MANŞETLERE EMANET!

Erdoğan’ın küresel sermaye medyasına meydan okuyup “biz manşetler sayesinde değil manşetlerle çarpışarak geldik” şeklindeki salvolarından artık eser yok; aksine manşetler sayesinde 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimine hazırlandığına şahit olunmaktadır.

19 Eylül 2017 Salı 23:05 < MANŞET
Manşetlerle çarpışarak yükselen Erdoğan
 
MANŞETLERE EMANET!
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a diktatör diyen, sürekli karalama kampanyalarının hedefi yapan ve devirmeye yönelik Gezi Parkı eylemlerini tertipleyip açık destek veren küresel sermaye medyası; 16 Nisan Referandumu sonrasından itibaren tam bir ‘U’ dönüşü yapıp yere göğe sığdıramamaktadır. Artık diktatörlüğünden, yolsuzluk iddialarından ve iktidarında FET֒yü palazlandırdığından söz etmiyorlar. Beştepe yargısı diye karaladıkları yargının bazı yargı mensuplarının kişisel tasarrufları olduğundan dem vuruyorlar. Reis’e toz kondurmuyorlar.
 
Küresel sermaye medyasının Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dönük dramatik tutum değişikliği karşılıksız kalmamakta, benzeri şekilde mukabele görmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı daha önceki BM, ABD, NATO, AB ve İsrail karşıtı siyasi söylemlerinden vazgeçirerek tersi bir tutum izlemeye yönlendiren bir karşılıklı uzlaşma/sözleşme izlenimi edinilmektedir.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kamuoyuna mal ettiği “milli ve yerli politikaların” yerinde de yeller esmektedir. Artık daha globalist, daha Batıcı, daha uzlaşmacı, yumuşak bir tutumun izlendiği gözlemlenmektedir. Türkiye’nin aniden içine girdiği bu türbülansın reaksiyon tesiri de devletin çeşitli organlarının Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik tavır değişikliğinden çok açık net müşahede edilebilmektedir.
 
Ordunun, yargının, Başbakan Binali Yıldırım’la Hükümetinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan bağımsız ayrı bir politika izlediği dikkatli gözlerden kaçmamaktadır. Genelkurmay Başkanı Rusya, İran Genelkurmay başkanlarıyla resen görüşmeler yapmakta, NATO Toplantısında ABD Genelkurmay Başkanına Türkiye’nin Suriye ve Irak politikasındaki kararlılığını açıkça adeta ihtar etmektedir. Yargının tutumundan, aldığı kararlardan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı oldukça rahatsız eden yönelişler olduğu ise sır değil, nicedir biliniyor. Başbakan Yıldırım’ın da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hiç memnun olmadığı tasarruflarda bulunduğu biliniyor. Bu durumun Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 16 Nisan Referandumu ardından 2019 seçimine dair yeni hesaplarla küresel güçlerle işbirliği yapma eğiliminden kaynaklandığı anlaşılıyor.
 
15 Temmuz FETÖ kamuflajlı NATO darbe girişiminin püskürtülmesinin hemen arkasından Fırat Kalkanı harekâtının başlatılıp Suriye’de stratejik bir bölgenin kontrol altına alınmasını ve tahkim edilmesini İsrail asla hazmedememekte, fevkalade rahatsızlık duymaktadır.
 
Trump karşıtı ABD’deki kurulu düzenin karargâhı konumundaki Pentagon’un Fırat Kalkanı harekâtını geri püskürtmek amacıyla PKK/PYD teröristlerine muazzam bir silah yardımının devam etmesi karşısında Türkiye’nin Rusya ve İran ile gerçekleştirdiği ittifak da İsrail’in hiç hoşuna gitmemektedir. Başbakan Netanyahu’nun neredeyse her hafta Moskova’yı ziyareti ise umduğu sonucu bir türlü vermemektedir.
 
15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin ardından ABD’yi, NATO’yu, Avrupa Birliği’ni suçlayan, Batılı müttefiklerinin Türkiye’ye yönelik bir kumpası olarak açıklayan Cumhurbaşkanı; artık bu söylemini tamamen terk edip sadece Almanya’yı hedefine koymuş durumdadır. Merkel, Küresel Siyonizm’in de hedefindedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a her seçim öncesi Türkiye ziyareti gerçekleştirip destek veren Şansölye Merkel’in hedefinde olması ise şaşırtıcıdır.
 
Erdoğan’ın küresel sermaye medyasına meydan okuyup “biz manşetler sayesinde değil manşetlerle çarpışarak geldik” şeklindeki salvolarından artık eser yok; aksine manşetler sayesinde 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimine hazırlandığına şahit olunmaktadır. Erdoğan’a küresel sermaye medyasının desteğinin; karşılıklı bir uzlaşma, anlaşma yapıldığının kanıtı olarak algılandığı ve bu yüzden “devletten” reaksiyon gördüğü anlaşılmaktadır.
 
Küresel sermaye medyasıyla yandaş medyanın ittifak ederek, hararetle desteklemesinden 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanabileceği zehabına kapılması Erdoğan’a sorunlarla karşı karşıya gelmeyi kaçınılmaz kılmaktadır.
 
İki kongre ve iki seçim kazanmasına rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı mücadeleyi reddederek İslam Dünyasının umudu Türkiye'yi istikrarsızlığa sürükleyemem, nefsimi ayak altına alır görevi bırakırım demiş olan Başbakan Davutoğlu son tutumu karşısında tepkisini sert ifadelerle dile getirdi. Küçük hesapların içinde olanlar davadan söz edemezler gibi ağır ithamlarla beklenmedik ağır çıkışlar yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bayrak açacağı izlenimi veren Ahmet Davutoğlu’nun AKP içinde bir hayli destekçisi olduğu bilinmektedir.
 
Diğer yandan Abdullah Gül’ün de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı tavır aldığı kamuoyuna malumdur. Buna, Ankara’nın kıdemli Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’i de ilave etmek gerekir. Özellikle son günlerde, Başbakan Binali Yıldırım’la birlikte kameralar önüne çıkmaya özen gösteren Melih Gökçek’in bu tutumu başka bir anlam da ifade etmektedir ki, o da şu: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Hanımla ATO seçiminde yeğeni yüzünden papaz olan Melih Gökçek’i yanına alarak kameraların karşısında arzı endam etmesinin de Başbakan Binali Yıldırım’ın bir subliminal mesajı olarak algılanmaktadır. Erdoğan ile Kadir Topbaş’ın da İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinin kararlarını veto etmesi nedeniyle hiç arası iyi değilmiş. Dahası birbirlerine karşı kumpaslar kurmaktalarmış.
 
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın teşkilatlara yönelik metal yorgunluğu ve defolu gibi suçlamalarının da tabandan büyük tepki topladığına dair iddialar da yandaş yazarların yakınmalarından anlaşılmaktadır. Son olarak, İTO seçimi nedeniyle Erdoğan MÜSİAD ile de kavgalı hale gelmiş diye kulis bilgileri medyaya yansıyor. Her işe karışmayı kendinde hak olarak gören Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dört bir yanından ihtilaflar içerisine düşmesi kaçınılmazdır. Bu sorunlar yumağı içinde bunalmaya başladığı da iddia ediliyor.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, 16 Nisan Referandumunda MHP’nin oyu çıktığında %40 kadar oy almış olması dış güçlerle ve küresel sermaye medyası ile ittifak kurmaya itti. Ankara’da İstanbul’da hayır oyları çok çıktı. Birçok büyükşehirde de aynı durum görüldü. Bu durumun müsebbibi olarak belediyeleri ve parti teşkilatlarını görüp onları sorumlu tuttu, adeta savaş ilan etti, demediğini/etmediğini bırakmadı. Bu fayda yerine zarar getirdi. Belediyelerden ve teşkilatlardan tepki alarak desteğini daha da zayıflattı. Düne kadar kanlı-bıçaklı bulunduğu dış güçler ve küresel sermaye medyası ile işbirliği/ittifak içine girmesinden devlet organları da rahatsız olmaya başladılar. AKP’nin yerel seçimde hezimeti Erdoğan için kâbus olur.
 
16 Nisan Referandumunda oyunun düşmesinin nedeni belediyeler de, AKP teşkilatları da değildir. Bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisidir. Aynı durum, 7 Haziran 2015 Genel seçimlerinde de görüldü. Son referandumda ve o seçimde Cumhurbaşkanı Erdoğan bütün kampanyayı kendisi öne çıkarak yürüttü, aldığı sonuç aşağı yukarı aynı: % 40. Görülen bu durumun açıklaması şu: Daha sonra 1 Kasım seçiminde Başbakan Davutoğlu öne çıkarak kampanyayı yürüttü, Cumhurbaşkanı Erdoğan geri planda kaldı ve %49 oy alındı. O halde ortaya çıkan durum gösteriyor ki, seçmenin takriben % 10’u AKP’ye oy verdiği halde Tayip Erdoğan’a vermek istemiyor. Referandumla da görüldü ki MHP’nin oyları çıktığında geriye Tayip Erdoğan’ın oyu % 40 civarında. 16 Nisan sonrası yaşanan içe dönük tartışmalardan da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oy kaybetmeye devam ettiği muhakkaktır.
 
Devlet organlarında etkinliğini, belediyelerde desteğini, AKP teşkilatlarında saygınlığını ve siyasi söylemlerinde haklılığını yitiren Erdoğan’ın 2019’a kadar daha çok kan kaybedeceği kaçınılmaz görünmektedir. Her gelişmeye doğrudan el atıp karışması her şeyden sorumlu tutulmasını gerektirdiği halde hiçbirini kabullenmeyerek hep başkalarını sorumlu tutmasını şimdilik konumu nedeniyle kimse çok fazla sorun yapmasa da her canı yananın bağırması önlenemeyecektir. Devlet Bahçeli’nin son tahlilde kendisine destek vermeyeceğini bilmesi, Meral Akşener’in MHP’den koparacağı oylara umut bağlamasına yol açmaktadır.
 
Oysa Meral Akşener’i muhalif MHP’lilerden daha çok muhalif AKP’lilerin desteklemesi söz konusudur. Akşener’e gidecek oylar Erdoğan’ın ilk turda seçilemeyip ikinci tura kalmasına katkı yapacaktır. Buna yol açtığı takdirde ikinci turda Erdoğan’ın rakibi kim ise o kazanır.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu gidişi değiştirmesi için küresel sermaye medyasının destek vermesi yetmeyecektir. Tam aksine manşetlerle çarpışarak toplumdan destek almış birinin manşetlerin gölgesine girdiği fark edildiğinde bu desteğini yitirmesi çok tabiidir. Erdoğan’ın adaylıktan feragat edeceğine dair iddialar medyada yer almaya başladı. Devlet organlarını karşısına alarak eğer nihayetinde seçimi kaybederse önüne çok büyük faturalar konulabilir ki bunu göze alamaz. Kaybetme riski büyürse adaylıktan feragat etmeyi düşünmesini uzak bir ihtimal görmüyor, iddiaları yanlış bulmuyoruz.
 
Erdoğan’ın toplumsal desteğine güvenerek keyfi hareket etmesi, çevresindeki yalakaların, dalkavukların etkisine girmesi, sorumluluklarını kuşanmak yerine kendinden başka herkesi sorumlu tutması kamuoyunda büyük güven ve itibar kaybına yol açmaktadır. Bunu önleme imkânına küresel sermaye medyası da sahip değildir. Düne kadar demediğini bırakmayan küresel sermaye medyasının yıkama, yağlama, parlatma, algı oluşturma operasyonlarının işe yaraması şöyle dursun toplumda olumsuz yankılara da neden olabilir.
 
Türkiye’de dünyanın hiçbir ülkesinde bulunmayan bir medya özgürlüğü var. Medya tekelini oluşturmak artık çok zordur. Oto sansür yöntemiyle gerçekleri karartarak toplumu habersiz bırakmak da çok fazla mümkün değil. Nitekim sosyal medyada yer alan haberleri vermeye mecbur kaldıkları sıkça görülmektedir.
 
Türkiye demokrasisinin tek eksiği iktidar alternatifi olacak bir muhalefet partisinin olmayışı, toplumun iktidar olan partiye elinin mahkûm edilmesidir. Gedikli ana muhalefet partisi CHP tam 67 yıldır tek başına iktidar olamadı, kronik bir muhalefet yürütüyor. Ancak yeni sistemi uygulayacak olan Türkiye bu sorunu da aşacaktır. Bundan böyle iktidar için partilerin değil adayların yarışacağı bir süreç yaşanacaktır. Bu nedenle de Erdoğan’ın alternatifi CHP’den değil AKP’den çıkacaktır. Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu iki alternatif olarak Erdoğan’la yarışa şimdiden girmiş durumdalar.
 
Artık siyasi partiler seçimden sonra değil seçimden önce koalisyon kurma çalışmalarından sonuç almaya yöneleceklerdir. Sandıklar açıldığında cumhurbaşkanı seçildiği kesinleşenin hükümetini kurması önünde hiçbir engel kalmamaktadır. Bu durum karşısında 2019 seçim hesaplarının şimdiden yapılması kaçınılmazdır. Bu seçimde kilit rolüne MHP sahiptir. Kimi desteklerse o seçilir. MHP Tayip Erdoğan, Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu üçlüsünden biri ile ittifak kurup seçtirebilir. Bunun formülasyonu ise önümüzdeki süreç içinde geliştirilmeye başlanabilir. CHP’nin de bu formülasyon içinde bir yeri, önemi söz konusu olabilir.
 
Sayı: 982
975 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
  • MESUD AKGÜL - 26 Eylül 2017 Salı 09:24
    15 yıldır her türden iç/dış ulusal ya da uluslararası tüm gelişme, olay ve krizler karşısında her zaman AKP iktidarı ve CB Erdoğan aleyhine manşetler atan İsrail'in telekinezi saldırısı altındaki yerli Yahudi medyası aylardır CB Erdoğan'ın demeçlerini manşetlerinden düşürmüyorlar.
    Örneğin dün Kuzey Irak referandumuyla ilgili TV temsilcilerine ropörtaj veren Başbakan Yıldırım'ın yaptığı," Savaşa girmiyoruz. Endişe havası oluşturayalım. Yapılan sadece tedbir almaktan ibarettir" açıklaması İsrail politikalarına ters düşünce bugün hiçbir gazete bu demeci öne çıkarmadı.
    Aksine CB Erdoğan'ın referandumla ilgili kullandığı dil, üslüp, yaklaşım kışkırtıcı, tahrik edici ve savaş dili ise İsrail mutfağından çıktığı için bugün yandaş ya da muhalif tüm gazetelerin manşetlerini süsledi.
    EL-AZİZ NE DİYORSA O...
    ERDOĞAN MANŞETLERE EMANET...
ELAZIĞ ⇓
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
DÖVİZ KURLARI
USD 3.6580     EURO 4.3278     IMKB 108434     ALTIN 151,129