Mehmet Çiçek

m.cicek@el-aziz.com 02 Mayıs 2012 Çarşamba 00:00 DİĞER KÖŞE YAZILARI

SOL AKLINI YİTİRDİ


Akıl, insanoğluna verilmiş en büyük nimettir ve bu nedenle yaratılmışların en şereflisidir. İnsan, aklın yanında şuur ve irade ile donatılmıştır.

İnsan aklı ile;

İyiyi kötüden

Güzeli çirkinden

Doğruyu yanlıştan

Faydalıyı zararlıdan

Hak olanı batıldan ayırabilir.

Bu bağlamda AKP’nin 28 Şubatın rövanşını almaya çalıştığını söyleyen Sol Zihniyet aklını yitirmiş görünüyor. Ak Partinin  “12 Eylülcüler yargılansın” şeklindeki referandumuna “Hayır” diyen sol uzantılar, bugün 12 Eylülcülerin yargılanmasına müdahil olarak sıraya girmeleri, Sol mantalitenin aklını yitirdiğine dair görüşlerimizi desteklemeye yetiyor. “Bu ne nane bu ne turşu” deyimi bile bu durumu açıklamaya yetmiyor.

Bunun dışında sol uzantılar Ak Partinin, 28 Şubatın rövanşını almaya çalıştığını söyleyerek başka bir garabete imza atıyor. Tam aksine rövanş arayanlar “28 Şubat” ile  “12 Eylülün” rövanşını almaya çalışan başarısız Ergenekon tertibini görebilmelidir. Göremiyorsa “ne ararsan kendinde ara” demekten başka çaremiz yok. Gerçi 12 Eylülün rövanşı olan ve 1000 yıl sürecek denen “28 Şubat” büyük bir yenilgi ile sonuçlandığı için çeyrek ötesi bir rövanştır.

Esasen suçluların yakalanıp yargılanması “rövanş” kelimesi ile değil “adalet” kelimesi ile açıklanmalıdır. Ancak bu şuuru beklemediğimiz için benzer örnekler vererek konuyu aydınlatmaya çalışıyoruz.

Türkiye’dekine paralel dünyada da sol adına zihin bulanıklığı bitmiyor. Sözde Sol görüşe düşman addedilen eski CIA başkanı Yahudi asıllı Graham Fuller “Türkiye’ye sol lazım” şeklinde açıklama yapıyor. Bu görüşünü ise Türkiye'nin kesinlikle daha fazla İslami olmaması gerektiğini belirterek, Türkiye'nin daha çok sola ihtiyacı var şeklinde özetliyor. Açıklama sol yandaşlığı ile değil, İslam düşmanlığı olarak sonuçlanıyor.

“Aslında sol da sağ da bizim tarafımızdan getirilir” şeklindeki sabataist Yahudi zihniyetini bir kez daha hatırlattığımızda, “sol” un kullanılacak bir çapul topluluğu olduğu da ortaya çıkıyor. Ankara’nın ilk valilerinden Nevzat Tandoğan, gösteri ve yürüyüş yapan gençleri huzuruna getirtip şöyle hitap etmiştir: “Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizmle ne işiniz var? Milliyetçilik lazımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekliyse onu da biz getiririz. Size ne oluyor? Sizin iki vazifeniz var: Biri, çiftçilik yapıp ürün yetiştirmek, ikincisi, çağırdığımızda askere gelmek.”

Nitekim mantalite olarak batı zihniyetinin İslama karşı ürettiği “sol ve sağ” yapay sendromları tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de akamete uğramaya devam ettikçe, sabataist Yahudiler, solcu görünen piyanist kantocu sabatist Fazıl Say önderliğinde Türkiye’yi terkederek Polonya ve Avusturya gibi yedek vatanlarına koşuyorlar. Çünkü askeri anlamda Erbakan’ın üstün teknolojik silahlarına yenilen Batı, zaten Darwinist temelde akıldışı olan partneri “sol” ve firavun zihniyeti “sağ” ile beraber tarihin karanlık çöplüğünde yerini almış olacak. Batının teknolojik olarak nasıl yenildiğini göstermek açısından linkteki Erbakan hocamıza ait özet video aydınlatıcı olacaktır.  (http://www.youtube.com/watch?v=TDhoOIPWS20 )

28 Şubat sürecinde de sol zihniyetli askeri-siyasi hareketin, Erbakan’ın üstün siyasi dehası karşısında uğradığı derin yenilgiyi izlemek büyük bir nimet olarak karşımızda duruyor.

Bu noktada 28 Şubat’ın bireysel olarak yargılanması önemlidir ancak burada bir “zihniyetin” yargılanması da tamamlanmalıdır. Bu zihniyet statükocu sabataist İstanbul zenginlerinden oluşan ve siyaseti, askeri ele geçiren yahudi zihniyetidir. Çoğu solcu geçinen bu zevat boğaz manzaralı yalılarında sosyalist devrim hayalleri kurar. Sosyalizm geldiğinde ellerindeki villaların alınacağı ihtimaline karşın aslında solun iktidara gelmemesi içinde el altından emek sarfederler.

Sol uzantılar genelde kendilerini haklı olarak eleştirenleri polis devleti yanlısı olarak fişleyip itibarsızlaştırmaya çalışırlar. Oysa; örneğin, Susurlukta ölen polis şefi Hüseyin Kocadağ’ın, Sabancı suikastını gerçekleştiren DHKP-C’li Fehriye Erdal’ı Sabancı İş Merkezine yerleştirdiği ortaya çıkınca sus pus oldular. İşin daha ilginci DHKP-C denen sol örgüte bağlı “grup yorum” adlı müzik grubunun konserine Zülfü Livaneli ile beraber, HAS Partili Mehmet Bekâroğlu’nun da katılmasına şaşırdık doğrusu. DHKP-C gibi kanlı bir devrim planlayan grup yorum konserine durumdan habersiz cahil gençler gidebilir, ancak, Bekâroğlu’nun niçin orada bulunduğunu merak etmek hakkımız olmalı.

Sol uzantıların çokça kullandıkları jargonlardan biri de “halkını sevmek” ve “halkların kardeşliği” kelimeleridir. Sürekli halklarını sevdiklerinden söz ederler ve sol, doğal evrimleri gereği, kanlı bir süreçte iktidara geldiğinde ilk yapacakları işin burjuvaziyi yok etmek, daha sonraki işlerinin ise “camileri yok etmek” olduğu açıkça tüm siyasi yayın organlarında tekrarlıyorlar. Siyonizmin “İslamı –haşa- yok edeceğiz” söylemlerini sol grup üzerinden aktive etmeye çalışıyorlar. Aşırı solcuların en büyük düşmanlık besledikleri grubun Sünni Müslümanlar olması tesadüf değildir. Amaçları dinsiz bir proletarya diktatörlüğü kurmak ve bunu halkı sevmek adına yapıyorlar.

Sloganlarla yaşayan sol uzantıların attıkları sloganlardan biri de “tam bağımsız Türkiye”. Eylemci gençliğe attırdıkları “sosyalist Türkiye” sloganının tutmadığını gören sol uzantılar artık bu slogan yerine “tam bağımsız Türkiye”  sloganını kullanmaya başladı. Çünkü solcuların artık satacakları “bağımsızlıktan” başka malları kalmadı. Oysa bu söylemi solculardan önce dillendiren Müslümanları ise hiç sevmezler. Ancak Türkiye’yi bir şekilde Moskova’ya bağlayarak nasıl bağımsız olunacağını da açıklayamazlar, oysa bunun yakın tarihimizdeki adı mandacılıktır ki artık bağlayacakları Moskova da yok ama olsun ne olduğu belli olmayan paganist Şili ve dünyanın kokain deposu Küba var. Neoagresif şekilde bir yerlere bizi bağlayarak mandacılık yaparak tam bağımsızlıktan bahsetmek garabeti yine bizim solculara nasip oldu. Son AB krizinde Sosyalizm ile yönetilen İspanya gibi ülkelerin ekonomik olarak batması da, bu sırada sosyalist İspanya’nın sanal kralı Juan Carlos’un Afrika safarilerinde milyon dolarlık gizli fil avına çıkması da sol jargonu hayal kırıklığına uğratmaya yetmiyor. Sol jargonun uzantılarının bir diğer sloganı “IMF’ye hayır” dır. Oysa aynı söylemi dillendirip hayata geçiren başbakanı görmezden gelirler.

1960 yıllarda Türkiye Sosyalist Partisini kuran Mihri Belli’yi yıllarca kahraman olarak gördüler. Dergilerini kitaplarını gazetelerini kutsal bir emanetmiş gibi okudular. Oysa Solcular “solu bölerek etkisizleştirme” işini Mihri Belli’nin yapmaya çalıştığını dahi Mihri Belli öldükten sonra fark ettiler. Komediden öteye gitmeyen Mihri Belli felsefesine göre önce milli burjuva dedikleri oluşum; gençlik, öğrenci ve ordu ile el ele verip iktidarı ele geçirecek sonrada ele geçirdikleri bu iktidarı işçilere teslim edeceklerdi. Bu saçma ideal uğruna binlerce gencin öldüğünü unutmayalım. Kurtuluşa kadar savaşmak deyimi de bu fraksiyona aittir ancak nedense savaşların yenilgi ile de sonuçlanabileceği kuralı yok sayılmış.

Yakın tarihimizde önemli olayların arkasında hep sabataistlerin çıkması ve bu sabataistlerin din düşmanı solcu gruplar içinde yoğunlaşıyor olması dışında, çoğunun Şişli Terakki Lisesi mezunlarından olması düşündürücüdür. Bu tür liselerde özel olarak yetiştirilen ve sabataist akrabalık bağı ile birbirine bağlı olan bu Yahudi yapılanma Türkiye’nin ekonomisini İsrail’e akıtıyordu. Ancak bu yapı yıkıldıktan sonra Ergenekon terör örgütü ve uzantıları yok edilerek 28 Şubat yargılanmaya başlandı.

Zaten 28 Şubat ile yüzleşmeyi yalnızca siyaset üzerinden yapmak eksik kalır. 28 Şubat sabataist zihniyetle birlikte yargılanmalıdır. 28 Şubatın mağdurları elbette büyük acılar çektiler, kimi işten atıldı, tutuklandı, kimi intihar ettirildi, kiminin onuruyla oynandı, kimileri faili meçhullere kurban gittiler.

Ancak esas olarak 75 milyon Türk insanının topluca çektikleri ekonomik acıdan yine topyekün söz edilmelidir. 28 Şubatın 400 milyar dolara mal olduğu kabaca hesaplanıyor. Bu 400 milyar dolar kimden alınıp halkın cebine geri konacak orası meçhul.

Hatırlayalım; Türk lirası sürekli karşılıksız basılıp birilerinin cebine dolduruluyor, faize para yetişmiyordu. Gecelik faizler dünya rekoru kıracak derecede yükseliyordu. Sonuç; Liraya 6 sıfır atılmıştı. Yükselen faizlere dayanamayan fabrikalar, KOBİ’ler kapanmaya başladı. Sonuç; İşsizlik 6 kat arttı. Dışarıdan yatırım yapmaya gelenler siyasi belirsizlik nedeni ile ülkeyi terk etmeye başladı, zaten kredi notunu düşürmek için tetikte bekleyen rating kuruluşları harekete geçti. Sonuç; kredi puanımız 6 kat aşağı düştü.

Anadolu sermayesi ya da o günkü moda deyim ile Anadolu kaplanları denen İslami sermayenin hızlı yükselişini durdurmak için, yeşil sermaye olarak damgalandırıp alaşağı ettiler. Sabataistlerin kontrolündeki Sol gazeteler, Anadolu kaplanlarına Anadolu kedisi diye manşetler atarak dalga geçtiler. Yeşil sermaye denen Anadolu kaplanlarının üzerinden adeta silindir gibi geçtiler, mallarının satışını yasakladılar, el koydular ve iflastan beter ettiler. Çünkü Anadolu sermayesi statükocu sabataist İstanbul sermayesine rakip olmaya başlamıştı. Özellikle Özal’ın imzaladığı gümrük birliği anlaşması Anadolu sermayesine büyük bir rekabet gücü kazandırmıştı. 28 Şubatçılar gümrük birliği anlaşmalarını akamete uğratarak Anadolu sermayesinin yurt dışına da mal satmasını engellediler. Özellikle Kombassan türü çok ortaklı ve güvene dayanan finansman modeli ile büyüyen İslami sermaye yok edildi. “İrtica getirecekler” diye basın üzerinden yaygara kopardıkları İslami sermaye oysa sadece yeşil dolarları yurtdışından ülkemize kazandırıyordu. Özetle olup biten sabataist İstanbul sermayesi ile İslami Anadolu sermaye savaşı idi.

Bunları niye anlattık. 28 Şubat sürecinde “Milli Görüşün partilerini kapatmak yetmez bunların kökünü kurutmak lazım” diyen sabataizmin Ecevit ağzı, 28 Şubat sürecinde sadece bireyler bazında değil, Sağcıları ve solcuları beraber kullanarak birbirine kırdıran Nevzat Tandoğan’ın sabataist felsefesi yargılanmalıdır. Ancak bu şekilde Ergenekoncu sabataist zihniyetin kökünü kurutmuş olacağız. Bu bağlamda bireyler bazında 28 Şubatın ve Ergenekonun yargılanmasını yeterli bulmuyoruz. Anadolu insanını sağcı-solcu diye ayırarak birbirine kırdıran sabataist segmentlerin tamamen uzantıları ile karanlık İsrail dehlizlerinden bir bir çıkarılarak gereğinin yapılmasını istiyoruz.

Taraf gazetesinde Neşe Düzel’e verdiği son röportajında Cengiz Çandar olayı şöyle özetliyor; "İsrail'i 28 Şubat'tan aklamak için kim girişimde bulunursa kendini yaralar, bunun altından kalkamaz". Bizden hatırlatması…

Sayı: 706

 
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 05:03
Güneş 06:24
Öğle 12:15
İkindi 15:23
Akşam 17:55
Yatsı 19:11
DÖVİZ KURLARI
USD 5.7865     EURO 6.7031     IMKB 98631     ALTIN 227,097