TÜRKİYE’Yİ YÖNETMEK

15 Temmuz Darbe Girişiminden sonuç alamayan küresel güç, ana muhalefet CHP’den de umduğunu bulamayınca çareyi iktidardaki AKP’yi ele geçirmede görüyor.

31 Ekim 2017 Salı 22:35 < MANŞET
Yerli, küresel iki gücün mücadelesi

TÜRKİYE’Yİ YÖNETMEK
 
15 Temmuz Darbe Girişiminden sonuç alamayan küresel güç, ana muhalefet CHP’den de umduğunu bulamayınca çareyi iktidardaki AKP’yi ele geçirmede görüyor. Bütün stratejisini ve plan/programlarını bu yönde revize eden Global Siyonist Güç Cumhurbaşkanı Erdoğan ile işbirliği etmek üzere 2019 seçiminde yeniden seçilmesini vaat etmektedir.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da bu yönde bir söylem ve eylem revizyonuna gittiği aşikârdır. Buna ihanet demek henüz erken olsa bile sonucun kaçınılmaz olarak ona evrilme tehlikesi oldukça yüksektir. İhtimal ki, Erdoğan yeniden seçilirsem yine bunlara dirsek çeviririm diye düşünüyordur ama bu Rus ruleti gibi. Erdoğan’ın düşündüğünü onların düşünememesinde ne engel var? Lakin belli ki, Erdoğan yeniden seçilememeyi içine sindirip göze almaya güç yetiremiyor. O yüzden kurucusu olduğu AKP’yi bile gözden çıkarmış, yerden yere vuruyor!
 
Her şey 16 Nisan Referandum sonuçlarının açıklanmasıyla başladı. MHP oyları çıktığında oylarının en fazla % 40’ta kaldığını gören Erdoğan’ın Devlet Bahçeli’ye güvenemeyeceğini ve onun ipiyle kuyuya inemeyeceğini düşünerek başka destekler aramaya başladığı siyasi söylem ve eylemlerine yansımaktadır.
 
Önce, uzunca süredir gitmediği TÜSİAD’ın bir toplantısına koşup katıldı. Ardından küresel sermayenin Türkiye baş temsilcisi eski TÜSİAD başkanlarından Tuncay Özilhan’ın Isparta ilindeki Coca-Cola Fabrikasının aşılış törenine katıldı. Konuşmasında yaptığı güzellemeler ve tornistanlar aradaki buzları bir hayli eritti.
 
Küresel sermaye medyasının Türkiye temsilcilerinin de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik eski agresif tutumlarını yumuşattıklarını; aleyhindeki gelişmeleri haber yapmayarak, lehine olan parlatılmasına yarayacak gelişmeleri haberleştirdiklerini gözlemlemeye başladık. Çok hızlı gelişen bu durum Batıdaki Siyonist medya organlarına da yansıdı. Almanya’da seçim kampanyası yürüten Şansölye Merkel’e karşı Cumhurbaşkanı Erdoğan savunulur oldu. Bu durum Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD seyahatinde de gözlemlendi. ABD medyasının da Avrupa medyası gibi Trump’a karşı Erdoğan’ı savunduğu müşahede edildi. Artık dünyada, Türkiye’de Cumhurbaşkanı Erdoğan karşıtı bir medyadan söz etmek mümkün değil. Tümü ile lehinde yayın yapıyor. Bundan güç ve cesaret alan Erdoğan’a açık yanlışlar yaptırılıyor. AKP teşkilatlarına, partili belediye başkanlarına yoktan sebeplerle musallat ediliyor.
 
İstanbul, Ankara, Bursa büyükşehir; Düzce, Niğde il belediye başkanları metazori kanırtıla kanırtıla istifa ettirildiler. Balıkesir BŞB Başkanı ise istifaya zorlanıyor. Geride başkalarının da olduğu ifade ediliyor. AKP il-ilçe kongrelerinde de aynı minvalde baskıları, dayatmaları, tehditleri, şantajları sürdürüyorlar. Direnenleri medya ve Pelikancı Troller anında linç eden saldırılar başlatarak yapıp ettiklerine pişman ediyorlar.
 
Bir liderin ayırım gözetmeden ve belli bir hedef göstermeden partisini tümüyle karaladığını şimdiye kadar hiç kimse görmedi. Bir liderin kendi parti mensuplarına yönelik sarf etmesini hiç kimsenin hoş göremeyeceği ağza alınamayacak hakaretleri her ağzını açtığında perva etmeden boca eden bir siyasi liderin sağlık sorunları olmasından şüphe edilir.
 
Ne demek defolu? Ne demek metal yorgunu? Ne demek şahsi çıkarı için davayı satanlar? Bu ağır hakaretler sıradan insanlara yönelik sarf edilmiyor; milyonlarca seçmenden oy alıp defalarca seçilmiş, yılarca büyükşehirleri yönetmiş saygın insanlara yöneltiliyor. Üstelik de bunlar beraber yola çıktığı, hukuku, birlikte geçmişi olan, vefa ve sadakat ehli, başarılarına kamuoyunun şahit olduğu, AKP’nin en kıdemli, en parlak simalarıdır.
 
Lakin global sermaye medyası ile yandaş medya ittifak ettiği ve de Pelikancı Troller tetikte beklediğinden şeref ve haysiyetlerinin ayakaltına alınarak linç edilmekten korkan muhatap başkanlar gıkını çıkartamadan istifalarını açıklamak zorunda bırakılıyorlar. Türkiye bugüne kadar siyasi geçmişinde hiç yaşanmayan bir dehşet engizisyon zulmüne tanıklık ediyor.
 
Peki, Türkiye’de siyaset bu denli vahim bir süreç yaşarken çizdiğimiz karanlık tablonun hiç mi umut veren bir ışık kaynağı yok? Olmaz mı; olmaz mı? Timur’la girdiği Ankara savaşını kaybedip parçalanan, dağılmaya yüz tutan Osmanlı Devleti, sadece 50 yıl sonra İstanbul’u fethedecek güce erişti. Söz konusu olan böyle şanlı bir tarihe arkasını dayayan bir milletse ümitsizlikten bahsedilir mi hiç!
 
Bu millet de her millet gibi çokça ihanet gördü, içinden düşmanla işbirlikçilik yapanlar çıktı, dünyayı yöneten devletlerinin yıkılışını ve daha nice felaketi yaşadı. Lakin devlet kurmanın ve özgür olmanın azmini, iradesini, gücünü hiçbir zaman yitirmedi. Büyük ihanet temelinde 1923 hile rejimi ve köle düzenini kuranlar Türklere öyle muhkem bir düzen kurduk ki en az 200 yıl, bize Filistin’i satmayan Sultan Abdülhamit’e sövecekler diye ahkâm kesiyorlardı ki, bu yaşananlar aslında o düzenin yıkılıp Yeniden Büyük Türkiye’nin kuruluş sancılarıdır.
 
15 yıldır kesintisiz tek başına iktidarda olan AKP unutulmasın ki Türkiye’yi büyük bir siyasi kaos ve tarihinde görülmemiş ekonomik krize sürükleyen meşum 28 Şubat 1997 sürecinin hemen ardından kuruldu. Şu anda, Türkiye’nin tek umudu niteliğindeki AKP üzerinden kirli hesaplar gerçekleştirilmek isteniyor. Ancak sanıldığı gibi meydan boş, ülke sahipsiz değil.
 
Millî Görüş’ün şu müstemleke tipi 1923 hile rejimi ve köle düzenine karşı verdiği bağımsız, özgür, yeniden büyük Türkiye mücadelesinin başladığı günden beri yarım asırdır bu ülkeyi hedef alan küresel güç Siyonizm yapmadığını, etmediğini bırakmadı. Lakin her hamlesi bir karşı hamle, her saldırısı bir karşı taarruzla mukabele gördü. Süreç içinde Türkiye büyüdü, güçlendi; küresel Siyonizm ise gücünü, imkânlarını sürekli yitirdi, kum saati gibi zaman her daim ülkemiz, milletimiz lehine aktı, akıyor.
 
Siyonizm’in son saldırısı 15 Temmuz FETÖ Darbesi de püskürtülmekle kalmadı, ardından başlatılan karşı darbe girişiminin yanında bir de destansı Fırat Kalkanı harekâtı yapıldı. Bu süreçte ayrıca tüm engellemelere karşın Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi de yürürlüğe 2019’da girecek şekilde anayasal hale getirildi.
 
Şimdi ise yeni hükümet sistemine ilişkin referanduma var gücü ile karşı çıkan küresel güç, uzaklaştırıldığı Türkiye yönetimini yeniden ele geçirmek üzere Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ittifak kurmuş görünmektedir. Lakin karşısındaki devlet mekanizması işini zorlaştırıyor…
 
16 Nisan Referandumunun akabinde, Olağanüstü AKP Kongresi yaptıran Cumhurbaşkanı Erdoğan MKYK’da deklare ettiği değişimi sağlayamadı. Yalnızca iki isim değişti ki onlar da Erdoğan’a yakın isimlerdi. Nitekim Şaban Dişli’yi sonra baş danışman yaptı. O da istifasını verip ayrıldı. Diğeri ise Yasin Aktay ki, Erdoğan yağcılığı ile ün yapmış bir isimdi.
 
Daha sonra, Cumhurbaşkanı Erdoğan açıkladığı kabine değişikliğinde de istediğini yapma imkânı bulamadı. İbrahim Kalın’ın Dışişlerinin, Ali Babacan’ın ekonominin başına geleceği yoğun olarak konuşuluyordu ama olmadı. Aksine, Yahudi’yi çileden çıkartan bir tasarruf ile Numan Kurtulmuş Başbakan Yardımcılığından “müze bakanlığına” tenzili rütbe getirildi.
 
Bu da yetmedi alınan YAŞ kararlarında da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın taleplerinin dikkate alınmadığı yazılıp çizilenlerden anlaşıldı. Açıkçası Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir gizli elle devletten ve AKP’den tecrit edildiği izlenimi çok güçlü şekilde kulislere yayılmaya başladı.
 
Bu artarda yaşanan gelişmelerin ardından bu defa karşı taraf atağa geçti. AKP teşkilatları, partili belediye başkanları, grup başkan vekilleri hedef alınarak bir itibarsızlaştırma, dahası aşağılama kampanyası başlatıldı. Defolular denildi, metal yorgunları denildi, şahsi çıkarını parti çıkarının üstünde tutanlar denildi. Yorgunlar kenara çekilsinler yoksa gereğini yaparız denildi… Nihayet şimdiye dek ülke nüfusunun yarısını yöneten belediye başkanları ayrıldı.
 
Küresel gücün bu kaba, hoyrat, acımasız, pervasız, ilkesiz, kuralsız hamleleri karşılığında; yerel güç şimdilik herhangi bir girişimde bulunmuyor ve yaşananları sessiz sedasız izliyor. Bunun bir pes etmek, teslim olmak olmadığı her haliyle belli. Zira istifa ettirilen başkanların hep aynı tutum ve davranışı sergiledikleri görülüyor. Bu spontane ve rastlantısal olamaz.
 
Bu durumu şöyle okumak gerekir: Büyük bir toplumsal desteğe sahip, karizması doruğuna eren, AKP’nin kurucu lideri Tayip Erdoğan’ı bir kalemde çizip bertaraf etmek asla mümkün değil. Bu durumda mücadelenin zamana yayılarak geniş bir memnuniyetsizler kitlesinin bu süreç içinde oluşturulması lazım. Bunu sağlamak için de müdahale edilmeden alabildiğine mütecaviz hareket etmesine, ortalığı yakıp yıkmasına cüret edecek şartlar oluşturuluyor…
 
Ancak olayın farkında olan küresel güç elindeki medya ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tüm söylemlerini, eylemlerini haklı göstererek hedefindekilerine siyasi linç uygulamaktadır. Her sözünü büyük coşku ile alkışlayan yandaş medya ile adeta yarışa girerek küresel sermaye medyasının düzdüğü güzellemeler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı rahatlatıp elini güçlendirmek için iyi geliyor. Lakin bu uzun süre sürdürülürse en aptal kesimleri bile uyandırabilir, oyunu fark etmesine neden olabilir. Yerel gücün pusuya yatıp hiç müdahalesiz beklemesi, sanırız bu durumun gerçekleşmesi amacına yöneliktir. Duruma hâkim olan yerel güçtür.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan % 40’lık kanıtlanmış desteğine karşın % 60’lık da bir istemeyene sahiptir. Yerel güç bu süreci Erdoğan’ı destekleyenleri azaltıp istemeyenleri çoğaltmak için kullanmaktadır. Sürecin en uygun gördüğü anında altın vuruşunu yapıp Erdoğan’ı bertaraf etmeyi hesaplayan yerel güç elindeki devlet imkânlarıyla birtakım handikaplar oluşturabilir.
 
AKP’de kendini tasfiyeye maruz hissedenlerin, sayısı artıp umutları azaldıkça cesaretlenip atağa geçmeleri olmayacak şey değildir. Onların başıboş gelişigüzel hareket etmelerinden bir şey çıkmaz, lakin onları sevk idare edecek olan yerel güç, ne yapacağını şimdiden ince ince hesaplayıp tasarlıyordur.
 
Şimdiye kadar yaşanan süreçte gözlemlenen o ki, yerel güç küresel güçten daha üstün bir siyasi akla sahip. Yerel güç devlette büyük imkânlara sahip; orduyu, yargıyı, sivil bürokrasi kademelerini elinde tutmaktadır. Başbakan Binali Yıldırım ve kabinesinin de şimdiye kadar gösterdiği sessiz direniş çok net fark edilebilmektedir. Erdoğan’ın son hedefi Başbakandır.
 
Başbakan Yıldırım ve kabine üyelerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın defolu, metal yorgunu gibi söylemlerini hiçbir şekilde ağızlarına almadıkları nicedir gözlemlenmektedir. Ayrıca bu istifa ettirilen başkanlara dönük de aleyhte hiçbir beyanları olmamıştır. Sorulan sorulardan köşeye sıkıştıklarında, kerhen istifa etmeleri gerekir demeleri Erdoğan’a destek niteliğinde değildir. Başbakan Binali Yıldırım’ın Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu ile ilişkileri de iyidir!
 
Sayı: 988
697 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 05:36
Güneş 07:02
Öğle 12:16
İkindi 14:52
Akşam 17:15
Yatsı 18:36
DÖVİZ KURLARI
USD 3.9233     EURO 4.6062     IMKB 103912     ALTIN 161,053