REİS’TEN SES-SEDA YOK!

Pentagon İsrail’in güvenliği ve bekası için Türkiye’yi güneyden kuşatırken Cumhurbaşkanı Erdoğan İsrail’in Türkiye mümessili ve TÜSİAD’ın etkin ismi Tuncay Özilhan’ın Coca Cola fabrikası açılışına katıldı.

16 Ağustos 2017 Çarşamba 01:19 < MANŞET
Pentagon Suriye sınırına yığınağı sürdürüyor…

REİS’TEN SES-SEDA YOK!
 
“Irak’ta, Suriye’de ne işimiz var ülkemize yatırım yapamıyoruz” diyen Beyaz Saray patronu Trump’ı iplemeyen Pentagon İsrail’in güvenliği ve bekası için Türkiye’yi güneyden kuşatan silah yığınağını hummalı şekilde sürdürüyor. PYD’nin teröristlerinden 40 bin kişilik lejyoner ordusu kurduğu bildirilen Pentagon generalleri, IŞİD bahanesiyle Türkiye sınırına yığınağa devam ederken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın suskunluğunu bozmaması manidardır.
 
Rakka’ya yönelik harekât başlatıldığı âlâyıvâlâ ile dünya kamuoyuna açıklanırken, bugüne kadar ne yapıldığına ilişkin dişe dokunur bir haber yansımış değil. Aksine cihatçı örgütlerin İdlib’e girdiğine dair iddialar medyaya yansıtılıyor. Eli işte gözü oynaşta tabirindeki gibi asıl hedefi Türkiye olan Pentagon IŞİD ile sözde mücadeleyi paravan yapmaktadır.
 
ABD’deki Küreselci-Ulusalcı iktidar mücadelesinde İsrail’e angaje olduğu bilinen Pentagon Siyonizm’in dünya hâkimiyeti adına dünyanın jandarmalığını üstlenmeyi şiar edindiğinden, Başkan Trump’a karşı inatla direnişini sürdürmektedir. Nicedir Beyaz Saray’a Ulusalcıların hâkim olup karargâh kurdukları gözlemlenirken; Pentagon’un ise Küreselcilerin egemenliği altında olduğu çok çok net görülmektedir.
 
Kaç seçimdir Ulusalcılara diğer tanımı ile WASP kökenli Beyaz Hristiyanlara yakın başkan adayları seçildiği halde; Pentagon’un direnişi karşısında deklare ettikleri politikaları hayata geçirememektedirler. Öyle ki kaç dönemdir Pentagon’un Beyaz Saray’a darbe yapacağına ilişkin iddialardan söz edilmektedir. Trump’a ise Pentagon’un darbe yaptığı iddialarına bile televizyon tartışmalarında şahit olduk. Pentagon darbesini bekleyenler giderek artıyor.
 
ABD’de Trump’ın Başkan seçilmesiyle başlayan Ulusalcı-Küreselci iktidar savaşı ölümüne devam etmekte, tarafların anlaşması/uzlaşması imkân dâhilinde görülmemektedir. Hangisi bu iktidar savaşını kaybederse yok edilecektir. Küreselciler ABD derin devletinin desteğine sahip; Trump’ı örgütsüz halk yığınları destekliyor, şeklindeki iddiaların asılsız olduğu süreç içerisinde yaşanan gelişmelerle çok çarpıcı şekilde gözlemlenmektedir…
 
ABD’de iki tarafın da devlet bünyesinde örgütlendikleri, başka bir ifade ile iki derin devletin birbiriyle iktidar mücadelesi yürüttüğü olayların seyrinden gayet net seçilebilmektedir. ABD toplumu ilk kez 2 ayrı siyasi söylem ve eylemlerle bu kadar açık şekilde ortadan bölünmüş durumdadır. Böyle bir kutuplaşma tablosu daha önce hiç bu kadar net ortaya çıkmamıştı...
 
Eskiden seçim kampanyası yürüten iki partinin adayı arasında hiçbir siyasi söylem farkına şahit olunmaz; kimin başkan seçildiği belli olduktan sonra tartışmalar son bulur ve gelecek seçim beklenirdi. Bu defa öyle olmadı. Önce Trump’ı Cumhuriyetçi Parti’den aday olmasın diye engellemeye çalıştılar, başaramadılar. Sonra seçtirmemek için olağan dışı yöntemleri kullandılar ama her şeye rağmen seçildi. Seçildikten sonra, göreve başlatmamak için çaba harcadılar lakin göreve de başladı. Bu kez Başkanlıktan düşürmeye odaklandılar ki, henüz bir mesafe alabilmiş değiller. Aksine bütün bu çabalar toplumsal desteğini büyüttüğünden, önümüzdeki seçimde de seçilme şansı giderek artıyor.
 
Başkan Trump’ı destekleyen bir derin devleti olmasaydı bütün bu hamlelere karşı direnme gücünü salt toplumsal destekle göstermesi imkânsızdı. Belli ki, ABD’de yalnız Küreselciler derin devlete sahip değil; Ulusalcıların da devlet içinde örgütlenmiş bir derin yapısı var. Bu durum artık her ülke için geçerlidir. Ülkeler arası ittifak ve dayanışma, yerini derin devletler arasındaki ittifak ve dayanışmaya bırakmış bulunuyor.
 
Eskiden tüm ülkeleri tek merkezden yöneten bir derin devletler yapılanması vardı. Siyonist güç odaklarının kontrolünde faaliyet gösteren, bu maksatla her alanda örgütlenmiş değişik yapılanmalar küresel sistemin işlerliğini sağlamaktaydılar. Erbakan’ın bizzat kaleme aldığı, Gizli Dünya Devleti adlı kitapta bu konu belgeleriyle gözler önüne serilmiştir.
 
Şimdi gözlemlenen, her ülkede iki derin devletin birbiriyle iktidar mücadelesine giriştiği gibi bir durum söz konusudur ki, belirtilerini hemen her ülkede gözlemlemek mümkündür. ABD bunu şu anda en yoğun yaşayan ülkedir. Başkan Trump’la ekibi Küreselcilere karşı Rusya ve Türkiye ile dayanışma arayışları sergiliyorlar. Aynısını Küreselciler de yapıyor.
 
Siyonizm’in kurduğu küresel düzenini yürütmek amacıyla her ülkede kurduğu derin devlet, tek merkeze bağlı şekilde tabii olarak rakipsiz faaliyet yapıyordu. Dünya ülkelerinin ilk defa bir alternatif derin devlet ile tanışması Türkiye’de gerçekleşti. Türkiye’de ikinci derin devleti Erbakan kurdu ve başka ülkelerde de şubelerini açtı. Başbakan Ecevit’in kontrgerilla diye deşifre ettiği örgüt Erbakan’ın ordu bünyesinde kurduğu millî derin devletten başka bir şey değildi. Türkiye’nin Millî Görüş ile başlayan siyasi mücadelesinde, iki derin devlet arasında örtülü bir iktidar mücadelesi yaşandı. Askeri darbeler, sağ-sol anarşisi, siyasi suikastlar ve terör örgütlerinin kurulması hep bu süreçte gerçekleşti. AKP iktidarında Ergenekon’un millî derin devlet tarafından tasfiyesi sonrası aynı yapı bu kez FETÖ ile ikame edilmek istendi.
 
Küresel Siyonizm’in NATO ile desteklediği 15 Temmuz FETÖ darbesini millî derin devletin püskürtmesinden sonra başlayan karşı darbe harekâtı halen devam ediyor. Şimdi; Küresel Güç’le millî derin devlet, 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin siyasi sonuçlarından 2019’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmaya yönelik manipülasyonlar tezgâhlıyorlar.
 
Türkiye’de millî derin devlet her alanda duruma hâkim konumda bulunuyor. ABD’nin karşıt derin devleti Türkiye’ye nazaran en az 30 yıl geride bulunmaktadır. Öyle ki, ABD’de hâkim olması uzun yıllar alacağından, Türkiye’dekinden daha büyük çalkantıların yaşanması söz konusudur. Ancak bu durum Türkiye açısından Pentagon’un bir açık saldırıya geçmesinde önemli bir engel oluşturmaktadır. Pentagon ABD sistemi içinde özerk hareket kapasitesine sahip olsa bile Başkan’ın yetkileri karşısında bu fazla işe yaramaz. Bir ülkeye savaş kararı Başkana rağmen alınıp yürürlüğe konulamaz. Dolayısıyla Pentagon’un Suriye’de Trump’ın istemediği bir emrivakiyi savaş boyutuna taşıması mümkün değildir. Türkiye bu nedenledir ki Suriye’de, Irak’ta rahat hareket edebilmektedir. Buna karşın Pentagon’un Türkiye karşıtı terör örgütlerini inisiyatif kullanarak silahlandırma ve destekleyip saldırılar yaptırma imkânı vardır. Şu anda Türkiye’nin PKK saldırıları karşısında ve Suriye’de yaşadığı durum budur.
 
ABD Başkanı Trump Küreselci Siyonist cepheye karşı Rusya Lideri Putin, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ittifak ve dayanışma arayışı içindedir. Putin’in ABD’ye yönelik aldığı kararlarda Trump’ı gözettiği gözlemlenmektedir. Aynı yaklaşımı Erdoğan’dan gördüğü söylenemez!...
 
Küresel Siyonizm karşısında Trump-Putin-Erdoğan üçlüsünün oluşturabileceği bir cepheyi şimdilik, Erdoğan halkasının zayıflığı yüzünden pratiğe geçirmek mümkün olamamaktadır. Bu netameli durum 16 Nisan Referandum sonuçlarının belli olmasından sonra ortaya çıktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan Küresel Gücün desteği olmadan 2019’da seçilemeyeceğine ikna edilmiş gözüküyor. Bunun asıl nedeni, millî derin devletten adaylık sözü alamayışıdır, diye bir kanaat da vardır. İbrenin Abdullah Gül ya da Ahmet Davutoğlu’ndan yana kaydığı hissi sanki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı küresel Gücün patronu İsrail ile ittifaka sürüklemektedir.
 
Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’in Türkiye mümessili ve TÜSİAD’ın etkin ismi Tuncay Özilhan’ın Coca Cola fabrikası açılışına katılması, bu yönde atılan bir önemli adım olarak değerlendirilebilir. Daha önce de uzun yıllardır katılmadığı bir TÜSİAD toplantısında arzı endam ederek bir konuşma yapmıştı.
 
Aslında, özellikle 16 Nisan Referandumu sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davranış şekli, siyasi söylemi hayli değişti. AKP içindeki Millî Görüş kökenliler ile Kemalist Pelikancı unsurlar arasındaki iktidar mücadelesinde biz tarikat değiliz mürit devşirmiyoruz sözleri mesaj olarak yerli ve milli söylemini terk ettiği şeklinde algılandı. Metal yorgunluğu sözü de AKP’deki Millî Görüş kökenlileri hedef almaktadır algısı oluşmuş durumdadır.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daha önceki yerli ve milli söylemini terk edip küreselci imajını benimsemesi, bunu tutum ve davranışlarına yansıtması, millî derin devlet ile ilişkilerinin de bozulmasına yol açmış gibi. Son zamanlardaki art arda gelişmelerde bu gözlemleniyor.
 
TGRT gibi çirkef bir yapının tezviratına hedef olan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez Hocayı harcamasına katkı veren Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, kabine değişikliğinde tenzili rütbe ile Kültür Bakanı yapıldı. Keza Ekonominin başına getirileceğini küreselci kesimin ısrarla beklediği Ali Babacan da kabineye alınmadı. O minvalde Dışişleri Bakanlığına getirileceğine kesin gözüyle bakılan İbrahim Kalın da kabine dışında bırakıldı. Bütün bunların millî derin devletin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a rağmen tasarrufları şeklinde değerlendirildiği ima ile de olsa bazı köşe yazarlarının ifadelerine yansıdı.
 
Dahası, açıklanan YAŞ kararlarının da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve küreselci çevrelerin beklentilerinden uzak, sürprizlerle dolu olduğu, gösterilen rahatsız tavırlarla yansıtıldı. Çok önemli bir husus ise son Olağanüstü AKP Kongresinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın listeye kendi adamlarını koyamadığına ilişkin basında yer alan spekülasyonlardı. Başbakan Binali Yıldırım’ın Erdoğan’a rağmen listeyi ağırlığını koyarak şekillendirdiği iddia edilmektedir.
 
AKP’nin MKYK’sı, yapılan kabine revizyonu ve açıklanan YAŞ kararları Cumhurbaşkanına rağmen tasarruflarda bulunulduğu izlenimini güçlü şekilde verdi. Başbakan Binali Yıldırım’ı bu tasarrufların sahibi olarak görmek pek olası olmadığına göre bunun millî derin devlet işi olduğunu düşünmekten başka yol bulunmuyor.
 
Başbakan Binali Yıldırım’ın öteden beri Tayip Erdoğan’ın kendine rakip gördüğü, tabiatıyla hiç hoşlanmadığı Abdullah Gül’ü Sivas’taki mitinge ve açılışlara davet etmesine enteresan dememek ise mümkün değil. Abdullah Gül Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davetlerine icabete gerek duymazken Başbakan Yıldırım’ın nazik davetini kıramadım demesi de enteresan değil mi?
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın millî derin devletle sorunlar yaşadığı, aradaki makasın gittikçe açıldığı izlenimi her yerde kulakları olan İsrail’in gözünden kaçıyor olamaz. Türkiye’nin Aşil Topuğu olarak gördüğü bu durumdan yararlanmak için elinden geleni ardına koymayacağı izahı gerektirmeyen açıklıkta bir net durum. PKK da sanki yeniden atağa geçmiş gibi…
 
Pentagon pervasız, PYD teröristlerini donatıp Suriye sınırımıza yığınak yaparken Reis’ten ses-seda çıkmamasını nasıl değerlendirmek lazım? Afrin’e yapılacağından söz edilen nice zamandır yapılamayan harekât hangi sebepten gecikiyor? Bir gece ansızın gelebiliriz diye basılan havadan bir şey çıkmaması blöf algısına yol açmaktadır. Türkiye’nin beka sorunu da kaç zamandır dillendirilmiyor. Kâğıtlar yeni baştan mı karılıyor; ya da neler oluyor?
 
Sayı: 977
877 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 04:39
Güneş 06:02
Öğle 12:24
İkindi 15:49
Akşam 18:32
Yatsı 19:49
DÖVİZ KURLARI
USD 3.4727     EURO 4.1687     IMKB 105324     ALTIN 146,596