham Hayim Nahum hazırlayarak Lozan’da hayata geçirdi. Bu kumpasla vurulan zinciri Türkiye kıramadı; asıl mücadelesi bunun için!
 
Hayim Nahum’un kurduğu Kemalist rejim yaptığı devrimlerle 1000 yıllık Selçuklu, Osmanlı Türk-İslam Medeniyetinin köklerini kazıyıp batıl ilkel paganist uygarlıkları ortaya çıkarmak için laiklik adına dehşetengiz bir İslam düşmanlığı yaparak Müslüman milleti asimilasyona tabi tutup köleleştirdi. Türkiye’ye ayak bağı olan işte bu meşum köle zihniyetidir…
 
Türkiye’yi Sabetayist Yahudilerin (Beyaz Türklerin) çiftliği yapan Siyonistler bu defa; İngiliz işgalindeki Filistin’de İsrail’in kurulması adına Avrupa’da yaşayan Yahudilerin göç etmesini sağlamak için II. Dünya Savaşını çıkarttılar. Savaşın bitiminde 1945’te düzenledikleri Yalta Konferansında Birleşmiş Milletler Teşkilatını ve iki bloklu dünya düzenini kurdular. 1948’de İsrail’in kuruluşunu ilan ettiler. Hayim Nahum’un kurduğu TC. İsrail’i ilk tanıyan ülke oldu!
 
İstanbul işgalini sürdüren İngilizlerin desteğinde, Samsun’dan Anadolu’ya yapılan çıkarma 1919’da başlatıldı. Ondan 50 yıl sonra Erbakan 1969’da Anadolu’nun bağrında Konya’dan Millî Görüş’ü Türkiye’yi Küresel Siyonizm’in hegemonyasından kurtuluş mücadelesi olarak başlattı. Hayim Nahum’un projesi olarak Cumhuriyet’in ilan edildiği 1923’ün 50. yılında ise Erbakan 1973 Seçiminde Meclis’e 52 parlamenter sokarak grup kurdu!
 
Siyonistlerin 1897 Siyonist Kongresinde 50 yıllık periyodlarla koydukları hedeflerden 1948 yılında (ilk 50 yılda) Filistin’de İsrail Devletinin kurulması gerçekleştirildi. Ama ikinci 50 yıla tekabül eden 1997’de Arzımevud üzerinde Büyük İsrail kurulması üzerinden 20 yıl geçiyor gerçekleştirilemedi. Çünkü o tarihte Erbakan Başbakandı; o amaçla bölgede konuşlanmış bulunan Çevik Güç’ü geldiği yere gönderdi! İsrail, Erbakan planımızı 10 yıl geriletti dedi!
 
Erbakan da Siyonistlerin koyduğu 50 yıllık periyodlarla hedefini programlayıp 1919’dan 50 yıl sonra, Millî Görüş’ü Siyonizm’in hegemonyasından kurtuluş mücadelesi olarak başlattı. Hile rejimi ve köle düzeninin ilan edildiği 1923’ten 50 yıl sonra, Millî Selamet Partisi Meclis içinde grup kurarak, çeşitli koalisyonlarla 4 yıl boyunca iktidar ortağı oldu. Son 50 yılda ise 2023 hedefini Türkiye’nin önüne koydu. O tarihte Erbakan’ın Yeniden Büyük Türkiye’si mi; yoksa Theodor Herzl’in Büyük İsrail’i mi kurulmuş olacak yaşayanlar görecektir.
 
Türkiye’de yaşanan derin iktidar mücadelesi Millî Görüş ile Siyonizm’in kurduğu Kemalizm arasında, yaklaşık 50 yıldır devam etmektedir. Siyonistlerin Selanik’te ordu bünyesinde bir gizli siyasi örgüt olarak kurduğu İttihat ve Terakki Cemiyeti Cumhuriyet sonrası Ergenekon derin devleti olarak Türkiye’yi Dünya Siyonizm’i adına yönetti. Erbakan da siyasetten önce TSK bünyesinde bizim millî derin devlet diye nitelediğimiz bir gizli örgüt kurdu. Mücadelesi tüm darbelere, parti kapatmalarına ve siyasi yasaklılıklara karşın onun desteğinde sürdü!..
 
12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997 müdahalelerini ABD desteğindeki Ergenekon başlattı. Ancak hepsinin kontrolünü millî derin devlet ele geçirdi. Yeni Türkiye olgusunu da böyle gerçekleştirdi. Bu süreçlerin ardından tek başına iktidar olup 15 yıldır ülkeyi yöneten AKP’ye de kapatma davası, darbe hazırlıkları, girişimleri yapıldı lakin bir sonuç alınamadı.
 
Sonunda millî derin devlet Ergenekon derin devletini tasfiye etmeyi başardı. Buna karşılık, Küresel Siyonizm bu kez millî derin devletle FETÖ/PDY yapılanması üzerinden kapışmayı denedi yine başaramadı. Millî derin devlet Deniz Baykal’la Devlet Bahçeli üzerinden siyasi muhalefeti kontrolünde tutmaktadır. FETÖ/PDY üzerinden Baykal ve Bahçeli’yi hedef alan operasyonlar millî derin devlet tarafından sonuçsuz bırakıldı. Genel Başkanlığı bıraksa da Baykal Kemal Kılıçdaroğlu vasıtasıyla CHP’yi yönetmeye devam ediyor. Sermaye, medya, sivil toplum kuruluşları da büyük oranda millî derin devletin güdümünde faaliyet yapıyorlar. Ordu, yargı, emniyet, sivil bürokrasi çok büyük oranda milli derin devletin kontrolündedir.
 
Millî derin devlet Küresel Siyonizm’in derin devleti Ergenekon’la 12 Mart 1971’den itibaren girdiği örtülü silahlı mücadelede birçok karşılıklı suikast gerçekleştirildi. Nihat Erim, Turgut Özal suikastlarını Ergenekon; Abdi İpekçi ve diğer suikastların millî derin devlet tarafından gerçekleştirildiği değerlendirilmektedir ki bu kanaat yaygındır.
 
PKK ve bir düzine sol terör örgütünü İsrail ile işbirliği içinde Ergenekon kurdu ve yönetiyor. FETÖ/PDY yapılanması ile koordinasyonu da İsrail ve Ergenekon artıkları sağlıyor. NATO destekli darbe hazırlıkları için imkân arayışlarının devam ettiği gözlemlenmektedir. 50 yılın tamamında millî derin devlet üstünlüğünü korudu ve giderek devlete, ülkeye hâkim konum elde etti. Türkiye’yi bölge lideri küresel bir güç yapan millî derin devlet Küresel Siyonizm’le dünyanın her yerinde kıyasıya bir mücadele yürütmektedir.
 
Rusya’da Putin, İran’da Ruhani, Almanya’da Merkel, ABD’de Trump’la dayanışma içindeki millî derin devlet Siyonizm’in ana üssü İsrail ile mücadelede üstünlük sağlamaya başlamış iken Cumhurbaşkanı Erdoğan’la 16 Nisan referandumundan beri sorun yaşamaktadır…
 
Referandumla onaylanan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin kendi aleyhine olduğunu fark eden Cumhurbaşkanı Erdoğan MHP oyları çıktığında AKP’nin oyunun % 40’ta kaldığı realitesi muvacehesinde milli derin devletin oyununa geldiğini düşünmektedir. Bahçeli’den, Baykal’dan 2019’daki seçimde adaylığına dair müspet sinyaller alamayan Cumhurbaşkanı Erdoğan İsrail ve hinterlandı ile ittifak içinde hareket ettiği izlenimini vermektedir.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 15 Temmuz yıldönümünü anma toplantılarındaki konuşmaları, İsrail ve Türkiye’deki hinterlandı ile uzlaştığı düşüncesini güçlendirmiştir.          Darbe girişiminin sadece FET֒nün işi olduğuna dair bir söylem geliştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan; NATO, ABD, Avrupa Birliği ve hele İsrail ile ilişkisini tamamen yok saymaktadır. Oysa 15 Temmuz 2016 sonrası bütün söylemlerinde sözünü ettiğimiz bu dış faktörleri sürekli dillendiriyordu.
 
Öte tarafta Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dönük hep hasmane tavır içindeki küresel sermaye medyası da 16 Nisan Referandumundan sonra bu tutumuna son vererek destek vermekte ve her vesile ile müzaheretini sergilemektedir. Enerji Bakanı Damat Beyin, İsrail ile yaptığı Türkiye üzerinden doğal gazının Avrupa’ya akıtılması anlaşması ve Tel-Aviv’e vaki davete icabet edeceğinin açıklanması da bu al gülüm ver gülüm tablosunu şekillendirmektedir.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı; Deniz Baykal Abdullah Gül ile Bahçeli ise Ahmet Davutoğlu ile gündem oluşturup köşeye sıkıştırmaya çalışmaktadırlar. % 49+MHP’nin % 10 oyu ile rakip bir adayın Cumhurbaşkanı seçilebileceği hesabı yapılmaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan; AKP bir siyasi partidir, tekkeye mürit devşirmiyoruz diyerek Pelikancılar ile İslamcılar arası iç mücadelede tarafını belli ederek kimlere sırtını dayadığını daha önce zaten göstermişti!
 
Deniz Baykal’ın 16 Nisan Referandumu sonrası Abdullah Gül % 49’un adayı olabilir çıkışı; Devlet Bahçeli’nin ise Tuğrul Türkeş’in yeni kabinede yer almamasına ilişkin soruya cevap verirken ne alaka dedirten, Ahmet Davutoğlu’na sataşıp cevap vermek zorunda bırakması sanki bir mühendislik projesi için vurulan ilk kazmalar gibi algılandı…
 
Tuğrul Türkeş’in “Ben sarhoşları muhatap almam partim herhalde beni savunur” sözleri de Ahmet Davutoğlu’na sahip çıkılmamasına yönelik bir ince gönderme olarak değerlendirildi. Tuğrul Türkeş’in kabine dışı bırakılmasının Ahmet Davutoğlu ile ilişkilendirilmesinde gayet açıktır ki bir hesap vardır. Nasıl bir hesapsa, sanıyoruz yakında ete kemiğe bürünür.
 
AKP sözcüsünün gerek Devlet Bahçeli’ye gerekse Tuğrul Türkeş’e ilişkin cevapları paniğe kapılmış gibi bir izlenim verdi. AKP ile MHP arasında liderler düzeyinde bir sorun olmadığı şeklindeki sözleri polemiği başlatanın Devlet Bahçeli olduğu gerçekliği muvacehesinde hiç de gerçeği yansıtmıyordu! MHP desteği olmaksızın Reis’in seçilemeyeceği düşünülüyor!
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın nicedir hiç yapmadığı bir şeyi yaparak Ahmet Davutoğlu’nu bir nikâh törenine davet edip birlikte şahitlik etmeleri de hazırlanan senaryoyu bozmaya ilişkin bir çaba olarak algılandı. Davutoğlu, Reis’in İsrail ile yeni ittifak kurmasına asla razı olmaz.
 
Deniz Baykal, Devlet Bahçeli, Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu milli derin devletin adamları olarak gözlemleniyorlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın milli derin devlet ile ilişkilerinin seyrini bu kişilerin tutum ve davranışlarından çıkarmak mümkün olmaktadır.
 
Bilindiği gibi çaresiz kaldığında Tayip Erdoğan’a Deniz Baykal Başbakanlık yolunu açmıştı ki o olayın hala muamma yanı tartışılmaktadır. Başkanlık sistemine geçişte konu kamuoyu gündeminden artık çıkmışken Devlet Bahçeli rüyasında görmüş ya da ilham gelmiş gibi bir çıkışla olayı halletti. Tüm bunlar milli derin devletin tasarrufları olarak değerlendiriliyor…
 
Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu ise 15 Temmuz Darbe Girişiminin ilk saatlerinde sağına soluna bakmadan yalınkılıç ortaya çıkıp engelleme çabalarını desteklediler. Demek oluyor ki eski tabirle hini hacette üstlenilecek rol kime uygun düşüyorsa o görevlendiriliyor. Bunu belirleyen üst aklın gayrimilli olmadığı dikkate alındığında millî derin devlete ait olduğu net!
 
2019 seçimlerine dönük siyasi mühendislik projelerinin havada uçuştuğu bir hengâmede bu durumu fırsata çevirmek isteyen İsrail Mescid-i Aksa’da bir oyun tezgâhlamaya kalkıştıysa da şimdilik yüzüne gözüne bulaştırmış durumda. Henüz mahiyeti anlaşılamayan Ürdün’ün diklenmesi karşısında İsrail geri adım atmış bulunuyor. Türkiye’nin dönem başkanlığındaki süreçte yaşanan olayları ele almak için Cumhurbaşkanı Erdoğan İİT’in olağanüstü toplantı yapması çağrısında bulundu. İstanbul’da yapılacak toplantıda İsrail’in düştüğü zor duruma mı; yoksa Mescid-i Aksa sorununa mı çözüm aranacağı merak konusu olmaktadır.
 
>>>O<<<
 
Sayı: 975
724 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 03:58
Güneş 05:31
Öğle 12:35
İkindi 16:19
Akşam 19:25
Yatsı 20:51
DÖVİZ KURLARI
USD 3.5179     EURO 4.1308     IMKB 106825     ALTIN 146,001