Mehmet Çiçek

m.cicek@el-aziz.com 20 Haziran 2012 Çarşamba 00:00 DİĞER KÖŞE YAZILARI

SON 30 YILDA ÖDEDİĞİMİZ FAİZ; 1.5 TRİLYON DOLAR


Bazı tartışmalar hala sabataizmi, ırkçı emperyalizmi yok mesafesine getirip bırakıyor. Belki bir zamanlar çok gizli olan sabataizm veya masonluk, bu gün kendi üyeleri tarafından itiraf ediliyorken, hala, “böyle şeyler yok, nerden uyduruyorsunuz” şeklinde sorulara muhatap olmak işin cilvesi olsa gerek.

Oysa sadece son otuz yılda (1980-2002) bu milletin hangi merkezlere korkunç faizlerle para ödediğine bakmak yeterli. Son 30 yılda, bu millet sabataist silsileye organik olarak bağlı merkezlere 1,5 trilyon dolar faiz ödedi. Bu yüzeysel bilgi bile bu kadar büyük paranın sadece belli bir merkeze transferinin kendi kendine mümkün olamayacağını, bunun ancak bir network (şebeke) ağı ile mümkün olabileceğini tahmin etmesi zor olmasa gerek.

Biraz geriye gittiğimizde 1960 yılından sonra sözde Atatürkçü geçinenlerin Türkiye’yi IMF’nin boyunduruğuna aldığını görüyoruz. IMF bazlı anlaşmalar, imzalar 1960’lı yıllarda atılıyor. Yine ilginç bir şekilde o tarihten itibaren doğumuzdaki ülkelerle, özellikle İran, Irak Suriye, Lübnan, Kuveyt, Bahreyn, Arabistan gibi Müslüman ülkelerle ticaret yapılması el altından gösterilen sopalarla ve yapay irtica söylentileri ile engellendi. Doğu ile ticaret yapanlar bir şekilde cezalandırıldı. Oysa doğuda dünyanın en büyük petrol ve gaz rezervleri ayrıca kardeşimiz olan 350 milyonluk Türk dünyası vardı.

Bu zengin kaynağa yani doğuya dönmemizi engelleyen güç siyonizmden başkası değildi.

Ancak sadece 1980-2002 yılları arasında 1.5 trilyon dolar faiz Yahudiyi doyurmaya yetmiyor. Halkımız bir türlü kendisini bu kanlı illuminati şebekesinden kurtaracak bilgi seviyesine ulaşamıyor. Çünkü bu ülkenin bir şekilde uyanmasını sağlayacak aydınların Ergenekon sürecinde birer birer nasıl yok edildiklerini gördük. Anadolu insanımızı aydınlatacak olan aydınlar, Türkü, Ermenisi, Rumu, Çerkezi, Lazı ile yani bu toprakların yürekli insanları kanlı bir süreçten geçmelerine rağmen yılmadılar.

Bu kanlı sürecin son halkası Eşref Bitlis, Turgut Özal ve Hrant Dink oldu. Hrant “babaannem bize, Ermenilerin başına bu güne kadar ne kötülük geldiyse Yahudiler yüzünden geldi” diye yazdığı için öldürüldü.

Ancak, derin milli devlet, artık bu saatten sonra “millet-i İbrahima hanifa” yani “arınmış İbrahimin milletini”  tüm segmentleri ile koruyacak konumdadır. Bu saatten sonra siyonizmin bu toprağın evlatlarına kaldırabilecek eli yoktur. Olsa bile bunu misli ile ödeyeceğini çok iyi biliyor.

Ergenekonun askeri ayağı aşağı yukarı tamamlandı, şimdi sıra finansal Ergenekonda. Finansal Ergenekon üyeleri süper zenginlerin sabataist Yahudi oldukları yakında milletimizin bilgisine sunulacaktır. Faiz sarmalı ile milletimizin alın terini, emeğini, rızkını, yaklaşık 1.5 trilyon dolarını tefeci faiz dümeni ile sömürenlerin askeri Ergenekondan daha fazla direniş gösterecekleri konuşulanlar arasında, esasen daha sonra sıranın medya Ergenekonuna gelmesini sabırsızlıkla bekliyoruz.

Finansal datalar incelendiğinde Erbakan dönemi hariç ödenen faiz miktarı ve faiz yüzdesi sürekli artmıştır. Bunda Milli Görüş ekonomik politikalarının, başta, örneğin “havuz sistemi” denilen “kamu ortak hesabının” ve devamında ekonomik paketlerin nasıl tüm engellemelere rağmen çalıştırılabildiğini Erbabakan’ın kısa süren başbakanlık döneminde hep beraber gördük.

Yahudiler bu toprakları faiz silahı ile sömürmek için sadece Türkleri değil, ittihat ve terakki ile (sonraları ismi CHP olarak değişti) kendilerine rakip olarak gördükleri

1-     Ermenileri tehcir ile sürdüler

2-     Rumları mübadele, varlık vergisi ve çapul olayları ile sürdüler

3-     Türkleri köle olarak kulandılar

 

Türklerin paryalaştırılma (köleleştirilme) süreci sadece çiftçilik yapmaları ve istendiğinde koşa koşa askere gelmelerini sağlayacak sabataist düzeneği ile nihai hedefine ulaşmış oldu. Ankara’nın eski valilerinden Nevzat Tandoğan, bu sabataist zihniyetin, Anadolu insanına bakış açısını şu sözleri ile çok net olarak ortaya koymuştur. 3 Mayıs 1944 yılında tutuklanıp huzuruna çıkarılan Osman Yüksel Serdengeçti’ ye ;  “Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lâzımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek."

İttihatçı Sabataistlerin, Cumhuriyetin onuncu yılına ithafen yazdıkları 10. yıl marşında “Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan” dedikleri ülkenin demir çubuklarla bile örülmediği, tam tersine, örneğin “Bolu-İstanbul” arasında hiç demiryolu yapılmadığı ortaya çıktıktan sonra, ittihatçıların batılı araba firmalarının bu ülkeye araba satması için sadece kara yolu yapmaya yöneldiklerini görüyoruz.

Başta tarihçi Murat Bardakçı, Atatürk ve silah arkadaşlarının padişahın emri ile harekete geçirildiklerini belgeleri ile ortaya koyuyor. Ancak daha sonra kontrol tamamen sabataist Yahudilerin eline geçiyor. Ergenekon ve Encümen-i Daniş gibi derin güçler Türkiye’de yönetimi tamamen ele geçirdikten sonra tüm stratejik noktalara sabataistlerin yerleştirildiğini görüyoruz. “23 Nisan Çocuk Bayramı” ve “19 Mayıs” kutlamalarının Atatürk zamanında hiç kutlanmadığını, bu bayramların ittihat terakki zihniyeti tarafından sonradan bayram yapıldığını da yeni öğreniyoruz.

Gerçekler elbette güneş gibidir ve balçıkla sıvanmaz, ancak Erbakan’ın “İslam şekil değil şuur dinidir” söylemini harekete geçirmemiz lazım. Ak Partinin ekonomi politikaları desteklenecek birçok veri içeriyor, ancak IMF’ye borcumuz azalırken Dünya Bankasına olan borcumuz ve faizi artıyor. Erbakan döneminde sıfır faiz hedefine ulaşılmışken bugün Ak Partinin alkışlanan faiz politikaları sadece faizi birkaç basamak düşürmüş ama yok edememiştir. Ayrıca tarımsal anlamda kendi kendine yeten yedi ülkeden biri iken bugün tarımda dışa bağımlı hale geldiğimiz ortada. Kemal Derviş zamanında başlayan tarımsal kırılmaya bu günün bazı hükümet üyeleri, o günlerde şiddetle karşı çıkıyorlardı. Ancak hemen hemen aynı üyeler bu gün Kemal Derviş’in başta GDO ve kota uygulamaları gibi tarımsal politikalarını harfiyen uyguluyorlar. Bunları şuurlu bir bakış açısı ile Milli Görüşçü herkesin görmesi gerek. Yine dünyanın dört bir tarafına Türkçe olimpiyatları adı altında birçok insana Türkçe şarkılar öğretiliyor. Bu elbette alkışlanacak bir durumdur, ancak Türkçe öğrenen bu insanlar Türkiye yerine Amerika, İngiltere ve İtalya’dan mal alıp, Batı ile ticaret yapıyorlarsa, kusura bakmayın derim. Türk okullarında Türkçe sadece bir sınıfta yabancı dil olarak okutuluyor iken İngilizce tüm sınıflarda ve anadil olarak öğretiliyor! Bunlarında samimiyetle ifade edilmesi gerekmez mi?

Bugün 1,5 trilyon dolar faize verilmemiş olsa idi bu ülkeye bu para ile nelerin yapılabileceğini tahmin etmek zor değil. Bu yüzden aziz Erbakan her zaman faizi bir “mikrop” olarak tanımlanmış ve bu mikrop temizlenmeden bünyenin sağlığına kavuşamayacağını şu veciz ifadeleri ile açıklamıştır; Ekonomi konferanslarından birinde şunları söylemişti; “Müslümanlar mikrop fikrini asr-ı saadetten beri biliyorlar, 1800’lü yıllarda mikroskopun keşfinden sonra Robert Koch adlı Fransız doktor tüberküloz (verem) hastası insanların kanında mikrop bulunduğunu keşfetti. Ve bu mikrobun adını “Koch Basili” koydu. Kendi adını verdiği mikrobu bulduktan sonra Paris Tıp Akademisine sunduğu doktora tezi dört kelimedir, “tüberkülozun sebebi Koch mikrobudur” Koch’dan önce tüberküloz olan insanlar ne diyordu? “Dün çok çalıştım, o yüzden terliyorum” ya da “pencere açık uyuduğum için hastalandım” sanıyordu. Koch bunları topladı ve şöyle dedi; hastalığının nedeni dün çok çalıştığın için değil, pencere açık uyuduğun için değil, ya? Senin kanında mikrop var arkadaş. Bu mikrop temizlenmeden iflah olamazsın.”

Herkesi kandırabilirsiniz ama Milli Görüşçüleri kandıramazsınız. Çünkü “İslam şekil değil, şuur dinidir”, tüm İslami ritüellere uyup namaz kılmak, oruç tutmak vb. elbette önceliklidir, ancak bunları yapıp şuursuzca yahudiye hizmet etmek doğru değildir. Ak Partinin muhafazakar demokrasi söylemi kulağa hoş gelebilir, ancak Milli Görüş asla ılımlı muhafazakar demokrasi demek değildir. Aradaki şuur farkını iyi görmek gerek. Nitekim Erbakan hocamız şuursuz Müslümanlara yahudinin “ Ne? biz mi yahudiye hizmet ediyoruz, hadi canım sende” türküsünü söylete söylete İsrail’e askerlik yaptırır derdi. Bunları neden anlattık? Son 30 yılda 1,5 trilyon ödeyen bu aziz millet son 100 yılda 250 milyon şehit verdi. Gelecek 30 yılda 2 trilyon faiz mi ödeyeceğiz, yoksa hakkı üstün tutan bir düzen mi kuracağız buna karar vermenin zamanı geldi.

Sayı: 713

 
YORUM EKLE
    YORUMLAR
DÖVİZ KURLARI
USD 5.3390     EURO 6.0627     IMKB 91387     ALTIN 213,336    
ELAZIĞ ⇓
İmsak 05:57
Güneş 07:25
Öğle 12:23
İkindi 14:48
Akşam 17:09
Yatsı 18:32