Vehbi Kara

25 Şubat 2016 Perşembe 08:04 DİĞER KÖŞE YAZILARI

İSLAM ORDUSU’NUN ADI BİLE YETTİ

Suriye’de işler tam da ESED Rejimi-Rusya-İran-Hizbullah lehinde giderken ilginç bir olay oldu ve Rusya, durduk yere birden silahların susacağını söyledi. Bundan bir gün önce de şu uyarıyı yapmıştı. “Suriye’ye yapılacak bir kara harekâtı dünya savaşı çıkartır”.
Ne oldu da aniden ABD-Rusya ve AB Ülkelerinin akıllarına silahları susturma ve barış kararı gelmişti?

Hani göçler nedeni ile AB’nin telaşını anlamak mümkün. Peki ABD ve Rusya’ya ne oldu da birden barış söylemlerine başladılar?

Bunun cevabını ararken öncelikle görünüşte Suudi Arabistan önderliğinde ve gerçekte ise Türkiye’nin başını çektiği İslam Ordusu’nun kurulması fikrinde aramak gerekir. Çünkü Rusya, Türkiye’nin önderliğinde Suriye’ye kara harekâtı yapılacağını öğrendiği anda frene bastı ve ABD ile birlikte yapmış oldukları anlaşmaları beklemeden alelacele barış-ateşkes söylemlerine başladılar. Nitekim Almanya'daki Uluslararası Suriye Destek Grubu dışişleri bakanları toplantısından böyle bir karar da çıktı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'la birlikte kameraların karşısına geçen ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Suriye'de Esad rejimi ve muhalifler arasında bir hafta içinde ateşkes sağlanması konusunda tarafların uzlaştığını duyurdu. 

Kerry, bu anlaşmaya IŞİD ve El Nusra gibi terör örgütlerinin dâhil olmadığını belirtti. Varılan anlaşma uyarınca insani krizin derinleştiği Suriye'ye cumartesi gününden itibaren yardımlar gönderilmeye başlanacak. Ardından bir hafta içinde Esad rejimi ve muhalifler arasında geçici ateşkes sağlanacak. Bu ateşkesin ardından tarafların Cenevre'deki barış müzakerelerine yeniden başlaması öngörülüyor. 

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Almanya’nın Münih kentinde yapılan Suriye toplantısında, tarafların bir hafta içinde "şiddetin durdurulması" konusunda uzlaştıklarını açıkladı.

ABD ve Rusya’nın yanı sıra bölge ülkeleri Suudi Arabistan, İran ve Türkiye’nin de katıldığı görüşmelerin tamamlanmasının ardından yaptığı açıklamada Kerry, ilk yapılacak işin insanı yardımları artırıp, bunların ulaştırılmasının sağlanması olduğunu belirtti. Kerry, şöyle devam etti: "İkinci olarak da ulusal çapta saldırıların durmasını sağlayıp, bir hafta içinde ateşkesi yürürlüğe sokma konusunda görüş birliğine vardık. Bu iddialı gibi görünebilir ancak herkes bu amaca ulaşmak için olabildiği kadar çabuk davranma konusunda kararlı."

Suriye’de savaşın beş yıldır sürdüğünü anımsatan Kerry, "Şimdi elimizde olan, sözlerin kâğıda dökülmüş hali. Gelecek birkaç gün içinde sahada somut adımlar atılması gerek" diye konuştu. Kerry, Münih’teki görüşmelerin verimli geçmesinden memnuniyet duyduğunu belirtti.

Almanya'nın Münih kentinde düzenlenen Uluslararası Suriye Ön Destek Grubu Toplantısı'nda Türkiye'yi Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu temsil etti. Çavuşoğlu, ABD'li mevkidaşı Kerry ile bir süre sohbet etti. Anadolu Ajansı'nın haberine göre; Münih'te 17 ülkeden dışişleri bakanlarının katılımıyla yapılan “Uluslararası Suriye Destek Grubu” toplantısında varılan uzlaşmayı açıklarken, “ateşkes” yerine “şiddetin durdurulması” kavramını kullanan Kerry, bir gazetecinin sorusu üzerine, ateşkes kavramının hukuki anlamda daha fazla bağlayıcılık içerdiğini, bu kavramın şu aşamada bazı katılımcı ülkeler tarafından benimsenmediğini kaydetti. 

Basın toplantısındaki açıklamaların ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Kerry, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esed’in geleceğiyle ilgili bir soru üzerine, bu konuda görüşlerinin değişmediğini kaydetti. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin ev sahipliğinde Münih Hilton Otel'de kısıtlı katılımlı Uluslararası Suriye Ön Destek Grubu Toplantısı düzenlendi. Toplantıya Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Mohammed bin Abdulrahman bin Jassim Al Thani de katıldı.

Esad’ın liderlik etmeye devam edeceği bir Suriye’de barışın olamayacağı görüşünde olduğunu kaydeden Kerry, şöyle devam etti: “Benim ve bu toplantıda yer alan ülkelerin çoğunluğunun görüşü şöyle: Esad ülkede kalmakta ve liderlik etmekte kararlılık gösterirse Suriye’de barış olamaz. Bu bizim görüşümüz, başkalarının farklı bakış açıları olabilir. Ancak biz bu şekilde barışın tesis edilemeyeceğini düşünüyoruz. Çünkü bu ihtilafa dâhil olan belli başlı ülkeler ve aktörler, ülkede meşru bir geçiş süreci olmadan çatışmaya son vermeyecektir.”

Varılan mutabakatın ardından tarafların Cenevre’deki barış müzakerelerine yeniden başlaması öngörülüyor. Toplantı sonrası açıklamalarda bulunan Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ise Suriye'nin geleceğinin askeri çözümle inşa edilemeyeceğinin, son bir haftada meydana gelen gelişmelerle görüldüğünü dile getirdi.  

"Bugün daha önce söylediğimiz gibi şiddetin belirgin bir şekilde azaltılmasına derhal başlanması konusunda anlaştık" ifadesini kullanan Steinmeier, aralarında Rusya ve ABD'nin de bulunduğu 17 ülkenin iç savaşın devam ettiği Suriye'de bir hafta içinde çatışmaların durdurulması kararı aldığını da sözlerine ekledi. 

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini de "Aralık ayında BM Güvenlik Konseyinde alınan kararın tam olarak uygulanması noktasında karar aldık" dedi. Mogherini, önemli olanın görüşmelerde alınan kararların uygulanması olduğunu belirterek, “Görüşmelerde ortak bir karar alınmış olması olumlu bir gelişme” dedi. 

Öte yandan, Suriyeli muhaliflerin oluşturduğu Müzakere Yüksek Komitesi (MYK) sözcülerinden Salim el-Muslet, yaptığı açıklamada, kendilerine destek veren ülkelerin gösterdiği çabalardan dolayı memnun olduklarını kaydederek, "Biz Suriye'de Suriye halkı için bir eylem bekliyoruz. Burada konuşulanlar hayata geçirilmeli" diye konuştu.  

BM Güvenlik Konseyi, 18 Aralık'ta, Suriye'de siyasi diyalog sürecinin başlaması ve ülke genelinde ateşkes ilan edilmesini isteyen ve Cenevre Bildirisi ile Viyana toplantılarında alınan kararları teyit eden karar tasarısını oy birliğiyle kabul etmişti.

Olup biteni anlayabilmek için şimdi biraz geriye gidelim, 29 Aralık 2015 tarihinde neler oldu onu görelim. Cumhurbaşkanı Erdoğan Suudi Arabistan’da Kral Selman'la bir araya geldi.
Sıradan gibi görülen ve pek önemsenmeyen bu buluşma, aslında tarihi bir görüşmeydi.
Bizim malum medya bunun bile önemini kavrayamadı. 

Onlar görüşmenin içeriğinden çok, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ihrama girmesi ile ilgilendiler.
Kâbe’nin etrafında pusuya yatıp, Tayyip Erdoğan’ı ihramlı görüntülemeye çalıştılar. Oysa o buluşmada  İslam Ordusu’nun durumu ve geleceği konuşuldu. 

Çünkü İslam Ordusu çok önemli bir olaydı. Osmanlı’dan sonra ilk kez Müslüman ülkeler bir araya gelip, ortak bir operasyon ordusu kurmaya karar vermişlerdi. Aslında bu olay son yılların en önemli olayıydı ama kimse bunun önemini fark edemedi.

Yıllarca Batılı ülkelerin atadığı yöneticiler ile güdülen ve birbirine düşman olan, hatta birbirini sebepsiz yere öldüren Müslüman ülkeler, ortak bir ordu kurulması kararına itiraz etmeden uydular.

Bu bile İslam Âlemi için başlı başına büyük olaydır. İslam Ordusu kuruluşu, Aralık ayının 15’in de dünyaya duyuruldu. Suudi Arabistan’ın öncülüğünde aralarında Türkiye, Mısır, Pakistan ve Malezya'nın da bulunduğu 34 Müslüman devleti ortak bir ordu kurmaya karar verdiler.

Koalisyonda yer alan ülkeler ise şunlardı: Suudi Arabistan, Ürdün, BAE, Pakistan, Bahreyn, Bangladeş, Benin, Türkiye, Çad, Togo, Tunus, Cibuti, Senegal, Sudan, Sierra Leone, Somali, Gabon, Gine, Filistin, Komor İslam Federal Cumhuriyeti, Katar, Fildişi Sahili, Kuveyt , Lübnan, Libya, Maldivler, Mali, Malezya, Mısır, Fas, Moritanya, Nijer, Nijerya, Yemen.

Teröre karşı İslami askeri koalisyonda yer almayan ülkeler ise; Cezayir, Umman, Irak ve İran'dı. İran, İslam Ordusu yerine Komünist Ordusu’nu tercih etti. Bu yüzden de bu orduya katılmadı. Zaten katılsa abes olurdu.
İslam Ordusu’nun kurulma fikrinin Türkiye’den çıktığı ifade ediliyor. Bir hayal çaktırmadan ve büyük bir hızla da gerçeğe dönüştü. İslam Ordusu kurulur kurulmaz Türkiye önemli bir teklifte bulundu. İslam Ordusu’nun ilk operasyonunun Suriye olmasını önerdi. 

Suriye’de akan kanı sadece Müslümanların durduracağını savunan Türkiye, Amerika ve Rusya’nın bunu sağlayamayacağını bildirdi. Teklif ve fikir olgunlaşınca; Başbakan Davutoğlu yanına Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ı da alarak Cidde’nin yolunu tuttu.

Genelkurmay Başkanı’nın Suudi Arabistan’a gitmesinin perde arkasını bilmeyenler, bu seyahate çok büyük tepki gösterdi. Onlara göre Türk Genelkurmay Başkanı’nın Suudi Arabistan’a gitmesi laikliğe vurulmuş büyük bir darbeydi. “Türk paşasının Araplarla ne işi var?” diye, abuk sabuk söylenip durdular. Bunlar; Genelkurmay Başkanı Hulisi Paşa’yı Suudi mevkidaşı ile görünce de adeta çıldırdılar. “AKP, Genelkurmayı’ı da kendine benzetti” diye dizlerini dövdüler. Dövdüler dövmesine ama işin aslı çok farklıydı.

Davutoğlu ve Akar Paşa Suudi Arabistan’a tarihi bir olay için gitmişti. O tarihi olay da; Suriye’ye yapılacak kara harekâtının planlarının yapılmasıydı. Yapılan görüşmelerden sonra Suriye’ye 5-10 ayrı noktadan hava harekatı desteği ile kara harekatı yapılmasına karar verildiği söylenmektedir. Varılan bu mutabakat; ABD, İngiltere ve İsrail istahbarat birimleri tarafından öğrenildi ve medyaya servis edildi. Batı; Suriye’de ortalığın karışacağını ve İslam Ordusu’nun işin içine gireceğini görünce apar – topar bir karar almak zorunda kaldı. Suriye’deki Esad güçleri ve muhalifleri Cenevre ve Almanya’da bir araya getirip uzlaşı sağlayamayınca bu sefer ABD ve Rusya arasında anlaşma imzalandı ve yürürlüğe konulduğu açıklandı.

Almanya’daki Suriye toplantısı fiyaskoyla bitmek üzereyken, müthiş bir hamle daha geldi.
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Müsteşarı Tuğgeneral Ahmed Asiri, uluslararası koalisyon ile beraber DAEŞ'e yönelik yapılacak muhtemel kara operasyonuna ilişkin, "Koalisyon Mart, Nisan aylarında operasyonel olacak" dedi.
Bu açıklamanın mesajı gayet açıktı: - Ya Suriye’de akan kanı durdurur bir uzlaşmaya varırsınız. Ya da İslam ordusu olarak Mart sonu Nisan başında Suriye’de operasyona başlıyoruz.
Bu rest; Rusları frene bastırmakla kalmadı, geri adım da attırdı. Önce 34, sonra sayısı 38’e çıkan İslam Ordusu devletleri ile savaşmanın bedelinin ağır olacağını hesaplayan Rusya,  dünya savaşı uyarısında bulunmak zorunda kaldı. Arkasından da çok büyük bir sürpriz yaparak ateşkes çağrısını masaya koydu. Sonuçta Amerika ve Rusya Suriye’de bir ateşkes konusunda uzlaştı.

Peki mesele bitti mi? Hayır daha yeni başlıyor desek daha doğru olur. Türkiye Suriye’de fırsatçılık yaparak Azez kasabasını ele geçirmeye çalışan PYD unsurlarını topa tuttu. Düne kadar Türkiye’ye rest çeken ve PYD’yi terör örgütü olarak görmediğini söyleyen ABD, bu sefer PYD’nin geri çekilmesi gerektiğini söylemeye başladı. 

Bu olayla görüldü ki;  İslam Ordusu’nun adının bile yetiyor. Ortadoğu’da pek çok soruna neşter olacağı ortaya çıkmıştır. Türkiye sonuçta; Suriye satrancında yaptığı son akıllı hamleler ile Rusya’ya “şah” çekmiş oldu.
Bundan sonrasını önce Rusya sonra İran düşünecek. DAEŞ’i bahane ederek Esad muhaliflerini temizlemeye kalkan bu ikili, karşısında Türkiye’yi buldu. Türkiye’nin Suriye’ye kara harekatı fikri bile, Rusya ile İran’ın buz kesmesine neden olmuştur.

Artık 21. Yüzyılda Türkiye en önemli aktör olarak ortaya çıkmıştır. Eskiden olduğu gibi “yurtta sulh cihanda sulh” diyerek el konulan ve susturulan sonunda da unutturulan misak-ı milli sınırlarımıza kavuşma zamanı gelmiştir. Büyük devlet olmak istiyorsan topa gireceksin.

İran destekli Rus sarhoşu zamanla meydanın boş olmadığını görecek yaptığı Rasputin hamlelerinin kendisini felakete sürüklediğini anlayacaktır. Rus-Putin, Çarlık Rusya’sında ülkeyi felakete götüren Rasputin’den pek geri kalmıyor. Rusya Federasyonu dağılmak üzere fakat o hala Suriye’yi bombalamaya devam ediyor. Başbakanımızın Ukrayana’da ne işi olduğunu şimdi daha iyi anlayacaktır, vesselam…
833 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 05:39
Güneş 07:06
Öğle 12:16
İkindi 14:50
Akşam 17:14
Yatsı 18:34
DÖVİZ KURLARI
USD 3.9187     EURO 4.6430     IMKB 105026     ALTIN 162,753