ÖZGÜRLÜK AKDAMAR’A VAR, AYASOFYA’YA YOK!

Saadet partisi Merkez ilçe başkanı Mustafa Kodat,iktidarın Akdamar ve Sümela Kiliseselerine milyonlar harcarken sıra Ayasofya’ya gelince "cemaati yok" deyip geçiştirdiğini söyledi.

11 Haziran 2014 Çarşamba 09:40 < SİYASET

Saadet Partisi Elazığ Merkez İlçe Başkanlığı Haziran ayı divan toplantısını parti binasında gerçekleştirdi. 

Divan Toplantısına GİK üyesi Av. Bekir Kılıç, Burhan Sadak, İl Başkanı İbrahim Hacıbekiroğlu, Merkez İlçe Başkanı Mustafa Kodat, Belediye Başkan adayı Haluk Arslan, partililer ve çok sayıda vatandaş katıldı. 
 
 

Divan toplantısında açılış konuşmasını yapan Merkez İlçe Başkanı Mustafa Kodat, 

Milli Görüşçülerin rakamlara sığmayacak kadar büyük bir davanın mensupları olduklarını., Kırılanı onarmak, döküleni toplamanın yine Milli Görüşçülerin görevi olduğunu ifade etti.

 

Kodat, Türkiye’nin son 10 yılda üretmeden tüketmeye alıştırılan bir ülke haline geldiğini, borç ödemek için yeni borçlar yaparken, ekonomi rakamlarının gerçeği yansıtmadığını belirtti. 

İktidarın Ülke Ekonomisini, sıcak para ve borçlanmaya mahkum ettiğini söyleyen Kodat, Hazine eliyle aralıksız borçlanmayı sürdüren, bu uğurda ihale üstüne ihale açan,  tahvil üstüne tahvil ihraç ederek borçlanan bir hükümetin, izlediği çarpık ekonomik zihniyetinin ülkeyi geri dönüşü zor bir uçuruma sürüklediğini kaydetti. 
 
 

İktidarın ülkeyi,

 “En Başarılı Küresel Gelişmekte Olan Piyasa Ülke Borçlanıcısı”,

“En Başarılı Merkez ve Doğu Avrupa Borçlanıcısı”,

“En Başarılı Sukuk (Kira Sertifikası) Borçlanıcısı”,

 “En Yenilikçi Gelişmekte Olan Piyasa İhraççısı” ve

“Piyasa Fırsatlarını En Hızlı Değerlendiren Gelişmekte Olan Piyasa İhraççısı” haline getirerek adeta borç şampiyonu haline getirdiğini belirten Kodat,

 “Gerek Avrupa çapında, gerekse de gelişmekte olan ülkeler arasında borçlanma konusunda ne kadar mahir olduğunu gösteren Türkiye, aldığı borçları ve faizlerini ödemek için de yeni borçlar yapmaktan geri durmuyor” dedi. 

 
Türkiye, bu sene 149,3 MİLYAR TL daha borçlanacak 
 
Kodat, 2014’te 129,5 milyar iç, 47,2 milyar TL de dış borçlanma olmak üzere toplamda 176,7 milyar TL borç ödemesinin planlandığını, Bunun 149,3 milyar TL’si için Hazine piyasadan borçlanacakken, geri kalan 27,4 milyar TL’si ise borçlanma dışı kaynaklardan aktarılacağını belirtti. 

 Özelleştirme adı altında Türkiye’nin varlıklarının satılacağını ifade eden Kodat, “2/B arazilerinden elde edilen gelir ve en önemlisi vatandaşın sırtından aldıkları vergiler. Sözün özü, borçlanmaya dayalı anlayış gereğince borç ve faizlerini ödeyebilmek için yeni borçların altına girerken kısır döngü sürüp gidecek. Bu borçlanmaya kim ödül vermez” dedi.

Kodat sözlerini daha sonra şöyle sürdürdü: 

“PKK tarafından çocukları dağa kaçırılan Anaların feryatlarını ve gözyaşlarını izliyoruz. 13-15 yaşlarındaki çocukları kaçırılan anneler günlerdir Devlet’ten yardım bekliyor ve çocuklarının kurtarılmasını istiyor. Peki Devleti yöneten yöneticiler yani hükümet ne yapıyor, PKK’nın resmi temsilcilerinden medet bekliyor. Diyarbakır Bingöl yolu ve Doğu ve Güney Doğu bölgemizde birçok yol günlerce kapatıldı. Sanki bu ülkede Devlet namına bir şey yok. Günlerce en ufak bir müdahale de yok. Ne uğruna, neye karşılık bu ülke, bu kadar acziyete düşürülüyor. Bu acziyet bu zillet üçüncü dünya ülkelerinde dahi görülmez. 

Kimse bu ülkede gözyaşı aksın, kan dökülsün istemez. Herkesin temennisi huzurun, barışın ve kardeşliğin hakim olmasıdır. Bunun yolları bellidir. Ancak bir ülkenin şahsi manevisi bu kadar ayaklar altına alınamaz. Sn. Başbakan ha bire bizimde B-C planımız var deyip olayları geçiştirmeye çalışıyor. Çocukları kaçıran yol kapatan PKK’ dan yardım dileniyor.  Başbakanın B-C planı sadece ve sadece cumhurbaşkanı olmaktır. Türkiye umurunda bile değildir. Bunlar bu ülkeyi bataklığa sürüklüyorlar. Allah bir an önce bu ülkeyi bu AKP iktidarından kurtarsın.
 
 

   

Garabetler ülkesi Türkiye de yeni bir garabet !
   

Önce zinayı suç olmaktan çıkardılar, sonra domuz etini kasaplık statüsüne getirdiler, şimdide insan neslinin geleceğini ciddi anlamda tehdit eden GDO lu ürünleri serbest bıraktılar.
Fıransız firması Danone bünyesinde yer alan Milupa nın ürünlerinde GDO tespit edilmiş ve bu ürünler toplatılmıştı. Ancak Milupayı korumak için Avrupa Birliği hemen devreye girerek Türkiye’yi uyardı.  Türkiye hemen gereğini yaptı. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bir yönetmelik çıkararak (GDO) Genetiği değiştirilmiş Organizmaların üretimini ve satışını serbest bıraktı. Bunun dünyada başka bir örneğine rastlamanız mümkün değildir. Tam Türkiyelik bir durum. Halkının yüzde 50 sinin oyunu alarak iktidar olan AKP için halkın sağlığının zere kadar ehemmiyetinin olmadığı ortada. Bu durum “Türkiye’yi kim yönetiyor!” sorusunu sorma gereği duyuluyor.
 

Hatırlanacağı gibi daha geçen yıl on binlerce ton pirinç GDO lu diye hiçbir ülke kabul etmemiş, ancak ülkemiz insanının sağlığı hiçe sayılırcasına ve bütün tepkilere rağmen bu pirinçler Türkiye’de tüketilmiştir.
Ülkemiz insanının hayatına ve sağlığına ne kadar önem verildiğini, Soma da hayatını  kaybeden 301 vatandaşımızın köle bibi çalıştırılmasında da hep birlikte yaşadık ve gördük.

Değerli arkadaşlarım;   AKP Hükümeti Avrupa Birliğine girmek için uyum yasaları çerçevesinde verilen tavizlerden birini  daha uygulanmaya koydu.  Şimdide Ateistlere yasal olarak dernekleşme statüsü tanındı. Bu ateistler bu hakkı alır almaz faaliyetlerine başladılar ve sokağa indiler. Bunlar sadece hobi olsun diye dernek kurmuyorlar. Müslüman halkımızı ağlarına düşürmek suretiyle dinsizleştirme faaliyetleri yürütecekler. 

AKP liler şunu iyi bilmelidirler; Bir gayri müslimin hidayetine vesile olana nasıl ki cennet vacip oluyorsa, bu yasa sebebi ile bir Müslüman kardeşimiz bu ateistlerin tuzağına düşerde ve dinsizliği seçerse, bilinsin ki bu yasayı çıkaranlar için de cehennem vacip olur. 

Değerli arkadaşlar; Sn Başbakan geçen gün bir camiinin açılışında Ayasofya camii ibadete açılsın diye bağıran bir guruba bildik sözleriyle cevap veriyor. Diyor ki siz önce Sultan Ahmet Camiini doldurun. Sn Başbakan çok iyi biliyor ki Ayasofya Camii meselesi, camiye olan ihtiyaçtan değildir. Orası bir vakıftır ve orası fethin sembolüdür. Oranın kapalı olması batı hegemonya’sının Müslümanlar üzerinde sürdüğünün bir göstergesidir. Ruhban okulunun açılması için olmadık manevralar yapacaksınız, bir tek cemaati dahi olmayan Van Akdamar kilisesine milyonlar harcayıp açacaksın ve yurt dışından ithal cemaat getirteceksin, Sümela Manastırına milyonlar harcayıp ihya edeceksin, burada da zoraki ayinler tertipleteceksin, yer altında ne kadar Kilise, havra ve Sinagog varsa milyonlar harcayıp restore edeceksin, Ayasofya’ya gelince cemaati yok deyip geçiştireceksin. Sn Başbakan, Akdamar Kilisesine milyonlar harcanırken bir defa önce Sümela Manastırı bir dolsun diyebildi mi, veya diyebilir miydi?
 
 

Sn Başbakan çok iyi biliyor ki Ayasofya Camii kapatılmadan önce cemaati en fazla olan camilerdendi. Sn Başbakan çok iyi biliyor ki Ayasofya Camii sahte belge ve imzalarla kapatılmıştır. Hakkın batıla hakimiyeti olan Ayasofya Camii,  Fatih’in Vakıfnamesine ve kapatılmasıyla ilgili bedduasına rağmen sudan sebeplerle hala ibadete açmamak, hakkaniyete uygun bir davranış olmamakla beraber, Hıristiyan aleminin talepleri doğrultusunda onlara verilmiş bir söz mü var sorusu akıllara gelmektedir.

Değerli Hemşerilerim;

Geçtiğimiz Aralık ayında Doğukent mahallesinde sözde bir hastane temeli atıldı. Hastanenin İsmi artık çok da önemli değil. O gün biz bir basın açıklaması yaptık ve mevsim şartlarından dolayı bölgede bütün inşaatlar durmuşken, bu temel atmanın amacı seçim yatırımından başka bir şey değildir dedik. Temel atmanın üzerinden tam altı ay geçti. Geriye dönüp baktığınızda temellin yerinde yeller esiyor. Günlerce propagandası yapıldı. Bakanlar, bürokratlar geldi bir çadır kuruldu, bir rivayete göre 500 bin bir rivayete göre 700 bin tl ödendi. Şimdi çıkmışlar hukuki süreç devam ediyor onun için başlanamıyor diyorlar. Hukuki süreç devam ediyordu ise bu masrafları niye yaptınız. Bu insanları neden aldatıyorsunuz. Gerçi her zaman yaptıkları şeyler. Başka ne beklenir ki.

Değerli basın mensupları; 2002 yılında halkın bankalara 6.7 milyar lira borcu vardı. Şimdi bu borç 300 milyar lirayı geçti. Ticari kredileri de eklerseniz bu borç 950 milyar lirayı buluyor. Halbuki Merkez Bankasının açıkladığına göre piyasadaki fiziki paranın toplamı 65 milyar TL Ülkemizde olmayan paralar satılıyor. 

Televizyonlarda bırakın dizi izlemeyi, ailemizle haber bile izleyemez hale geldik. Asıl sıkıntı ahlaki çöküntünün telafi edilemeyecek bir noktaya gelmesidir. 

İntihara teşebbüsler, boşanmalar her gün artmakta, son 12 yılda Türkiye’de bir milyon aile boşanmış durumda. Bu ülkede 17 milyon aile bulunmaktadır. Bir milyon aile boşandı ise Türkiye’nin gidişatını varın siz görün. Komşularla sıfır sorundan, tüm komşularla sorunlu bir ülke haline geldik. 

Bütün bu sıkıntılardan kurtulmanın yolu, ekonominin merkezine helal lokma, eğitimin merkezine güzel ahlak, emniyetin merkezine İslam kardeşliği, dış politikanın merkezine de İslam Birliği konulmalıdır. Bu problemlerin tek ilacı Milli Görüştür, Saadet Partisidir.

Değerli Arkadaşlarım; Biz inanan bir topluluğuz, inandığımız gibi yaşamak istiyoruz. Doğrunun, iyinin, güzelin, faydalının ve adil olanın hakim olmasının mücadelesini yapıyoruz. Bunun içinde hemen yarından itibaren hep birlikte bir yıl sonra yapılacak olan seçimlerde  en güzel neticeyi  alabilmek için çalışmalarımıza başlayacağız” şeklinde konuştu.

 

HG


1943 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 04:01
Güneş 05:33
Öğle 12:34
İkindi 16:18
Akşam 19:22
Yatsı 20:47
DÖVİZ KURLARI
USD 3.5161     EURO 4.1312     IMKB 107202     ALTIN 145,263