Toktamış Ateş

tokta@bugun.com.tr 14 Mayıs 2009 Perşembe 12:00 DİĞER KÖŞE YAZILARI

AKP- SP FARKI

2009 yerel seçimlerinde, yüzde 5,2'ye yükseltmesini, fazla "abartmamak" gerektiğini ve ayrıca, SP'nin varlığının, AKP'ye zarar vermeyeceğini; tam tersine, "ekmeğine yağ süreceğini" yazmam, kimi arkadaşlarımın eleştiri ve hatta, şaşkınlıklarına neden oldu.

İlk bakışta; aynı kitlenin oyuna talip gibi görünen, iki parti olarak değerlendirirsek, yukarıda söylediklerim biraz garip kaçıyor. Ama biraz derinliğine düşündüğümüz zaman; sanıyorum, farklı bir görüntüyle karşı karşıya kalıyoruz.

X                                              X                                          X

Saadet Partisi; Refah Partisi'nin devamı gibi görünen, "İslamcı" bir partidir. Bir demokrasi içinde; demokrasinin kurallarını ve ülkenin kurumlarını, kabul ettiği sürece; "İslamcı" bir partinin varlığına da, tahammül etmek durumundayız. Kaldı ki; Saadet Partisi'ne, "İslamcı" sıfatını yakıştırmamız; bu partinin de bir "İslam şeriatı düzeni", peşinde olduğunu göstermez. Bu parti içinde, (aynen Refah Partisi'nde olduğu gibi); bir İslam şeriatı düzeninin, umut ve hayali içinde olabileceklerin barındığını, fakat örgüt yapısı ve oy verenler içinde; bunların, ciddi bir "azınlık" olduğunu, düşünebiliriz. Fakat her nedense; bu türden kişilerin, vitrinin ön safında yer almalarını; ne Refah engelleyebilmişti, ne de Saadet Partisi, engelleyecek gibi görünüyor.

Herhalde, bunların seslerinin çok çıkmasından ve "dışlanırlarsa", partinin zayıf düşeceğinden, çekiniyorlar. (bu konuda kararı, elbette kendileri vereceklerdir)

Refah Partisi'nin, "milli görüş" anlayışı; "devletçi" ve "AB karşıtı" bir anlayıştı. Dış politikada, Avrupa ve ABD'den çok, İslam dünyası ve Asya'ya öncelik veriyorlardı. Bu anlayış, savunulabilir bir anlayıştır. Fakat, "uygulamada", öylesine hatalar yapmışlardır ki; ellerindeki iktidarı, "bağıra çağıra", terk etmek zorunda kalmışlardı. Sayın Necmettin Erbakan'ın, Libya lideri Kaddafi'nin çadırında azarlanması ve kendini bilmez bir lider olan Kaddafi'nin haddine düşmeyen konulardaki hezeyanlarını sineye çekişini, canlı bir biçimde anımsıyorum.

Gene aynı dönemde, Refah yandaşları arasında, "Demokrasi de neymiş? Allaha şükür ben Müslümanım" diyerek kostaklanan ve almış oldukları yüzde 20 küsür oyla; "iktidar olduklarını", zannedenler çoğunluktaydı. Hiç unutmam; Taksim Meydanı'na, bir cami yapılması tartışılırken, "Bu meselede tartışılacak bir şey yok. Bizim sıkıntımız,bu caminin planını seçmek", diye "esip gürleyenler", silahlı kuvvetlerden gelen basit bir uyarı sonrasında, "demokrasi havarisi" kesilmişler ve ortadan kaybolmuşlardı.

Refah Partisi'nin "devletçiliği" normalde, beni mutlu etmeliydi. Fakat, işin ucunu kaçırmaları ve plansız bir biçimde, olanakların çok üzerinde beklenti içine girmeleri; "inandırıcılıklarını", ortadan kaldırıyordu.

Şimdi Saadet Partisi'nin de, bu mirası (kerhen, ya da memnuniyetle), devraldığı anlaşılıyor. Ve Sayın Erbakan, Saadet Partisi'nin "manevi önderi" olarak, ilk yurtdışı gezisini, İran'a yapıyor...

Numan Kurtulmuş'un işi, çok zor.

x                                             x                                             x

Adalet ve Kalkınma Partisi, Refah Partisi'nin "varisi", yani mirasçısı gibi görünmesine karşın, çok ciddi farklılıklar sergiliyor. Her şeyden önce ; "İslamcı", bir parti değil, "dini duyarlılıkları yüksek olan, liberal bir parti", niteliğini taşıyor.Tabii bunun doğal bir uzantısı olarak; RP'nin "devletçi" bir parti olmasına karşılık; AKP, liberal ve "piyasa ekonomisine" yönelen bir parti.

AKP içinde de; hiç kuşkusuz, çok farklı düşünceleri olan insanlar var. Ve gene hiç kuşkusuz; "İslamcılar" olduğu gibi; dinsel konularda pek de duyarlı olmayan, insanlar var. Bu konuda, isim vermek istemiyorum ama; siz değerli okurlarım, bu satırları okurken, eminim aklınıza pek çok isim gelmiştir.

AKP'nin dış politikasıyla, Refah'ın dış politikası arasında da, pek bir benzerlik görülmemektedir. Refahlılar; kimi zaman açıkça, kimi zaman, üstü örtülü olarak, Avrupa Birliği karşıtıyken AKP'liler çoğu kez "umutlu olmasa da", Avrupa Birliği'nden yana, bir duruş sergilemektedir. Her iki partinin, Ortadoğu'ya olan ilgileri de, epeyce farklıdır. Refah'ın yaklaşımı, "dinsel" iken; AKP sorunu, "bölgesel" olarak ele almaktadır.

Bu konuda, örnekleri çoğaltmamız mümkün ama; öyle sanıyorum ki, bugünlük bu kadarı yeter.

x                                             x                                             x

Şimdi, Refah'ın mirasına sahip çıkan Saadet Partisi'nin varlığının; AKP'nin ekmeğine, neden ve nasıl yağ sürdüğünü, ortaya koymaya çalışalım.

Kurulduğu ve iktidara geldiği günden beri AKP; "takiyye yapmakla" suçlanmaktadır. Aslında, "dinci" bir parti olduğu ve iktidara gelene kadar sakladığı bu özelliğini; bir süre daha, saklamak niyetinde olduğu iddia edilmektedir. Şimdi; "dinci" denebilecek bir partinin siyasal yaşamımıza girmesi; AKP'ye yapılan "takiyye" suçlamasını, ortadan kaldırmasa bile, önemli ölçüde azaltacaktır.

Bir başka nokta; AKP içindeki "milli görüşçülerin", kendi öz partilerine geçmesiyle; AKP, "merkez sağa" daha köklü olarak yerleşecektir. Bu özelliğiyle; hem, ekonomik olarak ve hem de, siyasal ve toplumsal olarak, daha "özgürlükçü" olacaktır.

Bu gelişme, hepimizin yararınadır... 
2001 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 04:37
Güneş 06:00
Öğle 12:24
İkindi 15:51
Akşam 18:36
Yatsı 19:53
DÖVİZ KURLARI
USD 3.4840     EURO 4.1760     IMKB 106481     ALTIN 146,563