Yıllarca bu köşede “faiz lobisinden” bahsettik. Ancak ilk kez başbakan düzeyinde “faiz lobisinden” bahsedilmesi sonunda muhatab bulabildiğimizi göstermesi açısından sevindiricidir. Başbakan “son günlerde faiz lobisinin Türkiye’de faizlerin yükseltilmesini amaçlayan atakları var, bu ataklara karşı en sert tedbirleri alacağız” demişti. Tüm dünyada reel faizler % 1 civarında seyrederken, Türkiye’de faizlerin % 9’lar düzeyinde olmasına rağmen hala yükseltilmeye uğraşılması faiz lobisinin acımasız iştahı ile açıklanabilir.
Bir ekonomist “Türkiye’de aç kalan dünyanın her yerinde aç kalır” demişti. Bu aynı zamanda Elazığ’da aç kalan dünyanın her yerinde aç kalır söyleminin geniş versiyonudur.
Elazığlı kardeşlerimiz kahvehane köşelerinde okey oynarken defalarca uyardık. Japonya’da ev kadınları bile o kadar uyanık ki paralarını cem edip Türkiye’de faize yatırıp devalüasyon olmasını bekliyorlar. Küçük boyutta da olsa büyük paralar kazanıp giderken biz Elazığ veya Türk halkı olarak uyuyoruz, uyutuluyoruz, faiz adı verilen mikrop ile sahip çıkacak ekonomik “üçkağıt” bilgisinden yoksun olmamız nedeni ile ülkemizi resmen sömürüyorlar.
Aşağıda detaylandıracağımız “Faiz lobisi” ise daha büyük boyutlarda benzer “üçkağıt” oyunu ile Türkiye’yi yıllardır bu şekilde sömürüyor. Bunu engellemenin tek yolu siyonizmi ve sabataizmi iyi tanımaktan geçer.
Neden?
Nedeni gayet basit ve anlaşılırdır. Ancak bunu anlamak, “bakmak” değil “görmek” düzeyinde şuur gerektirir.
Dünyanın çoğu yerinde faizler çok düşüktür. Amerika, Almanya, Kanada, İngiltere, Japonya gibi ülkelerde faizler % 1 düzeylerindedir. (Enflasyondan arındırıldığında ise dünyanın çoğu ülkesinde faizlerin negatif olduğu görülür) Örneğin; bu ülkelerden birinde yaşayan Hans adlı vatandaş Almanya’daki Commerzbank’tan 50.000 Euro kredi çektiğini düşünelim ( % 1 faizle). Bir yıl sonra ödeyeceği faiz+anapara yaklaşık 50.300 Euro olacaktır.
Peki bu Hans bu parayı Türkiye’ye getirip Türk lirasına çevirip faize yatırsa bir yıl sonra ne kadar faiz alır? (Sıcak para denilen para budur) Hans’ın Euroları yaklaşık 100.000 TL yapar ve örneğin herhangi bir bankaya bir yıllığına faize yatırırsa yaklaşık 106.000 TL olacaktır. 6000 TL ile 3000 Euro alacaktır.
Almanya’da 300 Euro,
Türkiye’de 3000 Euro.
50.000 Euro ile gelen Hans bir yıl sonra oturduğu yerden parasını 53.000 Euroya çevirdi.
Bu sadece faiz boyutu. Faizden kazandıkları ile Euro alıp, Türkiye’nin krize girmesini bekledikten sonra 1 Euronun 2,500 TL olduğunu düşünelim.
53.000 euro X 2,500 TL= 132.500 TL
Bu parayı tekrar faize yatırıp 1 yıl beklediğini düşünelim Hans’ın parası bu kez yaklaşık 150.000 TL’ye çıkacaktır.
Bu kısır döngü kartopu şeklinde büyüyerek devam eder. 1994 ve 2001 krizlerinde faiz lobisi bu şekilde voleyi vurdu ve parasına para katarak ülkeyi terk etti.
Sadece Hans üzerinden verdiğimiz bu örneği, birbiri ile gizlice haberleşip anlaşan 3000 sabataist aile olarak düşünün.
Hep beraber yaklaşık 15 milyar doları Türkiye’ye soktular. 1994 ve 2001 krizleri sonrasında 45 milyar dolar olarak ülkeyi terk ettiler.
Bu yüzden pişkince çıkıp “ey sabataist kardeşlerimiz, Türkiye’de aç kalırsanız dünyanın her yerinde aç kalırsınız, bu kadar sahipsiz ve kontrolümüzde olan başka ülke yok, hadi yağmalayalım” anlamında beyanatlar vermekteler.
Kısaca;
1- Dünyadan ucuz borçlanılan para Türkiye’ye getirilip çok ucuz fiyattan pazarlanıyor.
2- Bu da yetmezmiş gibi sabataistler, ülkede bir şekilde, Ergenekon eli ile karmaşa, darbe oluşturarak oluşturulan yapay devalüasyon sonucu paralarına para katmaktadırlar.
3- Bu olayı 1994 de Çiller, 2001 de Ecevit döneminde yakinen yaşadık. 600 TL olan dolar bir sabah kalktık ki 1200 TL olmuş. Dolar borcu olanlar battığı gibi, devalüasyonu önceden bilen sabataistler dolar stokladılar. 600 TL den aldıkları doları, 1200 TL den satarak bir gecede % 100 kazanç sağladılar.
4- Bu sırada yüzde yüz fakirleşen Anadolu insanı sömürülmeye devam etti.
5- Sabataistler bu oyunlarına devam ederek Türkiye üzerinden rant sağlamaya devam etmek istiyorlar.
Erbakan her zaman “bir ülkenin gerçek gücü tankı topu silahı değil, şuurlu evlatlarıdır” derdi. Çünkü şuur olmaz ise feraset ve hidayet de olmaz, insan dostunu ve düşmanını tanıyamaz. Bugün bir çok Afrika ülkesi dünyanın en zengin altın ve elmas madenlerine sahiptir, başta Sierra, lione, Somali gibi ülkelerde paha biçilmez madenler vardır. Ancak altın, elmas ve titanyum gibi paha biçilmez madenlere sahip bu ülkelerin insanları günlük bir dolarlık gelire sahiptir ve açlıktan kırılmaktadırlar. Kendi elmas ve altın madenlerinde köle olarak çalışmakta çıkarılan madenler İngiltere ve Amerika kaynaklı dev şirketler tarafından yağmalanmaktadır. Türkiye’de ise Bor madeninin çokluğundan söz edilir. Ancak bu Bor madenini çıkaracak gücünüz yoksa bu maden insanımızın başına bela açmaktan başka bir işe yaramaz. Bu yüzden petrolünüz elmasınız ya da altın madeniniz olacağına şuurlu evlatlarımızın olması daha geçerlidir. Bugün Avrupa kıtası maden açısından dünyanın en fakir topraklarıdır. Ancak siyonizmin kontrolünde buralara Afrika’dan yağmalanarak getirilen başta tonlarca alüminyum, bakır, magnezyum gibi madenler yer altına depo edilmektedir.
Bugün pentagon’da ekonomik savaş oyunları oynanmaya başlamıştır. 2009’dan beri bu savaş tatbikatlarını üst düzey personeli ile tatbik etmektedir. Çünkü ülkeleri tankla, topla, uçakla bombalamak yerine ekonomik olarak çökertmek daha etkili ve kolay hale geldi. Bunun için kullandıkları en önemli silah faiz. Faiz lobisi ise bu sistemin şuurlu askerleri. Türkiye’de bu faizlerin yükseltilmesi için kullanılan askerleri Müslüman Türk gibi görünen ve yaşayan sabataistler.
Başbakanın işaret ettiği gibi bu faiz lobisi önce faizlerin yükselmesi için içerden ve dışarıdan ataklar yapıyor. Örneğin IMF’den 35 milyar dolar borç almazsanız Türkiye batar diye iç ve dış kaynaklı basın üzerinden lobi yapıyor. Oysa Türkiye son 8 yılda IMF’den para almadı ve batmadı. Tam tersine faiz lobisi yüksek zararlar yaptı. Şimdi bu zararlarını telafi etmek için Pentagonun ekonomik savaş enstrümanlarını da kullanarak yeni ataklara başladılar.
Çünkü faizler yükselirse öncelikle Türk bankalarına yatırdıkları mevduatlarına yüksek faiz alacaklar. Faizlerin yükselmesi ile TL aşırı değerlenecektir. Bu da ithalatı arttıracak ihracatı azaltacaktır. Azalan ihracat işsizliği arttıracak, gelir dağılımını bozacaktır. Ülke ürettiğinden fazlasını harcayacağı için IMF’den borçlanacak böylece ülkeler ekonomik savaştan yenilgi ile çıkacaktır.
Oysa tam tersi olsa yani faizler düşecek olsa TL değersizleşeceği için ithalat azalacak, ihracat artacaktır. İhracatın artması demek Türkiye’nin yeni mal üretmesi fabrikaların tam kapasite çalışması demektir. Fabrikaların çoğalması ve tam kapasite çalışması ise işsizliği azaltacak üreten ülkenin bütçesi açık vermeyecek ve ülke refah seviyesini yükseltecektir.
Türkiye’nin refah seviyesini yükseltecek bir bütçeye sahip olması demek ise yeniden lider ülke konumuna geçmesi anlamını taşıdığı için bunu istemeyen faiz lobisi son günlerde ataklarını arttırmaya başlamıştır. Ancak bu ataklara Başbakanın da dediği gibi en sert cevabı verecektir. Sonuçta kazanan Türkiye olacak ve yeniden lider ülke Türkiye eskisinden daha güçlü olarak tüm dünyaya adil nizamını yayacaktır.
Sayı: 693





































