Nevzat Ülger

nevzatulger@gmail.com 03 Kasım 2010 Çarşamba 00:00 DİĞER KÖŞE YAZILARI

BİRAZ DAHA DEĞİŞİM

 

Üzerinde yaşadığımız  “Türkiye Cumhuriyeti” toprakları bugün gerek iktisadi, sosyal, siyasi ve gerekse askeri sahada, Ortadoğu’nun jeopolitik yönden arz ettiği önem sebebi ile, dünyaya yön veren büyük güçlerin cazibe merkezi, çekim merkezi konumundadır.

Türkiye, bulunduğu mevki itibariyle bir yönüyle Avrupa’ya uzanan bir “Avrupa ülkesi”, Türk Cumhuriyetleri ile bölgedeki İslam ülkelerine uzanan “eski ağabey”,  yeni dost ülke olması nedeniyle “Asya lideri ülke”, tarihi ve dini bağları ile de bir “Ortadoğu ülkesi”dir.

Avrupa’da OECD /Avrupa İktisadi İşbirliği Teşkilatı) üyesi, NATO’nun (Kuzey Atlantik Paktı’nın) üyesi, İKT (İktisadi Kalkınma Teşkilatı) üyesi konumlarıyla bölgede ve dünyada saygın ve önemli bir yere sahiptir.

Dünyadaki bu önemli ve saygın konumuna rağmen bu ülkenin iç bünyesinde problemler var. Bu problemlerin bir kısmı ideolojik ve çıkar amaçlı, bir kısmı da yapısal sorunlardan kaynaklanmaktadırlar.

Şunu memnuniyetle ifade edelim ki, bu memlekette başarılı olmak için çalışmak, referansa galip gelmiştir.

Bir kısım insanlar “hukukun üstünlüğü” yerine, “üstünlerin hukukunu” geçerli kılmaya çalışmıştır zaman zaman. Oysa “üstünlerin hukuku” nun geçerli olduğu devlete “şiddet devleti” denir.

Halbuki demokrasi, elitlerin rejimi değildir. Cumhuriyet, hanedanı fesheder ama halka geçiş yapmak için demokrasi gereklidir.

Devletin milleti olmamalı, milletin devleti olmalıdır. Birincisinde özel düşünceye yer olmaz.

Dikkatli olmak gerekir; iktidar insanı esir alır. Kitleleri nesne durumuna getirmemek gerekir. Aksi halde ülke durur. Hiç kimse kendisini başkasının yerine düşünüyor zannetmesin. 

Dikkatli olmak gerek. Gerçi “taç giyen baş akıllanır” ama, topluma travma üstüne travma yaşatıyorlar. Bir toplumda, “darbe ne zaman olacak” beklentisinden daha büyük travma olur mu? Bu ülkede “bürokratik solculuğun, devletçi milliyetçiliğin ve menfi etnik milliyetçiliğin iktidar şansının olmaması” bu kitleler için “Ergenekon” türü yapılanmayı cazip hale getiriyor. Birbirlerine benzemez görünen bu guruplar, menfaatte benzer konuma gelerek güçlerini korumak adına meşruluk sınırı tanımaksızın bir konsensus oluşturabilirler. İktidar şansı olanlar ise böyle bir yapılanmaya ihtiyaç duymazlar.

Çözüm üretemeyenler, vizyon ortaya koyamayanlar başarısız olurlar. Başarısızlıklarını da örtmek için hamasi bir şekilde ya tarihi kişiliklere sığınırlar, ya da devlete yerleşmeye çalışırlar. Bu durumda da ne devlet kendini dönüştürüp toplumunu muasır medeniyet iklimine taşıyabilir, ne de tarih ve tarihi kişilikler “gerçeklik” üzerinden algılanabilirler.

Yönetilemeyen devletin, sorunları çözülemeyen toplumların, kaderi kaostur, huzursuzluktur, yolsuzluktur, fakirliktir, korkulardır, çetelerdir, darbelerdir.

Günümüzde aydın olmanın, münevver olmanın bir bedeli vardır: Yalnızlık, uyumsuzluk, kınanmışlık. Ancak insanı değerli kılan, saygınlaştıran da özgürlükçü tutum ve davranışlardır. Kendisini herhangi bir politik grubun ve sermaye gücünün eklentisi olarak görmeden, özne olarak algılayan aydın, bütün Müslümanların çıkarınadır. Çünkü aydınların sağladığı özerk bir kimlik, taşkınlıkları “dengeleyen” bir unsur olabilir.

Müslümanların yaşadığı politik ve ekonomik açlık, kapitalizmin davetkâr şehvetiyle yüzleşince hoşa gitmeyen gelişmeleri beraberinde getiriyor. Tatil merkezleri, defileler, burjuvazi, sakallı politik güç gibi İslami motiflerle süslenip bezenerek ancak kapitalizme veya oligarşik düzene katılmayı sağlıyor. Oysa bu davranışları ve olumsuzlukları görerek tartışmak gerekir. Bu da  herhangi bir muvazaa grubuyla özdeşlemeden, aklıyla hareket eden, düşünce adamlarının yüklenebileceği bir şeydir.

Cemil Meriç “ideolojiler insan idraklerine giydirilmiş deli gömlekleridir” diyordu. Bir adım daha atalım, “ideolojiklik, çarpıtılmış bilinçtir” diyelim.

Vahye dayanmayan her bir bilgi ve önerme “kategorik” tir. Bu kategoriler, sorunlarımızı çözen gerçek ilişki tarzları olmaktan çok, kendisi ile kavga edilen “hayaletler” dir.

“İdeolojik devlet” Müslümanların icadı değil. İdeolojik devleti kuranlar Batıcı kadrolardır. Sosyalizmi ve ulusçuluğu doktriner bir şekilde kullanan ve bunlarla topluma baskı yapanlar seçkinci gruplardır. Bu savunular,  dertlere çare olmak bir yana, yığınla dertler getirdi. Adil olmayan gelir dağılımı, derin bir yoksulluk, baskıcı ve bürokratik yapı, ayrıcalıklı eğitim hep ideolojik devletlerin ürünüdür.

Alternatif olmaya çalışan liberal düşünce de, batıcı kadroların önerdiği bir doktrin olmaktan öteye gidemiyor.

Üzerinde yaşadığımız bu ülkenin insanlarına mutluluk verecek görüşlerin sunulması zamanıdır ve zorunludur. Nasıl ki “çevre kirlenmesi bilgi kirlenmesinin bir türevidir”, öyle de, günümüzde iktisatçılar, mühendisler, işletmeciler de ahlaki değerleri “yok hükmünde” kabul ettikleri için, birçok bilim dalında gelişmeler olmasına rağmen insanların, gönül zenginliği ile birlikte maddi zenginlikleri de yok oluyor.

Sayı: 630

 
5246 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
  • Mehmet Sezai Aydıngöz - 05 Mayıs 2016 Perşembe 16:09
    İslami hassasiyeti olan kalemşor kardeşlerimin,gündemini:Kuran Hakimmi dir,mahkumu dur.Müslümanlar aziz midir,zelil midir.?Sorularına cevap ve proje üretmek olmalı.Vesselam.
  • AHMET hoca - 06 Mart 2011 Pazar 20:42
    Sayın nevzat bey kaleminizin gücü gerçekten her yerde söylenmektedir.....yazılarınızı ulusal basında yazmanızı istiyoruz....kişiliğinizi birikimizinizle Elazığımızda aktif görev alarak yürütmenizi temenni ediyoruz
  • tarık - 23 Aralık 2010 Perşembe 20:33
    Sayın başkanım, lütfen birikiminizi Elazığ'ımıza yansıtın 2 dönemdir kaç milletvekili gönderdik noldu. Artık olaya el atın. niye geride duruyorsunuz. Elazığa Hizmette bir ibadetir. Para yemeyen, ilkeli, dürüst, adam gibi adam........
ELAZIĞ ⇓
İmsak 04:43
Güneş 06:05
Öğle 12:22
İkindi 15:45
Akşam 18:26
Yatsı 19:43
DÖVİZ KURLARI
USD 3.4910     EURO 4.1702     IMKB 104123     ALTIN 145,976