M.Cahit Oktay

jaahet@yahoo.com 14 Mart 2009 Cumartesi 15:43 DİĞER KÖŞE YAZILARI

DEVLER AYNASINDA TÜRKİYE

Eskiler “kendini dev aynasında görmek” derler ya, işte öyle bir dev aynası lazım milletimize. Bu ezilmişlik, bu yenilmişlik, bu fakirlik edebiyatı başka bir şekilde izale edilmez.

Elalem bize hayran hayran bakarken içerde birileri hala cama tırmanma sevdasında. Ya da bunu bir cambazlık göstergesi olarak yapıyorlar. Hiçte başarısız değiller... Salih Memecan’nın “kriz yılanı” çizisi her şeyi ne kadar da net anlatıyor.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde  bu kadar kısa sure içinde en üst düzeyde üç Amerikan yetkilisinin ülkemize resmi ziyareti yok. Yani bu bir tarihi dönüm noktası. Tarihte yine bizim dışişleri bakanımzdan önce bir ABD dışişleri bakanının resmi ziyareti de söz konusu değil. Bu da bir ilk. Tarihte, bir ABD başkanının seçildikten sonra ilk transatlantik turunda Türkiyeye gelişi de vaki değil. Dolayısı ile bu da üçüncü ilk. Ve bu ilkleri de kaderin cilvesine bakın ki; ‘ilişkilerimiz berbat oldu, artık bırak yüzyüze görüşmeyi, telefonla bile kimseye ulaşamayız…’ denilen bir diplomatik krizin  ardından yaşıyoruz. Buna IMF ile yaşadığımız kriz sonunda IMF’nin yeni bir paket ile kapımızı çalmasını da ekleyebiliriz. ABD başkanının bu sene 24 nisanda soykırım demeyeceğinin iki ay öncesinde netleşmesini de ekleyebiliriz. ABD başkanının başkan seçildiği gün, 100 gün içinde Müslüman bir ülkeden İslam Dünyasına seslenme vaadini İstanbul’da katılacağı Medeniyetler İttifakı toplantısında gerçekleştireceği ihtimalini de ekleyebiliriz.

Bunlar bizim kendi rüyamızdaki darı ambarı yazıları diye düşünenler için ise , ‘The Economist’ dergisinin son sayısındaki ‘Köprüleri Onarmak’ başlıklı makaleyi ve yine bu haftaki Times dergisin “Türkiye Obama’nın dış politikasında daha büyük rol oynuyor’ başlıklı yazısını öneriyorum. Ne de olsa kendimizden çok başkasının dediklerini önemseriz biz.

Bütün bu pozitif gelişmelere rağmen hala tabloya karamsar bakabilenlere de sadece hayret edebiliyorum. Başka da bir şey edemiyorum. Hillary Clinton’ı konuk eden Türk Televizyoncularının ısrarla Türkiye hakkında kötü bir şey söyletme gayretlerine rağmen onun ağzından istedikleri cümlelerin tam aksini duymalarına cevaben ise; “  Allah’ın sopası yok ki…” demekle yetiniyorum.

Pozitif bakışa tekrar dönersek; Artık dış politikada her gün yeni bir sayfa açıyoruz. En önemlisi ise ABD ile Türkiye arasında açılan yeni sayfa. İlişkilerin sıkışlaştırılması adına açılan bu sayfada, ABD tarafının girişkenliği ise artık stratejik ortaklığımızın eskisi gibi keser usulü olmayacağı aşikar. En azından biliniyor ki artık, isteklerini daha net söyleyen ve ısrar eden bir Türkiye var. Değil mi ki artık devler ligin de oynuyoruz. Değil mi ki devler bizi şimdiden kendilrine rakip görmeye başladı. O zaman biz de kendimize dev aynasında bakalım bundan böyle.

Friedman ve Türkiye’nin Geleceği

George Friedman, Amerikalı Politika Bilimcisi, Yahudi bir göçmen ailenin çocuğu. Bize bile aykırı gelen görüşler ile son zamanlarda medyada demeçleri yer aldı.. Amerikan gençliğine Çinceyi bırakın Türkçe öğrenin, 2040 yılında Türkiye super güç olacak, Amerika’ya rakip çıkacak… gibi görüşler ile ilgi odağımız oldu. Washington’daki Muhabir arkaşımız Nuh, Friedmanın yeni çıkan kitabındaki bu sözleri haberleştirdiğinde, biz de aynı şeyleri yıllardır söylüyoruz ama, rağbet eden yoktu, ne iyi ettin böyle bir haber yaptın’diye takılmıştım. Bundan aylar once CIA’de bir 2050 raporu hazırlamış ve Türkiye’yi nüfus çokluğu ve askeri gücü ile dünya güçleri arasında göstermişti. Tabiki bu meselelere iki taraflı yaklaşmak lazım. Ülkemizin gelecekteki konumu hakkında yazılan, kitaplar, raporlar aynı zamanda üçüncü şahıslara bir uyarı niteliği taşır. ‘Bakın, ortadoğuda güç olma yolunda ilerleyen bir ülke var, Neo Osmanlıcılık güdümünde ilerliyor, önlem almazsanız, 50 sene sonra başınıza bela olacak’ tabirinden Amerikan hükümetinin ve ilgili çevrelerin, hatta ortadoğudaki alternative aday ülkelerin (İran, Mısır gibi…)  dikkatini çekmetir yapılan iş. Davos moderatörü İgnatius’un da babasının gazetesinde temcit pilavı gibi işlediği konuda budur.

Bütün bunlarla beraber, yine işin bizlere bakan bir yönü de, gerçekten bizim ülke olarak, hızla büyüyüp güçlendiğimiz, ve artık birilerinin iyiden iyiye gözünü doldurduğumuz gerçeğidir. Bunun farkında olmak ta çok önemlidir. Hatta bunun farkına once biz varmalıyız. Kendi kapasitemizi bilmezsek, ne bölgemizde, ne de daha uzak dış alanlarda kapasitemizi kullanamayız. Zaten ABD Türkiye’nin öneminin ve etki alanının farkına varmış durumda. Yaşanan gelişmeler bunun en açık delili.

BU SENE ERMENİ PROTESTOSU YAPILMASIN

Amerika’da yaşayan Türkler, Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu’nun da  öncülüğü ile her yıl Ermeni yalanları protestosu düzenliyor. Ben böyle bir protestonun yapılmasına bir kaç nedenden dolayı karşıyım. Bu görüşümü bizzat Federasyon başkanı dahil bir çok yetkili ile de paylaşmışımdır, sizlerle de paylaşmak istiyorum. Öncelikle protesto tarzı gösteri ve yürüyüş organizasyonları iddia makamı tarafından yapılır. Mesela ‘Falun Gong’ üyeleri Çin hükümetinin kendilerine işkence yaptığı iddiası ile Birleşmiş Milletler önünde nümayiş düzenler, mantıklıdır bir yere kadar. Boşnaklar her sene Srebrenitza’da katledilişlerinin haklı feryadını yine aynı çevrelerde yinelerler… Ermeni Diasporası’da aynı mantıkta, ezilmişlik politikası çerçevesinde bu işin zaten ABD’de öncülüğünü yapar. Ancak bizse sokağa çıkıp biz, yapmadık, onlar yaptı, duyduk duymadık demeyin tarzında münadilik yapıyoruz. Böyle bir şey yok, yapılan usülen ve esasen yanlıştır. Azerbaycanlı kardeşlerimiz böyle bir gösteri düzenleyebilirler, nitekim, Hocali katliamını hatırlatmak için 26-27 şubat tarihlerinde iki ayrı Azerbaycan Türkleri Derneği gösteri düzenledi. Fakat, burada da üzücü olan nokta, Azerbaycan Milletvekili Ganira Pashayeva’nın da belirttiği gibi katılımın çok düşük olması idi. Bence az katılımla yapılmasından ziyade yapmamak yeğdir bu gösterileri. Zira bu sefer ortaya, ‘Türkler tarihteki acı günlerini anmak için ancak bir avuç insan toplayabiliyor’ imajı oluşuyor. Federasyon önderliğinde yapılan protesto gösterileri de hakeza, rakamsal olarak çok zayıf. Artı, kürsüye çıkacak isimlerin seçilmesi ise ayrı bir itina isteyen bir konu… TADF’nin ise böyle bir gösteri için dar bütçe ve insan kaynakları ile ne kadar zorlandığını biliyorum. Ve bu sene için çağrımı yeniliyorum. Bu sene Ermeni protestosu yapılmasın. Zaten bu 24 Nisan’ı garantilemiş durumdayız. Bu iş için ayrılacak bütçe  her yıl yapılan ve kültürel tarafı daha ağır basan Türk Günü yürüyüşüne aktarılsın, gelecek seneler için ise, söz konusu mesele için, dönemlik değil,  daha kalıcı çözümler üretilsin.
1564 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 04:43
Güneş 06:05
Öğle 12:22
İkindi 15:45
Akşam 18:26
Yatsı 19:43
DÖVİZ KURLARI
USD 3.4910     EURO 4.1702     IMKB 104123     ALTIN 145,971