Adnan Oktar Hoca’nın televizyonu A9 izlemeye doyulmuyor… Adnan Oktar Bey ve şık giyimli, temiz yüzlü, güzel konuşan erkek arkadaşları, kız arkadaşları; hepsi berrak, aydınlık, samimi ve günümüzde örnek alınabilecek nadide insanlardır. Konuştuğumuz herkesin onları zevkle ve de tutkuyla izlediklerini öğrenmek umutlarımızı kamçılıyor…
Bazılarının bir rezerv koyarak izlediklerine şahit olduğumuzu da saklamanın gereği yok. Ancak onları kınamamak, hoş görmek ve mümkünse ikna etmek gerekir. Onlar zaten inançlı insanlar oldukları için A9 kanalını izlemeseler de çok sakıncası yok. Yeter ki A9 aleyhine konuşmasınlar, gıybet etmesinler. Eğer iyi niyetle bakarlarsa onların da Adnan Hoca ve dava arkadaşlarının iyi niyetini, samimiyetini, katıksız inancını fark edeceklerinden eminiz.
Adnan Oktar Bey ve dava arkadaşları fevkalade önemli bir misyonu ifa ediyor. İman hakikatleri gibi insanın ebedi dünyası için hayati önemde, olmazsa olmaz zaruriyette, mukaddes, muazzez, mübarek bir hizmet yapan bu insanlara ancak hayranlık duyulur.
İman hakikatleri; insanı küfür, şirk, inkâr karanlığından kurtarıp iman aydınlığına çıkaran, taklidi imandan tahkiki imana yükselten ve ilmelyakin, aynelyakin, hakkalyakin gibi üstün derecelere ulaştıran, ikna eden, ispatlayan, zihinlere nakşedip perçinleyen, kesin bilgi ile inanma yeteneği kazandıran muhteşem kanıtlarıdır.
İman hakikatlerini anlatmak herhangi bir dini irşat, tebliğ hizmeti ile kıyaslanmayacak azamette büyük bir görevdir. İman hakikatlerini anlatmak peygamberlerin misyonudur. Bütün peygamberin (onlara selam olsun) her şeyden önce yaptıkları iş iman hakikatlerini anlatmak olmuştur.
Peygamberlerin anlattığı iman hakikatlerinin örnekleri Yüce Allah tarafından Kur’an-ı Kerim’de örnek olarak verilmiştir.
İman hakikatlerini anlatmak, ders vermek Beklenen Mehdi’nin üç temel vazifesinden biri ve en önemlisidir. Bu 3 vazife, İman-ı tahkik (iman hakikatlerini göstermek), Şeriat düzenini kurmak (Adil Düzen) ve İslam Birliği temelinde dünyaya hâkim kılmaktır.
Bu üç temel vazifeyi bir arada gerçekleştirecek olan tek kişi Beklenen Mehdi’dir. Hz. Âdem’den itibaren bütün peygamberlerin haber verdiği, Efendimiz Aleyhissalat Vesselamın hakkında geniş malumat vererek müjdelediği Beklenen Mehdi insanlık tarihin en muazzam olayıdır.
Beklenen Mehdi’nin pişdarı (öncüsü, habercisi) olduğunu söyleyen Bediüzzaman Hazretleri de bütün bir mübarek ömrünü iman hakikatlerini açıklamaya, anlatmaya, göstermeye adamıştır.
Uğruna çok hayati tehlikeler göze alıp çetin mücadeleler vererek iman hakikatlerini açıklayan Bediüzzaman Hazretleri insanların imanlarını kurtarma yolunda sadece dünyasını değil her türlü manevi dereceleri, makamları bile feda etmekten çekinmeyeceğini belirtmiştir.
Dahası, insanların imanlarını kurtararak cennete girmelerine vesile olması halinde bundan duyacağı büyük zevkin cehennemde bile olsa kendisini mutlu edeceğini ifade buyurmuştur.
Maneviyat kahramanları, ahiretleri için bile kendi nefislerini düşünmezler. Nitekim Hz. Ebubekir, keşke vücudum büyütülüp başka kimsenin girmesine yer bırakmayacak kadar cehennemi doldursa, herkes yerine ben yansam diye temennide bulunmuştur.
Bediüzzaman Hazretlerinin bu bakış açısıyla bakıldığında, küfür ve inkâr içerisindeki insanların imanlarını kurtarma yolunda çalışmak yerine; sakalını, sarığını, cübbesini önemseyip titizlenen hoca efendiler Adnan Oktar Beyin kız arkadaşlarının eline su dökemezler.
Adnan Oktar Bey, dava arkadaşları, fevkalade önemli iki konuda yoğunlaşarak adeta kendilerini adamış bulunuyorlar. MEHDİYET ve İMAN HAKİKATLERİ konularında açıklamalarda bulunup gündem ve kamuoyu oluşturarak insanları motive etmektedirler.
Muhterem Adnan Oktar ve aziz dava arkadaşlarının yaptıkları hizmet başka hiçbir ibadet, taat ve hizmet ile kıyaslanamaz. Efendimiz Aleyhissalat Vesselam bir hadiste şöyle buyurmaktadır: Bir tek insanın hidayetine vesile olmak, üzeride güneşin doğup battığı her şeyden hayırlıdır.
Muhterem Adan Hoca ve dava arkadaşları birlikte iman hakikatlerini açıklama hizmeti yaparak inşallah birçok insanın hidayetine vesile olmaktadırlar. Allah onların çalışmalarını bereketlendirip hizmetlerini arttırsın.
Adnan Oktar Hoca çok nadir olan hakiki âlimlerdendir. Hz. Peygamber (SAS) bir hadislerinde benim ümmetimin âlimleri beni İsrail peygamberleri gibidir buyurmuştur. Adnan Oktar işte bu âlimlerdendir.
Bunun en keskin ölçütü, en sağlam kriteri, Adnan Oktar’ın hiçbir şekilde müphem bırakmadan, sözünü eğip bükmeden gayet açık, seçik, net şekilde Erbakan’a bağlılığını, saygısını, sevgisini, desteğini, taraftarlığını hiç yüksünmeden açık etmesidir. Ben Erbakan’ın ayağının tozu olurum sözü ise imrenilecek ihtişamdadır. Bu emsalsiz bir şuur belirtisidir.
Bizler zamane uleması içinde Erbakan’a bu denli müzaherette bulunan bir İslam Âlimi tanımıyor, bilmiyoruz. Çünkü zamane ulemasının tamamına yakını, hayatta iken Erbakan ile arasına daima bir mesafe koymaya özen gösterir, onunla birlikte isminin anılmasından hassasiyetle sakınırdı.
Öyle ki, Millî Görüş partilerinde milletvekili, belediye başkanı olan din ulemasından bile hiçbirinin Adnan Oktar gibi Erbakan ismini sevgiyle, saygıyla, tavizsiz-ivazsız şekilde telaffuz ettiğine şahit olmuş değiliz.
Bu zevatın parti içi ihtilaflarda olsun, başka partilere karşı olsun, Erbakan’ın yanında sağlam bir duruşu dahi görülmüş değildir. Sadece menfaatleri icabı yakınlık gösterirken de genellikle saygı ve tazimi Erbakan’dan beklerlerdi…
Erbakan bekledikleri saygıyı göstermede yüksünmez, kusur etmezdi. Onlar Erbakan’a herhangi bir siyasi lider gözüyle bakarak menfaatle yaklaştıkları için onun olağanüstü üstün meziyetlerini, müstesna niteliklerini hiç göremediler.
Keza Millî Gazete’de yazan ulemadan da Erbakan’ın isminden söz eden, yanında dik duruş ve bağlılık gösteren kimse de hiçbir zaman olmamıştır. Bu nedenle Adnan Oktar’ın tavrı müstesna ve şahanedir.
Herkes bilir ki biz El-Azizciler Erbakan’ın Beklenen Mehdi olduğunu yıllar önce ilan ettik. El-Aziz bu yüzden Erbakan’ı Mehdi ilan eden gazete olarak bilinir. El-Azizciler bunu herhangi bir gaye ve dünyevi maksatla yapmış değildir.
Erbakan herkese makamlar, mevkiler verdi, yüksek itibarlar kazandırdı. İnanılmaz insanlara bile inanılmaz paralar dağıttı. Ancak El-Azizcilere hiçbir makam, mevki ve maddi imkân sağlamadı... Yanlış anlaşılmasın, istemediğimiz, istiğna gösterdiğimiz için değil, kendisi öyle takdir etti.
Altınoluk’taki yazlığında kabul etmek, çay ve bazen de yemek ikram etmekten öte herhangi bir maddi faydasına mazhar olduğumuzu kimse iddia edemez. Bunu en iyi Erbakan’ın yakınındaki iflah olmaz aleyhtarlarımız bilir. Erbakan’a yaptığımız her bir ziyaret için bir meydan muharebesi verip kazanmamız gerekiyordu çünkü.
Sadece bir keresinde Balgat’taki konutunda bizleri kabul ettiğinde görevliler yemek ikram edelim dediler. Kabul etmedik. Çünkü bizler 60 kişi kadardık, bu mümkün değildi. Bunun üzerine Erbakan talimat vermiş, yemek parası olarak 350 Euro tevdi edildi, memnuniyetle aldık, topluca Balgat’taki bir lokantada yemek yedik.
Biz El-Azizciler Erbakan’ın Beklenen Mehdi olduğunu hakkalyakin bilip kesin bilgi ile inanıyor, hep bu yaklaşımla davranıyorduk. Bunu mektupla kendisine elden ilettik. Böyle inandığımızı da öteden beri biliyordu…
Hiçbir zaman da bu inancımızı, görüş ve düşüncemizi reddetmedi. Ancak açıkça itiraf da etmedi. Kendisini dayanak yaparak bunu savunmamıza imkân vermedi. Bizler herhangi bir emir, talimat, işaret almadan Beklenen Mehdi olduğunu açıkladık. Olumlu ya da olumsuz bir tepki vermedi.
Şu anda Adnan Oktar Hoca Mehdi konusunu sürekli ve ısrarla işliyor. Tüm yazdıkları, anlattıkları doğrudur. Tamamını eksiksiz kabul ve tasdik ediyoruz, hayati önemde gerekli, yararlı görüyoruz.
Zaten kaynakları konuya ilişkin hadislere ve MEHDİYET sürecinde bildirildiği şekilde mucizevî olarak gerçekleşen olaylara dayanıyor ki hiçbir aklıselim sahibinin reddetmesi mümkün değildir. Ayrıca başta Bediüzzaman Hazretleri olmak üzere geçmişteki ve günümüzdeki din âlimlerinin de konuya ilişkin açıklamaları ile Beklenen Mehdi söylemini teyit ediyor.
Ne var ki Adanan Oktar Hoca çok yakın bir zamanda kaçınılmaz olarak El-Azizcilere iltihak edip Erbakan’ın Beklenen Mehdi olduğunu kabul ettiğini açıklamak zorundadır. Aksi halde bugünkü söylemini sürdüremez. Çünkü çelişkiye düşeceğinden mevcut söylemini büyük ölçüde revizyona mecbur kalacaktır.
Bu durum zaten çok yakında net ortaya çıkacaktır. Bu yüzden şimdilik bir örnek vermekle yetinip daha sonra etraflıca meseleyi ele almaya çalışalım inşallah. Bilindiği üzere Beklenen Mehdi’nin Hicri 1400. Yılda çıkacağını Adnan Oktar Hoca en temel husus olarak sürekli tekrarlayıp altını önemle çiziyor...
Hicri 1400. Yılı Miladi 1980 tarihine denk gelmektedir. Bu tarihte 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi yapılmıştır. Türkiye ve dünyanın gidişatını değiştiren bu fevkalade önemli gelişme dışında hiçbir kayda değer olaydan ve kişiden bu süreçte söz edilemez.
Biz El-Azizciler 12 Eylül 1980 Askeri Darbesini gerçekleştiren komuta kademesindeki 5 general (Millî Güvenlik Konseyi üyeleri) ile birlikte hareket eden Erbakan’ın bu süreçte Türkiye yönetimini bizzat ele aldığını defalarca yazdık, ayrıntılarıyla ve dayanaklarıyla anlattık. Bu söylemimiz de Erbakan’ın Beklenen Mehdi olduğuna dair söylemimizle neredeyse aynı tarihlere dayanıyor.
Hadislerde Mehdi’nin komutanının Kenani olduğu ifade buyrulmaktadır. Bu, Kenan Evren’den başkası değildir. Nitekim Erbakan’ı sevmeyenler Kenan Evren’i de sevmemektedirler. Dikkatle bakan herkes bunu fark edebilir. Kenan Evren Erbakan’ın kontrolüne girdi diye mahfillerce kin ve nefret duyuluyor. Diğerlerinki ise mahfillerin kara propagandasının sonucudur.
Şimdi şöyle bir bakalım: Hicri 1400 yılında çıkacak olan Beklenen Mehdi o gün 40 yaşında olsa şimdi 72 yaşında olurdu. Bir kişinin 72 yaşında sıfırdan başlayıp birden Beklenen Mehdi olarak ortaya çıkması, konuya ilişkin hadislere de, Adnan Oktar Hocanın büyük önem verdiği, kaynak gösterdiği Bediüzzaman Hazretleri tarafından yapılan açıklamalara da kesinlikle uymaz.
Dolayısıyla Adnan Oktar’ın anlattığı Mehdi, Erbakan’dan başkası asla olamaz. Eğer Muhterem Adnan Oktar Hoca, Erbakan’ın Beklenen Mehdi olduğunu kabul etmezse bu minvaldeki Mehdi söylemini kesinlikle sürdüremez. Çok kısa sürede bu söyleminden vazgeçmek ya da revizyona gitmek zorunda kalacaktır.
Kaldı ki Erbakan Beklenen Mehdi tarafından yapılması gereken her şeyi yaparak geri dönülmez noktaya getirdikten sonra görevini tamamlayıp dünyadan öyle ayrıldı. Erbakan’ın vefatı sonrası her şey daha da hızlanarak, ivme kazanarak belirlediği hedeflere doğru gidiyor. Bundan sonra Beklenen Mehdi gelip de ne yapacak?
Bütün mesele hızla gün yüzüne çıkmakta olan bu muazzam gerçekliğin net şekilde anlaşılması için çaba göstermektir. Bunu yapacak olan beklenecek kişi ise Mehdi değil onun halifesidir.
Bediüzzaman Hazretleri Beklenen Mehdi’nin pişdarı olduğunu söylüyor. Beklenen Mehdi ise kesinlikle Erbakan’dır. Şimdi Mehdi’nin Halifesinin ortaya çıkması beklenmelidir. Halifesinin de Pişdarı gibi önemli bir şahsiyet olması muhtemeldir. Çünkü Mehdi adına saltanat sürecek olan odur.
Eğer Adan Oktar Bey siyasetle alakalı bir kişi olsaydı Mehdi’nin Halifesi olduğu ihtimali üzerinde durabilirdik. Gerçekten de çok yakışırdı. Ancak kendisi iman hakikatleri hizmetini Mehdi adına yapmaktadır. Yaptığı iman hakikatleri hizmeti siyasi saltanattan çok daha önemlidir.
Daha önce belirttik ve de ispat ettik ki Harun Yahya külliyatını Erbakan hazırladı. İsteyene bugün de bu eserlerin Adnan Oktar tarafından yazılmadığını ispatlayabiliriz. Harun Yahya kitaplarında kullanılan Kur’an Meali’nin de Ali Bulaç tarafından yazılmadığını her zaman ispat edebiliriz.
Kaldı ki Muhterem Adnan Oktar Hoca bu eserleri müphem şekilde de olsa Erbakan tarafından yazıldığı gerçeğini ifade etmekten çekinmemiştir. Esasen kesinlikle inanıyoruz ki Erbakan bizzat talimat vererek bu eserleri sahiplenmesini Adnan Oktar Beyden istemiştir.
Çünkü her ne kadar iman-ı tahkik, şeriatın hâkim kılınması ve İslam Birliği kurulması Mehdi tarafından tek başına gerçekleştirilmesi bildirilen 3 hizmet olsa da onun adına birtakım şahıslara bu hizmetlerin gördürülmesi bu hakikati değiştirmez.
Nitekim Bediüzzaman Hazretleri iman hakikatlerinin açıklanmasında Mehdi adına görev ifa ettiğini bildirmektedir. Muhterem Adnan Oktar Hoca Beyefendinin de Mehdi adına aynı hizmeti sürdürmesi konunun özünü değiştirmez. Tabir caizse eğer Mehdi patron öbürleri taşerondur.
Keza Beklenen Mehdi’nin Halifesinin onun adına üstlenip devam ettireceği siyasi saltanat da bu kâinat çapındaki hakikatin mahiyetini değiştirmez, asıl sahibi Mehdi’dir.
Esasen MEHDİYET konusunda rivayetlerde üç şahıstan söz edilmektedir. Biri Öncüsü, diğeri Halifesi, ikisi arasındaki ise Beklenen Mehdi’nin kendisidir. İlk ikisi kesinlik kazanmış, beklenen sadece üçüncüsü yani Mehdi’nin Halifesidir.
Zaten Bediüzzaman Hazretleri Beklenen Mehdi’nin Pişdarı yani Öncüsü olduğunu eserlerinde bildirerek itiraf etmiştir.
İslam Tarihi boyunca ilk kez İslam Birliği, İslam’ın dünya hâkimiyeti, küresel boyutlarda Adil Düzen (şeriat)’e dayalı Yeni Bir Dünya projesini hayata geçirmek için bir söylem geliştirip 40 yıl siyasi mücadelesini veren ve hadisi şeriflerde bildirilen, bütün alametlerle desteklenen kişi ise Erbakan’dan başkası değildir, olamaz. Mehdi’nin başlattığı projeler hızlandırılarak yürütülüyor!
Şu içinde bulunduğumuz süreçte Erbakan’ın, bütün bu projeleri hayata geçirecek mekanizmaları kurduğu, bunların kusursuzca işlediği gerçekliği çok daha net ve tartışılmaz şekilde ortaya çıkıp herkesçe görülecektir.
Şimdilik bütün mesele Beklenen Mehdi adına siyasi liderliği sürdürecek Halifesinin ortaya çıkıp göreve başlamasıdır. Erbakan’ın oluşturduğu mekanizmalar bu kişiyi de ortaya çıkaracaktır.
Bu tekerrür eden durumun tarihteki örneği: Hz. İsa (AS) son Peygamber Hz. Muhammed (SAS)’i müjdeleyen pişdarı idi. Hz. Ebubekir ise Halifesi oldu. Diğerleri Hz. Peygamberin (SAS) değil, halifenin halifesi olarak görev yaptılar.
Adnan Oktar’ın çalışmaları da bu gerçekliğin ortaya çıkarılmasına dönüktür.
Açıkçası: Allah nurunu tamamlamaktadır!
Sayı: 689




































