SİYASETTE GÜÇ DEĞİL AKIL KAZANIR! ERDOĞAN GÜÇLÜ AMA AKIL ÜSTÜNLÜĞÜ GÜL’DEN YANA…

Sitemiz yazarlarından Mesud Akgül'ün yazısı...

01 Ocak 2018 Pazartesi 12:50 < GÜNDEM


Mesud Akgül

ABD daha düne kadar tek kutuplu dünya nizamının rakipsiz süper gücüydü.

Dünyanın en güçlü ekonomisine, ordusuna ve ileri teknolojiye dayalı üstün bir askeri teşkilata sahipti!

Dünyanın en güçlü medya kuruluşları elinin altındaydı.

Global Monarşinin desteği arkasındaydı.

Ancak bütün bu üstünlükleri Irak ve Afganistan işgallerinde hiçbir işe yaramadı.

Oysa işgal edilen Irak ve Afganistan 40 yıldır içinde bulundukları savaş nedeniyle siyasi, askeri, ekonomik ve toplumsal anlamda büyük bir yıkıma uğramışlar adeta taş devrine dönmüşlerdi.

Görünürde dünyanın tek süper gücü ABD ve müttefiki Haçlı ülkelerinin Irak ve Afganistan işgalinde başarısızlığa uğramaları imkânsızdı.

Ama beklenildiği gibi olmadı.

Süreç öngörülenin aksine gelişti.

Irak ve Afganistan’da dövüldüler…

Dayak yediler…

Rezil rüsva oldular…

Hem askeri hem de ekonomik güçlerini Irak ve Afganistan topraklarına gömerek bölgeden çekilmek mecburiyetinde kaldılar.

Neden?

Çünkü siyasette ve savaşta güç değil daima akıl üstünlüğü kazanır!

ABD ve Haçlı yandaşlarına karşı Irak ve Afganistan’da direniş başlatan uluslararası İslami gerilla ordusunu yöneten esrarengiz irade üstün akıl sahibi olduğundan dünyanın en güçlü devletlerini hüsrana uğratmayı başardı!

Son günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül arasında başlayan sözlü atışma karşılıklı restleşmelerle artık bir siyasi mücadeleye evirilmiş durumda.

İki taraf içinde geri adım atmak veya kavgadan çekilmek siyasi intihar olur.

İkili arasındaki siyasi söz düellosunda güç elbette Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan yana!

Ancak akıl üstünlüğüne sahip olan taraf Abdullah Gül cephesi!

Siyasi mücadelede hangi taraf fevri davranıyorsa, duygusala bağlamışsa, hata üstüne hata yapıyorsa, makul ve mantıklı hareket etmiyorsa arkasında akıl üstünlüğü olmadığındandır.

Çünkü arkasında üstün akıl desteği olan taraf asla hata yapmaz.

Makul ve mantıklı olan neyse onu yapar.

Şımarıkça davranmaz.

İnsanların vicdanlarına, izanlarına ve sağduyusuna hitap eder.

Bu çerçeveden yaklaşıldığında milli derin devletin Abdullah Gül’le birlikte hareket ettiği çok açık.

Zira Cumhurbaşkanı Erdoğan sürekli olarak yanlış üstüne yanlış yapıyor ve bundan vazgeçecek gibi de görünmüyor.

Bu kadar plansız ve programsız şekilde Abdullah Gül’ü hedef almasındaki asıl etken elbette siyasi, toplumsal ve medyatik gücüne olan güven duygusu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gözden kaçırdığı değerli bir hakikat var.

Güç para gibidir kullandıkça azalır!

Eğer bir şirket elde ettiği yıllık karından veya artı kazancından harcama yapıyorsa ne ala.

Ama bir şirket öz sermayesinden yemeye başlamışsa iflası kaçınılmaz olur.

Siyasette de elinizdeki güçten yani öz sermayenizden yemeyeceksiniz.

Siyasi mücadelede öz sermayenizi muhafaza ederek karınızdan, artı kazancınızdan fedakârlık yapacaksınız.

Yani bankaya yatırdığınız sermayenizden dolayı elde ettiğiniz gelirle geçinmeyi bileceksiniz.

Eğer bankadaki paranızın geliri yetmez öz sermayenizden de kullanmaya başlarsanız iflasa doğru yol alıyorsunuz demektir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan özellikle son 1 yıldır hem parti içinde hem de rakiplerine karşı öz sermayesinden harcama yaparak siyasi mücadele etmeye başladı.

Bir siyasetçinin öz sermayesi güvenilirliği, haklılığı, itibarı, sırat-ı müstakim üzere olmasıdır.

Bir lider elinde tuttuğu gücü hiç bitmeyecekmiş gibi pervasızca, hesapsızca harcamaya başlarsa elindekini eninde sonunda tüketir ve bitirir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan son 1 yıldır yanlış üstüne yanlış, hata üstüne hata yapıyor.

Çünkü sadece gücüne dayanarak ve güvenerek iş yapmaya çalışıyor.

Seçilmiş ve nüfus olarak Türkiye’nin yarısına tekabül eden seçmen kitlesini yöneten belediye başkanlarının gerekçesiz, sebepsiz ve son derece şaibeli yöntemlerle görevlerinden uzaklaştırılmış olması gücünü para gibi kullanıp harcama arzusunun bir dışavurumudur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hesapsızca, bilinçsizce kullandığı için yıprattığı ve itibarsızlaştırdığı en büyük dayanağı yandaş medyadır.

Yandaş medya yıllardır parti içinden ya da dışından kim Erdoğan’a rakip olma potansiyeline sahipse ona saldırmayı adeta hayat tarzı ve yaşam biçimi haline getirdi.

Üstelik bunu yaparken de asla haklı/haksız; doğru/yanlış; iyi/kötü ayrımına dikkat etmedi.

İlke, kaide, kural, ahlak, edep, yasa, değer tanımadı!

Erdoğan kimi işaret ettiyse yandaş medya ona saldırdı!

Kimi hedef gösterdiyse onu suçladı!

Kim Erdoğan’a ,”gözün üstünde kaşın var dediyse” sürüye saldıran aç kurtlar gibi yandaş medyanın linçine uğradı.

İyi mi oldu peki?

Yandaş medyanın itibarını ve gücünü para gibi kullandı da kullandı; harcadı da harcadı ve sonunda bitirmeyi başardı Cumhurbaşkanı Erdoğan!

Yandaş medyanın tirajı dipte sürünüyor.

Yandaş medya televizyonları izlenmiyor.

Yandaş gazetecilerin köşe yazıları okunmuyor.

Yandaş medyanın AKP teşkilatı ile tabanında bile itibarı, prestiji, inanılırlığı ve güvenilirliği yok oldu.

Dolayısıyla yandaş medyanın propaganda gücü Erdoğan’ın safında olsa bile Abdullah Gül ile girdiği kavgayı kazanması için bu yeterli olmayacaktır.

Çünkü yayın politikasında hak, hukuk, adalet, ilke, kural, erdem, haklı veya haksız gözetmeyen bir medya toplumsal öfkenin hedefi olmaktan kurtulamaz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sürekli şekilde dillendirdiği, “Güçlü olmak haklı olmak demek değildir. Haklı olan güçlü olandır” şeklindeki yaklaşımı bizzat muhataplarınca uygulanmayan kuru bir teoriden ibarettir.

Bizatihi kendisi siyasi hayatının hiçbir döneminde bu söylediğini uygulamış değildir.

Hatta İslam’ı temsil etme misyonu Cebrail (AS)tarafından yalnızca kendilerine indirilmiş edasıyla hareket eden radikal dinci medya ve şaklaban İslamcı gazeteciler, yazarlar bile hakkı üstün tutan bir zihniyete sahip olmadılar.

Radikal dinci veya İslamcı medya ve kadroları her zaman güçlü olanın peşine takılıp hakkı/hakikati /haklıyı görmezden geldiler.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Abdullah Gül ile ilgili yaklaşımlarında haklı olduğu için değil güçlü olduğu için yandaş medya toptan arkasında!

Ülkemizdeki şuursuz Müslüman gençliğin idol edindiği sözde radikal dinci Yeni Akit gazetesi ile rol model gördükleri artist Abdurrahman Dilipak da hakkı üstün tutan bir itikadı asla benimsemediler.

Asla hakka ve haklı olana sahip çıkmadılar!

Daima güçlünün peşine takılıp inkâr ve şirk bataklığında batıl ve tağut adına kılıç sallayıp durdular.

Abdurrahman Dilipak köşesinde Abdullah Gül’ü hedef alıp yıpratmak için hayatında sadece dil ile ikrar edip asla kalp ile tasdik etmediği İslami literatürü istismar etmeye başladı bile.

Zaten en iyi yaptığı şey İslam’a ait tüm değerleri istismar etmek!

Abdullah Gül’ü partiye nifak ve fitne sokmak isteyen aynı zamanda Erdoğan düşmanı dış güçlerle de dayanışma içinde olmakla itham eden Dilipak ve onun gibi olan tayfaya sormak lazım.

Erbakan’a karşı liderlik savaşı açan Erdoğan ve yenilikçi arkadaşlarına en büyük desteği veren siz değil miydiniz?

Bu yenilikçi yapılanmanın içinde Abdullah Gül de yok muydu?

Abdullah Gül, Erbakan’a cephe açınca iyi de Erdoğan’a karşı çıkınca niye tu kaka?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Erbakan’a ihanet edip Milli Görüş davasına nifak ve fitne tohumlarını ekerken zevkten dört köşe olan Dilipak ve paydaşları şimdi kalkmış Abdullah Gül’ü AKP’yi bölmekle itham ediyorlar!

Allah’tan korkmadan, kuldan utanmadan, ar damarı çatlamışçasına Abdullah Gül’ü ABD ve İngiliz projesi olmakla, FETÖ ile iş tutmakla, ülke ve devlet düşmanlarıyla bir olmakla suçluyorlar!

Erbakan’a ihanet edip Milli Görüşü bölen ve parçalayan Erdoğan’ın arkasında ABD ve İsrail yok muydu?

AKP, Bülent Eczacıbaşı’nın konağında yapılan toplantıda TUSİAD’ın referansıyla ve ABD Yahudi lobilerinin icazetiyle kurulmadı mı?

Bu hakikati köşesinden dile getiren Abdurrahman Dilipak değil miydi?

Sizler bu gerçekleri unuttunuz diye hakikat yok olacak veya unutulacak değil elbette.

Birileri çıkar hakkı, hakikati haykırarak hatırlatır ve yüzünüze bir tokat gibi çarpar!

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yenilikçi arkadaşları geçmişte Erbakan’a ihanet ederken bu radikal ya da İslamcı Münafık güruhu ne diye böğürüyorlardı?

Lider sultasına karşıyız…

Parti içi demokrasi istiyoruz…

Ortak akıl olmalı…

Düşünce ve fikir hürriyetine saygı olmalı…

Taban demokrasisi…

Son yayınlanan KHK’deki bir maddenin metnindeki ucu açıklık/ muğlâklık sebebiyle haklı olarak ve nezaket kuralları çerçevesinde en doğal hakkı olan fikir hürriyetini kullanarak son derece makul ve mantıklı eleştirilerde bulunan 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e karşı gösterilen tahammülsüzlük Münafıklığın, riyakârlığın pik yapmış hali değil mi?

Ne oldu parti içi demokrasi sevdanıza?

Tatile mi çıktı köftehorlar?

Ortak akıl aşkınızı ne çabuk unuttunuz!

Lider sultasına karşı olma aşkınızı ne çabukta sattınız?

Taban demokrasisiyle dostluğunuzu bitirip sürgüne mi gönderdiniz?

Aslında siz ve sizin gibiler ne lider sultasına, ne parti içi demokrasiye, ne ortak akla, ne de fikir ve düşünce hürriyetine hiçbir zaman samimiyetle inanmadı!

Tek bir amacının ve gayeniz vardı.

Siyonizm’in kulağınıza fısıldadığı cafcaflı boş sözleri kullanıp Erbakan’a saldırmak, düşmanlık etmek!

Erbakan’ı itibarsızlaştırmak, gözden düşürmek ve yıpratmak için radikal dincilik adı altında gerçekte Siyonizm’le iş tutarak radikal dinsizlik yaptınız!

Tarih sizi radikal dinci olarak değil radikal hain olarak yazacak!

Tıpkı Cennetmekân Sultan 2. Abdülhamid Hana dönemin din ulemasının, dindar geçinen kanaat önderlerinin ve dini teşkilatların karşı çıkıp düşmanlık ettiği gibi siz de atalarınızdan devir aldığınız ihanet mikrobunun gereğini yaparak Erbakan’la kanlı bıçaklı oldunuz!

Kelime-i şahadeti öğrenmiş ve sürekli dillendiren bir papağan ne kadar Müslüman ise Erbakan düşmanlığı yapan radikal dinci veya İslamcılar da o kadar Müslüman’dır!

Aralarında hiçbir fark yok!

Çünkü papağanlarda hakkı üstün tutmazlar sizi gibi!

Haktan yana olmazlar.

Hakkın ve adaletin hâkimiyeti için Cihad etmezler.

Papağan gibi kim önünüze yemek koyar karnınızı doyurursa onun size söylediklerini ezberler ve tekrar edip durursunuz.

Haklı olanın değil güçlü olanın safında yer tutmak ise şeytanın dini Kabalizmin en temel öğretisidir.

Bu yüzden haksızda olsa güçlü olduğuna inandığınız Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında yer tutup haklı olduğuna inandığınız halde güçsüz gördüğünüz Abdullah Gül’e karşı karalama kampanyaları düzenliyorsunuz.

Nereden mi biliyorum?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Abdullah Gül’e seslenerek diyor ki; “Biz dava arkadaşı değil miyiz?”

İktidar yanlısı olup da Erdoğan’a hitaben, “ Dava arkadaşlığı ve sorumluluğu yeni mi aklınıza geldi? Erbakan senin liderin ve Milli Görüş davan değil miydi? Sen nasıl bir dava arkadaşı oldun?” diye seslenen bir Allah’ın kulunun varlığına şahit olan var mı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Abdullah Gül’ü, “ Kemal’in kayığına binmekle” suçluyor.

“Son günlerde ağzından Atatürk’ü düşürmeyen, Atatürk’ten övgüyle bahseden Gül değil sizsiniz Sayın Erdoğan! Asıl Kemal’in kayığına binen kendinizsiniz ama bunun idrakinde bile değilsiniz” şeklinde Erdoğan’ı sorgulayan kimse çıktı mı?

Abdullah Gül’e yönelik, ”Husumet kervanına katıldınız” diyerek suçlamada bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dönerek, “ 2014 yılındaki Cumhurbaşkanlığı Seçimlerine Abdullah Gül’ün yeniden aday olmasına engel olmak için TBMM’den yasa çıkarıp husumet kervanına katılan kimdi?” hatırlatmasını yapan kimse çıkmadı değil mi?

Neden?

Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan güçlü olan taraf!

Kazançlı çıkmak için güçlüden yana olmak lazım gelir!

Abdullah Gül’e 3 kez yazıklar olsun diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan; yol arkadaşı diye sitem etti. Alıştırdılar; yol arkadaşlığını kapı kulluğu sanıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Abdullah Gül’e sataşmayı sürdürüyor. Yanlış yapıyor. Gül’ü yok yere gündemin zirvesine taşıyıp ekmeğine yağ sürüyor. Bu yanlışı Türkiye’nin yararına olacak. /Haziran, 16 Nisan gösterdi ki, Erdoğan’ın toplumsal desteği %40; gerisi rakibine oy verecek. Abdullah Gül’ü kendisi rakip yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve yandaşları ile paydaşlarının unuttukları bir tarihi gerçek var.

Siyasette ve savaşta güçlü olan değil daima akıl üstünlüğü olan taraf kazanır!

Akıl üstünlüğü Abdullah Gül’den yana!

Çünkü milli derin devlet, 2019 seçimleriyle ilgili planlarını Abdullah Gül’ü merkeze alarak yapmakta olduğunu ciddi şekilde hissettirmeye başladı.

Küresel sermaye medyası Abdullah Gül’ü sopa yapıp Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hizaya getirmeye çalışıyor. Ancak son tahlilde tercihi Erdoğan’dan yana olacaktır.

 ABDULLAH GÜL CEPHESİNDE NELER OLUYOR? - TIKLAYIN 

O.G.

YORUM EKLE
    YORUMLAR
  • MESUD AKGÜL - 02 Ocak 2018 Salı 12:18
    Küresel güç ve yerli yandaşlarının son tahlilde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı Abdullah Gül'e tercih edeceklerini söyledik.
    Bu düşüncemizi test etmek isteyenler, Ahmet Hakan'ın bugünkü köşe yazısına göz atsınlar derim.
  • ölnkdrmilligörüşçü - 01 Ocak 2018 Pazartesi 19:33
    Müthiş tahlil..yazılarınızı büyük bir keyf ile takip ediyorum..duygularıma tercuman oluyorsunuz..ALLAH C.C zihninizi güçlendirsin amin..
ELAZIĞ ⇓
İmsak 05:03
Güneş 06:24
Öğle 12:15
İkindi 15:23
Akşam 17:55
Yatsı 19:11
DÖVİZ KURLARI
USD 5.7865     EURO 6.7031     IMKB 98631     ALTIN 227,097