Karakter Boyutu A A A
Mesud Akgül
Gündem
İttihat Ve Terakki Kökenli Batı İşbirlikçisi Sağ Partiler Çöktü Şimdi Sıra CHP'de!
mesudakgul@hotmail.com
01.02.2012


Bir ülkenin demokrasiyle sağlıklı bir şekilde yönetilmesinin en temel şartlarından birisi, rejimin aynı merkeze bağlı biri iktidar diğeri muhalefet iki güçlü partinin birbirleriyle muvazaalı bir kavga içerisinde işletilmesinin sağlanmasıdır.

Çünkü demokratik sistem salt iktidarda olan bir partinin kontrol edilmesi ile yürütülemez. Hem iktidar hem de muhalefetin mutlaka ülkeyi derinden yöneten iradeye bağlı olarak çalışması şarttır.

Demokrasilerde mevcut iktidar havalanmış bir uçak gibidir. Uçak eninde sonunda havaalanına inmek ve yolcularını sağ salim gidecekleri yere bırakmak zorundadır. İlanihaye havada kalacak bir uçağın varlığı nasıl mümkün değilse;  seçimlerde bir partinin sürekli iktidarda kalması da demokratik rejimlerde imkansızdır.

Çünkü iktidarda olan bir partinin zamanla yıpranması ve toplumsal öfkeden nasibini alması kaçınılmazdır. Toplumun tüm kesimlerini memnun etmeyi başaracak, onların bütün arzu ve isteklerini karşılayacak daimi siyasi bir iktidar demokrasinin ruhuna aykırıdır.

Yıpranan siyasi iktidarın yerine ise muhalefette tutulan partinin desteklenerek ülkenin idaresine getirilmesi ise devletin devamlılığı açısından şarttır.

İktidar uçağının, taşıdığı yolcularla havaalanına sağ salim inmesi tamamlandıktan sonra uçma sırası (İktidara gelme) yeni yolcularıyla birlikte havalanmak için piste bekleyen muhalefet uçağına gelmiştir.

Bu arada havaalanına inmiş olan iktidar uçağı yıprandığı için bir sonraki uçuşa (Seçim) hazır hale getirilmek maksadıyla gerekli tamirat, onarım ve bakım işlemleri yapılması için hangara çekilecektir.

Havaalanı yönetimi ile uçağın bağlı bulunduğu şirketin sahipleri (Ülkeyi gerçekte idare eden derin devlet yöneticileri) eğer uygun görürlerse,  başarısız bir uçuştan dolayı iktidar uçağının kaptan pilotları ve hosteslerini (Siyasi parti liderleri ve üst düzey genel merkez kadroları) yenileri ile değiştirilebilir.

2. Dünya savaşı sonrasında Dünya Siyonizm’i tarafından düzenlenen 1. Yalta Konferansında alınan ABD liderliğinde NATO gücüne dayalı Kapitalist-liberal Sağ blok ile SSCB önderliğindeVarşova Paktının gücüne dayalı Komünist-Sosyalist Sol blok temelinde iki kutuplu dünya düzenine geçiş kararı alındı.

Bu karar çerçevesinde Türkiye’ye ABD’ye bağımlı NATO ülkesi ve batılı devletlerin müttefikliği rolü verildiği için, 1946 yılında CHP tek parti dikta yönetiminden vazgeçilerek iki partili demokratik rejim uygulanmaya başlamıştı.

Ancak CHP’ den sonra kurulan DP, yıllarca CHP içerisinde üst düzey görevlerde bulunmuş olan siyasi kadrolar tarafından kurulmuştu.

Yani Sabetayist oligarşi iki partili sisteme geçiş kararını uygularken hem CHP’yi hem de DP’yi, kendileri ile işbirliği içerisinde olan İttihat ve Terakki kökenli Yahudi-Masonik kadrolarla doldurarak demokrasiyi işletme imtiyazını da ele geçirmişlerdi.

Erbakan bu durumu şu şekilde izah ediyordu:

“ Ey millet. Demirel’le Ecevit’in balkonda konuşurlarken birbirlerine atıp tutmalarına aldanmayın. Bunlar odanın içerisine girdiklerinde oturup aynı kaptan yemek yerler. Bunlar aynı fabrikanın mallarıdır. Seçimlerde yazı da atsan tura da atsan ( AP’ de iktidara gelse, CHP’ de gelse) neticede Yahudi kazanıyor. Biz bu parayı Allah’ın izniyle dik tutturacağız dik.”

Erbakan’ın ilk partisi MNP, kurulduğundan tam 1 yıl sonra 1971 yılında AYM tarafından “ Şeriatçı” suçlamasıyla kapatılınca, yerine kurulan MSP ilk girdiği seçimlerde % 12 gibi yüksek bir oranı ile barajı aşarak 48 Milletvekili ile Mecliste güçlü bir grup kurmuş ve çeşitli koalisyon hükümetlerinde görev alarak 4 yıl ülke idaresinde bulunmuştu.

Sabetayist oligarşinin AP-CHP kavgası temelinde kurduğu demokratik sistemi işlemez hale getiren Erbakan’dan kurtulmanın tek çaresi askeri bir müdahale idi.

12 Eylül askeri darbesinin gerçek nedeninin Erbakan ve Milli Görüşten kurtulmak olduğu gerçeği, dönemin bazı gazetecileri tarafından şu şekilde anlatılıyordu:

“Erbakan’ın raydan çıkarttığı demokrasi trenini tekrar rayına oturtmak, Ecevit- Demirel(CHP- AP) kavgası temelinde Batı güdümlü demokratik sistemi işlemez hale getiren Erbakan ve Millî Görüş hareketini tasfiye ettikten sonra ülke siyasetini tekrar Ecevit-Demirel ikilisine bırakmaktır.”

Ancak gelişmelerin seyri hiçte onların istekleri, arzuları ve beklentileri çerçevesinde gitmedi. Çünkü Kenan Evren ve 12 Eylül yönetimi derinden Erbakan’la anlaşarak Milli derin devletin kontrolüne girmişlerdi.

12 Eylül yönetimi kapatılan CHP ve AP’nin yerine irili ufaklı, birbirinden farklı Sağ-Sol yelpazede faaliyet gösteren birçok partinin kurulmasına izin vermiş, adeta CHP ve AP’nin köküne benzin dökerek kibrit suyunu çakmıştı.

İşin en ilginç tarafı ise Demirel ile Ecevit’in arazisine birçok gecekondunun kurulmasına müsaade eden 12 Eylül yönetimi, Erbakan’ın arazisinin üzerine ise kaçak yapılaşmaya asla izin vermemiş olması idi!

Evren ve silah arkadaşlarını Erbakan’la işbirliği yaptıklarından dolayı cezalandırmak isteyen batılı karanlık mihraklar, Evren ve 12 Eylül yönetimini demokrasiye geçmesi için zorlayarak, kuruluş aşamasında her türlü desteği verdikleri Turgut- Korkut Özal kardeşlerin liderliğindeki ANAP’ı, 12 Eylül yönetiminden hesap sorması amacıyla iktidara getirmişlerdi.

Milli devlet aracılığıyla ANAP iktidarını da kontrol altına almayı başaran Erbakan’ın asıl niyeti ise, Sağ- Sol ve Milliyetçi oyların ANAP bünyesinde toplanmasının başarılması ile İslami hassasiyetlere sahip kesimlerin Refah Partisi çatısı altında bütünleşmesinin sağlanmasıydı.

Eğer Erbakan RP-ANAP temelinde demokrasiyi işletme imtiyazını ele geçirmeyi başarmış olsaydı, 1980 öncesinde söylediği gibi parayı dik tutturmuş olacaktı.

Ancak Erbakan’ın gerçekleştirmek istediği plandan çok iyi haberdar olan Sabetayist mihraklar, ellerindeki sermaye ve medya imkânlarını sonuna kadar kullanarak, Özal ailesi ile ANAP iktidarına karşı başlattıkları korkunç karalama kampanyaları sayesinde Özal Çankaya’ya kaçmak zorunda kalınca, ANAP’ın başına Mesut Yılmaz’ı getirerek, Erbakan’ın planını kısmen de olsa geciktirmeyi   başardılar.

Ancak Erbakan bu süreçte RP’yi hızla büyüterek önce 1994 yılında yerel seçimlerde sonra da 1995 yılında yapılan genel seçimlerde 1. parti yaparak iktidara taşımayı başarmıştı.

Ecevit’in deyimiyle” Bunların partisini kapatmak yetmez. Kökünü kazımak lazım” şeklinde deşifre edilen planı uygulamak için harekete geçen dış güçler bu sefer “ Silahsız Kuvvetler” diyerek 28 Şubat post- modern darbe sürecini planladılar.

Refah-Yol hükümetini yıkarak RP’yi kapatan ve Erbakan’a siyaset yasağı koymayı başaran batılı güçler, Erdoğan ve arkadaşlarını Mili Görüş'ten ayırarak AKP’nin kurulma aşamasına ve iktidar olmasına her türlü desteği sağladılar.

Erbakan 1980 sonrası ANAP örneğinde olduğu gibi bu sefer de AKP yönetimini derinden ele geçirip ülke ve devlet menfaatine büyük hizmetler yapmayı başardı.

Ancak Erbakan’ın asıl amacı, RP-ANAP işbirliğinde gerçekleştiremediği demokrasiyi işletme imtiyazını bu sefer SP-AKP üzerinden gerçekleştirip başarmaktı.

Abdullah Gül’ün seçildiği Cumhurbaşkanlığı seçim sürecindeki 367 krizini mükemmel bir şekilde değerlendiren Milli devlet, Genelkurmay’ın internet sitesinden yayınladığı 27 Nisan E- muhtırasını kullanarak, Erkan Mumcu liderliğindeki ANAP ile Mehmet Ağar liderliğindeki DYP’yi ihtilal olacak korkusu ile manipüle ederek yanlış yönlendirdi.

Bu yüzden Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Meclisteki oylamaya katılmayarak CHP ile birlikte hareket eden İttihat ve Terakki kökenli ANAP ve DP gibi batı işbirlikçisi sağ zihniyete sahip liberal partiler, 2011 genel seçimlerinde sandığa gömüldüler.

Erbakan’ın SP-AKP işbirliğinde demokratik sistemin yönetimini ele geçirme planına engel olmak isteyen Siyonist odaklar, bu sefer SP’nin başına Sabetayist Numan Kurtulmuş'u getirerek bu planı tekrar engellemeye çalıştılar.

Ancak Numan Kurtulmuş, 2,5 yıl sonra Erbakan’ın üstün aklı ve siyasi dehasının karşısında bir hiç olup daha fazla dayanamayarak SP’nin başından ayrılıp siyaset çöplüğündeki yerini aldı.

Erbakan da tekrar SP’nin başına geçmiş böylece “ Paranın dik tutturulmasının ” önünde artık hiçbir engelde kalmamıştı.

Ancak Erbakan vefat edince demokrasiyi işletme imtiyazını Milli Görüş’ün ele geçirme işlevi sağlığında tamamlanamadı.

İttihat ve Terakki kökenli işbirlikçi Masonik Sağ- liberal zihniyeti bitirmeyi başarmış Milli yapılanma, bu süreçte elde ettiği tecrübe bilgi ve birikimleri kullanarak şimdi başka bir İttihat ve Terakki kökenli olan işbirlikçi Sol-Sosyalist CHP zihniyetini bitirmek için harekete geçmiş bulunmaktadır.

Öncelikle Kemal Kılıçdaroğlu bir kaset komplosuyla Deniz Baykal’ın genel başkanlıktan ayrılması sonrası CHP genel başkanlığına ancak seçilebildi.

CHP teşkilat ve tabanının aklında ” Bu kaset komplosunun arkasında kim var ise Kılıçdaroğlu o güçlerin desteğiyle CHP’nin başına getirildi” şeklinde var olan ve bir türlü giderilemeyen siyasi şüphe ve kanaatten dolayı Kılıçdaroğlu, siyasi liderlik yapabilecek sağlıklı bir zemin ve toplumsal destekten peşinen mahrum bırakılmıştı.

Ardından 2011 yılında yapılan genel seçimler öncesi kamuoyu araştırma şirketlerinin yaptıkları anketler sayesinde CHP’nin alacağı oy oranı bilinçli bir şekilde % 40 civarında yüksek gösterilerek, CHP teşkilat ve tabanı olağanüstü bir başarı beklentisine sokuldu.

Ancak CHP seçimlerde % 26 oy alınca olağanüstü başarı beklentisinin yerini büyük bir hayal kırıklığı ve öfke aldı. Bu öfkenin doğrudan muhatabı ise doğal olarak Kılıçdaroğlu ve yönetimiydi.

Seçimlerde aday gösterilen Ergenekon sanığı isimlerin Milletvekili olarak yemin etmeleri sağlanana kadar Meclisi boykot kararı alan CHP yönetimi, bu konuda hiçbir adım atılmamasına rağmen sonradan tükürdüklerini yalayarak Meclise gelip yemin ettiler.

Oluşan tepkileri dindirmek ve iktidarını sağlama almak isteyen Kılıçdaroğlu yönetimi gitmiş olduğu kurultaylarda kendisini genel başkanlığa getiren Önder Sav ve ekibini partiden tasfiye ederek, genel seçimlerde aday göstermeyerek dışlamış olduğu Deniz Baykal ekibinin de kendisine karşı parti içi muhalif hareketinde birlikte müttefik olmalarının zeminini hazırlamış oldu.

Parti içi iktidar kavgasından ötürü oluşan yangına benzin dökerek körükle giden Milli devlet, Alevi bir genel başkan yönetimindeki CHP’yi son derece kirli ve başarısız tarihi ile yüzleştirmek için Dersim katliamını gündeme getirerek konunun bütün boyutlarıyla kamuoyunda tartışılmasını sağladı.

Parti içi muhalefetin yeni bir Kurultay için yaptığı çalışmalarda yeterli imzaya ulaşmasından sonra Milli güçler, yapılacak olan Kurultayda CHP’ye azami derecede zarar vermek için yeni bir hamle yaparak Deniz Baykal’ın kaset komplosu ile ilgili başlatılan yargı soruşturmasının yürütülmesini derinleştirmek amacıyla özel yetkili savcılığa devredilmesini sağladı.

Kılıçdaroğlu ve yönetiminin atılan bu adımdan dolayı rahatsız olduklarını açıklamaları, ana muhalefet partisinde tek kelime ile bomba etkisi yaptı.

Gelişme ile ilgili basına açıklama yapan Şahin Mengü “ Soruşturma için bugüne kadar geç bile kalındı. Bunun ucu nereye varıyorsa varsın. Parti içinden de bir şerefsiz çıkabilir” dedi.

Ardından konuyla ilgili bir köşe yazısı yazan Sabah'tan Mahmut Övür, Baykal'ın kaset olayının yeterince araştırılmadığını ifade ederek, "Acaba Savcı Yücetürk'ün bu dosyaya ilgisizliğinde bugün CHP Milletvekili olan o gün YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan'la YARSAV yönetimde olmasının bir etkisi oldu mu?" şeklinde şok bir soruyu gündeme taşıdı.

CHP eski PM üyesi Savcı Sayan, Beyaz Tv ekranlarında yayınlanan Dinamit'te konuyla ilgili "Şu anda CHP Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yapan bir üst düzey yöneticisinin iş ortağı, kaset yayınlanmadan 3 ay önce Beylikdüzü CHP İlçe Başkanlığı saymanı Bülent Şahin isimli CHP üyesine diyor ki: "Baykal gidecek. Baykal'ın kasedi çıkacak." dediğini öne sürdü.

Tüm bu gelişmeler bize açık ve net şunu gösteriyor ki, 26 Şubat Pazar günü Atatürk Spor Salonu’nda yapılacak olan Kurultay öncesi ve sonrası CHP’ de yaşanacak olan tartışma ve parti içi kavgalar, İttihat ve Terakki kökenli batı işbirlikçisi Sol zihniyetin kökünün kazınma işleminin de bitirilme aşamasında olduğunu göstermektedir.

Sayı: 693


534 defa okundu...
Yazara ait diğer köşe yazıları
» Tüm yazarları göster YAZARLARIMIZ  
Çok okunanlar Çok yorumlananlar
» KONYASPOR: 4-ELAZIĞSPOR: 1
» ÖNÜMÜZDEKİ YIL İÇİN KONUŞTULAR
» BAŞKANLIK SİSTEMİ
» ELAZIĞSPOR GÜNDEMİ
» SGK HAFTASI KUTLANIYOR
» SADRETTİN KARADUMAN'IN YAZISI
» 2011-2012 BANK ASYA İSTATİSTİKLERİ
» Saadet Partisi, Engelliler Haftası ile ilgili Açıklama yaptı
» RÖVANŞIN HEDEFİ
» KONYASPOR: 4-ELAZIĞSPOR: 1
» DEVLET KOROSUNDAN AMİR ATEŞ BESTELERİ KONSERİ
» BEŞİKDÜZÜ: 3 - ELAZIĞ BLD: 0
» KARANLIK ODANIN OĞUZHAN ASİLTÜRK SENARYOSU…
» BAŞBAKAN ELAZIĞSPOR’U KUTLADI
» Tüm yazarları göster ALINTI YAZILAR  

bayrak



                                      
El-aziz Gazetesi-Ve Zafer Yakındır...
Telefon: 0424.238 01 31
Eposta: osmangurses23@hotmail.com