Mesud Akgül

mesud.akgul@gmail.com 07 Kasım 2017 Salı 21:10 DİĞER KÖŞE YAZILARI

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN YENİ GÖMLEĞİ: KEMALİST ILIMLI İSLAM!


 
2019 seçimlerine hazırlanan AKP’de kartlar yeniden karılıyor!
 
Çünkü iktidar için çıta %50+1!
 
Oysa 7 Haziran 2015 ve 16 Nisan 2017 referandum sonuçlarına göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsi oyu %40’a sabitlenmiş durumda.
 
%11’lik bir seçmen kitlesinin daha sepete koyulması gerekiyor. Aksi halde ikinci tur demek kaybetmek demek Erdoğan için!
 
İşte bu %11’lik açık, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi duruşunda, söyleminde ve eyleminde ciddi bir eksen kaymasına yol açtı!
 
Deyim yerindeyse Cumhurbaşkanı Erdoğan yörüngeden saptı!
 
Peki, yeni ekseni neresi?
 
Güncel koordinatları gidişatla ilgili bize ne gibi ipuçları veriyor?
 
ANKA’dan Besti Karalar’ın edindiği bilgilere göre 2019 seçimlerine yeni bir formatla gitmek isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, yol haritasını 7 temel strateji çerçevesinde oluşturmaya çalışıyor.
 
İkisi oldukça mühim!
 
1-AKP’yi iktidara taşıyan, 2002’deki seçim beyannamesi esas alınacak.
 
2- Türkiye’nin tarihine “Cumhuriyet ve Atatürk” söylemleri ile vurgu yapılacak.
 
Bu iki açılımın manası, Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2002 fabrika ayarlarına geri döndü demektir!
 
2002 fabrika ayarları deyip geçmeyin.
 
Bu konu oldukça hassastır.
 
AKP’nin kuruluş aşamasında yani 2002’deki fabrika ayarlarının mimarı İsrail ve ABD Yahudi lobisiydi.
 
Küresel monarşi AKP’yi kendi felsefesi ve dünya görüşü doğrultusunda tasarladı ardından ihya etti.
 
O yıllarda Erdoğan’ı kontrol etmek ve yoldan saptığında uyarmak için yanı başına iliştirilen usta şoför Cüneyt Zapsu’ydu!
 
Cüneyt Zapsu BİM ve A-101 marketler zincirinin ilk kurucu ortaklarından. Fındık piyasasının tröstü! Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Zapsu ile tanışıklığı İBB adayı olduğu yıllara dayanır.
 
Erdoğan’ı TÜSİAD üyeleriyle tanıştıran da Cüneyt Zapsu’ydu!
 
Daha sonra Zapsu AKP kurucuları arasında yer aldı. Erdoğan’ın en kritik adamıydı. Uluslararası ilişkiler ve iş dünyasında Erdoğan’a kapıları açan isim oldu Zapsu.
 
Ancak sonraki yıllarda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fabrika ayarlarında değişiklik meydana gelince önce Zapsu’yla dolayısıyla küresel güç Siyonizm’le ilişkiler gerginleşti.
 
Bu gerginliği gidermek, işleri tekrar rayına oturtmak isteyen ve Neocon’larla ilişkileri güçlü olan Zapsu, Erdoğan’ın Baş Danışmanı sıfatıyla Washington American Enterprise İnstitutü (AEI) adlı Siyonist siyaset üretim merkezinde yaptığı konuşmada, AKP’nin ve Erdoğan’ın Amerikan desteğine ihtiyacı olduğunu belirterek, “Bu adamdan yararlanmayı bilmelisiniz. Devirmeye çalışmak yerine, delikten aşağı süpürmek yerine onu kullanın” demişti.
 
Ancak bu mümkün olmadı.
 
Global monarşi ile Erdoğan’ın ilişkileri düzelmeyince Zapsu 2008 yılında Erdoğan’ın danışmanlığı görevinden ve partideki MKYK üyeliğinden istifa edip yörüngesine geri döndü!
 
Şu sorunun cevabını bilmezsek neler olup bittiğini anlamak mümkün olmaz.
 
Ne olmuştu ki Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Yahudi statükonun arası bozulmuştu?
 
Erdoğan, 2002’deki fabrika ayarlarından niçin caymıştı?
 
Yeni yüklenen fabrika ayarlarının sahibi kimdi?
 
2002 ‘de AKP tek başına iktidar olmasına rağmen Erdoğan o yıllarda 312. Maddeden aldığı mahkûmiyet sebebiyle seçimlerde aday olamamış ve aşkıyla yanıp tutuştuğu başbakanlık koltuğunu Abdullah Gül’e bırakmıştı.
 
Üzerinden aylar geçmesine rağmen ABD ve Batı başkentlerinde kendisine verilen siyasi yasağının kaldırılmasıyla ilgili vaatlerin gerçekleşmediğini gören ve gittikçe umutları tükenen Erdoğan’ın karşısına beklenmedik bir anda umulmadık bir isim çıkıverdi!
 
Deniz Baykal!
 
Erdoğan-Baykal arasında İstanbul’da gerçekleşen ve gizemini halen daha koruyan kripto görüşme sonrası ülke siyasetinin dengeleri bir anda altüst oldu.
 
Önce 312. Madde TBMM’de CHP’nin desteğiyle kaldırıldı.
 
Ardından Siirt’ten Milletvekili seçilen Fadıl Akgündüz’e yargı operasyonu çekildi.
 
Jet Fadıl’ın Milletvekilliği düşürülünce ara seçimler yapıldı ve Siirt’ten Milletvekili seçilen Erdoğan sonuçta rüyalarını süsleyen başbakanlık koltuğuna oturuverdi.
 
Tabi bu süreci Deniz Baykal’ın salt kendi siyasi konumu, aklı ve gücüyle planlaması imkânsızdı!
 
Tüm bu süreci planlayan ve yöneten devlet aklı Erbakan’dan başkası değildi.
 
Pişmiş tavuğa rahmet okutacak kötülüklerin, kalleşliklerin Deniz Baykal’ın başına gelmesinin asıl sebebi Erbakan’la yani milli derin devletle olan çok yakın işbirliği ve ittifakıdır.
 
Erbakan, milli derin devlet eliyle Baykal’ı devreye sokup başbakanlık makamının önündeki engelleri kaldırma vaadiyle Erdoğan’ı dolayısıyla da AKP iktidarını kontrolü altına aldı.
 
Bu gerçeği ilk fark eden İsrail ve yerli Tapınakçılar bir zaman Erdoğan’ı izlemeyi ve milli derin devletin kontrolünden çıkarmayı ümit etseler bile kaybettiklerini anladıklarında kılıçlar kınından çıktı.
 
Önce Cüneyt Zapsu Erdoğan’ı terk etti ve ardından küresel sermayenin temsilcisi TÜSİAD ile ipler koptu. Ayrıca küresel sermaye medyası ve yerli versiyonları ile Erdoğan ve AKP iktidarı kanlı bıçaklı hale geldi.
 
Çünkü Erdoğan ve AKP’nin fabrika ayaları değişmiş yeni formatı Erbakan atmıştı!
 
Erdoğan, çıkardığını ilan ettiği Milli Görüş Gömleğini derinden yeniden giymiş ve ülkeyi Erbakan’ın belirlediği çizgide, istikamette yönetmeye başlamıştı.
 
15 yıllık AKP iktidarında Türkiye’nin küresel bir güç olma vizyonu hedefi doğrultusunda ülkemizde yapılan tüm küresel projelerin mimarı Erbakan’dı!
 
Bu yüzden son 12 yılda Erdoğan ve AKP’ye yönelik küresel üst aklın yönetiminde çok büyük ihanetler, saldırılar, kahpelikler, darbe girişimleri, halk isyanları, terör eylemleri, ekonomik operasyonlar, siyasi suikastlar, ilan edilmemiş ambargolar, itibarsızlaştırma/ yıpratma kampanyaları yapıldı.
 
Hiçbirisinden arzu edilen neticenin elde edilememesi bir yana AKP’yi yıkmaya yönelik yapılan her küresel hamle milli derin devlet tarafından kontrol altına alınıp karşı hamlelere, operasyonlara dayanak yapıldı!
 
Küresel hükümdarlar ve yerli kurmayları son 15 yıllık AKP iktidarında devletin tüm organlarından metastaz yapmış ur gibi sökülüp atıldılar! Refah Partisini metastaz yapmış ur diyerek kapatanlar kanser hücresi muamelesi gördüler!
 
Tüm bu süreci planlayan, sevk ve idare eden üstün siyasi akıl Erbakan’dı!
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın misyonu ise iyi bir at yarışı spikeri olarak yazılıp önüne konan metni okumaktan ibaretti.
 
Gerçi değişen bir şey yok halen daha öyle!
 
İşte bu millileşme ve yerlileşme süreci 16 Nisan referandum sonuçlarıyla birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden gömlek değiştirmesiyle artı sarsıntılara uğradı!
 
2019 seçimlerinde %50+1’i salt AKP oylarıyla bulmasının imkânsızlığını fark eden Erdoğan, küresel sermayenin desteğiyle ancak bu başarıyı yakalayabileceğine inandırıldığı için- Hakan Fidan ve İbrahim Kalın’ın yönlendirmesiyle- 2002’deki küresel baronların yüklediği fabrika ayarlarına dönüş sinyali vermeye başladı.
 
Cem Küçük, Erdoğan’ın genel başkan olduktan sonraki yol haritasını çizmişti!
 
AKP’yi ve yandaş medyayı kafadan İsrail, ABD ve Batı düşmanı aynı zamanda Mavi Marmaracı manyak tiplerden temizlemek!
 
Önce yandaş medyadaki bu manyak tipler tasfiye edildi.
 
Ardından Milli Görüş belediyeciliğinden gelme Türkiye nüfusunun yarısını yöneten büyükşehir belediye başkanları metal yorgunluğu suçlamasıyla istifa ettirildi.
 
Bu istifa sürecinin katlanarak devam edeceğine dair beklentiler yüksek!
 
2002 fabrika ayarlarına dönüş sinyalinin güçlü şekilde verildiği ilk girişim yıllar sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TÜSİAD’ı ziyaret etmesi oldu!
 
Sonra küresel sermayenin en büyük şirketi Coca Cola firmasının Isparta’daki meyve suyu tesisleri açılışına gidildi ve TÜSİAD’cılarla birlikte kurdele kesildi!
 
Önemli bir ayrıntıyı atlamak olmaz.
 
Isparta’daki Coca Cola tesisleri açılış törenine katılan bir isim oldukça dikkat çekiciydi. 2008’den itibaren Erdoğan’ın ve AKP’nin hiçbir programına katılmayan Cüneyt Zapsu yeniden sahnelere geri dönmüştü!
 
Ancak Erdoğan’ın 2002’deki emperyalist fabrika ayarlarına döndüğüne dair verdiği işaretler, yaptığı hamleler global hanedanlar için yeterince güven vermeyince bu şüpheleri tümden ortadan kaldıracak sürpriz bir adım daha geldi.
 
Yıllar sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, AKP iktidarı ve yandaş medya Atatürk’ü ve Cumhuriyeti keşfetti!
 
“İki ayyaş” söylemi terk edilip, “Aziz Atatürk” söylemi dillendirilmeye başlandı.
 
Vesayet rejimi, statüko, milli irade, güdümlü demokrasi, bürokratik oligarşi, azgınlık azınlık kavramları terk edilip yerine Atatürk ve Cumhuriyet ikame edildi.
 
Özellikle 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı bu yıl yandaş medya tarafından bir başka heyecanla, coşkuyla, sevinçle ve aşkla kutlandı.
 
Bazı yandaş yazarlar kendi mahalle komşularına, “Kurtulun şu Atatürk ve Cumhuriyet fobisinden” diyerek seslenmeyi ihmal etmediler.
 
Seslenirken de Atatürk’ün emperyalizmle,  işgalcilerle, ABD ve İngiliz mandacılarıyla nasıl mücadele ettiğine dair sanal, çakma İngiliz masallarını bir tarihi gerçekmiş gibi anlatmayı ihmal etmediler.
 
Bazı yandaş kafalar gönüllerinde ve akıllarında o kadar güçlü ve şiddetli bir Atatürk sevgisi besleyip büyütmüşler ki yılların Atatürkçülerine, Kemalistlerine seslenerek; “Sizler Atatürk’ü gerektiği gibi anlayıp kavrayamadınız, idrak edemediniz” diyerek bu kesimlere ders vermeye dahi yeltendiler.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve yandaş medya böyle giderse Atatürkçülüğün, resmi ideolojinin ve Cumhuriyetin temsilciliğini CHP’nin elinden çekip söke söke alacaklar!
 
Nasıl ki Milli Görüş’ün kazanımlarını, tabanını, oy potansiyelini işgal ettilerse bu gidişle Cumhuriyetin kazanımlarını da CHP’nin güdümünden alıp kendilerine monte edecekler!
 
Kim bilir belki de Atatürkçü, Kemalist kesimler 50 yıldır CHP’nin iktidara gelemiyor olmasından dolayı içine düştükleri müzmin muhalefet olma ezikliğinden ve üzüntüsünden böylece kendilerini kurtarmış olurlar.
 
Sonuçta Cumhurbaşkanı Erdoğan gömlek değiştirmesiyle Türk siyasi tarihine damga vurmuş bir isim!
 
İşine geldi mi Milli Görüş gömleğini çıkarıp Ilımlı İslam gömleğini giyer!
 
İşine geldi mi Ilımlı İslam gömleğini terk edip yeniden Milli Görüş gömleğini giyer!
 
İşine geldi mi Milli Görüş ve Ilımlı İslam gömleğini çıkarıp FEÖ gömleği giyer!
 
İşin geldi mi FETÖ gömleğini çıkarıp Kemalist gömleğini giyer!
 
Yarın işine geldi mi giydiği son gömlek Atatürkçülüğü de çıkarıp yeniden Milli Görüş gömleğini giymeyeceğinin garantisi yok benden söylemesi!
 
Kısacası Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP büyük bir iştahla koşarak dimyata pirince gidiyorlar…
 
İyi ama evdeki bulgur ne olacak?
 
İşte bu bulguru elde tutmanın çok basit ama oldukça etkili bir yönetimi var. Bu yöntem 60 yıldır tıkır tıktır işliyor!
 
Din istismarı yapmak!
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzından düşürmediği Menderes/Demirel çizgisi var ya işte bu çizgisinin öznesi din istismarıdır.
 
Bu din istismarının değişmez kaidesi ve kuralı ise cami temelleri atmak, açmak ve konuşmalarında ağzından ayet/hadis düşürmemek!
 
Bu ülke Menderesi nasıl bilir?
 
Demokrasi şehidi, iyi bir dindar değil mi?
 
Gerçek ne?
 
Küresel güç Siyonizm’in Türkiye’yi tam teşekküllü olarak teslim aldığı dönem Menderes’in iktidar olduğu dönemdir.
 
Anıtkabirin açılışı… 5816 Atatürk’ü koruma kanunun çıkarılması… NATO’ya üyelik… Ülkenin ABD ve NATO üsleriyle işgal edilmesi… İncirlik üssünün açılması… Mehmetçiğin İsrail ve ABD menfaatleri uğruna Güney Kore’de ölüme terk edilmesi… 60 yıl bu ülkede Müslümanların hapislerde çürümesine neden olan TCK 161, 162 ve 163. Maddelerin yasalaştırılması… Ülkenin baştanbaşa genelevlerle, meyhanelerle, pavyonlarla donatılması… Gibi büyük hizmetlerin altında Menderes’in imzası vardır.
 
Menderes’in tüm bu günahlarını neyle örttüler biliyor musunuz?
 
Türkçe ezanın Arapça okunmasına izin vermesiyle!
 
Son günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmalarını dinlediğinizde bir siyasi lideri değil de adeta bir İlahiyat Fakültesi Dekanını dinlemiş hissine katılmamak mümkün değil!
 
Niçin?
 
2002 fabrika ayarlarına döndüğünü evdeki bulgurdan gizlemek için!
 
Dimyatta ki pirinci de sepete yüklemek için Atatürkçülük ve Cumhuriyet vurgusu ne kadar başarılı olur o meçhul tabi.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, AKP ve yandaş medyanın keşfettikleri Atatürk’le ilgili kısa bir hatırlatmada biz yapalım ve yazımızı noktalayalım.
 
Kerem Çalışkan, “Miras- Atatürk’ün 7 Emaneti” adlı son kitabında Mustafa Kemal Atatürk’ün ağzından dökülen şu cümleleri yazmış:
 
"Egemenlik, güçle, erkle ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk milletinin egemenliğine ve saltanatına el koymuşlardı. Bu zorbalıklarını altı yüzyıldan beri sürdürmüşlerdi. Şimdi de Türk Milleti bu saldırganlıklara artık yeter diyerek ve bunlara karşı ayaklanarak egemenliğini ve saltanatını kendi eline fiilen almış bulunuyor."
 
Atatürk’e göre Osmanlı Devletini kuran Osmanoğulları zorba bir kavim üstelik Türk değiller!
 
Bu zorbalıklarını 600 yıl sürdürmüşler!
 
Sonunda Türk milleti bu saldırganlara artık yeter deyip isyan etmiş ve egemenliğini geri almış!
 
Yılların Kemalistleri ve Atatürk’ü yeni keşfeden yandaş kimyasal atıklar şu sorularıma cevap verebilirler mi?
 
Atatürk zorbalıkla değil de seçimle mi geldi?
 
1923 ile 1938 arası 14 yıl ülkeyi yöneten Atatürk iktidarında tek bir seçim yapıldı mı?
 
Atatürk devrimleri referandumla milletin tercihine mi sunuldu? Yoksa devlet gücünü kullanıp baskıyla, dayatmaya, zorbalıkla mı halka kabul ettirildi?
 
“Biz İnkılâplar uğruna 500.000 insanı astık” diyen Falih Rıfkı Atay kimdi?
 
Tek adam; Milli Şef; açık oy gizli tasnif; tek parti iktidarı; Varlık Vergisi; İstiklal Mahkemeleri; muhalif tüm siyasi partilerin kapatılması; Dersim Katliamı gibi demokrasiyi ve milli iraden egemenliğini ayakta tutan uygulamaların mucidi kimlerdi?
 
Osmanoğulları mıydı?
 
Yoksa İzmirli Kabalist haham Sabetay Sevi’nin İttihat ve Terakki kılığına girmiş soydaşları mıydı?
 
Sayı: 989
644 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
  • ahmet - 10 Kasım 2017 Cuma 22:33
    Yazılarınız kurşun gibi masallah. Mazallah fetocu ilan edilmeyesiniz sonra)). Genelde öyle oluyorsa iyi kotu yazılarınızdan faydalaniyoruz
ELAZIĞ ⇓
İmsak 05:36
Güneş 07:02
Öğle 12:16
İkindi 14:52
Akşam 17:15
Yatsı 18:36
DÖVİZ KURLARI
USD 3.9233     EURO 4.6062     IMKB 103912     ALTIN 161,053