Mehmet Çiçek

m.cicek@el-aziz.com 31 Ekim 2012 Çarşamba 00:00 DİĞER KÖŞE YAZILARI

''ERGENEKONCU MEDYANIN'' BAŞBAKAN İLE ALAY ETME SENDROMU

 

Medya,  dördüncü kuvvet diyenler manipülasyon yapıyor. Basın ya da gelişmiş hali ile medya, Erbakan’ın dediği gibi “tek kuvvettir”.

Çünkü toplumu yönlendirme gücü çok yüksektir. Herhangi bir Gazete önüne konduğunda birey, büyülü bir şekilde gündeme ortak olur. Salgın halinde yayılan bu yönlendirme bir anda ortak konu olur ve toplumu şekillendirmeye başlar.

Örneğin “laiklik elden gidiyor” ya da “401 el kaosa kalktı” diye ergenekonvari manşetler atıldığında 75 milyon insan ülkenin nereye gideceğini tahmin eder ve ona göre psikolojik pozisyon alma ihtiyacı duyar.

Nemrut’un İbrahim’i yakmak için bölgedeki tüm odunları toplamasına katılan halk gibi, insanlar ergenekonculara odun taşır. Ağzında bir damla su götüren karıncanın inancını eklersek bu benzetmede tarafını belli eden az sayıda insanın da temsil edildiğini görebiliriz.

Bu nedenle basın “iyiliğe” ortak olursa ülke iyiye, “kötülüğe” ortak olursa kötüye gider. Örneğin “bu coğrafyaya hakim olup dünyayı yönlendireceğiz” diye hareket ederse ülke ileriye gider. Tam tersine “biz Siyonizm ile başa çıkamayız, teslim olup onların faizci köle düzenine uyalım denirse” ülke kötüye gider ve hile rejimi bir gün gelir, “devrim önce yavrularını yer” kuralına göre, kötüye hizmet edenlere de dokunur.

Bu anlattıklarımız “yoz” düşünceye kapılanlar içindir. Yani yozlaşmış mantaliteye sahip kişiler, ülkeyi “kendi küçük bireysel menfaatleri” için satmanın derdinde olan ihanet şebekesinin içindedir.

Yozlaşmayı en iyi tarif edip uygulayan Rockefeller ailesidir. Dünyayı yeniden komünist bir düzene sokmak için kurgulanan ZEİGWEİST belgeselinin “11 Eylül” saldırılarını konu alan bölümünde Rockefeller hanedanlığından biri (Nicholas Rockefeller), Amerikalı sinemacı ve eski bir siyasetçi (Aaron Russo) ile şöyle konuşuyor; (http://www.dailymotion.com/video/xaqvyt_subliminal-mesaj-zeitgeist-tv-chip_tech)

Nicholas Rockefeler; “yakın bir zamanda tüm insanların derilerinin altına bir chip yerleştireceğiz (RFID mikroçipi) ve bu chip ile bireyin ihtiyaç duyduğu tüm işlemleri gerçekleştireceğiz, insanların sahip oldukları her şey bu chipte olacak, örneğin nüfus işleri, bankacılık işleri, sağlık kontrolü, navigasyon işleri ve benzeri tüm işlemleri bu bilgisayarlı chip sayesinde yapacağız şu anda Amerika’da küçük çaplı pilot denemeler başladı.”

Aaron Russo; “iyi de bu chipi kim derisinin altına yerleştirmek ister ki diye soruyor.

N. Rockefeller: “bu işi medya ile yapacağız, medya her şeyi yapabilir, hatta insanlar bu chipi takmak için gönüllü olacak ve adeta birbiri ile yarışacak, örneğin çocuğunun nerede olduğunu öğrenmek isteyen aileler bu chipi takmak için başvurmaya başladı bile.”

Aaron Russo: “peki bunu niçin yapacaksınız?”

N. Rockefeller: “bize itaat etmeyenin chipini uydu üzerinden kapatacağız”

Aaron Russo: “bu kötülüğü neden yapıyorsunuz, insanların canını neden yakıyorsunuz, bu doğru mu sence?” diye sorunca Rockefellerin verdiği cevap “insan yozlaştırma” tekniğini nasıl kullandığını çok iyi özetliyor.

N. Rockefeleler: “sen niye tüm insanlığı düşünüyorsun ki, sen sadece kendini ve aileni düşün.” ( 2005 yılında Amerikan meclisi, göçmen kontrolü ve tabi ki terör bahanesi ile “gerçek kimlik” kanununu kabul etti ve Mayıs 2008 de hayata geçti, buna göre herkes kişisel bilgiler içeren ve taranabilir barkoda sahip bir mikroçipli kimliği derinin altına takmak zorunda kalacak, kaçak göçmen ve teröristler için pilot uygulama başlamış durumda.)

İnsanın “sadece kendisini düşünmesi” tekniğine “yoz” düşünce ya da “yozlaştırma” adı veriliyor.

Oysa Millet-i İbrahima Hanifanın, yani katıksız İslam olan Milli Görüşün lideri Aziz Erbakan’ın son nefesine kadar “bütün insanlığın kurtuluşunu” amaç edindiğini biliyoruz.

Milli Nizam Partisinin 1969 yılındaki kuruluş bildirgesinde şu satırlar şaşırtıcıdır;  “… Milli Nizam Partisi her tarafa; Fazilet, Refah, Saadet ve Selamet götürmeye başlayacaktır…” (http://www.turktoresi.com/viewtopic.php?f=214&t=10218)

1969 yılındaki kuruluş beyannamesinde “Fazilet, Refah, Selamet ve Saadet” kelimelerinin arka arkaya geçmesi, sonradan kurulacak olan Fazilet Partisi, Refah Partisi, Selamet Partisi ve Saadet Partilerinin bir işareti olduğunu kim bilebilirdi ki?

Başını Yılmaz Özdil ve benzerlerinin çektiği medyatik “başbakana saldırma grubu” üyelerinin tamamının ergenekoncu-solcu olması şaşırtıcı değildir. Özdil geçen haftaki "dak duk” başlıklı yazısında Erdoğan ve Putini karşılaştırarak sözde Erdoğan’ ı aşağılayıp, Putin’ i yücelterek bir yere varmaya çalışma acziyetini taşıyor.

Özdil’ in başbakan üzerinden aziz milletimizi aşağılama kriterlerini sergilediği aşırı promilli şark kurnazlığı içeren “dak duk” başlıklı yazısına göre; (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/21731125.asp)

“Putin, İngilizce, Almanca biliyor. Başbakanımız, van münüt ve Arapça konuşuyor.”

“Putin, Leningrad Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden diplomasını alırken… Başbakanımız imam hatip lisesi’nden mezun oluyordu.”

“Putin KGB’ye girdi, Başbakanımız İETT’ye girdi”

“Putin, bizzat kendisinin kullandığı Su-27 tipi savaş uçağıyla Çeçenistan’ı vurdu, Tu-160 tipi ağır bombardıman uçağıyla havacılık fuarında gösteri uçuşu yaptı, Be-200 tipi tanker uçağını kullanarak orman yangınına müdahale etti. Başbakanımızın, pırpır uçak kokpitinde fotoğrafı var.”

Liste uzayıp gider…

Sözde Erdoğan üzerinden millet ile dalga geçiliyor. Çünkü kültürel olarak bu ülkede yaşayan ortalama Anadolu insanı aşağı yukarı Tayyip Erdoğan gibidir. Ancak bu milleti aşağılayanların, bu milletin tarihini yeniden okuması gerekir.

Kaldı ki ergenekoncu Özdil ve avanesinin cemaziyyül evveli olan ittihat ve terakkinin Yahudi kökenli gizli sabataist örgütü üyelerinin, kurtuluş savaşı sürecinde, Anadolu insanını cepheden cepheye sürükleyerek, yedi düvel ile savaştırarak nasıl yok ettiklerini bilmiyor olamaz. Çanakkale de “savaşmaları değil ölmeleri” emredilerek şehid olan 250000 Anadolu insanının içinde, bu ülkenin ilim irfan ordusunun da yok edildiğini de bilmiyor olamaz. İlmi, irfanı, bilimi, kültürü yok edilen bir milletten Vladimir Putin değil, çıksa çıksa Tayyip Erdoğan çıkar. Herkesten bir parça içeren Erdoğan’ın çok sevilmesinin nedeni bu olmasın? Buradan yola çıkarak fildişi kulelerinizde piyanist şantör Fazıl Say benzeri aşağılamaları ile, Mozart konserleri ile millet ile alay edenlere neden oy verilmediğini açıklayabilmelisiniz. “Milletin bize oy vermesine gerek yok, biz zaten ordu sayesinde zaten her zaman iktidarız” söyleminizin sabataist Süheyl Batum tarafından “orduda kâğıttan kaplanmış” söylemine nasıl dönüştüğünü de açıklayabiliyor olmanız gerekiyor.

Aziz Erbakan’ın “Türkiye’yi düdüklü tencereye koyup 500 derece basınç altında 50 yıl kaynattılar. Artık pelteleşince düdüklü tencerenin kapağını açıp ortaya döktüler. İşte biz bu pelteyi yeniden diriltip hayata döndürmeye çalışıyoruz. İşimiz bu yüzden çok zor!” derken kastettiği bu idi. Bu süreçte her alanda geri bırakılan, köleleştirilen, siyasette, ekonomide, bilimde arka plana atılan, geri bırakılan bu aziz milletin evlatlarının Putin veya benzerleri ile karşılaştırıp dalga geçmek işin kolaycılığıdır.

Özdil ve avaneleri delikanlı olsalardı örneğin “Fatih sultan Mehmet ile dönemin Rus çarı ile yapılan bir karşılaştırmayı yazısına ekleyebilirdi.

Yapamayacak iseler yardımcı olalım:  Örneğin Fatih 7 dil bilirdi, Rus çarı ise sadece Rusca, Fatih top dökme uzmanı ve mucidi idi, Rus çarı bilye ve sek sek oynardı, Fatih geometri dehası idi, Rus çarı toplama ve çıkarmayı bilirdi, Rus çarı vergisini vermek için Fatihin atının üzengisini öperdi, Fatih aldığı bu vergileri dünya barışı için kullanırdı…

Liste uzar gider…

Kaldı ki bu karşılaştırma Türk tarihinin tamamına uygulansın, bu milletin aziz çocuklarının, çağdaşlarını ceplerinden çıkardıklarını rahatlıkla görürüz.

Yılmaz Özdil ve benzerlerinin çok da üzülmelerine gerek yok çünkü “Sonra 12 Eylül 1980 askeri harekâtı yapıldı. Bu süreçte Millî Görüş’ün 3. Partisi Refah, 1994 Seçimini kazanıp, yerel yönetimlerdeki iktidarında efsanevi Millî Görüş belediyeciliğini başlattı. Bir yıl sonraki 1995 Genel Seçiminde Refah Partisi birinci olunca Erbakan verdiği demeçte kimsenin pek bir anlam veremediği şu sözlere yer verdi: “Milletimiz bugün taburcu olmuştur! “

Erbakan bu ifade ile o sözünü ettiği peltenin diriltildiğini, hayata döndürüldüğünü, sağlığına kavuşturulup taburcu edildiğini anlatmak istiyordu.

Özdil ve avaneleri Nemrut’a ne taşıdıklarına baksın, sonra da yeni bir balıklı göl oluşturup oluşturamayacaklarının hesabını iyi yapsın, çünkü karıncalar sadece bir damla su taşıyabilir.

Sayı: 731

4031 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 05:36
Güneş 07:02
Öğle 12:16
İkindi 14:52
Akşam 17:15
Yatsı 18:36
DÖVİZ KURLARI
USD 3.9224     EURO 4.6203     IMKB 104782     ALTIN 163,034