Karakter Boyutu A A A
Mesud Akgül
Gündem
Dersim Olayları Resmi İdeolojiyi Artçı Depremlerle Sarsıyor
mesudakgul@hotmail.com
30.11.2011


 

Dersim katliamı ile ilgili yazmış olduğu "Dersim 1938 ve Zorunlu İskân" adlı eserin sahibi CHP Tunceli milletvekili Hüseyin Aygün bu konuda "Dersim katliamının sorumlusu devlet ve CHP'dir. Atatürk de bu olaydan haberdardır" şeklinde bir açıklama yapınca siyaset ve medya camiasında kızılca kıyamet koptu.

Dersim olayları ile ilgili gizli saklı kalmış ne kadar tarihi gerçekler varsa bilgi ve belgeler ışığında kamuoyunun ilgisine sunuldu. Bu süreçte herkes eteğindeki taşı döktü.

Nisan 1937 yılında Dersim’de başlayan askeri harekâtta çoluk-çocuk, yaşlı-genç demeden on binlerce masumun insanlık suçu askeri yöntemlerle öldürüldüğü ayrıca binlerce zavallı, güçsüz insanın da operasyon sonrası sürgüne gönderildiği gerçeği tarihi belgelerle inkâr edilemeyecek şekilde ispatlanmış oldu.

Dersim faciasıyla ilgili gerçekler askeri, siyasi, insani ve ağır toplumsal sonuçları itibari ile herhangi bir sansür engeline uğramadan enine boyuna medyada tartışıldığı için meseleyi bu boyutları üzerinden ele almanın bir değeri yok.

Bizim için önemli olan husus Dersim hadisesinin gündeme getirilme nedeni ve zamanlaması ile tartışmaların ortaya çıkaracağı siyasi sonuçların neler olabileceği konusudur?

Bu konunun ülke gündemine gelme sebebi sadece CHP milletvekili Hüseyin Aygün'ün yaptığı bir röportajda şahsi, kişisel ve özgür iradesi ile yapmış olduğu açıklamalar mıdır?

Yoksa Dersim devlet yönetiminde etkin olan bir güç odağı tarafından ülkemizin siyasi geleceğinin yeniden dizayn edilmesine yönelik önemli katkılar sağlayacak derin bir stratejinin gereği olarak mı kamuoyunda bu kadar tartışılması sağlanmıştır?

ABD Başkanı F.D. Roosevelt’in “ Politikada hiçbir şey tesadüf değildir. Bir şey vuku buluyorsa, o hadisenin bu şekilde zuhur edeceğinin önceden planlandığından emin olabilirsiniz” şeklinde tarihi bir değerlendirmesi vardır.

Doğru ve sağlıklı bir analiz yapıldığında Dersim olaylarının gündeme gelme zamanı, konuşulma biçimi, tartışılma şekli, kamuoyuna açıklanan belge ve dokümanların içeriği ile ilgili yaşanılan sürecin derin bir yapılanma tarafından kontrol edildiği rahatlıkla anlaşılabilir.

Dersim olayları ile ilgili tartışmaların toplumda ki algılanış şekline göre bazı hedeflere zarar vermek için sürekli bombaladığını anlamak hiç de zor değil.

Bunlar;

1-Rejimin kurucu iradesi ve resmi ideoloji.

2-CHP ve Kılıçdaroğlu.

3-Alevi toplumu.

Dersim faciasında yaşanılan insanlık trajedisinin kamuoyunda tartışılmasının toplumumuzda oluşturduğu hassasiyetlerin başında yapılan askeri operasyonla ilgili Atatürk’ün bilgisi olup olmadığı hususu oldu.

Konuyla ilgili bilgi ve birikim sahibi olan araştırmacı yazarların, gazetecilerin ve tarihçilerin açıklamış oldukları belgelerin içeriği, askeri müdahalenin hiç bir itiraza meyil bırakmaksızın Atatürk'ün emri ve bilgisi dahilinde yapıldığı gerçeğinin ortaya çıkarılmasını sağladı.

Taraf'tan Ahmet Altan, Star'dan Hatice Yaşar, Zaman'dan Ekrem Dumanlı, Star'dan Aziz Üstel, Milat'tan Aslan Değirmenci, Bugün'den Gültekin Avcı gibi yazarlar açıkladıkları tarihi gerçeklerle Atatürk'ün izni ve onayı sonucunda askeri müdahalenin yapıldığını ispat için büyük gayret gösterdiler.

Özellikle Radikal gazetesinin Dersimle ilgili yayınlamış olduğu yazı dizilerinde açıkladığı belge, bilgi ve dokümanlar meselenin tüm boyutları ile anlaşılmasına büyük katkılar sağladı.

Gazeteci Serpil Çevikcan 25 Kasım 2011 tarihinde yayımlanan köşe yazısında, İsmet İnönü’nün torunu CHP Ankara Milletvekili Gülsün Bilgehan’ın sözlerine yer verdi. Bilgehan dedesi İnönü’yü savunurken “İnönü’nün yerine Atatürk’ü yazmak gerekir diye düşünüyorum. Çok açık. İnönü diye söylediği bütün dönem Atatürk dönemidir. Sonuçta bugün Tunceli en görgülü, en eğitimli insanlardan oluşuyor. Sürgüne gönderilen genç kızlar da çok iyi yetişti.” şeklinde şok edici değerlendirmelerde bulunarak açıkça Atatürk’ü hedef aldı.

Türkiye Cumhuriyetinin kurucu iradesi Sabetayist oligarşi devletin tüm resmi kurumlarını, Atatürk ilke ve inkılapları temelinde kurup yeniden dizayn ettiler.

Milletimize yönelik planlayıp gerçekleştirdikleri tüm haksızlık, zulüm ve dayatmaları yıllarca Atatürk'ün isminin arkasına saklanarak yaptılar. Cumhuriyet devrimlerinin yılmaz savunuculuğunu yapıyormuş gibi görünmelerinin altında yatan gerçek ise kurmuş oldukları hile rejimi ve köle düzeninin devamiyetini ilelebet sağlamaktı.

Müslüman çoğunluğun ülkenin siyasetinde, sermayesinde, medyasında güçlenip etkin hale gelme tehlikesine karşı Sabetayist zümre oligarşisinin aldığı önlemlerin başında “Laiklik tehlikede, irtica geliyor” şeklinde uydurulmuş yalan propagandalarla koparılan yaygaralar gelmektedir.

Kripto Yahudiler irtica tehlikesini sürekli gündemde tutarak resmi ideolojinin varlığının yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya olduğu şeklinde uydurdukları hayali senaryolar sayesinde batılılaştırdıkları geniş halk yığınlarının desteğini almayı başararak, inançlı insanlar üzerinde sürekli baskı, zorbalık ve dayatmalarda bulunan Baas tipi bir dikta rejimi kurmuşlardı.

Atatürk'ü bir tabu haline getirmeyi başardıktan sonra ellerindeki devlet kurumlarının bütün imkanlarını kullanarak toplumda batı tipi hayat tarzı ve yaşam biçimini kabullenmiş önemli bir çoğunluk meydana getirdiler. Kontrol ettikleri büyük medya gücü sayesinde kamuoyu üzerinde etkin bir mahalle baskısı kurarak resmi ideolojinin icraat, eylem ve kararlarının konuşulmasını, tartışılmasını ve sorgulanmasını statükocu yargı kurumu sayesinde suç telakki ederek sürekli engellediler.

Ancak 1937 yılında gerçekleşen Dersim katliamı ile ilgili yaşanılan büyük acıların bütün yönleri ile kamuoyunun gündeminde açıkça tartışılır olması sayesinde gün yüzüne çıkarılan tarihi gerçekler, rejimin kurucu unsurları ile resmi ideolojinin eylem ve uygulamalarının dokunulmazlıklarına bir son vererek ayrıcalıklarını önemli ölçüde kaybetmeleri sonucunu doğuracaktır.

Sabetayist zümre oligarşisinin kalesi resmi ideolojinin surlarında çok önemli bir gedik açılarak hile rejimi ve köle düzenini koruyup kollamakla görevli unsurların estirecekleri rüzgarların da artık hiç bir kıymeti kalmamıştır.

Dersimde yaşanılan insanlık dışı büyük acıların Atatürk'ün ismi üzerinden tartışılması ve konuşulmasının arka planındaki asıl amaç resmi ideolojiyi sorgulanır duruma düşürdükten sonra toplumsal taban ve desteğini kaybetmesini sağlamaktır.

Dersim katliamının gündeme getirilerek Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan baskı, zulüm ve haksız siyasi uygulamaların tarihi bilgi ve belgeler ışığında kamuoyunun bilgisine sunulmuş olması rejimin kurucu iradesi ile resmi ideolojinin varlığına indirilmiş büyük bir darbedir.

Bu sayede ülkemizde sermaye, medya, siyaset, yargı, sivil ve askeri bürokrasi çevrelerinde statükoyu savunan tüm unsurlar, resmi ideolojiyi savundukları takdirde kamuoyunda oluşacak şiddetli toplumsal öfke ve düşmanlıktan paylarına düşeni alacaklarını bildikleri için fazla mukavemet gösteremeyeceklerdir. Böylece devlet idaresindeki mevcut konum ve etkinliklerini hızla kaybederek bir süre sonra küçülüp marjinalleştikten sonra yok olup gideceklerdir.

Ülkemizin ekonomik olarak güçlenmesinin, siyasi olarak bölgesinin lider ülkesi yeni bir dünya gücü olmasının, Ülke içinde toplumsal iç barışın ve huzurun sağlanmasının önünde en büyük engel teşkil eden Kripto Yahudi azınlığın kontrol ettiği resmi ideolojiden artık kurtulma vakti gelmiştir.

Çünkü 1920'lerin,1930'ların zihniyeti ile kurulmuş olan Türkiye'nin ulus devlet modeli, yapısı ve anlayışı ile bulunduğu coğrafyada bağımsız bir devlet olarak daha fazla varlığını koruyup yönetilmesi artık imkânsızdır.

Arap Baharı adı ile anılan ve 1930'lu ve 40'yıllarda Dünya Siyonizm'i tarafından Ortadoğu'daki İslam Ülkelerinde kurulan Baas tipi dikta rejimlerinin halk ayaklanmaları nedeni ile birer birer yıkılıp yok olduğu bir zamanda, İttihat ve Terakki kökenli Sabetayist kadroların kurduğu resmi ideolojiye dayalı statükocu CHP zihniyetinden de milletimizin mutlaka kurtulması gerekmektedir.

Ancak Tunus, Mısır, Libya ve Suriye gibi İslam ülkelerinden yaşanılan toplumsal değişim ve dönüşümün ortaya çıkardığı siyasi ve ekonomik krizler ülkemizde yaşanmamaktadır.

Resmi ideolojinin derin devleti olan ve Yahudi-Masonik kadrolarının yönettiği Ergenekon örgütü, Milli devlet sayesinde bütün unsurları ile birlikte mahkemelerde yargılanarak hesap vermek gibi bir zillete duçar olmuşlardır. Ülke sermayesi, medyası, siyaseti, sivil ve askeri bürokrasisinden önemli ölçüde tasfiye edilen Ergenekoncular bu süreçte devlet yönetimindeki etkinliklerini ve konumlarını büyük ölçüde kaybettiler.

Ortadoğu’da yaşanılan rejim krizlerinde ortaya çıkan kan, şiddet, ölüm ve terör görüntülerinin Türkiye’de yaşanmamasının altında Erbakan'ın resmi ideolojiye karşı Milli Görüş davası ile siyasette, kurduğu Milli derin mekanizma ile devlette başlattığı iktidarı ele geçirme mücadelesinde kazandığı büyük ve muazzam zafer vardır.

Resmi ideolojiye dayalı hile rejimi ve köle düzeninin yıkılarak Devlet kurumlarının Milli Görüş’ün temel ilke ve prensipleri çerçevesinde yeniden dizayn edilme çalışmaları mevsimler arasındaki geçişler gibi mükemmel gerçekleştiği için milletimizin büyük çoğunluğu tarafından maalesef henüz fark edilememektedir.

Türkiye ya Erbakan’ın hedeflediği gibi bölgesinin lider ülkesi yeni bir dünya gücü olacak ya da bu mevcut statüko yapılanması ile Osmanlı'nın son yıllarında olduğu gibi parçalanıp dağılacaktır. Başka bir alternatif söz konusu bile olamaz.

Ulus devlet konsepti ile kurulmuş olan devletin resmi kurumları günümüzde bölgede ve dünyada meydana gelen siyasi, ekonomik, sosyal ve toplumsal olaylar karşısında refleks olarak oldukça zayıflayıp hantal bir yapıya dönüşmüştür.

Türkiye bölgesinde bağımsız, güçlü ve özgür bir Ülke olarak varlığını sürdürmek istiyorsa tek şansı Milli Görüşün çizdiği Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya vizyonuna uygun bir şekilde tüm kurum ve kuruluşlarını yeniden yapılandırmaktır.

Dersim olaylarının tartışılması sonucunda rejimin kurucu iradesi ve resmi ideolojiye karşı kamuoyunda oluşacak olan toplumsal muhalefet, devlet kurumlarının yeniden dizayn edilmesi sürecinde Milli Devlet'e geniş bir manevra kabiliyeti kazandıracaktır.

Dersim katliamının Ülke gündeminde yoğun bir şekilde konuşulmasından dolayı zarar görecek olan hedeflerden biriside  CHP ve Kılıçdaroğlu'dur.

Özellikle CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun Dersim kökenli olması ve 1937’de meydana gelen olaylardan zarar görenlerin içerisinde kendi ailevi yakınlarının da bulunması, CHP açısından yaşanılan tartışmaları işin içinden çıkılmaz bir hale getirip yaranın çok daha fazla kangrenleşmesi sonucunu doğurmaktadır.

Dersim faciası ilgili ilk defa Kemal Kılıçdaroğlu’nun o dönem Malatya Emniyet Müdürlüğü’nde görevli olan İhsan Sabri Çağlayangil ile röportaj yapmış olması gerçeğinin Radikal gazetesi tarafından ortaya çıkarılması, CHP genel başkanını siyasi olarak oldukça zor bir duruma düşürmüştür.

Bu röportajın kamuoyuna yansıyan kısmında Çağlayangil şöyle diyor: “...Neticeyi söylüyorum. Bunlar kabul etmediler, mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içerisinden bunları fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi. Bugün Dersim’e rahatça gidebilirsiniz. Jandarma da girer, siz de girebilirsiniz.”

Dersim katliamının sorumluluğunu taşıyan siyasi iradenin temsilcisi CHP'nin teşkilat ve tabanı, bilgi ve belgelerle ortaya çıkarılan yüz kızartıcı tarihi gerçeklerle yüzleşmek mecburiyetinde oldukları için yaşananlardan oldukça olumsuz bir şekilde etkileneceklerdir.

Zaten Parti içerisinde yeniden filizlenen ve meyve vermesi yakın olan iktidar kavgasının meydana getireceği sıkıntı ve zorluklar yetmezmiş gibi birde Dersim katliamının sorumluluğunun CHP'ye ait olduğu gerçeğinin ortaya çıkarılması, resmi ideolojinin siyasi temsilcisi için sonun başlangıcıdır.

1937 yılında CHP'yi yöneten idarecilerin emri ile yaşanılan insanlık dışı vahşetin günümüz toplumunda katliam, soykırım ve büyük bir zulüm olarak algılanması nedeniyle partiye yönelecek toplumsal öfke ve düşmanlık, CHP teşkilat ve tabanını oldukça yıpratacaktır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan ideolojik uygulamalarla ilgili tartışmalar Dersimle sınırlı kalmayarak, İstiklal mahkemelerinde suçsuz yere yargılanarak idama mahkum edilen devrin müderrislerine, alimlerine ve kanaat önderlerine yönelik yapılan haksızlıklarla ilgili tarihi gerçekler de kamuoyunun gündemine gelirse işte o zaman CHP için dananın kuyruğu kopacak demektir.

Bursa ve bölgesinde yayın yapan dört televizyon kuruluşunun ortak yayınına katılan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Dersim olaylarıyla yüzleşmenin gerekli olduğuna dikkat çektikten sonra" Bir de İstiklal Mahkemeleri'nin zabıtları açıklansın, bakın kaç tane Dersim faciası yaşandığını hep beraber göreceğiz" şeklinde yaptığı açıklama ile bu konuya dikkat çekmişti.

Tek Parti CHP döneminde İslam dininin kutsal değerlerine, emir ve uygulamalarına yönelik başlatılan düşmanca uygulama ve engellemeler tarihi belgeler ışığında aydınlığa kavuşturularak milletimizin bilgisine sunulma işlevinin gerçekleşmesi halinde, ülke siyasetinin geleceğinin yeniden yapılanması noktasında Milli devletin eline önemli fırsatlar geçmiş olacaktır.

Tıpkı 1999-2002 yıllarında olduğu gibi önümüzde yapılacak ilk genel seçimde CHP’nin yeniden baraj altına düşerek Meclis dışı kalması şeklinde siyasi bir sonucun tekrar gerçekleşme ihtimali oldukça yüksektir.

Erbakan'ın Milli Görüş davası ile başlattığı İttihat ve Terakki kökenli Sabetayist kadroların yönetimindeki batı taklitçisi partileri, toplumsal taban ve desteği ile beraber yok ederek demokrasiyi işletme imtiyazını ele geçirme şeklindeki planı, DP-AP-DYP-DP çizgisi tamamen silinip yok edilmesi ile kısmen başarılı olmuştu.

Aynı şekilde 12 Eylül 1980 askeri darbe sürecinde kapatılan CHP'nin yerine kurulan sol blok HP-SODEP-DSP-SHP gibi partiler de silinip tükendiler.

Şimdi sıra zulüm ve haksızlıklarla dolu son derece kirli ve başarısız tarihi ile CHP'nin yüzleşmesini sağlayarak, yeniden başlamış olan parti içi iktidar kavgalarının ortaya çıkaracağı ayrışmalar, bölünmeler, parçalanmalarla beraber parti teşkilat ve tabanını hem ideolojik hem de moral açısından çökerterek dağıtılmasına gelmiştir.

Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda ve tek parti dikta döneminde resmi ideolojiyi büyük Müslüman çoğunluktan koruyup kollamak refleksi ile yapılan insanlık dışı uygulamaların tüm gerçekleri ile gün yüzüne çıkarılması karşısında, CHP’ye yönelik kamuoyunda önemli bir toplumsal öfke ve şiddetli muhalefetin meydana geleceği kesindir.

CHP teşkilat ve tabanının oluşacak olan toplumsal muhalefete karşı uzun süreli bir direnç göstererek partisinin kirli geçmişini savunma refleksi zaman içerisinde çok zorlaşacağından partinin dağılması kaçınılmazdır.

Kılıçdaroğlu Dersim’de uygulanan zulüm politikalarının siyasi sorumlusu CHP'nin genel başkanı olarak yapılan yanlışlıklarla yüzleştiği takdirde parti içerisinde fırsat kollayan Sabetayist muhalif kadroların, Atatürk'e ve Cumhuriyet değerlerine sahip çıkma şeklindeki yalan propagandaların arkasına saklanarak kıyamet koparacakları kesindir.

Eğer Dersim tartışmaları ile ilgili sessiz kalmayı tercih edip görmemezlikten gelmeye devam ederse o zaman da kendisinin mensubu olduğu ve CHP'nin biyolojik oy potansiyelinde önemli bir yer tutan Alevi toplumunu küstürmüş ve rencide etmiş olacağı için CHP önemli bir toplumsal oy deposunu kaybedecektir.

Kısacası CHP genel başkanı “ Yukarı tükürse sakal, aşağı tükürse bıyık” şeklinde anlatılmaya çalışılan zorlu bir siyasi ikilemle baş başa kalmış durumda.

Zaten Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin il başkanları toplantısında Dersim ile ilgili Başbakanlık arşivlerindeki bazı belgelerini açıklayarak "Eğer devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ve böyle bir literatür varsa ben özür dilerim ve diliyorum'' şeklinde yaptığı çıkışla rakibi CHP lideri Kılıçdaoğlun'a siyasi anlamda çok güzel bir gol atmış oldu.

1937’de meydana gelen Dersim faciasının mağdurları Aleviler olduğu için bu konu ile ilgili gündemin hedeflerinden bir diğerinin günümüzdeki Alevi toplumu olduğu aşikârdır.

Ülkemizde yaşayan Aleviler Dersim katliamı ve sürgünü esnasında yaşadıkları dayanılmaz acı, ızdırap ve sıkıntıları hiç bir zaman unutmadılar. Sonradan yetişen genç Alevi nesiller resmi ideolojinin kurucu iradesi tarafından yapılan yoğun menfi propagandalar sayesinde yanlış yönlendirilerek çok şiddetli bir devlet ve Sünni İslam inancına muhalif kültürel bir alt yapı ile yetiştirildiler.

Oysa kendilerine yapılan haksızlıkların devletle, İslam'la veya Sünni Müslüman çoğunlukla hiç bir ilgisi yoktu. Dersim katliamını planlayıp uygulayanlar İttihat ve Terakki kökenli Cumhuriyetin kurucu iradesi olan Sabetayist devlet kadrolarından başkası değildi. Ancak bu yalın gerçeğin Alevi toplumu tarafından anlaşılmaması için her türlü eğitim, propaganda, uydurma bir tarih ve medya engeli resmi ideoloji tarafından tedbir amaçlı yıllarca titizlikle uygulandı.

Yahudilerin tarih boyunca uyguladıkları köklü okült geleneklerinin başında,  insanlık dışı zulüm ve haksızlıklarını kendi kimlikleri yerine daima başka toplumların isim ve kimliklerinin arkasına saklanarak yapmaları gelmektedir. Böylece işledikleri katliam, zulüm ve soykırımlar sebebi ile oluşacak toplumsal öfke ve düşmanlıktan kendilerini koruyup muhafaza etmeyi başarmışlardır.

Sabetayist kadrolar Tehcirle Ermenileri, Mübadele ile Rumları ülke topraklarından sürgün ettiklerinde yine aynı yöntemi uyguladıkları için hem Ermeni hem de Rum toplumu ile aramızda nifak tohumları ekerek 100 yıldır devam eden bir düşmanlığın da temellerini attılar.

Milletimizin hiç bir suçu olmamasına rağmen Tehcir ve Mübadelenin gerçek sorumluları olan Sabetayist kadrolar bu icraatlarını görüntüde Müslüman-Türk kimlikleri ile gerçekleştirdikleri için günümüz dünyasında Türkiye değişik devlet ve toplumlar tarafından Ermenilere soykırım yapmakla suçlanmaktadır.

Dersim faciasını 1937 yılında işleyen zihniyetle Tehcir ve Mübadeleyi yapan zihniyet aynı zihniyet, kadrolar aynı kadrolardır. Ancak Aleviler sonraki yıllarda devlet destekli Yahudi propagandası ve manüpilasyonları sayesinde kendilerine yapılan haksızlıkların gerçek sorumlusu olan Sabetayist-Masonik CHP zihniyeti ile ilginç bir şekilde barışarak hile rejimi ve köle düzenine entegre olup sistemin bir parçası haline geldiler.

Taraf gazetesinden Yıldıray Oğur "Dersimliler, Aleviler ortada 1937-38 gibi bir katliam varken nasıl bu kadar CHP’li ve Atatürkçü olabildiler?" sorusunun yanıtını verdiği köşe yazısında bu konuda şu ilginç değerlendirmelerde bulunmuştu:

Peki, Dersimli niye CHP’li oldu?

Dersimliler, Aleviler ortada 1937-38 gibi bir katliam varken nasıl bu kadar CHP’li ve Atatürkçü olabildiler?

Cevaplardan ilki şu: 37-38 Dersim konusunda hayatlarını kolaylaştıracak sahte bir tarih üretip ona inanarak.

Bu alternatif tarihin temelinde Atatürk’ü bu işten temiz çıkarmak var. Son dönemde yapılan tarih çalışmaları ve politik havanın değişmesiyle ikna ediciliği azalsa da özellikle bir kuşak şuna inandırıldı: Atatürk’ün Dersim’de olan bitenden haberi yoktu. Zaten çok hastaydı, ona sormadan yaptılar. Seyit Rıza’yı da o Elazığ’a gelmeden çabucak astılar. O, duysa asılmasına izin vermezdi.

Peki, kim yaptı bu katliamı? Bu alternatif tarihe göre 1937’nin ekim ayında İnönü ile arası açılınca Atatürk’ün başbakanlığa getirdiği Celal Bayar. Sağcıların başı Bayar, dönemin Genelkurmay Başkanı ‘gerici’ Fevzi Çakmak. Birkaç da general. İşte bu kadar. Atatürk hastaydı, bilmiyordu. İnönü zaten görevde değildi. Böylece Dersim Katliamı da ihtiyaca binaen klasik sağ-sol, laik-gerici ikiliği içine oturtulmuş oldu.

Dersim faciasını gerçekleştiren Sabetayist kadrolar yaptıkları haksızlıklardan dolayı Alevi toplumunda oluşan toplumsal öfke ve düşmanlığı ellerindeki medya ve kamu imkânlarını sonuna kadar kullanarak yıllarca yanlış yönlendirmeyi başarmışlardır.

Resmi ideoloji unsurlarının sun-i gayretleri neticesinde Aleviler arasında oluşan ancak günümüzde bitme noktasına gelmiş Sünni İslam muhalifliğinin temelleri, Dersim’de yaşanılan katliamlardan sonraki yıllarda Sabetayist oligarşi tarafından atılmıştı.

İsrail'in bekası ve geleceği için çalışan İsrailci devlet kadroları tarafından acıları sürekli istismar edilen ve aldatılan Aleviler, sonraki dönemlerde kamu ve özel sektörde edindikleri makam ve mevkilerini devlet düşmanlığı yapmak ve Sünni İslam’la mücadele etmek amacına uygun olacak şekilde aldatılarak yıllarca kullanıldılar.

1937 yılında temeli atılan ve günümüzde büyük oranda bitmiş olan ancak bazı marjinal Alevi kesimler arasında ideolojik olarak hala sürdürülen devlet düşmanlığı ile Sünni İslam karşıtlığının ortadan kaldırılmasında, Dersim katliamı ile ilgili gizli kalmış tarihi gerçeklerin açığa çıkarılıp kamuoyunda gizli kalmış yönleri ile tartışılır hale getirilmesinin büyük katkıları olacaktır.

Ayrıca Dersim faciası Alevi kardeşlerimizin dostlarını ve düşmanlarını daha sağlıklı bir şekilde tanıyarak siyasi tercihlerini bundan sonra şuurlu ve bilinçli olarak yeniden şekillendirmeleri şeklinde hayırlı gelişmelere de kapı açacaktır.

Dersim katliamının gerçek sorumlularının Cumhuriyetin kurucu iradesi Yahudi-Masonik mihrakların kurduğu resmi ideoloji olduğu gerçeği ispat edildikten sonra Alevi İslam toplumu ile Sünni İslam toplumu arasında dış ve iç etkenler sebebi ile oluşturulmuş buzlar hızla eriyerek toplumsal iç barışın sağlamasında önemli bir kazanım elde edilecektir.

Sonuçta Alevi kesimlerin yıllardır resmi ideolojinin siyasi temsilcisi CHP'nin doğal, biyolojik ve ideolojik tabanı olması yanlışlığına bir son verilmesi sağlanarak Baas tipi statükocu zihniyetten hem devletimiz hem de milletimiz kurtulmuş olacaktır.

Sayı: 684

 

956 defa okundu...
Yazara ait diğer köşe yazıları
» Tüm yazarları göster YAZARLARIMIZ  
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
» KONYASPOR: 4-ELAZIĞSPOR: 1
» ÖNÜMÜZDEKİ YIL İÇİN KONUŞTULAR
» BAŞKANLIK SİSTEMİ
» ELAZIĞSPOR GÜNDEMİ
» SGK HAFTASI KUTLANIYOR
» SADRETTİN KARADUMAN'IN YAZISI
» 2011-2012 BANK ASYA İSTATİSTİKLERİ
» Saadet Partisi, Engelliler Haftası ile ilgili Açıklama yaptı
» RÖVANŞIN HEDEFİ
» KONYASPOR: 4-ELAZIĞSPOR: 1
» DEVLET KOROSUNDAN AMİR ATEŞ BESTELERİ KONSERİ
» BEŞİKDÜZÜ: 3 - ELAZIĞ BLD: 0
» KARANLIK ODANIN OĞUZHAN ASİLTÜRK SENARYOSU…
» BAŞBAKAN ELAZIĞSPOR’U KUTLADI
» Tüm yazarları göster ALINTI YAZILAR  

bayrak



                                      
El-aziz Gazetesi-Ve Zafer Yakındır...
Telefon: 0424.238 01 31
Eposta: osmangurses23@hotmail.com