Sururi Seçmen

s.secmen@el-aziz.com 17 Ekim 2017 Salı 21:07 DİĞER KÖŞE YAZILARI

MUSUL, KERKÜK NASIL TÜRKİYE’NİN OLUR?


 
Günümüzde ülkeleri, şehirleri işgal ederek, doğrudan bizzat yönetmek mümkün değildir. Eğer mümkün olsaydı, ABD işgal ettiği Afganistan’da, Irak’ta yönetime işbirlikçi kuklaları getirmez, genel sömürge valileri atardı. Artık sömürgecilik açıktan değil örtülü şekilde ve işbirlikçiler aracılığıyla yürütülüyor.
 
İslam ülkelerinde sömürgeciliği işbirlikçiler aracılığıyla yürütmenin prototipini Türkiye’de, İngilizler gerçekleştirdi. Türkiye’nin kurtuluş savaşı sömürge ülkelere ilham kaynağı oldu denilmesinin içyüzü budur. Başkent İstanbul’u işgal altında tutan İngilizler işbirlikçilerinin Ankara’da örtülü sömürge yönetimi kurmasını sağlamak için bir çakma kurtuluş savaşını senaryolaştırıp Anadolu’da sahnelediler. İşgalcilerin mağlup edilip denize döküldüğünün hikâyesini gerçek zanneden ahali işbirlikçi rejime gönülden itaat ederek yapılan ihanetin farkına varamadı. Sonra yapılan devrimlerle, darbelerle, millî eğitimle çocukların beynini yıkayarak tarihin bu en büyük yalanını belleklere kazıdılar. Toplumun büyük bir kesimi o yalana hala yürekten inanıyor. İngilizler işbirlikçi bir yönetim kurduktan sonra İstanbul’un işgalini sessiz sedasız sonlandırıp çekildiler.
 
İngilizler prototipini Türkiye’de başarıyla uyguladıkları bu yöntemi işgalleri altındaki diğer İslam ülkelerinde de uyguladılar. Genel sömürge valisine karşı güdümlü başkaldırı tertip ve teşvik ederek işbirlikçilerinin liderliğinde toplumu harekete geçiren İngilizler, yenilerek çekiliyor ve o ülkeyi sözde bağımsızlaştırıyorlardı. Sonra da işbirlikçileri üzerinden kolay ve sorunsuz sömürüyorlardı. 1945 Yalta Konferansında Birleşmiş Milletler ve iki kutuplu, iki bloklu dünya düzeni ABD ve SSCB partnerliğinde kurulunca İngilizler kenara itildi.
 
Ne var ki, Amerikalılar İngilizler gibi oyunu kurallarına göre oynayamadılar. İşgal ettikleri ülkeleri yakıp yıktılar, çekilirken geriye enkaz yığınları bıraktılar. Bu yüzden ABD işbirliği eden yönetimler oluştursa da uygulamada pek başarılı olamıyor. ABD Irak’tan çekilirken Şii bir yönetim kurup başına Nuri Maliki’yi getirdi. Maliki Sünnileri dışladığından Irak üçe bölündü. ABD çekildiğinde, ağır silahları Barzani’ye bırakıp Kürt devleti kurmasını istedi. Maksat PKK ile birlikte hareket edip Türkiye’den de toprak koparmasıydı.
 
Lakin Barzani PKK ile değil Türkiye ile yakınlaşmayı yeğledi. Bu yüzden de İsrail’le ABD Barzani’yi hedef haline getirdi. Darbe girişiminde bulunuldu, otoritesini sarsmaya yönelik birtakım provokasyonlar yapıldı. Bütün her şeye rağmen Barzani Türkiye’den vazgeçme temayülü göstermedi. Bağımsız Kürt devletinin bir güce dayanmadan ayakta kalmasının imkânı yoktu. Güvenebileceği tek ülke ise Türkiye idi.
 
Çünkü Kürtlerin en büyük çoğunluğu Türkiye’de özgürce, her türlü demokratik haklarına sahip olarak PKK provokasyonlarına rağmen barış içinde yaşıyorlardı. Türkiye Kürtlerini hiçbir şekilde ayırımcılığa tabi tutmayacağı, tutamayacağı gibi Irak Kürtlerine hiçbir farklı uygulama getiremez, kötü muamele yapmaz, yapamazdı. Barzani bunu biliyordu.
 
Tek sorun, sırtını dayadığında Türkiye’nin kendisini koruyup kollayacak gücü var mıydı? Barzani 1 Mart Tezkeresinde ve sonrasında yaşananları gördü. Türkiye’nin bağımsız bir devlet olarak bölgede özgürce politikalar izlediğine şahit oldu. Bu nedenle kararını verdi, Türkiye’ye entegre olmak için ne gerekiyorsa yaptı, yapmaya çalıştı.

Barzani’nin referanduma gitme amacı bağımsızlık ilanı değildi. Batılılar tarafından siyasi liderliği yıpratıldığından referandumla yeniden konumunu güçlendirmek istiyordu; bunun başarıldığı görülüyor. Aslında referanduma giderken de Türkiye’nin desteğine güveniyor olmalıydı. Çünkü referandumla Irak merkezi yönetimine karşı eli güçlenecek, Türkiye ile entegrasyon için daha ileri adımlar atabilecekti. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan büyük tepki gösterip esti gürledi, ama devlet politikası Erbil’e değil İdlib’e girmeyi uygun gördü!
 
Ordusuyla Kuzey Irak’a girip Musul’u, Kerkük’ü ele geçirse bile Türkiye bu illeri yönetme imkânı bulamaz. Eğer Musul’u, Kerkük’ü ve diğerlerini almak istiyorsa, Barzani’nin eliyle yönetmesi tek çaredir. Türkiye’nin yapması gereken İran’ın, Irak’ın bölgedeki nüfuzunun kırılması ve Barzani’nin güçlendirilip hâkimiyetinin sağlanmasıdır. Bunu açıktan yapmak olmaz, ancak uygun politikalar üretilerek bu sonuç sağlanabilir.
 
Türkiye’nin referandum konusunda İran ve Irak’la birlikte hareket etmesi doğru yaklaşım idi. Sınırda yaptığı tatbikat da doğruydu. Türkiye İran ve Irak ile birlikte bölgeye girmenin doğru olacağını söyledi. Başbakan Yıldırım bunu önerdi. Türkiye biliyordu ki Irak ve İran bunu kabul etmez. Çünkü nasılsa bir gün Barzani’ye haddini bildirirlerdi. Lakin Türkiye’yi bir daha oradan çıkartamazlardı. İstenen Türkiye’nin tek taraflı girip işgal etmesiydi ki bu tuzağa düşmedi. Yoksa tıpkı ABD gibi işgalci durumuna düşecekti. Bütün Arap ülkelerini ve dünyayı karşısına alacaktı. Sonunda çekilmek zorunda bırakılır verdiği zayiatı yanına kâr kalırdı. Eğer Türkiye, İran, Irak birlikte girselerdi uluslararası meşruiyeti olurdu. Bunu istemediler. İran ve Irak Türkiye’yi yalnız başına girmeye teşvik edip tuzağa düşürülmesi için muhtemelen İsrail’in hazırladığı senaryoyu oynadılar ama başaramadılar.
 
Buna karşın Türkiye İran ve Irak’a ölümlerden ölüm beğendiren bir politika üretti. Birlikte ya gireriz ya da referandumun sonuçlarına katlanırsınız tercihine zorladı. Sonunda gelip dayandıkları nokta şu: Ya Barzani ile savaşacaklar. O takdirde Türkiye’ye entegrasyonu dışında bir yol kalmaz. Ya da zamana yayıp, referandumun sonuçlarını kabullenecekler. Her ikisi de Türkiye için aynı kapıya çıkar. Sonunda Kürt Bölgesi Türkiye hinterlandında kalacak ve entegre olacaktır. Suriye’nin kuzeyi için de durum farklı değildir. Kürtler Arap Toplumu ile birlikte eşitlik ve barış içinde yaşayamaz. ABD bölgeden uzun süre kalamaz ve çekilmek zorunda kalacaktır. O zaman PKK biter ve Kürtler ABD’nin verdiği silahlarla Türkiye’ye değil, Suriye yönetimine karşı savaşırlar.
 
Gelişmeler karşısında ürettiği üstün siyasi akıl ürünü politikalardan açıkça anlaşılan o ki, Türkiye’yi Recep Tayip Erdoğan değil, millî derin devlet yönetiyor. Nitekim referandumla ilgili bağırıp çağırdı ama TSK Erbil’e değil İdlib’e girdi.
 
Sayı: 986
296 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
  • mehmet çetin - 22 Ekim 2017 Pazar 09:42
    Hocam musul kerkük iran denetimine geçmiş oldu biz sınırda iranla tatbikat yaparken kendi ayağımıza sıktık gibi bir şey oldu rakkada pkk ya verildi
  • Mehmet Çetin - 20 Ekim 2017 Cuma 19:52
    Yalnız hocam irak su anda hatta iran dahil karlı çıktılar gibi irak musulu kerkugu aldı hemde kolay ca bu bizim için hic olmadi gibi
  • Mehmet - 20 Ekim 2017 Cuma 19:22
    Kaleminize sağlık helal olsun hocam keyfle okuduk inş.
ELAZIĞ ⇓
İmsak 05:36
Güneş 07:02
Öğle 12:16
İkindi 14:52
Akşam 17:15
Yatsı 18:36
DÖVİZ KURLARI
USD 3.9233     EURO 4.6062     IMKB 103912     ALTIN 161,053