Mehmet Çiçek

m.cicek@el-aziz.com 23 Mayıs 2012 Çarşamba 00:00 DİĞER KÖŞE YAZILARI

SEATTLE'NİN LANETİ


1854 yılında, yeni keşfedilmiş olan Amerika kıtasının işgali beyaz insan (ırkçı emperyalizm) tarafından başladığında yeni kıta kan gölüne dönmüş on binlerce Kızılderili adı verilen yerli halk yok edilmişti. Ok ve mızraktan başka silahı olmayan Kızılderililere ABD başkanı bir mektup yazar ve onlara rahat yaşayabilecekleri bir alan verme karşılığında tüm topraklarını beyaz adama satmalarını ister.

Şef Seattle, bu mektuba karşı ABD başkanı Franklin Pierce bir mektup yazar. Bu mektubun içeriği aşağıdaki linktedir. http://insanveevren.wordpress.com/2011/05/09/kizilderili-sefi-seattlein-mektubu/ )

Seattle mektubunda, normal olarak, karışık duygular içindedir; yıllarca totemlere tapan putperestler olarak lanse edilen kızılderilerin aslında tek bir tanrıya taptıkları da mektubun içeriğinden anlaşılabilir;

Bildiğimiz bir gerçek daha var; sizin Tanrınız bizimkinden başka bir Tanrı değil. Aynı Tanrının yarattıklarıyız. Beyaz adam bir gün bu gerçeği de anlayacak ve kardeş olduğumuzu fark edecektir. Siz Tanrınızın başka olduğunu düşünmekte serbestsiniz. Ama hepimizi yaratan Tanrı için kızılderili ile beyazın farkı yoktur.

Ve kızılderililer gibi Tanrı da toprağa değer verir. Bu toprağa saygısızlık, Tanrının kendisine saygısızlıktır. Beyaz adamı bu topraklara getiren ve kızılderiliyi boyunduruk altına alma gücünü veren Tanrının adaletini anlayamıyoruz. Tıpkı buffaloların öldürülüşü, ormanların yakılışı, toprağın kirletilişini anlamadığımız gibi.”…

Seattlenin mektubu, değerli satırlara sahip olmasına rağmen, mantalite olarak sonuçta, klasik, şuursuz insan tipinin iptidai örneğidir. Nitekim büyük öneme sahip olmasına rağmen bu mektup birkaç çevreci örgütün sadece çevre eylemleri sırasında gündeme getirmekten başka bir işe yaramamıştır. Son zamanlarda UNEP (Birleşmiş Milletler Çevre Koruma Teşkilatı) tarafından da yayınlanan bu mektup, çevre üzerine şimdiye dek bilinen en güzel ve en içten anlatım olarak tanımlanmış ancak ırkçı emperyalizm ile olan ilişkisi gündeme dahi getirilememiştir.

Bugün dünyanın herhangi bir yerine beyaz adam yani ırkçı emperyalizm gelse ve aynı istekte bulunsa o bölgenin lideri ya da şefi aşağı yukarı aynı şeyleri yazacaktır. Eğer şuurunuz yoksa ve aslında, sizden, topraktan başka şeylerinde alınması için yazıldığını bilmeyecek olsanız, tıpkı Seaatle gibi çiçekten, böcekten, tabiatın güzelliğinden ve rüzgârın öneminden söz edecek romantik satırlar yazacak ve barış için fasa fiso söylemleri dillendirerek sözde beyaz adamı ikna etmeye çalışacaktınız.

Oysa beyaz adam ikna olmak için orada bulunmuyor, seni köle yapmak için ve intikam için orada.

Bu örneği neden anlattık?

Çünkü, beyaz adamın, yani ırkçı emperyalizmin benzer teklifi 1890’lı yıllarda Theodorl Herlz tarafından Abdülhamid’e yapıldı. Beyaz adam, Para karşılığı Filistin topraklarının kendilerine satılmasını istedi. Büyük Sultan Abdülhamid, bu görüşmeden sonra “kanla alınan topraklar satılamaz” şeklinde özetleyebileceğiz söylemle beyaz adamın yani siyonizmin temsilcisi Theodorl Herzl’ i huzurundan kovar.

Sultan Abdülhamid’in tavrı, Seattle’nin tavrından çok farklıdır. Çünkü Abdülhamid şuurlu bir insandı ve topraklarımızı satın almak isteyen “gücün” kim olduğunu ve bu toprakları hangi amaçla almak istediğini çok iyi biliyordu.

Herzl, büyük bir hayal kırıklığıyla ülkesine dönmek için, İstanbul da Sirkeci Garında, dolma kalemle yazdığı mektuba gözyaşlarıyla birlikte şu notları düşer; “Ben, Sultan Abdulhamid’i görmeden evvel Filistin’de bir Yahudi devleti kuracağımızdan emindim. Ancak Sultanın kararlı duruşu bütün ümitlerimi yok etti.” Sultan II. Abdülhamit’in bütün planlarını bildiğini, ona rağmen Filistin’de toprak temin etmenin ve Yahudi göçü gerçekleştirmenin imkânsızlığını Siyonist liderlere anlattığı mektup, Herzl’in kurumuş gözyaşları ile beraber halen Viyana Belediye Müzesinde sergilenmektedir.

Siyonist kongrenin toplandığı İsviçre’nin başkenti Basel’e dönen Herzl, kongrede korku içinde titreyerek “Hani biz dünyanın en gizli ve güçlü örgütü idik, Abdülhamid isimlerimize kadar, aldığımız kararlara kadar her şeyi biliyor, Abdülhamid varken biz Büyük İsrail’i kuramayız” der.

Kongre üyeleri Herzl’e; “Hadi oradan, senin korkaklığın yüzünden biz büyük İsrail’i kurmaktan vaz mı geçeceğiz, Abdülhamid’i tahttan indiririz olur biter.”

Herzl; “Abdulhamid’i indirdiniz diyelim, Osmanlı varken Filistin’i kuramayız”

Kongre üyeleri bunun üzerine; “Osmanlıyı da yıkarız merak etme” derler.

Bunun üzerine Herzl, “Osmanlı yıkılsa bile, İslam dini varken büyük İsrail’e rahat vermezler” der.

Bunun üzerine Herzl’e dönen kongre üyeleri; “O halde İslam’ı yok ederiz” derler ve plan uygulamaya konur, hedef 100 yıl içinde Emmanuel Carasso ve İsmet İnönü’nün başmüşavirliğine atanan Mısır Başhahamı Haim Nahum’un önderliğinde, ılımlı İslam ve diyalog ile İslam’ın önce pasifize edilip kavramsal düzeyde içinin boşaltılması, sonra yok edilmesidir.

Oysa Aziz Erbakan'ın hayatı boyunca sürdürdüğü mücadele sonucu görüyoruz ki; 100 yıl önce İslam’ı bitireceğiz diye yola çıkanların kendileri bitti. 100 yıl önce Avrupa ve Amerika’da nerdeyse Müslüman yokken bugün sadece Avrupa’da 50 milyon Müslüman var.

Sorun şuur sorunudur. Çözüm Türkiye’de sabataist olmayanların asgari ücretli köle olarak kullanılmasını öngören ittihat ve terakki zihniyetinin tanınmasından geçer.

Bu zihniyet farkı basit örneğin öncelikle müzik satırlarında ortaya çıkar; Sabataist şarkıcılar sabatay sevi ye ithafen yazdıkları şarkılarda “aşk yoksa yansın bu dünya” (bakınız Sezen Aksu) derken,  Anadolu insanı her şeye rağmen “ben yandım, eller yanmasın” (bakınız Musa Eroğlu) diye Türküler yazabiliyor. Her şey aslına ruc’u eden bir süreçte gerçekleşiyor.

Bunları neden anlattık? Siyonizm, eninde sonunda kaybetmeye mahkûmdur. Siyonizm ya da ırkçı emperyalizm kaybederken sırtını bunlara yaslamış olan siyasilerin, askerlerin yada diğer yapıların ayakta kalabileceği düşünülüyorsa ortada büyük bir yanılgı var demektir. Cengiz Çandar’ın Neşe Düzel’e verdiği röportajda söylediklerini özetlemekte yarar var; “Kim 28 Şubatın arkasındaki İsrail’i aklamaya çalışırsa bunun altından kalkamaz.” Bu kadar basit. Herkes hesabını iyi yapsın.

Seattle’nin laneti, İskilipli Atıf’ın, Şeyh Said’in, Seyyid Rıza’nın bedduası kardeş Türkiye halklarını birbirine düşman eden ittihat ve terakki uzantısı sabataist yahudilerden intikamını alacaktır.

Çünkü Ergenekon dalgaları yakında artacak ve şu ana kadar tutuklananların zincirin en zayıf halkaları olan piyonlar olduğunu hep birlikte göreceğiz. Tayyip Erdoğan’ın “piyonlara kadar gidilsin” söylemi Ergenekon sürecinden ne kadar habersiz olduğunu ve aslında bu süreci Erdoğan’ın değil derin devletin yönettiğini net şekilde ortaya koymuştur. Çünkü süreç piyonlara doğru değil, tam tersine piyonlardan Şah’a doğru ilerliyor. Bu güne kadar yakalananlar piyonlar ve kaleler idi. Sırada atlar filler ve vezirler var. Ve bu iş “şah-mat” denmeyene kadar da bitmeyecek.

Sayı:709

 
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 05:54
Güneş 07:22
Öğle 12:21
İkindi 14:48
Akşam 17:09
Yatsı 18:31
DÖVİZ KURLARI
USD 5.2873     EURO 6.0224     IMKB 93699     ALTIN 212,736