TÜRKİYE YOL AYRIMINDA!

Geçtiğimiz hafta 2 farklı kişiden yapılan 2 zıt çıkış Türkiye’nin geldiği noktayı, yol ayırımını gözler önüne serdi. Türkiye’nin artık bir yol ayırımına geldiği, ya Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya; ya da Sevr Planı ile İstanbul Dukalığının Avrupa Birliği’ne katılması için mücadele verileceğini iki karşıt tarafın sözcüleri yandaşlara ifade etmiş bulunmaktadır.

08 Ağustos 2017 Salı 21:59 < MANŞET
Cumhurbaşkanı Erdoğan kararsız Kasımpaşalı;

TÜRKİYE YOL AYRIMINDA!

Geçtiğimiz hafta 2 farklı kişiden yapılan 2 zıt çıkış Türkiye’nin geldiği noktayı, yol ayrımını gözler önüne serdi. Birinci çıkışı ünlü Atatürkçü Prof. Dr. Celal Şengör Türkiye bölünüyor Doğusu PKK’ya verilip Batısı Avrupa Birliğine katılıyor şeklinde yaptı. Bu çıkış aslında sahibinin sesiydi. İsrail önce sağ-sol çatışmalarını tezgâhlayarak, ardından da bölücü terör örgütü PKK’yı destekleyerek 40 yıldır zaten bunu yapmaya çalışıyor.

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinin uzatılmasının arka planında da bu beklentinin olduğu bir realitedir. Bazıları zaten açık açık söylüyor; Türkiye 80 milyonluk büyük bir ülke, hepsini alamayız diyerek bölünüp küçülmesi gerektiğini gizlemiyorlardı. Ancak bölünmenin nasıl olacağını şimdiye kadar çok fazla açık etmiyorlardı. Prof. Dr. Celal Şengör bunun pat diye ortaya konulmasına aracılık etti. Bu da gelinen noktanın göstergesi olarak algılandı ki ya herro ya merro demektir. Celal Şengör kehanette bulunmuyor, uygulanan planı açıklıyor.

Oysa bu bölünme planı yeni değil Sevr Planı’nın ta kendisidir. Avrupa Birliği’ne katacakları yalnızca Marmara Bölgesi’dir. Doğusu Ermenistan’a verilecek. Güneydoğusu Kürt, Kuzeyi Rum-Pontus devletleri için ayrılacak, Ege Yunanistan’a verilecek. Orta Anadolu’ya Türkleri sıkıştıracaklar. Sevr Planı’nın haritası hayata geçirilinceye kadar Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği çeşitli bahaneler ileri sürülerek askıya alınmaktadır. İstanbul’un nüfusunun artışının sürekli sorun yapılması da bundandır. Çünkü İstanbul’un Müslüman nüfusu gayrimüslimler aleyhine artarak oran bozulmaktadır. Demografik yapının ileride değiştirilmesi zorlaşacağı için şimdiden önlem almak istiyorlar, başaramıyorlar. Tayip Erdoğan’ın, BŞB Başkanı iken bu baskılar nedeniyle İstanbul’a vize uygulanmasını gündeme getirdiği bilinmektedir.

Kemalistler Lozan’da Misak-ı Milli sınırlarındaki toprakların yarısını verdiler. Hayim Nahum Sevr Planı’nın, Kemalist Devrimlerle milletimiz İslam’dan uzaklaştırılarak Türkiye yumuşak lokma haline getirilinceye kadar askıya alınıp ertelenmesini öngörüyordu. Millî Görüş planı bozarak milletimizin yeniden Müslümanlaştırılması sürecini başlattı ve çok başarılı oldu.

Geçen hafta; ünlü Kemalist Prof. Dr. Celal Şengör’ün adını koymadan, Sevr Planı’nın artık uygulanması vaktinin geldiğine dair çıkışı çok fazla tepki almazken; AKP eski MKYK üyesi Ayhan Oğan’ın yaptığı çıkış olağanüstü tepkilere yol açtı! Ayhan Oğan ise şunları diyordu: “Şimdi biz yeni bir devlet kuruyoruz. Bu yeni devletin kurucu lideri Erdoğan’dır.”

Aslında yapılan o iki çıkış da, iki ayrı durum tespitinin iki uygun kişi üzerinden açıklanması olayıydı. Ahmet Davutoğlu’nun dillendirdiği Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın giderek unutturma sürecine mahkûm ettiği Yeni Türkiye söylemine Ayhan Oğan açıklık getirmiş oldu. Buna Eski Türkiye sevdalılarının büyük tepki göstermesi de bu yüzden.

MHP Lideri Devlet Bahçeli’ninse “Yeni bir devlet kuruyoruz ağzı kirli bir FETÖ ağzıdır” şeklindeki açıklaması regülasyon niteliğindedir. Türkiye’nin en büyük hedefi 2023’e giden yolun en önemli kilometre taşı 2019 Cumhurbaşkanlığı Seçimidir. İki farklı cenahın yaptığı açıklamanın da hedefinde bu seçim var. Devlet Bahçeli’nin sözlerinin de bu seçime dönük değerlendirilmesi gerekir. Açıkçası Bahçeli Recep Tayip Erdoğan’ın yeniden adaylığından yana olmadığını her vesile ile ihsas ettirmektedir. Bu da bu yönde yapılmış bir açıklama…

Türkiye’nin artık bir yol ayrımına geldiği, ya Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya; ya da Sevr Planı ile İstanbul Dukalığının Avrupa Birliği’ne katılması için mücadele verileceğini iki karşıt tarafın sözcüleri yandaşlara ifade etmiş bulunmaktadır. Celal Şengör açıkça PKK asıl düşman değil, asıl düşman mürteciler (Müslümanlar) demesi de olayı daha da açık şekilde gözler önüne sermiştir. Tabii, Celal Şengör’ün kastettiği mürteciler namazını kılan orucunu tutan ve ülkeyi kimin nasıl yönettiği ile ilgilenmeyen Müslümanlar değil Millî Görüş dinamikleridir. Şengör’ü böylesine ani heyecanlandıransa ABD’nin Suriye’deki yığınağıdır! Oysa ABD Irak’tan saldırıyordu yapamadı; yenilmişken şimdi Suriye’den nasıl saldıracak?

Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus Celal Şengör ve Ayhan Oğan’ın nereden talimat alarak bu açıklamaları yaptıklarıdır. Eğer arkalarında etkin bir güç ve irade olmasa, bu iki şahsın yaptıkları açıklamaların pek bir önemi, kıymetiharbiyesi olmaz. Ancak verilen tepkiler iki sözcünün de bir güç ve irade adına konuştuklarını göstermektedir.

Prof. Dr. Celal Şengör’ün bıçkın bir Kemalist olarak Eski Türkiye’yi dolayısıyla küresel güç olan Siyonizm’i ve merkez üssü İsrail’i temsil ettiği her haliyle gözler önündedir. Zaten keçi kıçı gibi her şeyi ortada, gizlisi-saklısı olmayan pervasız bir tip olan Celal Şengör çok fazla incelenmeye gerek bırakmayan açıklıktadır.

Buna karşılık, Ayhan Oğan’ı ise mercek altına alıp siyasi laboratuvarda incelemek gerekir. Nitekim eski bir MKYK üyesi olmaktan öte bir konumu olmadığı halde en üst düzey tepkiyi o topladı. Başbakan Yıldırım ve birçok yetkili şahsi görüşleridir diyerek sahiplenmediler ise de tepkilerin ardı arkası kesilmiyor. İlla Cumhurbaşkanı Erdoğan da konuşsun istiyorlar…

Şu saate kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan konuya ilişkin bir şey demiş değil. Lakin ne dese kimseyi kesmez; iki güç ve irade arasındaki derin iktidar mücadelesi devam ettikçe taraflar susmaz. O halde bu iki derin güç ve iradeyi tanıyalım. Tabii, önce Ayhan Oğan’ı tanıyalım. Aslında fazla araştırmaya gerek yok; bildiğimiz kadarı yeter. Eski MKYK üyesi olduğu AKP iktidarı kendisini sahiplenmese de televizyon programlarında itibar edilen bir kişilik. Agresif bir üslubu ve kendinden emin bir tavrı var. Tepki ve tartışmalara konu olan son sözlerindeki gibi hep radikal söylemleriyle biliniyor. Açıkçası kendisine gösterilen ilgi ve tepkinin nedeni derin bir milli gücün sözcüsü olduğu kanaatidir. Biz de öyle değerlendiriyoruz.

Gelelim birbiriyle ölümüne mücadele halindeki iki derin güç ve iradenin mahiyetine. İktidarı gerçek anlamda ele geçirmeye Türkiye’nin vizyonunu belirlemeye yönelik bu mücadelenin miladı Erbakan’ın Millî Görüş davası ile ortaya çıkmasıdır. Daha önce İttihat ve Terakki’nin Cumhuriyet dönemindeki devamı olan Ergenekon derin devleti Dünya Siyonizm’inin temsil mercii olarak Türkiye’deki vesayet rejimini işletiyordu. Hangi parti iktidar olursa olsun onun dediği oluyordu. Erbakan da siyasete atılmadan önce ordu bünyesinde rakip bir derin yapı oluşturup yönetti. Küresel Güç yaptığı onca askeri darbeye/müdahaleye, partilerini kapatıp defalarca siyasi yasaklı yapmış olmasına rağmen Erbakan ve Millî Görüş’ü elimine etmeyi başaramadıysa en önemli nedeni kurduğu bu milli derin devlet yapılanmasıdır.

Erbakan’ın Dünya Siyonizm’i ile yerli uzantısı 1923 hile rejimi ve köle düzeni karşısında 40 yıl boyunca yürüttüğü mücadele sürecinde SSCB dağıldı, tek süper güç ABD liderliğindeki Yeni Dünya Düzeni çöktü. Başlayan Arap baharı fırtınasıyla devrilen işbirlikçi dikta rejimler yerine yenileri getirilemedi. ABD, NATO, Avrupa Birliği gerileyerek küresel hegemonyasını yitirirken Türkiye bölge lideri bir küresel güç haline geldi. Türkiye bunu milli derin devleti ile başardı. Türkiye’ye ASALA, PKK, FETÖ gibi terör örgütleri de musallat edildi başarılamadı süreç devam ediyor. Açıkçası Eski Türkiye ile Yeni Türkiye arasındaki iktidar mücadelesini Kemalizm ile Millî Görüş temsil ediyor. Millî Görüş öncesi Türkiye’yi yurtta sulh cihanda sulh içinde sükûnet ve suhuletle Ergenekon derin devleti sorunsuz yönetiyordu. Her şeyin art arda sökün etmesi Millî Görüş’le ve özellikle 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası başladı hala devam ediyor. Millî Görüş’ün kontrolüne giren Türkiye bunu resmen ilan aşamasında!

Gelinen noktada her iki cenahın hedefi de 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimidir. Ama tarafları çok net seçip ayırmak hiç kolay değil. Kim Ergenekon cephesinde, kim milli derin devlet ile iş tutuyor pek belli olmuyor. Bu sebepten siyasi partilerden söz ederken hangi CHP, hangi AKP, hangi MHP diye sormak gerekiyor. Örneğin Deniz Baykal ve Kemal Kılıçdaroğlu milli derin devlet ile iş tutuyorlar. Devlet Bahçeli de öyle. Abdullah Gül ile Ahmet Davutoğlu milli derin devletin adamlarıdır. Taraflar arasındaki asıl mücadele AKP’de yaşanıyor. Pelikancı denilen ekip Kemalist/Ergenekoncu cenaha mensuptur. AKP fabrika ayarlarına dönmelidir söylemini onlar dillendiriyor. Onlar Yeni Türkiye söylemine karşıdırlar. Tayip Erdoğan Millî Görüş gömleğini çıkardı bir daha giymesin istiyorlar. AKP’yi TÜSİAD referansıyla ABD’den alınan icazetle kurdukları için fabrika ayarlarından maksatları kuruluş felsefesine dönüştür.

Burada asıl önemli olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tutumudur. Erdoğan’ın vazgeçilmezini 2019 seçiminde yeniden aday olup seçilmek oluşturuyor; bunu kim garanti edebilirse onun yanında yer almakta sakınca görmüyor. Bu nedenle de dengeler değiştikçe tavrı değişiyor ve yalpalamak durumunda kalıyor. Lakin son zamanlardaki durumu hiç de iç açıcı değil…

Çünkü düşük profilli başbakan nitelemesiyle görevlendirilen Binali Yıldırım’ın bir dediğini iki etmediği sanılan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı milli derin devletin safına geçtiğinden söz edebiliriz. Bu, yaşanan son olayların değerlendirilmesiyle gözlemlenen bir durum…

16 Nisan Referandumu sonrası sorulan bir soruyu cevaplarken Başbakan Yıldırım AKP’de olağanüstü kongre olmayacağını söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olağanüstü kongreyi toplayıp genel başkanlığa gelmesi ile açılan makasın bir türlü kapanmadığı gözlemleniyor!

Önce kongrede Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetimde istediği değişikliği yaptıramadığına dair bir izlenim doğdu. Bunu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakınlığı ile bilinen Mahmut Övür Sabah Gazetesindeki köşesinde dile getirdi. Mahmut Övür Başbakan Binali Yıldırım’ın her istediğini kongrede gerçekleştirdiğini iddia etti.

Ardından uzun süre konuşulan kabine değişikliği nihayet yapıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan yine istediği değişikliği yaptıramadı. İbrahim Kalın Dışişlerine, Ali Babacan ise Ekonominin başına getirilecek diye oluşturulan kamuoyuna rağmen hiçbiri olmadı. Cumhurbaşkanı’nın, TGRT’de kendisine dönük yıpratma kampanyası başlatılan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’i görevini bırakmaya zorlaması sonucu emekliliğini istemesi de hala tartışılıyor…

Mehmet Görmez aleyhine tavır koyan DİB’den sorumlu Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş’u tenzili rütbe ile Kültür Bakanlığına getiren irade de merak konusu olmaktadır. Bunu da milli derin devletin bir masajı olarak değerlendirmekteyiz.

YAŞ kararları açıklandığında da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediklerinin olmadığına ilişkin izlenimler kamuoyunda yer aldı. Başbakan Yıldırım’ın kritik karaların açıklanacağı günlerin arifesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’la programda olmayan uzunca görüşmeler yapmasına da çeşitli anlamlar yüklenmektedir. Düşük profilli bir başbakan 6 saat neyi konuşur?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Katar ziyaretinin hemen ardından Abdullah Gül’ün de ziyarete gitmesi millî derin devletin farklı bir mesaj gönderdiği şeklinde algılanıyor. Başbakan Binali Yıldırım sürpriz şekilde Abdullah Gül’ü Sivas mitingine davet etti, o da gitti. Bütün bunların 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik angajmanlar olarak değerlendirilmesi gerektiğini izaha gerek yok. Devlet Bahçeli’nin Tayip Erdoğan’ın adaylığını destekleyeceğine dair pek bir sinyal vermediği her halinden belli olmaktadır. Deniz Baykal’ın ise Abdullah Gül’e sıcak baktığı sır değil. Artık anlaşılan o ki Başbakan Yıldırım da Abdullah Gül’ü destekleyecek…

Bütün bunlara neden olan millî derin devletin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden adaylığı için vize vermemesidir. Erdoğan’ın ne pahasına olursa olsun adaylıktan feragat etmemesi, açıktır ki Türkiye’yi istikrarsızlığa sürüklemeye çalışanları ümitlendiriyor. Erdoğan’ı Türkiye için Aşil topuğu gibi görüyorlar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olaylar karşısında açık tavır sergilemeyip kararsız görüntüsü vermesi yeniden seçilme konusundaki kararlılığından kaynaklanmaktadır. Seçilebilmesinin garantisini nerde görürse orada konuşlanacağının sinyallerini vermektedir.
>>>O<<< 
906 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
  • Ibrahim ethem - 09 Ağustos 2017 Çarşamba 17:02
    Nasil taraf degistiniz. Hayretler icersinde yazilarinizi izliyorum. Yaziklar olsun
  • hasan çelik - 09 Ağustos 2017 Çarşamba 10:51
    bu yazıyı okuyunca şunun irdelenmesi gerektiğini düşünüyorum
    devlet hakikaten erdoğanın üzerini çizdimi çizdi ise neden!!
    yeni sistemde yani başkanlık sisteminde devlet için başkan olacak kişi eski sisteme oranla daha fazla riskmi taşıyor yani
    Erdoğan gibi bir kişiliğin sorun çıkartması daha muhtemel gibi görünüyor
    zaten yeni sistemde partilerin alacakları oy oranı çokta önemli değil önemli olan başkanın kim olacağı bunu en bariz göstergeside şu olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor nedir o meclisin başkanı alaşağı etme oranı
    yani başkan olacak kişinin devlete hiçbir problem çıkarmaması gerekir
ELAZIĞ ⇓
İmsak 04:39
Güneş 06:02
Öğle 12:24
İkindi 15:49
Akşam 18:32
Yatsı 19:49
DÖVİZ KURLARI
USD 3.4727     EURO 4.1687     IMKB 105324     ALTIN 146,596