VÜCUT DA BEYİN GİBİDİR NE KADAR ÇALIŞIRSA O KADAR GELİŞİR

Sporun sağlık üzerindeki etkileri üzerine de konuşan Mustafa Cihan vücudun spora ihtiyacı olduğunu vurguladı vücudun da beyin gibi ne kadar çok çalıştırılırsa o kadar çok geliştiğinin altını çizdi.

23 Haziran 2012 Cumartesi 21:23 < RÖPORTAJ
 

Atletizm İl Temsilcisi Mustafa Cihan ile atletizm,

spor ve sağlık üzerine konuştuk…

VÜCUT DA BEYİN GİBİDİR NE KADAR

ÇALIŞIRSA O KADAR GELİŞİR

Cihan atletizmin her sporun temeli olduğunu belirtti buna rağmen medyada gereken önemin verilmemesinden yakındı. Sporcularının başarı kazanmak için çok büyük çabalar harcadığını buna rağmen gereken desteği yetkililerden görmediğini ifade etti. Sporun sağlık üzerindeki etkileri üzerine de konuşan Mustafa Cihan vücudun spora ihtiyacı olduğunu vurguladı vücudun da beyin gibi ne kadar çok çalıştırılırsa o kadar çok geliştiğinin altını çizdi.

Sizi kısaca tanıyarak başlayalım…

Yaklaşık 6 yıldır Elazığ Atletizm İl Temsilciliğini sürdürmekteyim. Milli Eğitim ile Atletizm Federasyonu arasında yapılan protokol sonrasında il koordinatörlüğü görevi de bana verildi. Aynı zamanda Mezre İlköğretim Okulu beden eğitimi öğretmeniyim.

İl temsilcisi olarak ne tür faaliyetleriniz oluyor?

İlde yapılması gereken organizasyonlarda organizatörlük görevi, il içi ve il dışı yapılan federasyon yarışmalarında kafileyi ayarlamak ve gerekli oyuncuları seçmek gibi görevlerimiz var.

Bugüne kadar ne tür faaliyetler yaptınız?

Atletizm hakemleriyle birlikte yarışları idare ediyoruz. Aslan Koç hocamızla birlikte atletizm faaliyetlerini sürdürüyoruz. İl temsilciliğim süresince 4 sporcumuz olimpik sporcu statüsüne geldiler. Olimpik sporcu demek gelecekte olimpiyatlarda yarışacak sporcu demek. Onlar şimdi atletizmle ilgili olimpik sporcu maaşı alıyorlar. Bu sporcuların tamamı Aslan Koç hocamıza ait. Ali Haydar Tekgöz, Murat Uğrak, Cenk Çelik, Nihat Tokmak bunların hepsi olimpik sporcu niteliğindeler.

Bunun dışında ilk temsilcilik yıllarımda Türkiye Kulüpler Arası Kros Ligi Elemelerini Elazığ’da yaptık. Yaklaşık 1500 kişinin katıldığı, Süreyya Ayhan’ın da izleyici olarak katıldığı bir yarışmaydı.

Bunun dışında federasyonun ilimize verdiği bir takım faaliyetleri üstlendik. Grup birincilikleri, yarı finaller, Doğu’nun Yıldızları yarışmasının finali gibi faaliyetlerde bulunduk.

Siz atletizm ile nasıl tanıştınız?

16 yıldan beri atletizmin içindeyim. 12 yıl aralıksız atletizm yaptım. Bu dönem içerisinde yıldızlar da gençler de büyükler de genelde orta ve uzun mesafe koştuk. 1989’da 9 Eylül Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu’nu kazandım. 1993’de mezun oldum. Öğretmenliğe atıldıktan birkaç yıl sonra atletizm il temsilciliğine getirildim. Ekmeğimizi atletizmden kazandığımızdan dolayı bu spora gönül borcumuz vardı. Bunun için de fahri görev olarak atletizm il temsilciliğini yürütüyorum.

Sporcular için madalya önemlidir? Madalyalarınıza gelelim… Sizin için en değerlisi hangisi?

16 yaşından beri atletizmin içindeyim. Sporcunun aldığı her madalya önemli ve değerlidir. Madalyanın iyisi kötüsü yoktur. Aylarca hatta tüm sene çalışıp çabaladıktan sonra elde ettiğiniz madalya paha biçilmez bir değerde oluyor, her şeyiniz oluyor. Başkası için basit görünebilir ama sporcu için madalya çok büyük önem arz ediyor. Onun kıymetini de ancak sporcu bilir.

Koştuğunuz yarı finallerde, Türkiye derecelerinde elde ettiğiniz başarılar çok önemli. Ama milli takımlar derecesinde olması çok daha değerli oluyor. Milli takıma girmeniz ülkenizi dışarıda temsil edecek olmanız gurur duyulacak başarılardan.

İlimizde atletizme ilgi nasıl?

Atletizm ülke çapında temel spor dallarımızdan biri hatta en zoru ama ne yazık ki hak ettiği ilgiyi göremiyor. Öncelikle herkes şunun bilincinde olmalı; atletizm yapmayan sporcu hangi branşta olursa olsun başarılı olamaz çünkü atletizm bütün sporların temeli...

Bugün olimpiyatların en gözde branşı atletizmdir. Yani atletizm kendi branşı içinde gerekli önemi kazanmalı. Okullarımızda sağ olsunlar beden eğitimi öğretmenlerimizin de ilgisiyle çalışmalarıyla atletizm çocuklara sevdirildi. İşe severek giren çocuklar başarı da elde ettiler. Bir çocuğun eve madalya götürmesi o aileyi tamamen atletizme bağlar. Çünkü o madalya aileyi de çocuğu de sevince boğar. Aynı zamanda o şehri o camiayı da sevince boğar, gururlandırır. Bu şekilde atletizm alanına ilgi artar.

Özellikle ülkemizde spor denince akla genellikle futbol, basketbol, voleybol gibi sporlar geliyor. Niçin atletizmi bir türlü öne çıkaramıyoruz?

Futbol ülkemizde hele de yöremizde çok farklı benimsenmiş. Çocuk daha yürümeden kucağına futbol topu veriliyor. Daha küçük yaşında futbol topuyla haşır neşir olunca büyüyünce haliyle ilk ilgi duyduğu da futbol oluyor.

Bunda çevresel etmenlerin, basının da etkisi çok… Bu sebeple siz halka atletizmi benimsetmeye çalışırsanız, temel spor dalları adı altında anlatırsanız, basın da gerekli önemi verip popülerlik kazandırırsa halk niye benimsemesin?

Basının hep futbolu ön planda tutması diğer spor dallarına ilgisiz kalınmasına yol açıyor. Bu gün bir futbolcunun her adımı izleniyor. Ama milli takıma girmiş Türkiye birinciliği hatta Avrupa derecesi yapmış bir atleti kimse tanımıyor. O ana kadar elde ettiği başarıdan çektiği sıkıntıdan kimsenin haberi yok. Basında sadece çocuğun biri Türkiye şampiyonu olmuş diye yazıp geçiyor öncesi yok.

Atletizmi diğer spor dallarından ayırt etmek gerekiyor. Şöyle ki dünyanın en zor sporu atletizmdir. Bu bilimsel olarak da kanıtlanmıştır. Futbolda basketbolda şans var ama atletizmde şans yok. Yani atletizmde bir sporcunun elde edeceği başarı azmi, hırsı, antrenmanları ve yeteneğiyle doğru orantılı... 400m olsun 800m olsun 1500m olsun yarışın başından sonuna kadar insan organizmasının üstüne çıkarak duraklama şansı olmadan mücadele edilmesi gereken bir spor dalı. Başka hiçbir spor dalında siz bunu göremezsiniz. Güreş 3 dakikalık setler halinde yapılıyor, boksta ara veriliyor ama atletizmde bu yok. Durmadan koşup öne geçmek zorundasınız. Dediğim gibi atletizmde şans unsuru yok ve branş olarak en zor spor dalı.

Spor yapmanın etkilerini sağlığınızda görüyor musunuz?

Tabii ki. Biz spor adamları belirli bir yaşa geldikten sonra aktif sporu bırakıyoruz ama kendi sağlığımız için yaptığımız sporu devam ettiriyoruz. Yani aktif sporu bırakmak, sporu tamamen bıraktığımız, çevrenizdeki insanlardan el etek çektiğimiz anlamına gelmiyor. Önemli olan spor adamlığı pozisyonuna geçtikten sonra insanlara faydalı olabilmektir. Sonuçta ben bir beden öğretmeniyim. Ama spor adamlığımı okul içiyle sınırlandırmıyorum. Okulda nasılsak dışarıda da öyleyiz. Sokakta yetenekli bir çocuk görünce onu spora kazandırmaya çalışıyoruz. Rahatsız bir insanla karşılaşınca spordan alabileceği verimi anlatıyoruz, onu spora yönlendiriyoruz. Çevremizdeki insanlara faydalı olmaya çalışıyoruz.

Şu unutulmamalı ki belirli bir yaştan sonra yürüyüşler, sporlar, hafif tempolu koşular olsun yapılan her antrenmandan sonra doktordan aldığınız randevuyu yırtıp atıyorsunuz. Kendinizi rahatlamış, ağırlıklarınızdan kurtulmuş ve enerji dolu hissediyorsunuz. Bu ne demek? Sağlıkla spor iç içe demek. Ama bunu üzülerek söylüyorum ki sağlığa en faydalı olan şeyin spor olduğu hala bilinmiyor.

Belediyenin yaptığı koşu parkurları var. Orada insanları gözlemliyoruz, onlarla sohbet ediyoruz. Çok acı ve üzülerek söylüyorum ki oradaki insanlar ya kalp rahatsızlığından, ya aşırı kilodan dolayı doktor tavsiyesi ile gelen insanlar. Yani sporu alışkanlık edip de gelen insanlara çok nadir rastlıyoruz. Hastalıktan sonra yapılan spor geç kalınmış bir spordur. Spor bizim kültürümüze yerleşmeli.

Spor yapmanın bir sınır var mı?

Elbette sporun sınırı yok. İnsan 7’den 70’e spor yapmalı. Hatta 70’den sonra da yapmalı. Sporun yaşı yoktur. Spor belirli bir yaşa kadar performans sporu  -biz ona yarışsal spor diyoruz-, olarak yapılır, belirli bir yaştan sonra da sağlık sporuna dönüşür. Hayatını sporla geçirince spor bir yaşam felsefesi haline geliyor. Atletizmde de diğer spor dallarında da belli bir yaştan sonra o sporu sürdürmek gerekiyor. Vücut öyle yaratılmış ki ne kadar çok çalışırsa o kadar çok gelişiyor. Beyin gibi yani…

Temsilciliğin ve atletizmin ilimizdeki sıkıntıları nelerdir?

Elde edilen bir başarı var ama öncesinde çekilen sıkıntıyı kimse sormuyor. Yani Türkiye birincisi olan çocuk gökten zembille inmiyor. Sonuçta bunun ortaya çıkarılma süreci var. Aile yapısı, maddi imkânların yetersizliği gibi bir sürü zorlukla karşılaşıyoruz. Belirli bir süre bunların sıkıntısını çekiyoruz. Ama bu sıkıntıyı çekerken hiçbir kurum da bize destek vermiyor.

Yetenekli bir çocuğun nitelikli bir çocuğa dönüşmesi için belli spor kuruluşlarının desteği şart. Destek olmayınca bu iş fedakârlığa dönüşüyor. Fedakârlık da tamamen ferdi çabalarla oluyor. Mesela Aslan Koç hocamız maddi manevi her türlü özveride bulunuyor. Bakıyorsunuz Aslan Hoca’ya destek var mı? Tartışılır. Atletizm il temsilciliğine veya o camiaya destek var mı? Kesinlikle yok. Peki, bu destekleri nereden buluyoruz? Belirli bir noktaya kadar kendi imkânlarımızı seferber ediyoruz. Sonra çocuklar belli bir başarı elde edip milli takımlar düzeyine geldikten sonra zaten onu sahiplenen çok kişi oluyor. Ayrıca bu seviyeye gelince olimpik maşlar bağlanıyor, millilik maaşları veriliyor. O çocuklar bir şekilde destekleniyor. Ayrıca kulüplerinden maaş alıyorlar. Bundan önceki Murat Orak Fenerbahçe kulübünde, Ali Haydar Tekgöz Fenerbahçe kulübündeydi şimdi İstanbul Büyükşehir Belediye’de. Bunlar gibi birçok sporcumuz önemli pozisyonlara geldi.

Buralara gelmeleri için çok emek verildi ne yazık ki bu konuşulmuyor. Bizim elde ettiğimiz birçok başarı var. Gerekli kurumların kuruluşların bunu fark edip bize gelmeleri, sıkıntılarımızı dinlemeleri, ihtiyaçlarımızı karşılamaları gerekiyor. Madem siz milli takım düzeyinde çocuklar yetiştirip, milli takıma yolluyorsunuz bunun devamı için ne yapabiliriz, size ne imkânlar sunabiliriz diye sormaları gerekmiyor mu?

Düşünün biz dağın başında inişli çıkışlı, taşlı kumlu arazide antrenman yapıyoruz.  Ardından o çocuklar İzmir gibi bir ilin tartar pist dediğimiz sentetik sahasında yarışmaya katılıyor. Bu kadar trajikomik bir olay olabilir mi? Bu çocuklar piste inmeden Türkiye şampiyonasına gidiyorlar buna rağmen Türkiye birincisi oluyorlar. Milli takımlara girebiliyorlar. Mesela futboldan buna benzer bir örnek vereyim ki daha iyi anlaşılsın. Düşünün köyde tarlada futbol oynuyorsunuz ondan sonra sentetik sahada ve ya çim sahada size futbol oynatıyorlar. Şimdi bu iki ortam bir olur mu? Mümkün değil.

Bu sıkıntıları yetkililere iletiyoruz dinleyen olmuyor. Bir başarı elde edilince herkes arkasında duruyor ama desteğe gelince hiç yok. Federasyon milli takıma çıktıktan sonra destek veriyor. İllerin ise kendi yağında kavrulmaları gerekiyor.

Projeleriniz var mı?

Tabii ki proje hiçbir zaman bitmez. Her zaman bir arayış içindeyiz. Yetenekli çocukları bulup çıkarmak istiyoruz. Geçen sene atletizmi geliştirme projesinde çevre ilçe ve köyleri denedik. Oralarda da çok yetenekli çocuklar çıktı ama önümüzdeki eğitim öğretim yılında merkeze eğileceğiz. Çünkü Elazığ’da çok yetenekli bir nesle sahibiz.

Değerlendirmeleriniz için teşekkür ediyoruz. Eklemek istediğin bir şey var mı?

Atletizm sporu Elazığ’da tanıtılmalı. Bu tanıtıma da basın aracılık etmeli. Bizim aynamız televizyonda gazetedeki göstergemiz, kitleye yayma aracı basın. Biz üzerimize düşen görevi yerine ettirdiğimize inanıyoruz, başarı elde ediyoruz.

Atletizmin bütün sporları temeli olduğunu kavrayarak onu tanıtmamız, sevdirmemiz gerekiyor. Yetişen bir çocuk koşmadan hiçbir şey yapamaz. Koşu atletizm demektir. Her ne kadar atletizmin kendi içinde 24 dalı olsa da temelde atletizm koşudur. Madem koşuyoruz bunu tanıyıp bilincinde olalım. Bu tanıtımı yapma imkânı sunduğunuz için size teşekkürlerimi bildiriyorum. Başarılarınızın devamını diliyorum.

Fotoğraf: Muhammed Gürses

Röportaj: Osman Gürses

5475 defa okundu.
Etiketlermustafa cihan
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 03:02
Güneş 04:54
Öğle 12:33
İkindi 16:26
Akşam 20:00
Yatsı 21:42
DÖVİZ KURLARI
USD 3.5120     EURO 3.9960     IMKB 100618     ALTIN 141,095