Mesud Akgül

mesud.akgul@gmail.com 12 Eylül 2017 Salı 21:41 DİĞER KÖŞE YAZILARI

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN AYAK BASTIĞI ZEMİN KAYIYOR!

Milli devlet konseyinin egemen olduğu erklerden birisi de yargıdır.

 

Ergenekon ve Balyoz süreçleriyle birlikte 15 Temmuz FETÖ ihanet kalkışmasının bastırılmasının ardından İsrail’in ülkemizdeki tüp bebekleri hüviyetindeki malum çevrelerin bir numaralı hedefinde yargı var!

 

Beyaz Türklerin en ağır eleştirilerine, suçlamalarına ve kara propagandalarına muhatap olan yargı elbette gelişigüzel düşman ilan edilmiş olamaz.

 

Milli devlet, Cumhuriyetin ilanıyla birlikte 1923 hile rejimi ve köle düzeninin kurucu iradesi olarak resmi kurumları ahtapotun kolları gibi sarıp sarmalamış Sabetayist statükodan ülkeyi yargı eliyle temizlemeyi başardı.

 

Küresel sermaye medyasının yerli versiyonlarınca hakkında yapılan yoğun karalama kampanyaları sebebiyle toplumsal itibarını kaybedip günümüzde en güvenilmez kurumların başında gelen yargı hakikatte devletimizin bekasını hedef alan iç/dış saldırılara karşı adeta bir kalkan, kılıç ve set vazifesi görmektedir.

 

90 yıldır bu toplumun paradigması Yahudi medyası tarafından yoğrulup şekillendiği için yargıyı şeytanlaştırmaya yönelik yapılan algı operasyonlarının kamuoyunu sürüklemesine şaşırmamalı.

 

Her şeyden evvel dünyada ve Türkiye’de yaşananları algı operasyonlarından azade, doğru anlayıp değerlendirmek için akıl, bilgi ve vicdan gerekir.

 

İsrail’in taşıyıcı annesi konumundaki malum kesimlerin sürekli yargıya kurşun sıkmalarına karşı Danıştay Başkanı Zerrin Güngör, doğru ve isabetli bir karşı çıkış yaparak, “Şundan emin olun ki, şimdiye kadar herhangi bir kararımızla ilgili en ufak bir telkin, telefon, uyarı almadım, almadık. CHP, Adalet Kurultayı'ndan sonra yayınladığı bildirgeyle ne yapmaya çalışıyor? Aslında ben biliyorum. Tek başlarına güçlü siyaset yapamadıkları için eskiden onların imdadına yargı yetişiyordu. Şimdi artık yargı bunu yapmıyor. O nedenle rahatsızlar" dedi.

 

İçimizdeki İsrailcilerin yargıya düşmanlıklarının altında yatan gizli gerçeğin görünmeyen yüzünü ne kadar da berrak çizmiş Zerrin Güngör hanımefendi.

 

Kokuşmuş, çürümüş Yahudi kafası bu boş durur mu hiç?

 

Karanlığı mum yakarak aydınlatan Danıştay başkanının yaptığı açıklama dönmelere o kadar dokunmuş olmalı ki bu sefer de silahlarını çıkarıp peş peşe tetiğe basarak kurşunlarını Zerrin Güngör’e sıktılar!

 

Sırası gelmişken önemli bir konuya da açıklık getirmekte fayda var.

 

Küresel gücün iç kuklası animasyon karakterlerin ağızlarında sürekli dillendirdikleri yargının bağımsız ve tarafsız olması şeklindeki söylemleri tam bir kuyruklu yalan, safsata ve palavradır.

 

Çünkü bir devlet aygıtında bağımsız olması gerek tek kurum siyasettir.

 

Ülkeyi yönetmekle yükümlü siyasi yapı haricinde hiçbir kurumun bağımsız olma hakkı ve lüksü olamaz.

 

Siyasi karar odağı dışındaki diğer resmi kurumlar bağımsız değil ancak özerk ve tarafsız olabilirler.

 

Devleti oluşturan resmi kurumların ülkeyi derinden yöneten karar odağından bağımsız ve kendi başına buyruk hareket etmesi imtiyazı dünyanın hiçbir ülkesinde mevcut değildir.

 

Aksi takdirde ortada ne devlet kalır ne millet!

 

Bir ülkeyi derinden yöneten siyasi konsey eğer özgürlüğünü ve bağımsızlığını kaybedip küresel bir gücün kontrolü altına girerse diğer tüm resmi kurumların ne özerkliklerinin ne bağımsızlıklarının ne de tarafsızlıklarının hiçbir ehemmiyeti yoktur.

 

İsrail piyonları, “Yargı bağımsızlığını kaybetti” derken asıl ifade etmek istedikleri ülkemizdeki yargı mekanizmasının artık 1923 hile rejimi ve köle düzeni sahibi Sabetayist azgın azınlığın kontrolünden çıktığı gerçeğidir.

 

İslam’ı ve büyük Müslüman çoğunluğu vesayet rejimine yönelik potansiyel tehdit ilan edip 90 yıl bu milletin ensesinde laiklik kılıfı altında boza pişiren Masonik yargı bağımsızdı!

 

Erbakan’ın Milli Görüş partilerini karakuşi yöntemlerle kapatarak siyasi yasak koyan yargı bağımsızdı!

 

Türkiye’de gerçekleşen tüm askeri darbe girişimlerini ayakta alkışlayan, cuntacıların bendesi yargı bağımsızdı!

 

Milletin desteğiyle iktidar olmuş Refah-Yol hükümetini demokrasi dışı yöntemlerle devirme projesi olan 28 Şubat sürecinde Genelkurmay karargâhında askerlerin verdikleri sözde irtica brifinglerine içine dolduruldukları minibüslerle taşınıp katılan ve anlatılan safsataları, palavraları, uydurma masalları ayakta alkışlayan yargı tabi ki bağımsızdı!

 

28 Şubatta demokrasiye balans ayarı yaptığını söyleyen Kripto Yahudi askeri çetenin elebaşlarının postallarını eğilerek öpmek yargının bağımsızlığına gölge düşürmemişti!

 

Cumhuriyet Başsavcısı ya da Cumhuriyet savcısı olarak görevlendirilen yargı kadrolarının peşin peşin 1923 hile rejimi ve köle düzeninin bekçileri, koruyucuları olarak ilan edildiği bir ülkede siz hangi tarafsızlıktan bahsediyorsunuz bre Çıfıt Sabetayist köftehorlar!

 

Ancak ne zaman yargı ellerine, ayaklarına vurulmuş vesayetçi odakların prangalarından sıyrılıp Erbakan’ın yani milli derin devletin kontrolüne girmeye başladı işte o zaman yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını yitirdi!

 

Bu ülkede sadece yargı değil diğer tüm resmi kurum ve kuruluşlar ne kadar İsrail’in hizmetindeyse o kadar bağımsız ve tarafsızdırlar!

 

Aksi söz konusu olduğunda yani erkler Mason localarının değil de yerli ve milli odağın emrine girip bu aziz milletin menfaatleri, çıkarları doğrultusunda kararlar alıp hareket etmeye başlarlarsa o kadar taraflı ve yanlı olurlar!

 

Ergenekon ve Balyoz operasyonları ile 15 Temmuz FETÖ ihanet isyanının sonrasında üstlendiği misyon yargının Cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadar özgür, bağımsız ve tarafsız hareket ettiğinin en büyük kanıtıdır.

 

Yargı erki küresel güçten, yerli gölgelerinden o kadar bağımsız ve özgür ki Cumhurbaşkanı Erdoğan 15 yıllık iktidar döneminde ne zaman dümeni İsrail’e kırsa karşına ilk çıkan kurum yargı oldu!

 

26 Nisan 2014’te AYM Kuruluş Yıldönümü Töreninde konuşan dönemin Başkanı Haşim Kılıç, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gözlerinin içine baka baka şu ifadeleri kullanmıştı:

 

“Bizler adil olmayı kutsal bir görev kabul eden bir medeniyetin mensupları olarak, gücün ve şartların etkisiyle GÖMLEK DEĞİŞTİREN bir karakterin sahibi olamayız. Mahalle baskısı ile yargı mensuplarının görüş, düşünce ve kararlarının etki altına alınma çabaları, adaletin kutsallığına inanmış olanlar için geçerli değildir.”

 

GÖMLEK DEĞİŞTİREN karakter sahibi olmak gibi ağır bir ithamla burun buruna kalan Erdoğan 15 yıllık iktidarında şahsını hedef alan bir suçlamaya karşı ilk kez sessiz kalmayı yeğlemişti!

 

Çünkü kendisini GÖMLEK DEĞİŞTİRMEKLE suçlayan iradenin Haşim Kılıç değil milli derin devlet olduğunu biliyordu Erdoğan!

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Haşim Kılıç’ın ağzından kendisine verilen ihtara uydu uymasına ama yıllar sonra yine GÖMLEK DEĞİŞTİRDİ ve karşısına ilk dikilende yargı oldu!

 

Geçen yıl Adli Açılış Törenini Beştepe Külliyesinde yapmıştı devlet!

 

Tüm yargı mensuplarını ev sahibi olarak ağırlayan ve kürsüden bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın keyfine diyecek yoktu.

 

Ama bu yıl aynı zevki ve mutluluğu yaşayamadı Erdoğan!

 

Devlet, 2017-2018 Adli Açılış Yılı Törenini Beştepe Külliyesinde değil Yargıtay binasında gerçekleştirdi ve yalnızca Yargıtay başkanına konuşma hakkı tanıdı!

 

Geçmişte bunun örneği var mı bilemem ama Cumhurbaşkanı Erdoğan herhangi bir mazeret ya da gerekçe ileri sürmeden Adli Açılış Yılı Törenine katılmayarak yargıyla kavgalı, sorunlu olduğunu net şekilde kamuoyuna ilan etmiş oldu.

 

İyi ama yıllardır, “Sarayın yargısı, FET֒nün ordusu, iktidarın savcısı/hâkimi, AKP’nin memuru” denilerek itibarsızlaştırma komplolarının hedefindeki yargı ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında baş gösteren sorun karşısında, “Bağımsız/tarafsız yargı istiyoruz” diye naralar atan küresel sermaye medyası nasıl bir tavır aldı dersiniz?

 

Normal şartlar altında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a posta koyan yargıyı sahiplenmeleri, desteklemeleri ve alkışlamaları gerekiyor değil mi?

 

Ama öyle olmadı!

 

Adli Açılış Yılı Törenini boykot eden Erdoğan’a yüklenmeleri gerekirken yine hedeflerinde bir sapma olmadı ve yargıyı yıpratmaya yönelik midelerinde ne varsa kusmaya devam ediyorlar!

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan törende yoktu ama devlet tam kadro programdaydı!

 

Başbakan Yıldırım, CHP lideri Kılıçdaroğlu, GKB Akar, AYM ve Danıştay başkanı ile yüksek yargı mensupları törende hazır ve nazır oldular!

 

Bu görüntünün siyasi anlamı çok büyüktür!

 

Adli Açılış Yılı Töreni mankurtlaşmamış bir akıl ile analiz edildiğinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile hükümetin, muhalefetin, ordunun ve yargının birbirlerinden ayrı düştüğünü anlamak için kahinlik yapmaya gerek yok.

 

Milli derin devlet, Cumhurbaşkanının ayağının altından halıyı çekmeye başladı ve bilinmeyen tek şey Erdoğan’ın ne zaman düşeceğidir?

 

Gün geçmiyor ki Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Ankara’daki devlet gücü arasındaki kavgaya dair yeni bir haber medyaya yansımasın!

 

Son kongreyle birlikte AKP’nin yeni MKYK’sının belirlenmesinde, bakanlar kurulundaki değişiklikte, YAŞ kararlarının alınmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın değil Başbakan Yıldırım’ın isteklerinin ve beklentilerinin baskın olduğu gerçeği artık köşe yazılarının konusu olmuş durumda.

 

Hatta Türkiye Varlık Fonu eski Başkanı Mehmet Bostan’ın görevinden alınmasında bile Başbakan Yıldırım’ın tavrının belirleyici olduğuna dair haberler geçen hafta gazetelere yansıdı.

 

Milli derin devlet yalnızca ülke içinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı kuşatma altına almış değil!

 

Yurt dışında da bu kuşatma operasyonu devam ediyor!

 

ABD’de görülen Reza Zarrab davasında sürpriz bir karar açıklandı ve haklarında dava açılan eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, eski Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan, Genel Müdür Yardımcısı Levent Balkan ve Abdullah Happani hakkında tutuklama kararı çıktı.

 

Zarrab davasının gidişatının nihai hedefinin kendisi olduğunu anlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Burnuma pis kokular geliyor” dedi.

 

Peki, 17/25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarında Erdoğan ve hükümet karşıtlığı yaparak dönemin yargısına tam destek sağlayan, yolsuzluk suçlamalarını sür manşetten veren küresel sermaye medyası bu sefer ne yaptı dersiniz?

 

Cumhurbaşkanının, “Burnuma pis kokular geliyor!” demecini manşetlere taşıyarak açıkça ABD’de görülen Reza Zarrab davasının aleyhine bir tutum takındılar!

 

İlginç değil mi?

 

Asıl ilginç olan konu ise şudur.

 

ABD’de Reza Zarrab davasını Türkiye aleyhine yönlendiren güç Trump’a mı; yoksa kurulu Siyonist düzene mi ait?

 

Bu çok önemli bir husustur.

 

Eski New York Belediye Başkanı Rudolph Giuliani ve eski ABD Adalet Bakanı Michael Mukasey önce İsrail’i ardından Türkiye’yi ziyaret edip Cumhurbaşkanı Erdoğan’la Külliye’de basına açıklanmayan bir görüşme yaptılar.

 

ABD’ye döndüklerinde ise Reza Zarrab’ın avukatlığını üstlendiler.

 

Anlaşılan o ki Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD’deki yerleşik düzenle işbirliği yapıyor. Trump yönetimi bu yüzden davayı Türkiye aleyhine yönlendiriyor!

 

“ABD’den gelen pis kokular” ifadesinden ne anlamak lazım? Kurulu düzenle Trump arasındaki kavgada Cumhurbaşkanı Erdoğan dayak yiyor, Türkiye değil.

 

Bu korku ve endişe dolayısıyla önümüzdeki günlerde Birleşmiş Milletler (BM) genel kurulunun yeni dönem açılışı vesilesiyle ABD’yi ziyaret edecek olan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ajandasında olmadığı halde Trump yönetimiyle temasa geçip randevu koparmışa benziyor.

 

Reza Zarrab davası ve 2019 Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi seçimleriyle ilgili Başkan Trump’ın Erdoğan’a verebileceği bir şey yok.

 

2019 seçimlerini tasarlayan güç ve üstün akıl Washington’da değil Ankara’da...

 

Yukarıda çizdiğimiz tabloya bakıldığında dünyayı etkileyen, yöneten milli üstün siyasi aklın GÖMLEK DEĞİŞTİRMESİ sebebiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ulusal ve küresel anlamda kuşatma altına aldığı öngörüsünde rahatlıkla bulunulabilir.

 

Cumhurbaşkanının bu kuşatmayı yarması ise imkânsız!

 

Sayı:981
 

567 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
  • mehmet çetin - 13 Eylül 2017 Çarşamba 23:07
    Desenize 2019 seçimlerinde reisi cumhurun işi tamam emekli edilecek)))))
ELAZIĞ ⇓
İmsak 05:36
Güneş 07:02
Öğle 12:16
İkindi 14:52
Akşam 17:15
Yatsı 18:36
DÖVİZ KURLARI
USD 3.9224     EURO 4.6203     IMKB 104782     ALTIN 163,034