Mehmet Çiçek

m.cicek@el-aziz.com 29 Şubat 2012 Çarşamba 00:00 DİĞER KÖŞE YAZILARI

SABATAİZMİN ÖZEL TARİHİ


Her gün gizlice mezamir (Makamla okunan Zebur surelerine verilen ad) okuyorlar.

Her ayın doğuşunu izleyip, ay ile güneşin yüz yüze bakmaları için dua ediyorlar. (Sahte Mesih Sabatay Sevi’nin –sözde- dünyaya dönmesi için bir çeşit ayin)

Oğullarını sünnet ediyorlar.
Türklerin gözlerini örterek gizlenmek için Müslüman adetlerine dikkat ediyorlar.

En önemlisi ise kendi aralarında evleniyorlar, asla bir müslümanla evlilik sözleşmesi yapmıyorlar

Hepsinin gizli Yahudi adları vardır ve birbirlerine "şalom aleyke" diye yahudi selamı veriyorlar.

Ölülerini Türk mezarlığına gömüyorlar.

Gizli mabedleri var ve sabataizm Mezhebinin sırrı ancak evlenince kendilerine bildiriliyor.

Peki Türkiye’de kaç Sabetaycı yaşıyor? Türkiye'de Sabetaycı olduğunu söyleyerek 1969 yılında resmi makamlara Musevi olmak üzere başvuran bir kişi bulunmaktadır: Ilgaz Zorlu. Resmi rakam bu nedenle bir kişidir. Ilgaz Zorlu adı ile araştırma yapıldığında Türkiye’nin kanını emen bu zümrenin ittihat ve terakki ile gelerek nasıl CHP’nin içine sızdıkları ve CHP’yi kullanarak neler yaptıkları bulunabilir. Bugün biraz da “siyasi akıl” üzerinden giderek sabataistleri irdelemeye devam edeceğiz.

Çünkü görünen o ki; Siyasi akıl olmayınca yapılanlar komik kaçıyor. CHP’nin meyhane polemiği basına güçlü bir şekilde yansıyınca doğrusu şaşırmadık değil. Kılıçdaroğlu “Özel yaşantımıza özen göstereceğiz. Topluma örnek olacağız. Meyhaneye gitmeyin demiyorum, gidin ama sık gitmeyin. Gidecekseniz de hepiniz bari aynı meyhaneye gitmeyin. Garsondan duyuyorum bunları.” şeklindeki şikâyeti aslında sabataistlerin ittihat terakki yolu ile CHP içine çöreklendiklerini deşifre etmeye yetiyor. Tabi anlayana. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde devlet adamları bu kadar yoğun alkol almazlar. Ayıp sayılır, eleştirilir ve hor görülür.

Türkiye’de ise nerdeyse bir şekilde ünlü olmuş veya bir şekilde öne çıkan birisi iseniz alkol almamamız ayıp sayılmakta. Basın, sanat, TV ve gazeteler üzerinden tüm boyutları ile alkol sanki hayatın vazgeçilmezi gibi sunulmakta. Hatta çok acayibime gitmişti; filmin birinde fakir bir ailenin sofrasında yiyecek hiçbir şey yok, çocuklar açlık içinde, ama sofrada rakı şişesi mevcut, ilginç, ama gözden kaçan bu tür detaylar izleyenlerin şuur altına subliminal olarak alkol öğesini yerleştirmeyi başarıyor. Milli Görüş lideri Erbakan yaşanılan tarihi kırılmayı tarif ederken sabataistleri şöyle tanımlıyordu; “Besmelesiz adım atmayan bir toplumu 50 yılda ayık gezmeyen bir toplum haline getirdiler. Bu bir Yahudi şaheseridir” derdi.

Dünyaca ünlü Yemek Gurusu ve şarap uzmanı Vedat Milor, bir programında “dünyanın hiçbir yerinde Türkiye’deki kadar yoğun alkol alınmadığını, alkol kültürü olan ülkelerin çoğunda, yemeklerde bazen birkaç mililitre kadar şarap alındığını ve bunun damak tadı alışkanlığı olduğunu, ayrıca yemek yerken hiç kimsenin Türkiye’deki gibi sarhoş olmayı amaçlamadığını” söylemişti. Çoğu gelişmiş ülkede, yemek ile beraber sarhoş olmanın ayıp sayıldığı bir kültür var. Ancak Türkiye’de nedense sırf sarhoş olmanın amaçlandığı alkolizm bağımlılığı söz konusu. Bunun nedeni “1000 yıl besmelesiz adım atmayan bir toplumu ısrarla ve özellikle ayık gezmeyen bir toplum haline getirilmesi için uğraşılan 50 yıllık bilinen süreçtir.”

Şöyle ki Sabataist Yahudiler CHP içinde en belirgin özellikleri olan içki bağımlılığını gizlemek zorunda kalmazlar. Gündelik yaşam, basit şekilde 3’e ayrılır. 8 saat çalışma, 8 saat uyku, 8 saat ev işleri. Oysa alkol bağımlısı sabataistlerin bir günü 16 saat alkol, 8 saat uyku. Mecliste çoğu oturuma katılamamalarının nedeninin başında alkolizmin geldiğini Kılıçdaroğlu sinirlenerek söylüyor.

Aslında bizim yapmamız gereken “gündelik zamanını bu şekilde harcayan biri, nasıl başarılı veya zengin olabilir” sorusu üzerinde tartışmaktır. Oysa bir Müslümanın, gününün en az 14-16 saatini çalışarak, kalan vaktini dinlenerek geçirdiğini biliyoruz.

Şimdi buradan hareketle günün 16 saatini ayyaş geçiren beceriksiz alkolikler zümresi Sabataistlerin “nasıl olur da ülkeyi Cumhuriyet sürecinde ele geçirdikleri” sorusu sorulmalıdır. Bu konuyu yine en güzel açıklayan bir başka sabataist Yalçın Küçük’tür;

Yalçın Küçük ün sabataistleri tanıma konusunda en önemli kriteri “beceriksiz olduğu halde çok para kazananlar” olarak tanımlıyor.

Çünkü beceriksiz ve hiçbir özelliği olmayan ve gündelik yaşamının en az 16 saatini sarhoş geçiren biri trilyonlarca paraya sahip olamaz, olsa olsa bunlar gizli ve biri birini kollayıp koruyan, ilerlemelerini sağlayan bir teşkilata mensup olmaları ile açıklanabilir” diyor Yalçın Küçük.

Tespiti yerinde ve sonuna kadar doğrudur. İttihat ve terakki ile Selanik’ten gelen kripto (gizli) Yahudi dediğimiz Sabataistlerin ülkeyi ele geçireceklerini o günlerde yazdığı bir mektupla ifade eden Sabataist Karakaşzade Rüştü Efendi aynen şöyle diyerek zaten bu gizli teşkilata dikkat çekiyor; “bizi, yani Sabataistleri mübadele ile Türkiye’ye götürmeyin, çünkü biz aslında Museviyiz, sadece Padişah Avcı Mehmet’in korkusundan Müslüman görünüyoruz, bizi Türkiye’ye alırsanız ülkenizi elinizden alırız” diyor.

Nitekim söylediğini de yapıyor.

Birbirlerini kolladıkları gibi “kendilerinden olmayanların önünü kesme” kullandıkları diğer bir yöntemdir. Sabataist değilseniz bu ülkede ağzınızla kuş tutsanız, nasıl bir beceriniz olursa olsun bir yere gelemezdiniz (28 şubata kadar). Sabataist iseniz “beceriksiz” olsanız bile sizi bir şekilde parlatıp allayıp pullayıp para kazanacak hale getirirler. 24 saat gözünüzün önüne konan bu ve benzeri beceriksizler, bir süre sonra subliminal olarak şuuraltına girip kanıksanır ve şuursuz gençler için bir ikon veya  bir idol haline getirilerek bol para kazanan biri haline getirilir. Bu sırada gerçek yetenekler yok olur gider. Bu duruma “negatif ayrıştırma” yani “kötü olanın yukarı taşınması” denir, oysa ulusların gelişmesi için her sektörde “pozitif ayrıştırmanın” yani “iyi ve kaliteli olanın yukarı taşınması” gerekmektedir. Bu şekilde her sektörde beceriksiz Sabataistler yukarı çıkarılıp, gerçek becerikli vatan evlatları sönümlenerek vatanın geri ve küçük kalması sağlanmıştır.

Ancak yolun sonuna gelindi. Görünen o ki Sabataistler her kurumdan yavaş yavaş temizleniyor yerine becerikli vatan evlatları getiriliyor.

Eğer siyasi aklınız yoksa ve gücünüz varsa bir yere kadar gidersiniz. Firavun, Nemrut gibi ikonlar sadece güç ile gidebildikleri yere kadar gittiler. Sonra bunların takipçileri de “hakkı değil kuvveti” referans alarak Türkiye’de de olduğu gibi darbe, zorbalık ve dikta yönetimlerle halkları zülüm ve işkence ile köleleştirip idare ettiler.

Oysa hakkı üstün tutan uygulamalar, korkunç kuvvetlere rağmen hep kazanmıştır.

Hak değişmeyen doğru demektir. Hiçbir şarta bağlı olmadan sürekli doğru haktır. Örneğin dışarı çıktınız ve yağmura yakalandınız. Yanınıza şemsiye almadığınız için yanlış yapmışsınızdır. Şemsiye alsaydınız doğru yapmış olacaktınız. Yani bu olayda “doğru”, yağmur şartına bağlıdır.

Oysa iki kere iki her zaman dört eder. Yağmur yağsa da doğrudur yağmasa da. Gece de gündüz de… Burada da dört eder dünyanın öbür ucunda da. Hiçbir şarta bağlı olmadan sürekli doğru olan “hak” dır. İnsanoğlu fıtraten ve vicdanen hakka bağlıdır. Dünya üzerindeki tüm düzenini hak üzerinde kurmak zorundadır. Aksi takdirde karmaşa ve kaos kaçınılmazdır.

Yaşamını hak-batıl mücadelesine veren aziz Erbakan, bize hakkı hak, batılı batıl olarak tanıttı.

Irak'ın işgalini eleştiren Erbakan, "Bush diyor ki: 'Irak petrollerinde benim hakkım var'. Tamam o zaman Teksas petrollerinde de benim hakkım var, orayı işgal edebilirim. Bu düşünce ile yeryüzünde huzur ve barış sağlanabilir mi? Ne yaptım ben? Bunların terbiye edilmesi lazım."

Hangi ırktan gelirse gelsin bu haklar bütün insanlar için vardır. Yaşama hakkı, mülkiyet edinme hakkı, Irz ve namus korunma hakkı, İnanç hakkı, İkinci temel hak sebebi ise adalet gereği doğan haklar var. Üçüncü temel hak sebebi emek karşılığı doğan haklar vardır. Karşılıklı anlaşmalar da “hak” sebebidir.

Batıl ise bunların hiç birini tanımaz. Batıl sadece “menfaati” hak sebebi görür. Batıl bir konuda Menfaati varsa, “bu benim hakkım” der. Kuvveti varsa da gelir alır. İşte “Irak’ta petrol, Afganistan’da uranyum benim hakkım çünkü buralarda menfaatim var” diyor.

Türkiye’de batılın temsilcisi ittihat ve terakki ile yerleşen sabataistlerdir. Yani kripto (gizli) Yahudilerdir. Orduyu arkalarına alarak yıllarca darbe ve zorbalıklarla ülkeyi yönetmeye çalıştılar. Ellerindeki askeri güç ile menfaatleri olan her şeyi silip süpürdüler.

CHP’yi üs olarak seçen bu sabataist zümre, günde 16 saat çalışan Müslüman gençlerin karşısında duramaz.

Tüm ayyaşlıklarına rağmen Aslında Kılıçdaroğlu’nun dediği kadar da haksızlık yapmamak lazım. Çünkü Kılıçdaroğlu CHP’liler çalışmıyor diyor. Oysa mesela kurultay için çalışıyorlar, amaçları CHP’yi yeni bir eksene oturtmak, gerçi daha oturtamadılar ama bir gün oturtacaklar gibi.

Mesela CHP halkla ilişkiler birimi bir rapor hazırlamış ve bu rapora göre, “dini hassasiyeti olan vatandaşlarımız katsayı kararının Danıştay’dan çekilmesini istemiş. Bu karara uyulursa CHP çalışmış olacak. Ve raporun devamında bir tavsiye kararı var;

Raporda "Vahhabi'ler Kâbe’de Peygamber mezarını yıkmaya kalktığında, 'Yaparlarsa orduları oraya akıtırım' telgrafını yazan tek ülke liderinin Atatürk olduğu bilgisi CHP tarafından kamuoyu ile paylaşılsın” deniyor.

16 saat alkol almanın bir sonucu da bu. CHP’liler bunu da yanlış biliyor, Peygamberimizin Kabri Şerif’i Medine’dedir. Oysa Kâbe Mekke’dedir.

Aslında 16 saat alkol almanın daha büyük sonuçları var. Örneğin 2009’da ‘askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasını düzenleyen yasayı Akparti gece yarısı Meclis’ten geçirmişti. O dönem CHP’liler ; ‘Düzenlemeden haberimiz yoktu, tasarıyı geçirmişler’ dediler. Demek ki her akşam meyhaneye gidersen, böyle haber vermeden geçirirlermiş.

Oysa daha dün Tayyip Erdoğan ‘aksırıncaya, tıksırıncaya kadar içiyorsunuz, daha ne” diye söylediğinde basını velveleye verip ortalığı ayağa kaldırmışlardı.

Bazıları için “su içse sarhoş oluyor” denir. Aslında siyasi akıl olmayınca içsen de içmesen de sarhoş olmak sadece siyasiler için değil sıradan tüm insanlar için geçerlidir. Bu yüzden Kılıçdaroğlu’nun çok da üzülmemesi lazım. Bugün iyi bir CHP uzmanı hiç aç kalmaz. Sabataizmi iyi tanıyan ve başta Ergenekon ve CHP benzeri uzantılarının tutarsızlıklarını yazsa ya da bu tutarsızlıkları güzel yönetse iyi para kazanır.

 Aslında meyhane polemiği yapılırken daha önemli olaylar güme gitti. Örneğin bu sırada Kılıçdaroğlu sol jargonun önemli temsilcilerinden Sabahattin Ali’ yi CHP’nin öldürdüğünü, Nazım Hikmet’in ise CHP tarafından tutuklandığını söyledi.  Atatürk’ ü koruma kanunun ise CHP tarafından değil Demokrat Parti tarafından çıkarıldığını söyledi. Aslında bunlarında tartışılması gerekirdi ama yinede Allah bereket versin.

Sayı: 697

 
YORUM EKLE
    YORUMLAR
DÖVİZ KURLARI
USD 5.3390     EURO 6.0627     IMKB 91387     ALTIN 213,336    
ELAZIĞ ⇓
İmsak 05:57
Güneş 07:25
Öğle 12:23
İkindi 14:48
Akşam 17:09
Yatsı 18:32